|
T Ü R K İ Y E ' N İ N B İ R İ K İ M İ |
||
| S O N D A K İ K A | 6 TEMMUZ 2006 PERŞEMBE | ||
|
|
Jülide Gülizar'dan 'Türkçe'ye sahip çıkma' uyarısı
Ekranın usta haber sunucularından Jülide Gülizar, bütün aklı başında ülkelerin dillerine neredeyse "ırkçı" bir şekilde sarıldıklarını belirterek, "Irkçılık hoş bir şey değil, ama bir tek dilde hoş görüyorum. Çünkü gerekli" dedi. TRT'nin, Türkçeyi doğru, akıcı kullanımı ve tonlamasıyla hafızalara kazınan Jülide Gülizar, Türkçenin günümüzdeki kullanımına ilişkin görüşlerini aktardı. Ankara Radyosu'nda başladığı spikerlik mesleğini, edindiği tecrübelerle onlarca televizyon ve yüzlerce radyonun yayın yaptığı, bugüne taşıyan Gülizar, Türkçenin doğru ve güzel kullanılması için verdiği mücadeleyi aynı kararlılıkla sürdürüyor. Gülizar, bugün radyo ve televizyonlarda kullanılan dili, "Sözcükleri bir torbaya doldurmuşlar. Ellerini atıp çekiyorlar, ne geliyorsa onu söylüyorlar. Kelimeleri anlamlı seçmiyorlar" diyerek, eleştirdi. Özellikle gençler ve çocukların bu gelişigüzel kullanımdan çok etkilendiğini kaydeden Gülizar, "aklı başında" tüm ülkelerin dillerine ve öz değerlerine sahip çıkmalarına karşın Türkçenin Türkiye'de "üvey evlat muamelesi gördüğünü" söyledi. Gülizar, anne babaların çocuklarına henüz okul öncesinde yabancı dil öğretme merakına kapıldıklarını, Türkçeyi doğru öğrenip öğrenmediklerini ise sorgulamadıklarını belirterek, şöyle konuştu: "Geçen yıl 'yabancı dil öğretiyoruz' diye ilan veren birkaç yuvayı gezip, bunun ne anlama geldiğini sordum. O yaşlardaki çocukların zihninin boş bir kaset gibi olduğunu, oraya ne yazarsanız, kazındığını ve bir daha çıkmadığını söylediler. Ben de onlara, 'bu boş kasete Türkçeyi kazısanız nasıl olur?' diye sordum. Bu çocuklara önce kendi dilini öğretmek gerekiyor. Çünkü toplumların en sağlam yapıştırıcısı dildir." Aynı dili konuşmayan bireylerin anlaşmasının mümkün olmadığına işaret eden Gülizar, "Bütün aklı başında ülkeler dillerine neredeyse ırkçı bir şekilde sarılırlar. Irkçılık hoş bir şey değil, ama bir tek dilde hoş görüyorum. Çünkü gerekli" dedi. DİL BİR GÖNÜL İŞİ Dilin bir gönül işi olduğunun, kanun ve kurallarla yönlendirilemeyeceğinin altını çizen Gülizar, ödül ve özendirme yöntemlerinin kullanılması gerektiğini vurguladı. Türk Dil Kurumunca yabancı sözcükler yerine kullanılan kelimelerin, halktan destek görmedikçe yerleşmediğini de ifade eden Gülizar, şöyle devam etti: "TDK hiçbir zaman imambayıldı yerine 'içi geçmiş dinsel kişi', hostes yerine 'gök konuksal avrat' kişi gibi karşılıklar bulmadı. Türkçeleştirilen kelimeler zaten halkın dilinde var. Kullanılmayan sözcükler tarihin çöplüğüne gitti. TBMM için kamutay, belediye için uray dediler tutmadı. Ama rey yerine oy dilimize yerleşti." "RADYO VE TELEVİZYON BOZULMA SÜRECİNİ ETKİLEDİ" Medyanın dilin doğru kullanımı konusunda üzerine düşen görevi yerine getiremediğini vurgulayan Gülizar, özellikle özel radyo ve televizyonların yayına başlamasının dildeki bozulma sürecini etkilediğini kaydetti. Gülizar, dilin en güzel kullanıldığı alanlardan biri olan tiyatro eğitimine sahip kişilerin bile ekranlarda ve radyo mikrofonları karşısında özensiz bir tutum takındıklarını belirterek, bu durumun kendisini üzdüğünü anlattı. Gülizar, Türkçenin zengin bir dil olduğunu, deyimler, atasözleri, yöresel lehçelerin ise dili daha da zenginleştirdiğini anlattı. Yabancı kelimelerin kullanımının ise zenginleşme olarak algılanmaması gerektiğini vurgulayan Gülizar, "Sadakayla zenginlik olmaz. Kendi öz kaynaklarını kullanarak yarattığın zenginlik zenginliktir" dedi. "ÖLÇÜLÜ OLDUĞUNDA ARGO DA GÜZELDİR" Gülizar, yerinde, zamanında ve kararında kullanıldığında argonun da dili renklendiren unsurlardan biri olduğunu belirterek, şöyle devam etti: "Argo her zaman kötü değildir. Örneğin, bir dizideki karakterin kullandığı 'oha oldum yani' lafı biliyorum ki, yazar tarafından bir eleştiri unsuru olarak kullanılıyor. Ancak o kadar çok kullanılıyor ki, çocukların, gençlerin diline yerleşti. Tarlada çalışanlar öküzlerini dürterken 'oha' derler. 'Oha oldum' dersen kendini öküz yerine koymuş olursun. Biz bunu televizyon programımızda da eleştirdik. Sanatçı sandığımız insanlardan öyle tepkiler geldi ki... Bunlar zenginlikmiş, televizyon eğitim aracı değil, eğlence aracıymış, 'oha oldum' demekle dünya batmaz, Türkçe bitmezmiş. Ben de onlara şöyle cevap verdim: evet doğrudur, 'oha oldum' demekle dünya batmaz, Türkçe bitmez. 'Oha oldum' kendini öküz yerine koymaktır. Bu açıklamaya karşın hala 'oha olmak' isteyen varsa, onları 'ohalıklarıyla' baş başa bırakıyorum."
|
![]()
|
|
Ana Sayfa |
Gündem |
Politika |
Ekonomi |
Dünya |
Aktüel |
Spor |
Yazarlar Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın |
| Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi |