T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
S O N   D A K İ K A 6 TEMMUZ 2006 PERŞEMBE
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Yurt Haberler
  Son Dakika
 
 
 
  657'liler Ailesi
  Ankara'da Şafak
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Gündemi
  İzdüşüm
  Kültür-Sanat
  Röportaj
  Sinema
  Yemek
  Zamanda Yolculuk
 
  Bize Yazın
  İnsan Kaynakları
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv

  Yeni Şafak'ta Ara
 

Baradei: İran'ı masaya oturtmaya çalışıyoruz

Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (UAEK) Başkanı Muhammed El Baradei, İran'ın nükleer programıyla ilgili sorunun çözülmesi için en önemli şeyin, tarafların müzakere masasına oturmasının sağlanabilmesi olduğunu söyledi.

Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (UAEK) Başkanı Muhammed El Baradei
Baradei, NTV'ye verdiği demeçte, soruna diplomasi ve müzakereler yoluyla çözüm bulunacağı konusunda hala çok iyimser olduğunu belirterek, bunun iki nedeni olduğunu kaydetti. Baradei, bu iki nedeni şöyle açıkladı:

"Birincisi, diplomasi yoluyla çözüm bulmaktan başka seçeneğimiz yok, çünkü bu sorunun askeri bir çözümü yok. Bu sanılandan daha karmaşık bir konu ve nükleer kriz buzdağının sadece görünen bölümü, ardında gizlenmiş pek çok siyasi ve ekonomik sorun da var. Kalıcı ve kesin bir çözüm, ancak diplomasiyle bulunabilir. İyimser olmamın ikinci nedeniyse her iki tarafın da birlikte çalışmaları gerektiğini anlamış olması."

İran'ın bölgede çok önemli bir güç olduğunu ifade eden Baradei, dünyanın geri kalanının da İran'la anlaşmak ve çalışmak istediğini söyledi. Ortadoğu'nun şu anda dünyanın istikrardan en uzak bölgesi olduğuna işaret eden Baradei, İran'ın Ortadoğu'nun istikrarı açısından hem çok olumlu, hem de çok olumsuz bir rol oynayabileceğini belirterek, bununla birlikte dünyanın geri kalanıyla petrol, doğal gaz ve ekonomik anlamda büyük bir etkileşimin de söz konusu olduğunu belirtti.

Baradei, "Şimdi en önemli şey, tarafları müzakere masasına oturtabilmek. Kimse İran'ın barışçıl amaçlarla nükleer enerji kullanma hakkını sorgulamıyor. İran'a söylenen şu: Programınızda açıklanmayan bazı yönler olduğu için en azından gerekli güven oluşana kadar, birkaç yıllığına, uranyum zenginleştirme çalışmalarınızı askıya alın. Bunun karşılığında size nükleer çalışmalarda kullanılacak teknolojiyi sunma, ticaret anlaşmaları yapma, yeni sivil uçaklar sunma sözü veriyoruz."

Baradei, BM Güvenlik Konseyi üyesi beş ülke ile Almanya'nın İran'a sunduğu teklifin, İran'la Avrupa ve ABD arasındaki ilişkilerin tamamen normalleşmesi için fırsatlar içerdiğini kaydetti.

İRAN'IN NÜKLEER SİLAH ÜRETME KAPASİTESİ

İran'ın nükleer silah üretme kapasitesine ilişkin değerlendirmesinin ve uranyum zenginleştirmeye başlayan İran'ın, buradan nükleer silah üretme aşamasına ne kadar zamanda geçebileceğinin sorulması üzerine Baradei, bu konuda kesin tarihlerden bahsetmenin çok güç olduğunu, bunun nedenininse ortada çok fazla bilinmeyenin bulunması olduğunu söyledi ve şöyle devam etti:

"İki yıl, üç yıl sürer gibi spekülasyonlarda bulunmak istemiyorum. Ama İran'ın nükleer yakıt üretimi konusunda çok şey bildiğini biliyoruz. Mesela uranyumun nasıl zenginleştirileceğini biliyorlar. Uranyum zenginleştirmeyi biliyorsanız, nükleer silah yapmaya da çok uzak değilsinizdir. Tabii, bu süreçte uranyumu silaha nasıl dönüştüreceğinizi bilmeniz ve bunun için gereken araçlara sahip olmanız da gerekir. İran'ın bu konuda hangi noktada olduğunu bilmiyoruz. Bu işin bizim araştırdığımız yönü değil. Ama bütün istihbarat birimlerinin tahminlerine göre, İran'ın bir nükleer silah geliştirmesine 5 ila 10 yıl var. Tabii eğer istedikleri buysa..."

İran'ın her fırsatta amacının nükleer silah geliştirmek olmadığını dile getirdiğine işaret eden Baradei, "Pek çok kişi de 'Amacı silah geliştirmek olsa bile, bunu söylemez' diye düşünüyor. Yine de en azından şu anda İran'ı hemen yarın nükleer silah üretebilecek bir ülke olarak görmediğimizi söyleyebilirim. İşte bu yüzden de hala müzakereler ve diplomasi için zamanımız olduğu konusunda iyimserim" dedi.

İRAN'A SUNULAN TEKLİF

Baradei, "İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad'ın, krizin çözümü için kendilerine yapılan teklife kesin yanıtı ağustosta vereceklerini söylediğinin, ancak G-8 ülkelerinin yanıtı en geç 12 temmuzda almak istediğinin" hatırlatılması üzerine, "Biz müzakere sürecine doğrudan dahil olmayacağız. Ancak bu müzakereleri, güven kazanımı için olumlu bir katkı olarak görüyorum" dedi. Baradei, İran'ın nükleer programını inceleyip değerlendirmesini yaptıklarını belirtti.

Uzun yıllar boyunca bu programın bazı bölümlerinin kamuoyuna açıklanmadığını, bunun da güven eksikliği yarattığını ifade eden Baradei, "Hala açıklığa kavuşturmamız gereken bazı noktalar var. Eğer bu yapılabilirse, yitirilen güven kısmen kazanılabilir. Hele İran, Avrupalıların teklifini kabul edip güven artırıcı adımları kendi atarsa bu güveni daha da çabuk sağlar" ifadesini kullandı.

İranlı meslektaşlarının kendisine teklifin içinde oldukça olumlu noktaların yanı sıra bazı belirsizliklerinde de bulunduğunu söylediğini belirten Baradei, "Belirsizlikler müzakerelerle çözülebilir. Ama tekrar söylüyorum: Kilit nokta, İran'ın uranyum zenginleştirme için yaptığı araştırma ve geliştirme çalışmaları. Yani müzakereler başlamadan bu çalışmaları askıya alacaklar mı, yoksa şimdiye dek söyledikleri gibi masaya hiçbir koşul öne sürmeden oturup askıya alma meselesini müzakerelerin parçası haline mi getirmek isteyecekler" diye konuştu.

İRAN'IN, NÜKLEER PROGRAMI OLAN DİĞER ÜLKELERDEN FARKI NE?

Baradei, "Hindistan, Pakistan ve İsrail'in de nükleer programları bulunduğu ancak onlara, nükleer programlarından vazgeçmeleri yönünde bir baskı uygulanmadığının" hatırlatılması üzerine, 'İran'ın bu ülkelerden ne farkı olduğu' sorusunun çok güzel bir soru olduğunu söyledi. Baradei, "Çünkü, nükleer silahların yayılmasını engelleme rejimi kusursuz uygulanan bir rejim değil" dedi.

1970'te yürürlüğe giren bu rejimde amacın nükleer silah sahibi olan ülkelerin sayısını dondurmak olduğunu hatırlatan Baradei, o dönemde nükleer silahlara sahip olan beş ülkenin de zamanla silahsızlanmasının öngörülmüş olduğunu söyledi.

Hindistan, Pakistan ve İsrail'in güvenlik ihtiyaçlarını gerekçe göstererek bu anlaşmayı imzalamadığını belirten Baradei, bu ülkelerin bu nedenle söz konusu rejimin dışında kaldığını söyledi. "Sisteme dahil olanların cezalandırıp sistemin dışında kalanların neden cezasız bırakıldığı" sorusunun yerinde bir soru olduğunu belirten Baradei, "Bu böyle süremez. Anlaşmayı imzalayan yaklaşık 180 ülkeye, 'Sizin üzerinizdeki denetimleri artıracağız, hiçbir şekilde nükleer silah geliştirmeyeceğinizden emin olacağız' derken, diğerleri 'Biz nükleer cephaneliğimizi geliştireceğiz, çalışmalarımıza devam edeceğiz' diyemez" ifadesini kullandı.

"İNSANLAR TERÖRİST DOĞMAZ, BİR ÇEVRE İÇİNDE TERÖRİST OLUR"

Baradei, eğer gerçekten başarılı olunmak isteniyorsa, ilk önce ABD, Rusya, Fransa, Çin ve İngiltere'nin cephaneliklerini küçültmeleri, nükleer silahların denenmesini yasaklayan anlaşmayı uygulamaları, nükleer silah yapımında kullanılan malzemelerin üretimini yasaklamaları ve nükleer silahların stratejik rolünü vurgulamaktan kaçınmalarının gerektiğini vurguladı.

"Hindistan, Pakistan ve İsrail'i bu rejime mümkün olduğunca yaklaştırmak için de elimizden geleni yapmalıyız" diyen Baradei, Hindistan'ın ABD ile imzaladığı anlaşmayı bu yolda atılmış bir adım olarak gördüğünü kaydetti.

Baradei, yakın gelecekte Pakistan için de benzer bir durumunun söz konusu olmasını umduğunu, İsrail'in de barış süreci kapsamında bir güvenlik diyalogu kurarak bu rejime yakınlaşmasını ümit ettiğini belirtti.

Nükleer silahların yayılması konusunda endişe veren bölgelerin genellikle yüzyıllardır devam eden sorunların bulunduğu bölgeler olduğuna işaret eden Baradei, buralardaki sorunların sonsuza kadar çözümsüz kalmasına izin veremeyeceklerini kaydetti.

UAEK Başkanı Baradei, "Eğer güvenlik ortamını geliştirmek istiyorsanız, günde 1 doların altında gelirle yaşamaya çalışan insanların durumunu geliştirmek için çalışın. Yoksulluk, iyi yönetim eksikliği, baskı, umutsuzluk iç savaşlar, devletlerarası savaşlar ve kitle imha silahları geliştirme çabalarından oluşan kısır döngüden kurtulmaya çalışın. İnsanlar terörist doğmaz, bir çevre içinde terörist olur" diye konuştu.

"TÜRKİYE'NİN EŞSİZ BİR DURUMU VAR"

Baradei, "Türkiye'nin, İran'ın nükleer programıyla ilgili krizin aşılması açısından rolünü" değerlendirmesinin istenmesi üzerine, Türkiye'nin bu konuda çok önemli bir rol oynayabileceğine inandığını söyledi.

Baradei, İran'ın nükleer programıyla ilgili sorunun çözülmesi konusunda Türkiye'nin eşsiz bir durumu olduğunu, Türkiye'nin tarafları müzakere masasına getirmek için önemli bir rol oynayabileceğini söyledi.

Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül ile Viyana'da birkaç defa görüştüğünü, Tahran'a gitmeden önce de Ankara'da kendisiyle yeniden görüşmeyi sabırsızlıkla beklediğini belirten Baradei, şunları söyledi:

"Bence Türkiye'nin eşsiz bir durumu var. İran ile komşusunuz, Müslüman bir ülkesiniz, Ortadoğu ve İran'la yakın tarihi ilişkileriniz olduğu gibi, Batı ve ABD ile de yakın ilişkileriniz var. NATO üyesisiniz. Bu ülkelerin hangi noktada durduğunu çok iyi anlayabilir, onları müzakere masasına getirmek için önemli bir rol oynayabilirsiniz."

İran meselesinin çözümünün Ortadoğu'daki pek çok soruna, Irak, Afganistan, Suriye, Lübnan, Filistin sorunlarına çözüm bulunmasına katkı sağlayabileceğine işaret eden Baradei, "İran'la uluslararası toplumun terör, insan hakları gibi endişelerini de konuşmalıyız. Bunu erken bir aşamada yaparsak ve Türkiye, tarafların uzlaşma noktalarına varmak için cesaret göstermesine katkıda bulunabilirse, bu sadece Türkiye'nin değil, dünya kamuoyunun da çıkarına olacaktır" dedi.

"TÜRKİYE'NİN NÜKLEER REAKTÖR İNŞA ETME KARARI MANTIKLI"

Baradei, Türkiye'nin nükleer programına ilişkin görüşlerinin sorulması üzerine, Türkiye'nin enerjiye aç bir ülke olduğunu ve 2005'te enerji tüketiminin yüzde 8 oranında arttığını bildiğini söyledi. Çok fazla doğal enerji kaynaklarının bulunmaması nedeniyle Türkiye'nin nükleer reaktör inşa etme kararını mantıklı bulduğunu belirten Baradei, "Nükleer enerji, tek başına belki çok anlamlı olmasa da iyi bir enerji karışımına sahip olmak isteyen ülkeler için önemli" diye konuştu.

Bugün dünyada nükleer enerji kullanan 30 ülke bulunduğunu ve birçok ülkenin de yakında bu kulübe katılmasının beklendiğini ifade eden Baradei, "Bu nedenle nükleer enerji, temiz bir enerji kaynağı olarak yeniden keşfiyle, en azından önümüzdeki 15 yıl içinde büyüme ve kalkınma hedeflerine hizmet edebilir" dedi.

Enerji olmadan kalkınma olmayacağını vurgulayan Baradei, nükleer enerjinin yayılması konusunda endişeli olanlar bulunduğunu hatırlatarak Çernobil kazasına değindi.

Baradei, "Çernobil'de yeterince güvenlik önleminin olmadığı çok eski bir reaktör söz konusuydu ve bir insan hatası yapılmıştı. Şu anda kullanılan reaktörlerin Çernobil'dekilerle hiçbir benzerliği yok" ifadesini kullandı.

UAEK'nin Türkiye'deki nükleer faaliyetlere katkısının ne olabileceğinin sorulması üzerine Baradei, Türkiye'ye zaten çok fazla katkıda bulunduklarını söyledi.

Türkiye ile bir nükleer reaktör inşa etme kararı çerçevesinde birlikte çalıştıklarını anlatan Baradei, son 10 yıldır bu konuda fizibilite çalışmaları, sismolojik çalışmalar, kalite ve güvenlik çalışmaları yaptıklarını belirterek, "Yani Türkiye'de bir reaktör kurmak için gerekli temeli atmaya çalışıyoruz, bazı kişilere bu konuda eğitimler veriyoruz" dedi.

Nükleer enerjinin, dünyada üretilen elektriğin yüzde 60'ının kaynağı olsa da tek fonksiyonu elektrik üretmek olmadığına değinen Baradei, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Mesela hastanelerde çok sayıda insan, kanserin teşhisi ya da tedavisi için radyoterapi tedavisi görüyor. UAEK özellikle gelişmekte olan ülkelerde radyoterapi cihazlarının önemli bir tedarikçisidir ve bu cihazları kullananların eğitimine de katkıda bulunur. Tarım, sağlık, sanayi, su kaynaklarının yönetimi gibi pek çok alanda nükleer enerjiden faydalanabiliyoruz. Yaklaşık 10 yıldır Türkiye'de özellikle tarım alanında önemli çalışmalar yürütüyoruz. Nükleer programınız geliştikçe çok daha fazla alanda birlikte çalışmaya da devam edeceğiz."

Baradei, nükleer reaktörlerin güvenliği konusundaki tartışmalarla ilgili olarak da, çok fazla sayıda eski nükleer reaktör bulunduğunu, ancak bunların büyük bölümünün kapatılmakta olduğunu söyledi.

Yeni inşa edilen reaktörlerinse çok farklı olduğunu gördüklerini ve olası kazalar için çok fazla önlem bulunduğunu kaydeden Baradei, bugün dünyada faaliyette olan 450'den fazla nükleer reaktör bulunduğunu ve hepsinin hiçbir güvenlik sorunu yaratmadan faaliyet gösterdiğini söyledi.

"NÜKLEER ENERJİNİN ÇEVREYE ETKİSİ YOK DENECEK KADAR AZ"

Nükleer santrallerin çevre kirliliği yaratmasına yönelik endişelerin sorulması üzerine Baradei, aksine nükleer enerjinin güzelliklerinden birinin de çok temiz bir enerji kaynağı olması olduğunu vurguladı.

"Nükleer enerjinin çevreye etkisinin yok denecek kadar az olduğunu" söyleyen Baradei, nükleer enerji elde ederken ortaya çıkan atıkların da çok küçük miktarda olduğunu ve petrol ya da kömürdeki gibi atmosfere yayılan bir atık olmadığını, artık nükleer reaktörde oluşan atığı yeraltına gömme teknolojisine de sahip olunduğunu kaydetti.

Son dönemde bu kadar çok ülkenin nükleer enerjiyle ilgilenmesinin bir diğer nedeninin "enerjide bağımsızlık" sağlaması olduğuna da değinen Baradei, fosil yakıtlarının fiyatlarının son dönemde bir hayli yükselmesinin de tercihleri etkilediğini belirtti ve şunları söyledi:

"Örneğin Hindistan, nükleer reaktörlerinin sayısını iki katına çıkarıyor. Çin'de de bu alanda büyük bir ilerleme görüyoruz. Türkiye ve Endonezya gibi nükleer enerjiye yeni yönelen ülkeler de var. 104 nükleer reaktörü bulunan ABD yönetimi de yeni reaktörler inşa ediyor. Avrupa'da uzun aradan sonra Finlandiya, yeni bir reaktör inşa ediyor. Fransa, 2007'de bir tane daha inşa edecek. Kimileri bu duruma nükleer enerjide Rönesans dönemi diyor. Ben o kadar ileri gitmeyeceğim, ama nükleer enerji konusunda beklentilerin bir hayli yükseleceğini söyleyebilirim."

"NÜKLEER ENERJİYE SAHİP OLMAK, BİR ÜLKENİN ÖZGÜR KARARIDIR"

Baradei, "UAEK'nin nükleer enerjiye geçen Müslüman ülkelere kısıtlamalar uyguladığına" dair iddialarla ilgili soruyu yanıtlarken, bu tür iddiaların "büyük bir saçmalık" olduğunu söyledi. Baradei, "Bu enerjiye sahip olan çok ülke var ve bir ülkenin Budist, Müslüman ya da başka bir dine mensup olması bizim için hiç fark etmez. Bizim bütün üyelerimiz aynı egemenlik haklarına sahiptir ve eşit muamele görür" dedi.

Uranyumun zenginleştirilmesi ya da yeniden işlenmesinde bölgesel ya da uluslararası merkezlerin kullanılması gerektiğini savunduğunu, ancak bunun hiçbir şekilde ülkelerin bazı haklarını kısıtlamak anlamına gelmediğini ifade eden Baradei şöyle devam etti:

"Bence Müslüman dünyasında 'İnsanlar bizim aleyhimize bir şeyler yapıyor' beklentisiyle hemen savunmaya geçme anlayışından vazgeçmemiz gerekiyor. Ben de bir Müslümanım. Bu anlamda nükleer enerji kullanımına karşı herhangi bir kısıtlama söz konusu değil, ben de zaten böyle bir çabanın parçası olmam. Türkiye konusuna gelirsek, nükleer enerjiye sahip olmak bir ülkenin özgür kararıdır. Belki bazı komşularınız bundan hoşlanmayabilir."

Nükleer enerji üreten ülkelere daima şeffaf olmalarını ve komşularıyla yeri geldiğinde bazı bilgileri paylaşmalarını önerdiğini söyleyen Baradei şöyle konuştu:

"İran ve Körfez ülkeleri için de aynı durum söz konusu. Körfez ülkeleri, sürekli olarak Buşehr nükleer reaktörü konusunda endişe taşıdıklarını söylüyor. Ben de İran'a sürekli olarak onlarla bilgi paylaşımında bulunmalarını tavsiye ediyorum. Bir kaza yaşanması ihtimaline karşı acil durumları düşünüp önlem almak ve alınmış önlemlerden haberdar etmek için de komşularla diyalog kurulmasını öneriyorum. Bu bağlamda karar Türkiye'nin, ama benim tavsiyem de komşularına karşı açık ve şeffaf olması..."

  • ANKARA (A.A)

    Geri dön   Yazdır   Yukarı


  • ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

    Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Aktüel | Spor | Yazarlar
    Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın
    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
    Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi