T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
Y A Z A R L A R 6 TEMMUZ 2006 PERŞEMBE
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Yurt Haberler
  Son Dakika
 
 
 
  657'liler Ailesi
  Ankara'da Şafak
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Gündemi
  İzdüşüm
  Kültür-Sanat
  Röportaj
  Sinema
  Yemek
  Zamanda Yolculuk
 
  Bize Yazın
  İnsan Kaynakları
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv

  Yeni Şafak'ta Ara
 

Davut DURSUN

Vatandaşın din eğitimi talebi nasıl karşılanacak?

Din eğitimi konusu Türkiye'nin en temel problemlerinden biri. Henüz sağlıklı bir çözüm bulunmuş değil. Vatandaşların din eğitim talebini devlet belli ölçüler içinde karşılamaya çalışıyor. Ancak mevcut sistem vatandaşı tatmin etmiyor.

Konu laiklik meselesiyle yakından ilgili. Laik bir devlette vatandaşın din öğretimi ve eğitimine ilişkin taleplerini kim karşılayacak? Böyle bir talebin karşılanmasında devlet ne yapabilir? Devlet bu tür talepleri laiklik gerekçesiyle görmezlikten gelebilir mi? Laik bir devlet belli bir dine göre kamu hizmeti üretemeyeceğine ve dinler arasında bir ayrım yapamayacağına göre bunu özerk ve sivil alana mı bırakmalıdır?

Bunun gibi cevaplanması gereken pek çok soru var. Türkiye'de bu konuyla ilgili tartışmalarda bu ve benzeri çeşitli tartışmalar yapılmaktadır. Bir yandan devlet anayasal olarak laik niteliğine sık sık vurgu yapmakta, diğer yandan da din ve dine ilişkin kamusal hizmet üretme işini vatandaşlara bırakmayıp devletin kontrolünde yapmaktadır. Buna ilişkin eleştirilere de dinin özellikleri gerekçe gösterilerek laiklik uygulaması meşrulaştırılmak istenmektedir.

Bilindiği gibi Türkiye'de din hizmeti bir kamusal hizmet alanı olarak devletin üzerine aldığı alanlardan biridir. Diyanet İşleri Başkanlığı devletin idari yapısı içerisinde yer almakta olup burada çalışanlara bütçeden ücret ödenmektedir.

Din eğitim ve öğretimi sorununa, Türkiye çağdaş devletlerden farklı bir çözüm getirmiş ve bu alanın vatandaşlara bırakılacak serbest ve sivil bir faaliyet alanı olmadığını benimsemiştir. Anayasamız "Din ve ahlak eğitim ve öğretimi Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır" (Anayasa, Madde: 24) demektedir. Ayrıca din kültürü ve ahlak öğretiminin ilk ve orta öğretimde zorunlu dersler arasında yer aldığı, bunun dışındaki din eğitimi ve öğretiminin kişilerin kendi isteklerine ve küçüklerin kanuni temsilcilerin talebine bağlı olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla din eğitim ve öğretiminde devlet tekeli temel esastır.

Konuyla ilgili bir dizi ciddi problemler var.

1982'den bu yana ilk ve orta öğretim kurumlarında zorunlu dersler arasında okutulan din ve ahlak öğretiminin ciddi bir muhasebesinin yapılması gerekiyor. Burada öğretim ve eğitim kavramları temelinde düğümlenen tartışmaların arka planında din eğitimi ve öğretiminin ayrı ayrı düzenlenmemiş olmasının payı büyüktür. Bu dersler temelinde verilen din öğretiminin yanında din eğitimini talep eden ailelere nasıl bir imkan sunuluyor? Eleştiri konularından biri din öğretiminin fiilen din eğitimi şeklinde icra edildiği şeklindedir. Gerçekten durum bu ise bunun sebebi üzerinde durmak gerekmez mi? Çocuğuna din eğitimi aldırmak isteyen bir velinin bu talebi karşılanabiliyor mu?

Bu tür talepler karşısında hiç kimse sağlıklı ve rasyonel bir cevap veremiyor. Madem din eğitimi aldırmak istiyorsun öyleyse çocuğunu İmam-Hatip Lisesine gönder, veya yazın Diyanetin düzenlediği Kur'an Kurslarına gönder demek sorunu çözmüyor.

Sorunun çok komplike olduğu açık. Bir kere herkes çocuğuna standart bir din eğitimi aldırmak istemiyor. Din öğretiminde bile ortak bir kanaat yok. Mesela müzik öğretiminde kimsenin itirazı yok, ama din öğretiminde eleştiriler yükseliyor. Oysaki dinlere ilişkin azgari bilgilerin çocuklara verilmesi bir zorunluluktur. Ancak din eğitimi, yani bir dinin gerekleri yönünde çocukların eğitilmesi meselesinde farklılıkların olması normal karşılanmalıdır. Uluslararası sözleşmeler aileleri, çocukların dini eğitim konusunda yetkili olduğunu hükme bağlıyor. Bu durumda din eğitimi sorununun temelinde ailelerin taleplerinin merkezi rol oynaması gerekiyor. Toplum her ne kadar büyük ekseriyet itibariyle belli bir dine mensupsa da çocukların alacağı din eğitimi noktasında benzer düşünmediği anlaşılıyor.

Burada bir bölünmüşlük ve parçalılık söz konusudur. Sanıyorum sıkıntı da burada çıkıyor. Mesela alevi bir ailenin çocuğuna aldırmak istediği din eğitimi ile Sünni bir aileninki bir değildir. Hristiyan veya Yahudi bir ailenin din eğitimi talebi ile agnostik, deist veya ateist bir ailenin talebi bir değildir. Dinsel farklılıklardan kaynaklanan farklı din eğitim taleplerine nasıl cevap verilecektir? Cevaplanması gereken temel soru budur.

Biliyorsunuz Tevhid-i Tedrisat devletin eğitim politikalarını standartlaştırmakta ve tekleştirmektedir. Oysaki din eğitimi, doğası gereği farklı olmak zorunda. Öncelikle bu çelişkinin halledilmesi gerekiyor.

Geri dön   Yazdır   Yukarı


ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Aktüel | Spor | Yazarlar
Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi