T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
Y A Z A R L A R 8 TEMMUZ 2006 CUMARTESİ
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Yurt Haberler
  Son Dakika
 
 
 
  657'liler Ailesi
  Ankara'da Şafak
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Gündemi
  İzdüşüm
  Kültür-Sanat
  Röportaj
  Sinema
  Yemek
  Zamanda Yolculuk
 
  Bize Yazın
  İnsan Kaynakları
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv

  Yeni Şafak'ta Ara
 

Ahmet KEKEÇ

Sirkeci'deki hamalları izlerim daha iyi!

İzlenmiyor artık. Ben de izlemiyorum. Tahammül edemiyorum. Eskiden, dünya kupası maçları biterken üzülürdüm, "upuzun yaz boyunca ne yapacağız?" diye... Şimdi, "Bir an önce bitse de işimize gücümüze baksak" modundayım.

Sadece ben değil, tanıdığım birçok insan (içlerinde bu işten ekmek yiyenler de var) böyle düşünüyor.

Peki niye böyle?

Futbolu futbol yapan bazı şeyler, tıpkı Portekiz'deki Avrupa şampiyonasında olduğu gibi, bu turnuvada da yoktu. "Bazı şeyler"den ne kastettiğimi, ayağına top değdirmiş olanlar bilecektir.

Zarafetten söz ediyorum.

Bize Beckenbauer'i, Pele'yi, Platini'yi ya da bu gruptan futbolcuları hatırlatan şeyler. Lineker'i hatırlatan şey mesela. Hırçınlığından arındırılmış Gascoigne'i hatırlatan şey, Ronaldo'yu, Robinho'yu, Ronaldinho'yu, Messi'yi hatırlatan şey...

Eusebio diyeceğim ama, yaşım elvermiyor...

Biz çocukken, sinemalarda, eski dünya kupası maçlarından fragmanlar gösterilirdi. Orhan Ayhan'ın seslendirdiği bu siyah-beyaz, kopuk, titrek fragmanlarda, Eusebio'yu, nerden geldiği belirsiz topu 90 tabir edilen yerden filelere "ampullerken" görürdünüz. Benim çok görmüşlüğüm var.

Hulasa, futbolun seyirlik bir şey olduğunu söylüyorum. Daha doğrusu, futbolu "seyirlik" kılan ve bizde sadece Sergen kıratında üç-beş futbolcuda bulunabilecek bazı hususiyetlerden söz ediyorum.

Futbol, özellikle FİFA'nın "omuz omuza sert itişmeye" cevaz veren kararından sonra iyice kaba güç gösterisine dönüştü. Fizik, kondisyon, güç ve devamlılık gibi şeyler de önemlidir ama, futbol fiziksel mücadelenin ötesinde bir şey olmalı.

Öyledir de zaten.

Bildiğimiz düz futbolda, dikkatli bir göz hemen farkedecektir, futbolcuda önce baldır yapısı değişir/genişler; ayak bileklerinde esneme olur... Omuz omuza mücadelenin öne çıktığı gereksiz Amerikan futbolunda ise durum tam tersidir; futbolcunun omuz ve göğüs yapısı değişir/kalınlaşır... Böyle olması da doğaldır; birinde belden aşağısı, diğerinde belden yukarısı çalışır.

Son yıllarda, sahalarda, belden yukarısı da değişmiş/gelişmiş futbolcular izliyoruz. Futbol artık sadece güçle oynanıyor. Fizik gücünü dengeleyen ve rakibi oynatmayan (rakibi kesen, oyundan düşüren) takımlar kazanıyor. Eh, "aşırı ve orantısız güç kullanımı" da, doğal olarak tekniği öldürüyor; hüneri ve beceriyi ortadan kaldırıyor. Robinho bu yüzden kaybolup gitti. Barcelona'da harikalar yaratan Ronaldinho bu yüzden hiç ortalarda görünmedi. (Kabahat biraz da Parreira'nın oynattığı futbolda ama, bu başka bir yazının konusu...)

Bir de "alan oyunu" felaketi var...

Otto Rehhagel'in başarıyla uyguladığı bu sisteme göre, sağlam parselasyon ve aşırı güç kullanımıyla önce rakibe oynayacak alan bırakmıyorsunuz, sonra bulduğunuz bir fırsatı gole çevirip üstüne yatıyorsunuz. Yunanistan bu sistemle Avrupa şampiyonu oldu. İtalya da, muhtemelen yarın Fransa'yı devirip dünya kupasını kaldıracak.

İyi mi olacak yani!

Lippi, kulüp takımlarında hep bu sistemi uyguladı. Başarılı da oldu. Juventus'un kokmaz-bulaşmaz, sıkıcı, "bitse de gitsek" dedirten futbolunu hatırlayalım. Düşünebiliyor musunuz, dünya kupasında final oynayacak İtalya'nın en teknik futbolcusu, sadece sert frikiklerinden bildiğimiz Pirlo... Ki, o da fiziğiyle oynuyor.

İşte bu yüzden izlemiyorum.

Omuz kasları gelişmiş adamların sahadaki mücadelesi artık bana zevk vermiyor. Azman Materazzi'yle herkül Thuram'ın tepişmesini izleyeceğime, gider Kırkpınar güreşlerini, "disk ve çekiç atma müsabakaları"nı, ata sporumuz olma yolunda hızla ilerleyen halteri, ya da ne bileyim Sirkeci'deki hamalları izlerim.

FİFA, kaç yıldır, futbolu güzelleştirecek, seyirciyi tribünlere çekecek "çareler" arıyor.

Besim Tibuk ofsaytın kaldırılmasını, kalenin büyütülmesini önermişti.

Ofsaytın kaldırılması bahis konusu bile olmaz ama, kalenin büyütülmesi pekala düşünülebilir. Bu dünya kupasında, topu 11 metreden kaleye sokamayan bir sürü "güçlü futbolcu" izledik. Gol zevkine, hiç değilse, penaltı atışlarında varırız...

NOT:

Elbette "kaziye-i muhkeme..." Bir çırpıda yazarsanız, yazdıklarınızı gözden geçirmezseniz böyle olur. Dikkatli okurlara teşekkür.

Geri dön   Mesaj gönder   Yazdır   Yukarı


ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Aktüel | Spor | Yazarlar
Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi