T Ü R K İ Y E ' N İ N B İ R İ K İ M İ |
||
| Y A Z A R L A R | 11 TEMMUZ 2006 SALI | ||
|
|
Yıllar sonra ilk kez gittiğim Erzurum'da kaldığım kısa sürede Anadolu kıtasını yurt edinmişlerin hüzün ve sevinçlerini, birlikte inşa ettiğimiz medeniyeti temsil edecek sembol eserleri ve tarihin seyri içinde geçirdiği serüvenleriyle birlikte gözlemledim adeta... Anadolu'daki maceramızın tarihini hüznü ve sevinciyle birlikte aksettirecek bir mekan aransa muhtemeldir ki Erzurum tek başına bunu temsil edecek şehirlerin başında gelir sanırım. Aziziye ve Mecidiye Tabyaları'na görüp de yaşadığımız bozgunların hüznünü ruhunda duymayan bir Anadolu insanı düşünülebilir mi? Zaten biraz da ortak hüzünlerimiz değimidir bizi biz yapan? Bu tabyalar 19.yüzyılın ortası gibi erken dönemde muhtemel bir istilaya karşı Abdülmecid zamanında (1852-1856) yaptırılmış ve 93 Harbi olarak bilinen Osmanlı-Rus savaşında önemli rol oynamıştır. Aslında Çanakkale bizim için ne ise Azize Tabyası da odur. Bir şehrin, yere serildiği anda bile maddi şartları hiçe sayarak yeniden dirilişini din ve namus, vatan ve özgürlük ruhunu temsil eder Aziziye ve Mecidiye Tabyaları. Ve bu nedenle 'Aziziye ruhu'ndan bugün alacağımız çok dersler olmalı. Tarih sadece zafer ve sevinçlerden oluşmadığına göre yarınlarımızı şekillendirecek olan biraz da yenilgilerin, bozgunların ve acıların potasında şekillenecek ortak bilinçtir. Bu anlamda bizim tarihle kurduğumuz ilişki çok çelişkili ve çarpıktır. Söz gelimi Osmanlının yükseliş dönemini bir tür milli gururumuzu okşayan tarih sahneleri olarak sahiplenirken, askeri başarıların pek fazla olmadığı, hele yenilgilerin başladığı dönem sahiplenme bir yana aşağılanan bir tarih okumasına tabi tutulur. Mohaç'taki Osmanlıya ne kadar bizim tarihimizin hatta bugünkü kimliğimizin parçası ise Yemen'deki Balkan bozgununu yaşayan Osmanlı da benzer derecede kimliğimizi şekillendirir. Bu tür tarih okuması yakın döneme geldikçe daha fazla ideolojikleşir ve çelişik bir tarih anlayışına dönüşür. Son zamanlarda bazı çevrelerce destek gören ve belli bir tarih bilincinin oluşumu için yeniden kurgulanan sembolik yerlerden biri de Çanakkale'dir. Çanakkale destanını Osmanlı tarihinden özenle ayırıp yeniden kurgulayarak, hatta profanlaştırarak bir ulusal bilinç ve birlik oluşturma çabası çok sentetik bir uğraşa dönüşebiliyor. Nasıl ki, Çanakkale belgeseli adına adeta Anzak efsanesini öne çıkaranlar garbzede bir bilinçle malülse; Çanakkale ruhunu ve onun Osmanlı hülasasını dar bir ulusalcılığa sıkıştırmaya çalışarak yeni bir tarih kurgulayanlar da Çanakkaleyi destanlaştıran ruhtan bihaberdir. Çanakkale'nin ruhuna nüfuz edemeyenler sadece Türkiye'yi anlamamış olmazlar…Türkiye'nin Ortadoğu ile Balkanlarla olan bağını da anlayamazlar. Bu nedenledir ki aslında Türkiye'ye kızgın olanlarla umut besleyenlerin gerekçeleri aynı olduğu bile söylenebilir. Türkiye'den beklediğini bulamadığı için öfke duyanlarla hala buradan uzanacak bir eli umutla bekleyenler temelde farklı değiller. Bu öfke ve umut arası gerilimi çözebilen bir Türkiye; tarihi doğru okuyan ve bulunduğu coğrafya ile sahici bir ilişkiye geçebilen Türkiye demektir. Çanakkale'de çarpışanların Anadolu'nun her köşesinden kopup gelenlerden ibaret olmadığını kavramak bile bizim sadece tarihle ilişkimizi değil bulunduğumuz coğrafya, Osmanlı bakiyesi unsurlarla ilişkimizi, onlara bakış açımızı temelden değiştirecektir. Bugün Filistin'e karşı yürütülen ve acımasız katliama dönüşen İsrail saldırıları karşısında tarafsız kalmaktan dem vuran hatta Filistinlileri terörizm parantezine alarak İsrail lobisi gibi çalışan kimi seçkincilerin tutumu ile bu tarihsizleşme arasında birebir örtüşme vardır. Eğer siz, Filistin direnişinin sembol ismi Şeyh Emin el-Hüseyni'nin Çanakkale'deki her hangi ibr Anadolu evladı gibi mücadele ettiğini bilmiyor hatta yok sayıyorsanız o zaman bu coğrafya ile ilişkiniz Atlantik ötesinin yapay ilişkisine dönüşür. Hatta haksız ve hukuksuz uygulamalarla Filistinlilere zulum eden, İsrail'i kurduran, işgali sürdüren sömürgeci siyaseti n savunur, farkna varmadan bir tür suç ortağı durumuna düşebilirsiniz... Bugün her sadece Türkiye'de yaşayanların değil Ortadoğunun her köşesindekilerin her zamankinden daha çok tarih bilincine, tarihle sağlıklı ilişki kurmaya ihtiyacı var. Lawrance perspektifinden geçmişe bakan modern Arap tarihçiliği ile modern Türk tarih söylemi pratikte benzer ideolojik kaygılarla benzer amaçlara hizmet ettiğini artık kavrama zamanı geldi. Bizim Çanakkale ruhunu doğru kavramaya olan ihtiyacımız kadar yenilgiler sonrası bir şehrin destanlaştığı 'Aziziye ruhu'nu da kavramaya ihtiyacımız var. İki bin metre yüksekte Selçuklulardan Osmanlıya ve bugüne uzanan tarihimizin tüm kıvrımlarını bünyesinde saklayan Erzurum'a bakarken aklıma takılan soru şu oldu: bu ülkenin ruhunu diriltecek Aziziye tabyası neresi ya da bu ülkenin artık bir Aziziye tabyası var mı?
|
![]()
| ||||||||||||||||
|
Ana Sayfa |
Gündem |
Politika |
Ekonomi |
Dünya |
Aktüel |
Spor |
Yazarlar Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın |
| Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi |