T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
Y A Z A R L A R 11 TEMMUZ 2006 SALI
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Yurt Haberler
  Son Dakika
 
 
 
  657'liler Ailesi
  Ankara'da Şafak
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Gündemi
  İzdüşüm
  Kültür-Sanat
  Röportaj
  Sinema
  Yemek
  Zamanda Yolculuk
 
  Bize Yazın
  İnsan Kaynakları
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv

  Yeni Şafak'ta Ara
 

Fehmi KORU

Uzlaşma yolunda...

Son yazılarımdan birini, "ABD ile Türkiye uzlaşabiliyor da, Ak Parti ile CHP uzlaşamıyor görüntüsü çok mu şık sizce?" sorusuyla bitirmiştim. ABD'de ipleri elinde tutanlar 1 Mart tezkeresi yüzünden ve her dediklerine râm olmadığı için Türkiye'ye kızgınlar; ama işte gördük, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün Washington ziyaretinde iki ülke arasında bir 'vizyon belgesi' açıklanabildi. CHP ile Ak Parti arasındaki karşılıklı kızgınlık ve güvensizlik uçurumu ise kolayca ortadan kalkacağa benzemiyor.

Oysa, CHP ile Ak Parti'nin işbirliğinin ne kadar olumlu sonuçlar doğurabildiğini son dört yıl içerisinde birden fazla olayda yaşayarak öğrendik; önümüzdeki günler iki partinin işbirliğine en fazla muhtaç olduğumuz bir döneme girilecek, ama iki parti de, aralarındaki uçurumu, daha da derinleştirme gayretinde.

Bunun anlaşılır bir sebebi var: İki partili sistem, yani Meclis'in yalnızca Ak Parti ve CHP'den oluşması, iki partinin de lehine. 3 Kasım 2002 seçiminde yalnızca iki partinin barajı aşabilmesi Ak Parti ve CHP'ye hak etmedikleri kadar fazla ek milletvekili sağladı. Cepheleşmenin yine aynı sonucu doğurabileceği beklentisi, CHP'yi (bir oranda Ak Parti'yi de) rakibine karşı sertleşmeye yönlendiriyor.

Siyasette bu tür ayak oyunlarına elbette yer var; ancak erken seçimin gündemden düştüğü, sandığa en erken bir yıl sonra gidileceği bugünün şartlarında cepheleşmeyi zorlamak, CHP açısından zararlı sonuçlar da doğurabilir. Genel seçimden önce cumhurbaşkanlığı seçimi var ve seçimi gerçekleştirecek Meclis'te mümkün olan en geniş uzlaşmayı sağlamak gerekiyor. Tabii, gelecek yedi yılı kedi-köpek dalaşıyla ülkeye zarar verecek biçimde boşa harcamayı göze almıyorsak...

Türkiye içinde ve dışında bazı çevreler siyasetin sürekli kavga üretmesinden ziyadesiyle mutlu oluyorlar; bu durum onların elini güçlendiriyor ve siyaset alanını baskılara açık hale getiriyor çünkü... Oysa, siyasetin içinde yer alanların, kendi ellerini zorlaştırmamak için, siyaseti çözüm üretir halde tutmaya çaba sarf etmeleri gerekir. Özellikle de ülkelerini seviyor ve gelecek nesilleri düşünüyor iseler...

Uzlaşmak, özellikle de siyasette, hiç de kolay ulaşılabilir bir hedef değil tabii; siyasetçiler yanak okşamak yerine ısırmayı tercih eder her ülkede. Cumhurbaşkanlığına seçilecek kişinin kim olacağına her parti kendisi karar vermek ister. Ak Parti sözcüleri bu konu ne zaman açılsa "Ben seçerim arkadaş" havasındalar; CHPliler onlardan daha inatçı bir görüntü veriyor, kendilerini rahat hissetseler bu uğurda Roma'yı da yakacaklar...

ABD ile Türkiye arasında uzlaşmanın sağlanabilmiş olması, aynı türden bir uzlaşmanın CHP ile Ak Parti arasında da mümkün olabileceğini akla getiriyor; hiç değilse benim aklıma... Peki ama, bu uzlaşma nasıl gerçekleştirilebilir?

İki ülke arasında başarıya ulaşan yöntem iki partinin uzlaşması amacıyla da kullanılabilir. İki parti, 'kim' sorusunu bir tarafa bırakarak 'nasıl' sorusu etrafında bir uzlaşmaya varabilir. "Cumhurbaşkanı kim olsun/olmasın?" sorusu zıtlığı büyütmekten başka bir işe yaramıyor; oysa "Cumhurbaşkanı nasıl biri olmalı/olmamalı?" sorusuna iki tarafın vereceği cevapların birbirine yakın olacağı çok açık.

CHP liderlerinden Onur Öymen'in Neşe Düzel'le konuşurken sarf ettiği "Bu Meclis'in seçeceği cumhurbaşkanı meşru olmaz demiyoruz" sözü bu başlangıç için yararlı bir açılım. CHP ile Ak Parti arasında ilk uzlaşma noktası olarak bu cümleyi bir yere kaydedebiliriz. Diğer ilkesel açılımlar bu ilk uzlaşma noktasının ardını getirmeli. CHP ile Ak Parti birbirlerinin kuşkularını giderecek bir metin üzerinde elbette uzlaşabilir.

Genel seçim kapıya dayandığında, öyle uygun görüyorlarsa, iki parti yeniden birbirlerinin boğazına sarılsın; ancak gündemin ilk maddesi olan cumhurbaşkanlığı seçiminde bir uzlaşmayı sağladıktan sonra...

Geri dön   Yazdır   Yukarı


ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Aktüel | Spor | Yazarlar
Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi