T Ü R K İ Y E ' N İ N B İ R İ K İ M İ |
||
| Y A Z A R L A R | 11 TEMMUZ 2006 SALI | ||
|
|
Fenerbahçe'nin yeni teknik direktörünün Zico olması beraberinde eleştiri sağanağı getirdi. Kelimenin tam anlamıyla; "Dağ fare doğurdu." Lippi, Capello, Scoları ve Parreira gibi dünya çapında bilinen isimlerin ardından sadece futbolculuğuyla tanınan Zico'nun Fenerbahçe'nin başına getirilmesini başka türlü izah etmek olası değil. Bu denli büyük tepkinin nedeni şu sözle de açıklanabilir. "Koyduğunuz hedef ile üzerinden geçtiğiniz hedef arasındaki fark hayal kırıklığınızdır. Fark ne denli büyürse hayal kırıklığınız da o kadar fazlalaşır" Zico işte böyle bir hayal kırıklığı. Şimdi gelelim işin ikinci bölümüne; "Zico, Fenerbahçe'de başarılı olur mu?" Bu soruya peşinen, "evet" yada "hayır" demek ön yargı olur. (Türkiye'de ligler başlarken 4 büyük takımın hocası kim olursa olsun zaten yüzde 25 şansa sahip) Ancak Fenerbahçe yönetiminin böyle bir antrenör getirerek 100.yılda ciddi bir yükün altına girdiği gerçek. Çünkü bundan sonra sadece hedefe giden bir takım oluşturmakta kalmayıp, hocayı da allayıp, pullamaları onun eksiklerini de gidermeleri lazım. Bu işi hiç zaman geçirmeden yapmaya başladıklarını da gördük. Geçen sezonlarda Daum'la basının yan yana gelmesine bile izin vermeyen yönetim, Zico'yu ajanslar dahil hemen her gazetenin yazar ve muhabirleriyle buluşturup, röportaj yapmalarını sağladı. Bu değişimin içinde daha neler olur zaman içinde tanık olacağız ama Aziz Yıldırım'ın hayal taciri olduğu, macerayı sevdiği bir gerçek.
Tahriklere dikkat!
Kadife gibi ayağı, altın gibi yüreği, şiir gibi futboluyla, milyonların gönlünde taht kuran Zidane, İtalya-Fransa arasında oynanan Dünya Kupası final maçında Matterazi'ye attığı kafa darbesiyle, kolay kolay unutulmayacak (!) bir şekilde futbola veda etti. Diyebiliriz ki Zidane'ın kafası final maçını bile gölgede bıraktı. Nitekim maçın bitiminde İtalya'nın kupayı kazanmasından çok Zidane'ın kafası konuşuluyordu. Kuşkusuz merak edilen olay Zidane gibi bir beyefendinin böyle bir olayı nasıl yaptığı.Buna fiziksel yorgunluk ve rakibin tahriki olarak mantıklı açıklamalar getirmek olası. Zidane'in maç içinde yaşadığı sakatlık sonucu, fizik olarak düşmesi sinirlerinin kolayca gerilmesine neden olduğu yorumunu da yapabiliriz ki Matterazi de onun bu durumundan istifade edip, Zidane'ı attıracak tahriki yaptı. Burada Zidane'ın attığı kafayı tartışmadan önce bence Matterezi'nin yaptıklarını gündeme taşımak ve şu soruya bir kez daha yanıt aramamız gerek; "Kazan da nasıl kazanırsan kazan!" futbolun felsefesi olabilir mi? Buna "Evet" demek, bugüne kadar futbolun dürüst bir oyun olarak uygulanması yolunda FİFA ve UEFA tarafından yapılan tüm çabaları göz ardı etmek olacak. Bu doğrultuda FİFA'nın tahrikçi Matterazi'yi kesinlikle ıskalamaması lazım. Futbol Federasyonu'nun da sezon başlarken, bu konuya dikkat çekmesi şart. Neticede Zidane gibi bir yıldıza o kafa yakışmadı ama Zizu, veda ederken bile futbol yönetenlere bir mesaj göndermeyi ihmal etmedi.
Futbolumuzun kara delikleri
Görevim gereği Süper Lig'in peşinde koşarken, aşağı liglerde neler yaşandığını dikkatten kaçırmışım. Spor yazarı kimliğimin yanına yöneticilik ekleyince acı gerçekle yüzleşmek durumunda kaldım. Yöneticilik görevi üstlendiğim memleketimin takımı Giresunspor adına transfer için kolları sıvadığımızda iki mevki de ülkenin ciddi bir açmazın içinde olduğunu gözlemledim. Biri kaleci, diğeri gol yüzdesi yüksek santrafor. Lig A, Lig B ve 3.ligde hemen her takımın derdi bu. Nitekim kale ve forvet hattı için yeni yıldızlar üretme konusunda yaşanan sıkıntı nedeniyle bu mevkilerde yıllanmış oyuncular, yaşlarına bakılmaksızın, kapanın elinde kalıyor. Durumun aşağıda bu denli vahim olması aslında Süper Lig ve Milli Takım için de ciddi bir tehlikenin sinyali. Kalede neyse ki Rüştü ve Volkan var. Peki ya santrafor? Gol özellikleri olan hedef santrafor sıkıntısı çoktan ülke futbolunu terletmeye başladı. Hakan Şükür'e bunca yıldır alternatif bulamamış olmamızın ardında yatan gerçek işte bu. Özetle aşağıdan bu mevkilere gelecek alternatifli iyi oyuncu şimdilik bulunamıyor. Bu nedenle başta kulüpler olmak üzere, Futbol Federasyonu, eğitim dairesi ve antrenörlerin sıkıntıya şimdiden neşter atması şart. Aksi halde sıkıntı ozon tabakasındaki kara delik gibi giderek büyüyecek.
Yorumcu nasıl olmalı?
İtalya-Fransa maçını Kanal 1'de yorumlayan Mustafa Denizli, final gecesini renklendiren tespitleriyle bu konuda en iyilerden biri olduğunu kanıtladı. Denizli, yorumlarını cesaretle söylemekten kaçınmadı. "Acaba bunların bir kısmı yanlış çıkarsa ne yaparım" çekincesi içine girmedi. Lippi ve Domenech'in onbirlerini ve değişikliklerini övme basitliğine girmedi. Kenarla değişiklikleri görüp, "Şimdi oyuna Ö.. futbolcu alınmalı" kurnazlığının arkasına sığınmadı. Teknik adamların oynattığı oyuncuların bazılarına katılmadığını rahatça söyledi. Özetle çağdaş bir yorumcu örneği verdi. Burada önemli olan yorumcunun her söylediğinin doğru çıkması değildi. Sonuçta bunların bir kısmı doğru çıkar, bir kısmı çıkmaz. İzleyen bir bölümüne katılır, bazı yerlerine katılmaz ama yorumcunun görevi izleyiciye farklı bir pencere açmaktır. Mustafa Denizli bu işi başarıyla yaptı. Bende böylesi organizasyonlarda yorumculuk yaptığım ve eleştirildiğim için Türkiye'de bu işin nasıl yapılması gerektiğini bilmeden ahkam kesenlere hatırlatmak istedim.
|
![]()
| ||||||||||||||||
|
Ana Sayfa |
Gündem |
Politika |
Ekonomi |
Dünya |
Aktüel |
Spor |
Yazarlar Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın |
| Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi |