T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
Y A Z A R L A R 11 TEMMUZ 2006 SALI
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Yurt Haberler
  Son Dakika
 
 
 
  657'liler Ailesi
  Ankara'da Şafak
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Gündemi
  İzdüşüm
  Kültür-Sanat
  Röportaj
  Sinema
  Yemek
  Zamanda Yolculuk
 
  Bize Yazın
  İnsan Kaynakları
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv

  Yeni Şafak'ta Ara
 

Yusuf KAPLAN

Retorlar imparatorluğu

Sekülerliğin söyledikleriyle eyledikleri birbirine zıttır, çelişiktir. Sekülerlik, bir ütopya (özülke) bile değildir; dystopya'dır, yok ülkedir. Sekülerlik, -geliştikçe, yaygınlaştıkça estetize edilen, baştan çıkarıcı, ayartıcı- retoriklerle iş görür. Sekülerliğin bütün marifeti, iyi bir retor olmasıdır. Seküler retorlar, sadece patolojiler üretir; sekülerliğin varlık nedeni, bu patolojilerdir aslında. Patolojiler arttıkça, retorlar kıymete biner; ama sonuçta bütün insanlığı kıyamete sürükler. Şu ân geldiğimiz nokta, tam da böylesi bir noktadır.

Retorların hükümfermâ olduğu "iletişim çağı"ndan sözediyorum. Nedense, iletişim çağında yaşadığımızı hatırlamıyoruz bile. Yaşadığımız sorunların münhasıran iletişim çağının ürettiği sorunlar olduğu gerçeğini göz ardı ediyoruz. Neden acaba?

Adına biz her ne kadar "iletişim çağı" diyorsak da, aslında bu çağ, insanlık tarihinde görülmediği kadar iletişimin ortadan kalktığı bir çağ: İletişim araçlarının (münhasıran kamera'nın) hükümferma olduğu, özne konumuna geçtiği, insanı nesneleştirdiği bir çağ bu. İnsan, bu çağın öznesi değil, nesnesi.

Bu çağın bir diğer yakıcı ve yıkıcı özelliği, "aslî olan"ı ("olguları"), "arızî olan"a ("olay"lara) dönüştürmesi, ardından da, arızî olanı, aslî olan katına yükseltmesidir. Sonuç, aslî olan'ın da, arızî olan'ın da tam bir mutasyona ve metamorfoza uğratılarak bambaşka bir şeye dönüşmeleridir.

Evet, tam bir iletişimsizlik çağının ortasına fırlatılmış gibiyiz: İnsanın, sadece kendi üstüne, kendi içine kapanmasına; kendisine de, dünyaya da, dünyada olup bitenlere de yabancılaşmasına, duyarsızlaşmasına ve fena hâlde ayartılma arzusu ve iştiyakı ile yaşama kaygısı içinde olmasına yol açan bir çağ'ın savunmasız bir şekilde anaforunda oradan oraya sürüklenip duruyoruz.

Böyle bir çağda, elbette ki retor'lardan (en pespaye kişilerin en kıymetli kişiler katına yükseltildiği ayartıcı ve boş laf üreten adamlardan ve medyalardan) geçilmeyecektir: Kültür endüstrisinden, siyaset arenasına, ekonomik ilişkilerden gündelik hayatın her alanına, retorların olanca marifetlerini sergileyerek, gözboyayıcılıklarının zirvesine ulaştıkları, insanları her söyledikleri ve eyledikleriyle kolaylıkla ayartabildikleri bir baştan çıkarılma zamanı. İnsanın; insanlığın, en temel varoluş sorunlarını ıskaladığı, her şeyin izafileştiği, insanın sadece bura'ya, şimdi'ye ve ertelenemez hazlarına, arzularına mahkûm ve mahpus olduğu bir yokoluş zamanı.

İnsan yok artık: Yok; çünkü göz, görmüyor. Kulak işitmiyor. Akıl tutuldu. Kalp gönülsüz. Vicdan yokoldu. Ruh, sırra kadem bastı, kayıplara karıştı ve belki de böylece kurtuldu zincirlerinden.

Her şeyin görünür kılınması patolojisi, insanı çerçeveledi, çepeçevre kuşattı. Kamera, her yerde artık. İnsanı tahtından etti, tanrısal bir konuma yerleşti. Nesnelerin krallığında, hükümrân olduğu bir "aralık"ta, insanın olmadığı, insanın yokolduğu bir dünyada, "yaşadığımızı" zannediyoruz!

Kamera'nın, insanı maskeleyen, maskeleriyle masseden maskeli balo görüntülerinin arz-ı endam ettiği taarruzuna maruzuz artık. Kameranın aksiyonu, insanın insanî fonksiyonlarını alt etti; massetti, yok etti.

Unuttuğumuz bir şey var: Kamera, elbette ki arızalar üretecek. Kamera cevher değil, bir a'raz çünkü. Marazî bir a'raz; marazî arızalar üreten, arızî'yi arz ederek insanı taarruzuna maruz bırakan bir a'raz.

Kameranın bir özelliği / tabiatı var: İnsan, kameraya bakarak, kameradan bakarak ve kamerayla bakarak hayata ve kendisine bakıyor.

Modernliğin panoptikonu, yerini, postmodernliğin synoptikonuna devretmiş durumda. Panoptikon, insanın iktidarıydı, muktedir insanın mahkûm insanları gözetlediği, denetlediği gözüydü. İnsan'ın Tanrı rollerine büründüğü zamanların metaforuydu.

Postmodernlikle birlikte, panoptikon, synoptikon'a evrildi. Artık insan yok, kamera var. Synoptikon, insanın iktidarını, tanrısal rolünü kameraya kaptırdığı bir zaman diliminin metaforu ve/veya Tanrısı. Panoptikon'la insan, insanı gözetliyor ve denetliyordu. Panoptikon, insanın, insanı izleme aracıydı. Synoptikonsa, insanın kamera aracılığıyla insanı dik/izleme aracı.

Geri dön   Yazdır   Yukarı


ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Aktüel | Spor | Yazarlar
Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi