T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
Y A Z A R L A R 13 TEMMUZ 2006 PERŞEMBE
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Yurt Haberler
  Son Dakika
 
 
 
  657'liler Ailesi
  Ankara'da Şafak
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Gündemi
  İzdüşüm
  Kültür-Sanat
  Röportaj
  Sinema
  Yemek
  Zamanda Yolculuk
 
  Bize Yazın
  İnsan Kaynakları
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv

  Yeni Şafak'ta Ara
 

Akif EMRE

İsrail'i kim durdurabilir?

İki İsrail askerinin Hizbullah güçleri tarafından kaçırılması üzerine yangın Lübnan topraklarına sıçramış görünüyor. İsrail'in özellikle Gazze'de sivil katliamına dönüşen saldırıları karşısında Filistinlilere yardım etmek amacıyla askerlerin Lübnan'a kaçırılması yeni bir cephenin açılmasına neden oldu. Bu arada sivillerin hedef alınması, elektrik, su ve gıda gibi temel insani ihtiyaçların tahrip edilmesi için gösterilen gerekçe, sorunu daha doğrusu bu saldırganlığın kaynağını anlamak istemeyenler için yeterince malzeme sunuyor..

İsrail hangi gerekçelerle saldırganlığı haklı gösteriyor; "kendini savunma" adına Amerika'dan destek alıyor? Sorun sadece sivil ve çocukların katlini meşrulaştırmak için savunulan gerekçelerin ne kadar geçerli olup olmadığı sorunundan ibaret değil. Sorun aynı mantık kurgusu içinde özgürlüklerini ve en önemlisi yaşama haklarını savunma imkanları bile elinden alınmış insanlara terörist diyerek her türlü gayri insani saldırıyı meşrulaştıran bir dünya düzenin varlığıdır. Ve bunun karşısında sadece sessiz kalmak değil bunların savunuluyor olmasıdır.. Ve Türkiye'de de benzer dili kullananların zaman zaman aşırı şiddet adı altında kullanılan 'masumlaştırıcı dil'in arkasında tüm bir insani duyguların ve yok sayılması, insanlığın öldürülmek istenmesidir.

İsrail'in hedef gözetmeksizin topyekün imha stratejisini meşrulaştırmak için geliştirdiği mantık göz önüne alındığında benzer mantık yürütmeyle her türlü karşı eylemi haklılaştırabilirsiniz. Eğer İsrail'in saldırıları "kendini savunma" ve "terörle mücadele" adına meşru sayılıyor ve bu nedenle destek buluyorsa benzer mantıkla Filistinlilerin her türlü saldırıyı yapma hakları var demektir.

Bu mantık kurgusunu iki örnekle sorgulayalım. İsrailli generalin, neden sivil hedefleri imha ettiklerini soran gazetecilere verdiği cevap gücü elinde tutan çarpık ama şımarık bir zihniyetin ibretlik bir örneğidir. Radikal'den Murat Yetkin'in aktardığına göre; "Terörizmi engellemek zorundayız. Sivilleri kalkan yapıyorlar. Yalnızca teröristin elektriğini kesemeyiz. Vurduğumuz her hedef, doğrudan ya da dolaylı terörizmle bağlantılı" Ve üstelik asker daha da ileri giderek siyaset teorisine katkı sayılabilecek yeni açılımlarda bulunuyor. 'Madem onların seçtiği hükümet İsrail'e karşı bakışını değiştirmedi o halde onları seçen halk da her türlü saldırıyı hak etmişlerdir' anlamında bir açıklama patlatıyor.

Terörist ilan edilen Filistin yönetimi hiçbir zaman buna benzer bir saçmalığa ve hukuksuzluğa düşmedi. Eğer İsrail'in geliştirdiği bu mantık doğru ve geçerli ise Filistinlilerin de şu şekilde düşünmelerinde bir mahzur yok demektir. İşgal edilmiş Filistin toprağına dünyanın dört bir tarafından gelen Yahudiler buranın zorla Filistinlilerden alınmış toprak olduklarını bilerek geldiler. Bu durumda Filistin'e gelen her işgalci bilerek açık hedef olmayı kabul etmiş demektir. Bu düşünüş tarzı bir Filistinli için, İsrail generalinin söylediklerinden çok daha çarpıcı somut gerçekliğe tekabül etmektedir. Bu tespitten hareket eden bir grubun İsrail içinde hedef gözetmeksizin yapacağı bombalama eylemi ile üniformalı İsrail generalinin savaş mantığını karşılaştırdığınızda kimin haklı olduğu gibi bir sorunun yeri olabilir mi?

Burada temel sorunun hangi tarafın eyleminde daha meşru gerekçelere dayandırdığı değil. Sorun İsrail'i kimin ve hangi gerekçelerle durdurabileceğidir. Çok somut biçimde ilk akla gelen, İsrail'i bölge dışından bir küresel gücün ancak durdurabileceği tespiti hem reel durumla örtüşüyor hem akla yakın görünüyor. Bu çözüm önerisinin işaret ettiği güç de ABD'den başkası değil. Ancak ABD, İsrail üzerinde yaptırım uygulayarak bölgede şu veya bu şekilde bir anlaşmaya gitmeye ikna(!) edebilir.

Durum bu kadar basit ve çözümsüz değil elbette.

Evet, İsrail'in şu anda anladığı tek dil askeri, ekonomik ve siyasi güçten başkası değil. Bu güç de şimdilik Amerika'da var görünüyor. İşte, bu türden bir akıl yürütmedir ki İsrail'i daha da saldırgan ve pervasız kılmaktadır.

İsrail'in en büyük kozu, arkasında Amerika'nın olması veya tersinden Amerika'nın arkasında Yahudiler olması değil; bilakis, bu gerekçelerden dolayı hiçbir şey yapılamayacağına inanan, veya bir avuç elit zümrenin bize pompalamak istediği gibi, İsrail'in meşru savunma hakkını kullandığını savunan zihniyet sorunudur.

İsrail'le ilgili zihniyet sorunu çözülmedikçe ne Gazze'de katliamların sonu gelir ne de Kudüs'ü, Filistin'i sahiplenmeye sıra gelir.

Geri dön   Yazdır   Yukarı


ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Aktüel | Spor | Yazarlar
Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi