T Ü R K İ Y E ' N İ N B İ R İ K İ M İ |
||
| Y A Z A R L A R | 13 TEMMUZ 2006 PERŞEMBE | ||
|
|
Hiç yazmadıysam, şu "kamusal alan" meselesiyle ilgili en az beşyüz yazı yazmışımdır. Bu mesleğin de böyle sıkıcı tarafları var. Hep aynı yazıyı yazdırır insana, mütemadiyen aynı şeyleri söyletir: Hayır, bu defa aynı şeyleri söylemeyeceğim. Daha önce söylediklerimi tekrarlamış olmamak için de, jakobinlerin de anlayabileceği bir kamusal alan tarifi vereceğim. Bizde "kamu" dendiğinde, akla gelen ilk şey "devlet"tir. Sivil görünürlükten arındırılmış, daha doğrusu "resmiyet kazanmış" her yer kamusal alan sayılıyor. Kamusallığın "kamu"yla irtibatını dışarıda bırakan bu yoruma göre, "halk" adı verilen yığınların resmî alanlarda eğleşmesi, hangi hukuka istinad ettiği belirsiz birtakım kurallara bağlanmıştır. Bu kuralların esnemesi, yahut değiştirilmek istenmesi, maazallah devleti zaafa uğratır ki, Türkiye'de her önüne gelenin istediği yerde eğleşmesi genellikle tavsiye edilmez. Oysa devlet, amme, toplum, kamu; adına ne dersek diyelim; "devlet"le eş tutulan bu şey, Batı'da "public"ten türetilmiştir; muhtemelen devletle toplum arasındaki yeri belirlemek için... Dolayısıyla "kamusal alan" dediğimizde, devletten çok, topluma yakın bir şeyden sözetmiş oluyoruz. Daha açık bir ifadeyle söylersek; kamusallık, değer atfedilebilir bir şeyse, bunu tayin eden kamudur; kamunun değer tercihleridir. Kamu tercihlerini dışarıda bırakan bir şey, adı isterse "ultra kamusallık" olsun, halkın dışındaki bir şeydir. Dolayısıyla kendinden zuhur etmiş bu tuhaf "şey"de bir tür illegalite aramak pek de yanlış olmaz. Sözü, Sabah gazetesinin dün manşetten verdiği habere getirmek istiyorum... Bülent Aydemir imzalı habere göre, Cumhurbaşkanımız Ahmet Necdet Sezer, Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol boru hattının açılış töreni için Türkiye'ye gelen Gürcü, Azeri, Rus ve Kazak devlet adamlarına, bu gece (siz okuduğunuzda "dün gece" olmuş olacak) İstanbul Çırağan'da vereceği yemek için "eşsiz davetiye" göndermiş. Bu eşsiz davranış için de, "İş yemeği, yer darlığı, konuk fazlalığı" gibi gerekçeler gösterilmiş. Bu duruma bazı konuklar, özellikle BP yöneticileri bozulmuşlar, yemeğe eşleriyle katılmak istediklerini bildirmişler ama, ilgili mercilerden "eşsiz gelin" cevabını almışlar. Tabii, yabancı devlet adamlarına verilecek bu yemeğe, Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Gül gibi tanıdık yerli konuklar da davetli olduğu için, "olası türban kizi"ne karşı böyle bir önlem alınmış. Yani, yüzyılın projesi için düzenlenen gala yemeği, türbanlı eş korkusu yüzünden erkek erkeğe yenecek... Daha doğrusu, dün gece "erkek erkeğe" yendi. Sabah gazetesi böyle diyor. Doğru mudur, bilmiyorum. Doğru olmamasını dilerim. Davetiye işlerini yürüten Köşk ekibi (kimlerden oluşuyorsa) illa ki bu konuda bir açıklama yapacaktır... Fakat ben, daha çok, bu işlerin "arsıulusal" bir hüviyet kazanmış olmasına takıldım. Takılmadım da, şaşırdım. Tamam, Türkiye'de kamu ile devleti özdeş sayma eğilimi, bir alışkanlık olmaktan çıktı, bazıları için ödeve dönüştü... İyi de, Cumhurbaşkanı forsunun görüldüğü (saray, lokanta, kafe, park gibi) mekanları kamusal alan saymak, bir diğer ifadeyle "özerkleştirmek" ve yasaklarla donatmak da nereden çıktı? Gerçi Oktay Ekşi'ye göre Cumhurbaşkanı'nın adım attığı her yer, bu mantığı katlayarak ilerleten Erdoğan Teziç'e göre de polisin kimlik kontrolü yaptığı tüm yurt sathı kamusal alandır ama, bu kadarı da biraz fazla oluyor. Ne yani, Türkiye'yi hallettik, sıra bölge liderleri üzerinden dünyayı kamusallaştırmaya mı geldi? Ne tuhaf! Hatta ne ayıp bir şey!
|
![]()
| ||||||||||||||||||
|
Ana Sayfa |
Gündem |
Politika |
Ekonomi |
Dünya |
Aktüel |
Spor |
Yazarlar Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın |
| Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi |