T Ü R K İ Y E ' N İ N B İ R İ K İ M İ |
||
| Y A Z A R L A R | 13 TEMMUZ 2006 PERŞEMBE | ||
|
|
Pazar gününden bu yana dünya Zidane'ın attığı kafayı konuşuyor. Ümit Aktan'ın ifadesiyle Materazzi'ye başvurusunu. İlk günlerde sebep ne olursa olsun öyle kafa atmamalıydı görüşünde birleşenler, İtalyan futbolcunun tahrik gücü yüksek söz ve tavırları ortaya çıktıktan sonra, kupanın bir numaralı adamı Zidane'a hak vermeye başladı.
Ağır hakaret ederek rakibini kırmızı kartla cezalandırılacak davranışa zorlayan futbolcu, karşı takımı on kişi bıraktırdığı halde, herhangi bir cezaya maruz kalmıyor. Yediği kafa darbesi yanına kâr kalıyor, hepsi bu. Kabahat vuranda mı, vurulanda mı sorusunun tartışmaya açılması gereken bir durum. Hürriyet'ten Mehmet Y. Yılmaz'ın belirttiği husus çok önemli. Hakemler bu kupa boyunca kulaklık ve mikrofon takmıştı. Belki bundan sonra futbolculara da birer mikrofon takma gereği görülür. Bu sayede Materazzi gibiler cezasız kalmaz.
Vizontele filminde televizyonla ilk defa karşılaşan Deli Emin'in tepkisini hatırlayın. "Şerrefsizim ben de düşünmüştüm" diyordu, "radyonun görüntülüsü..." O mikrofon ve kulaklık meselesini bu kardeşiniz de yıllar önce düşünmüştü de bazı arkadaşları karşı çıkmıştı nedense. Hâlbuki teknoloji bir nimettir ve son noktasına kadar kullanılması gerekir. Dünyanın nimetini dünyada kullanmayacaksın da ahirette mi kullanacaksın?
Bir mikrofon da teknik direktörlere verilebilir pekâlâ. Böylece teknik direktörler saha kenarına kadar gelerek el kol işaretleriyle saha içindeki futbolcularını yönlendirmekten vazgeçerler. Hakemden uyarı ve akabinde ceza alma riski ortadan kalkar. "Topu sola at, geri çekil, savunmaya geç, ofsayt taktiği uygula, filancayı kolla, falancayı düşür, ötekine çelme tak, berikine kafa at..." gibi direktiflerini oturdukları yerden verebilirler. Heyecanı yükselen direktör, komutlarını ayakta versin isterse, orasına karışmam. Madem ki onun adı teknik direktördür ve oyun onun planıyla oynanmaktadır, bu söylediklerimiz yanlış olmasa gerektir. Karşı çıkan arkadaşlarımız, bu düşüncenin futbolcuları robota benzeteceğinden endişe duymuşlardı. Şimdiki uygulamada aynı şeyi bağıra çağıra, hoplayıp zıplayarak, direkleri yumruklayıp koltukları tekmeleyerek ve saçını başını yolarak yapmıyor mu teknik direktörler?
Neyse, fazla uzatmadan bir başka önemli konuya geçelim. TBMM Başkanı Bülent Arınç'ın Moskova'da söyledikleri basında "büyük gaf" olarak değerlendirildi. "Lenin'i ölü olarak görmek çok güzel" demiş Arınç. Burada Başkan'ın adamları devreye girerek ortadaki hatayı telafi etmeli. Belki başkan "ölü olarak bile olsa görmek çok güzel" demek istedi de ağzından söz o şekilde çıktı; olamaz mı? Geçen gün Mehmet Ali Birand ana haber bülteninde Başbakan Erdoğan'ın CHP Genel Merkezi ziyaretini anlatıyordu. Erdoğan'ın Baykal'a hediye ettiği gümüş ibrikten bahsederken ne dedi biliyor musunuz? - Başbakan Erdoğan Deniz Baykal'a gümrük hediye etti. "Gümüş ibrik" bir anda "gümrük" oluyorsa...
|
![]()
| ||||||||||||||||
|
Ana Sayfa |
Gündem |
Politika |
Ekonomi |
Dünya |
Aktüel |
Spor |
Yazarlar Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın |
| Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi |