T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
Y A Z A R L A R 19 TEMMUZ 2006 ÇARŞAMBA
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Yurt Haberler
  Son Dakika
 
 
 
  657'liler Ailesi
  Ankara'da Şafak
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Gündemi
  İzdüşüm
  Kültür-Sanat
  Röportaj
  Sinema
  Yemek
  Zamanda Yolculuk
 
  Bize Yazın
  İnsan Kaynakları
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv

  Yeni Şafak'ta Ara
 

Fehmi KORU

Püf noktası

Türkiye için önem taşıyan bir Batı ülkesinin diplomatıyla sohbet ederken, dün öğle saatlerinde, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın "Irak'a sıcak tâkip yapılacaksa buna biz karar veririz, yabancı ülkelerin büyükelçileri değil" açıklaması masaya düşüverdi. Batılı diplomatın yüzü karardı, ama verdiği tepki dudağına yerleşen tebessümden ibaret kaldı.

PKK terörüne kilitlenmiş durumda Türkiye. Bölgede müdahil olunması gereken gelişmeler yaşanıyor, ama ülkeyi hedef alan terör yüzünden fazla hareket edilemiyor. Filistin ve Lübnan'ı döven İsrail'e bakıp Kuzey Irak'a askerî operasyon talep edenlerin baskısı altında hükümet. Başbakan Erdoğan'ın tepkilerden etkilenmesi son günlerdeki söylemine de yansımakta. Bundan bir adım ötesi, herhangi bir ilimize yönelik büyük bir PKK eylemi, Türkiye'nin de yangının içine atılmasını getirebilir.

Ülkemiz içinde ve etrafımızda yaşananlara herkes aynı gözle bakmıyor. Görüştüğüm Batılı diplomat sözgelimi, İsrail'in sınırötesi harekâtını haklı göstermek için binbir sebep bulabiliyor da, Türkiye'nin mâkul müdahalesi için hiçbir açık kapı bırakmıyor. Bizim "Filistin ve Lübnan'a karşı" olarak gördüğümüz İsrail saldırıları, Batılıların çoğu için, 'uluslararası teröre karşı topyekün savaş'ın bir parçası. Filistin 'Hamas', Lübnan ise 'Hizbullah' demek onlar için ve bu iki siyasî partiyi 'terörist örgüt' kabul ediyorlar. Dahası, bizim de böyle kabul etmemizi bekliyorlar...

Peki ya PKK? PKK, şu sıralarda moda olan 'uluslararası terörle savaş' cephesinin ilgilendiği bir konu değil; çünkü PKK'nın eylemleri günün 'moda terörü' ile irtibatlı sayılmıyor. PKK Türkiye'nin 'iç işi' onlara göre ve onunla kendi imkânlarımızı seferber ederek başetmemiz bekleniyor. "İki olay arasında kurduğunuz irtibat yanlış; çünkü sorunların doğası farklı" derken Batılı diplomatın kast ettiği 'fark' bu.

Anlaşılan o ki, Türkiye PKK'yı 'uluslararası terör' kavramı içerisine sokabilmeyi başarsa, sorunu daha hızlı çözebilecek... İşin püf noktası bu.

"Bu sorunu Türkiye'nin kendi imkânlarını seferber ederek çözmesi", Irak'taki 'meşru yönetim' ve işgal gücü ABD ile işbirliği arayışı anlamına geliyor her şeyden önce; 'teröristi' dağdan indirecek yeni tedbirler ile demokratik kazanımların yerleşmesi de Türkiye'nin ev ödevi... Sınırötesi harekât için Batı'dan 'yeşil ışık' bekleniyorsa şu safhada bunun sağlanması mümkün değil; ancak 11 Eylül çapında bir büyük felâket yaşanırsa Türkiye elini-kolunu serbest hissedebilir. Batılı diplomatın verdiği en açık mesaj bu.

İsrail için yıllar önce yazılmış bir senaryonun 'rehineler' bahanesiyle hayata geçirildiğine inanmıyor Batılı diplomat; buna karşılık, o senaryoların Lübnan'da Hizbullah'ın, Filistin'de de Hamas'ın arkasında yer aldığını öngördüğü güçleri o da suçluyor: İran ve Suriye... "İran ve Suriye Filistin ve Lübnan'daki uzantıları aracılığıyla savaş yürütüyorlar" tespiti Batılı büyükelçiye ait.

Konu böyle ele alındığında Türkiye'ye biçilen rol de belli: Lübnan hükümetini desteklemek... Uluslararası teröre karşı savaşta yerini almak... Şimdi yaşanan krizi sona erdirme yolundaki çabalara arka çıkmak... Hepsi bu. Yakın zamanlarda İran'ı ve Hamas'ı ikna etmek için Türk diplomasisinin devreye girmesini takdirle karşılıyorlar; Batılı diplomat, "Diplomaside her girişim başarılı olacak diye bir kural yok" da dedi.

Türkiye için önemli Batı ülkesinin diplomatı, bu mesajları, dâveti geçen hafta içerisinde yapılmış bir yemek masası etrafında dün verdi. Dâvet geldiğinde, Filistin ve Lübnan'daki kriz şimdiki düzeyinde değildi; PKK terörü de ülke içi siyasî dengeleri sarsacak denli azmamıştı. Bizimle konuştuğu dakikalarda, Başbakan Erdoğan'ın da "Askerî harekât kararını yabancı büyükelçiler değil, biz veririz" diyeceği herhalde Batılı diplomatın aklından dahi geçmiyordu.

Çevremizdeki sıcak savaşlar bütün hızıyla devam ederken, yeni bir sinir savaşı mı başlıyor yoksa?

Geri dön   Yazdır   Yukarı


ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Aktüel | Spor | Yazarlar
Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi