T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
Y A Z A R L A R 19 TEMMUZ 2006 ÇARŞAMBA
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Yurt Haberler
  Son Dakika
 
 
 
  657'liler Ailesi
  Ankara'da Şafak
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Gündemi
  İzdüşüm
  Kültür-Sanat
  Röportaj
  Sinema
  Yemek
  Zamanda Yolculuk
 
  Bize Yazın
  İnsan Kaynakları
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv

  Yeni Şafak'ta Ara
 

Mustafa KARAALİOĞLU


Artık o sorunun da zamanı gelmedi mi?

Eruh'ta şehit edilen 7 asker ve bir korucunun acısı Türkiye'yi sadece terörle değil, yakın tarihteki terörle mücadele tecrübesiyle de sınava sürüklüyor. 20 yılı aşkın süredir PKK terörüyle yaşayan bir ülke için çok kritik bir yüzleşmedir bu.

Çünkü, bir yandan Kürt sorununun şartlar ne olursa olsun çözülmesi zarureti, öte yandan sıcak terörün dayattığı acil önlemlerin gerekliliği dayanılmaz bir baskı yaratacaktır.

Kabul etmek lazım ki Türkiye, asırları aşan Kürt sorunu tecrübesi, 20 yıla aşkın PKK mücadalesine rağmen, iki alanda da kafa karışıklığı yaşamaktadır. Bugün geldiğimiz nokta da bunu gösteriyor.

Sadece sorunla yüzleşmekte yetersiz kalmadık, terörle mücadele konusunda askeri becerimizi de geliştiremedik. Ama bunları tartışmak yerine, her kritik aşamada sadece, "gerektiğinde" ne kadar sert olabileceğimizi tekrarlamakla yetindik. Ne var ki, terörün bir türlü kırılamayan etkinliği "büyük devlet- güçlü ordu" teorimizle de çelişmektedir.

Bugün toplumun her kesimine yansıyan isyana kayıtsız kalmak, o seslere kulak tıkamak mümkün değildir. Ama, soğukkanlılığı kaybetmemek hepsinden önemlidir. Aksine savruluşlar; hem terörün, hem de terörün arkasındaki dinamiklerin istediğini yapmak olur.

Soğukkanlı olmak demek, en kritik, en acılı anlarda bile doğru soruları cesaretle sorabilmek demektir. Nasıl PKK'yı lanetleyip, arkasındaki güçlerin kimliğini sorguluyorsak, içimize yönelik soruları da sorabilmeliyiz. Cevabı zor da olsa...

Mesela, terörle mücadele konusunda dünyanın en tecrübeli ordusunun, pek az ordunun sahip olduğu yetkilerle ve üstelik çok iyi bildiği bir arazide 7 askerini, bir korucusunu kaybetmesini "askerlik mesleği" açıdan sorgulayabilmeliyiz."Eruh, Dağdöşü köyü kırsalında arazi arama tarama faaliyeti yapmakta olan" askerlerin karşılarına çıkan PKK'lı teröristler tarafından nasıl çaresiz bir şekilde şehit edildiklerinin bir izahı olmalıdır. Yani, askerlerimiz aramaya çıktığı terörist grubu karşısında, bilmediğimiz bir sebepten dolayı açık düşmüştür. Bu nasıl olabilmiştir?

Şehit cenazeleri konusunda üst düzey bir duyarlılığı olan topluma bu felaketin nasıl gerçekleştiği bilgisinin de artık verilmesi lazımdır. Hata nerededir? İstihbarat mı, planlamada mı, taktikte mi? Bu facia, kurmay hatasından dolayı mı, yoksa sözgelimi askerin tecrübesizliği yüzünden mi meydana gelmiştir?

Bunu sormakta da haklıyız zira, acısı çok taze bir başka olayla ilgil bilgiler ürkütücüdür.

Eruh olayından bir hafta önce Bitlis'te 5 askerin şehit olduğu, 4 askerin yaralandığı olayın, kamuoyuna yansıyanın aksine, önceden yerleştirilen bir mayınla gerçekleşmediği, patlamanın uzaktan kumandalı bir düzenekle yapıldığı ortaya çıktı. Üstelik uzaktan kumandada bir korucunun parmak izi tesbit edildi.

Her konuda daha fazla bilgiye ihtiyacımız var...

Madem sorun toplumsal hayatın bir parçası haline gelmiştir, o zaman her şey açıkça konuşulmali, sivilden askere bütün kurumlar sorumluluklarının gereğini yapmalıdır.

Yine övünelim ama, gerçek bilgilerin üstü örtülecek, aynı sloganlarla konuşmaya mahkum edileceksek ve bu kez de o eski rollar oynanacaksa kaybedeceğimizi de akıldan çıkarmayalım.

Geri dön   Yazdır   Yukarı


ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Aktüel | Spor | Yazarlar
Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi