T Ü R K İ Y E ' N İ N B İ R İ K İ M İ |
||
| Y A Z A R L A R | 19 TEMMUZ 2006 ÇARŞAMBA | ||
|
|
Dünya güçten başka hukuk tanımayanlar tarafından yıkılırken, hukuktan başka güç tanımayanlar tarafından da yeniden inşa ediliyor. Bir taraf kendi sınırlarının içine kapanarak, korku ve düşmanlıkları büyütürken, diğer taraf da sevgi ve dostlukları büyüterek, sınırlarının dışına açılıyor. Düşmanlıkları büyütenler bütün kaynaklarını savaşa, dostlukları büyütenler de barışa yönlendiriyor. Kaynaklarının büyük bir kısmını silahlanmaya ayıranlar için, hukuk silahlının işine gelirse ve onun iktidarına güç katarsa hukuktur. Onlar, uluslararası hukuka, beklentilerine katkıda bulunduğu ve iktidarlarına destek olduğu ölçüde saygı gösterirler. Güçten başka hak tanımayanlar için, hukukun silahı değil, silahın hukuku vardır. Doğru ve önemli olan, güçsüzün hakkı değil, haksız da olsa güçlünün istediğidir. Eli silahlı olanlar, kendi doğrularını kabul ettirmek için, bütün dünyayı kan gölüne dönüştürürler. Amerika Irak'ı, İsrail de Lübnan ve Filistin'i, kendi doğrularını kabul ettirmek için, kan gölüne dönüştürdü. Batı dünyasının hukukunda, güçlü korku ülkelerinin bir insanı, güçsüz ülkelerin bir insanından daha değerli sayılır. Onların güvenliğini sarsacak her davranış şiddetle cezalandırılır. İsrail Orta Doğu'da Amerika'nın bir eyaletine benziyordu. Ancak İsrail ile Filistin ve Lübnan arasındaki savaşla, Amerika ile İsrail'in konumu birbirine karıştı. İsrail mi Amerika'nın, Amerika mı İsrail'in bir eyaleti, kimse bilmiyor. Yönetimleri birbirine karışan İsrail ve Amerika için, bir savaş uçağı Beyrut'tan, bir tank da Gazze'den hem daha değerli, hem de daha önemlidir. Barışta olduğu gibi, savaşta da bir hukuk vardır. Eskiden bir ülke, bir ülkeye ordularıyla gider, gittiği yerde de kimseye haksızlık yapmayan, herkesin hakkını gözeten hukukuyla kalırdı. Montaigne'nin "Denemeler"inde vurguladığı gibi, Yavuz Sultan Selim'in Mısır'la birlikte Filistin'i de Osmanlı topraklarına kattığı seferinde "Şam şehrini bolluk ve güzellikle saran eşsiz bahçelere askerlerinden hiç birinin eli değmemiş"tir. Bunun için, Filistin'de dörtyüz yıllık Osmanlı yönetiminde, kimsenin burnu kanamamış ve kimseye de haksızlık yapılmamıştır. İsrail ve Amerika son elli yılda büyük savaş bedelleri ödemelerine rağmen, barışın savaştan çok daha zor ve savaşın barıştan çok daha pahalı olduğunu anlayamadılar. Yahudiler ve Hristiyanlar varlıklarını, inançları uğruna insan öldürmekten daha çok inançları uğruna ölmeyi bilmelerine borçlu olduklarını bir türlü kavrayamıyorlar. Onlar, her gün öldürdükleri suçsuz insanlarla birlikte, bütün insanlığı öldürdüklerinin farkında değiller. Yirmibirinci yüzyıl, Yirminci yüzyıl gibi, savaş odaklı değil, barış odaklı bir yüzyıl olacaktır. Savaşan, herşeyini bütünüyle yitirir. Yirmibirinci yüzyılda bir ülkenin bir ülkeyi yakıp yıkmasıyla, kendi ülkesini yakıp yıkması arasında hiçbir fark yoktur. Ülkelerin içiçe olduğu bir dünyada, bir ülkede çıkarılan savaş, bütün dünyayı içine alır.
|
![]()
| ||||||||||||||||
|
Ana Sayfa |
Gündem |
Politika |
Ekonomi |
Dünya |
Aktüel |
Spor |
Yazarlar Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın |
| Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi |