T Ü R K İ Y E ' N İ N B İ R İ K İ M İ |
||
| Y A Z A R L A R | 21 TEMMUZ 2006 CUMA | ||
|
|
İsrail'in Gazze'de Hamas'a, Lübnan'da Hizbullah'a karşı, kendisini savunma bahanesiyle başlattığı savaş masum insanların katledilmesiyle sürerken, Türkiye'de bazı kişi ve çevreler bu savaşı örnek gösterip sınır ötesi operasyondan söz etmeye başladı. Sınır ötesi operasyonu, İsrail'in katliamlarına gerekçe gösterdiği 'meşru müdafaa hakkı'na benzetip savunanların başını ise hükümet çekiyor. Gerekçe olarak da, son günlerde şiddetlenen çatışmalar ve çatışmalarda ölen güvenlik güçlerinin sayısındaki artış gösteriliyor. Devletin bazı kurumları ile siyasi partiler ve apoletli sivil toplum örgütleri de bu konuda mutabakat halinde. Bir de son haftalarda artan şehit cenazeleri vesilesiyle özellikle galeyana getirilen tepkili kalabalıkları da hesaba katarsanız tablo tamamlanıyor. Sanırsınız ki, artık 'sınır ötesi operasyon' diyerek küçümsemek istedikleri, ama aslında bir savaştan farklı olmayacak olan Kuzey Irak'ın işgali harekatı için sadece Silahlı Kuvvetler'in düğmeye basacağı günün tesbiti kalmış. Oysa kazın ayağı hiç de öyle değil. Söylenenlerin, gerekçe olarak ifade edilenlerin çoğu doğruları da yansıtmıyor. Ayrıca Türkiye'nin menfaatlerine de uygun değil. Yanlışların neresinden başlamalı? Son günlerdeki asker kayıplarının fazlalığı söylenildiği gibi böyle bir karar alınmasında etkili olmuşsa çok yazık. Bu gerekçe, iki yıldır süren çatışmalarda yaşamını yitiren yüzlerce vatan evladına ve onların ailelerine en azından saygısızlıktır. Türkiye'nin en hayati meselesini böyle kayıp sayısına endeksleyerek gerekçe üretmek bir siyasi partiye yakışmaz. Ayrıca sınır ötesi operasyonun bu meseleyi çözmek yerine, Türkiye açısından daha da büyük sorunlar yaratacağını artık herkes çok iyi biliyor. Bir savaşı, savaşı genişleterek çözmek, daha fazla insan hayatına mal olacak yöntemlerle çözmek olur mu? İkincisi, İsrail'in 'meşru müdafaa hakkı'nı gerekçe göstermek AKP'ye yakışır mı? Bu yaklaşım, İsrail'in Lübnan'da bu bahaneye sığınıp giriştiği insanlık dışı katliamları protesto etmek için sokaklara dökülmüş olan vatandaşı da rencide etmez mi? Hangi iktidar, "O zaman birer ikişer ölüyorlardı. Şimdi beşer onar ölüyorlar. O nedenle sınır ötesi operasyon kararı aldık" diyerek geçmişe ilişkin yanlışları gözardı edebilir? Burada işin can alıcı başka bir noktasını daha hatırlatmak gerekiyor. İsrail'i örnek gösterip Türkiye'nin PKK'ya karşı 'meşru müdafaa hakkı'nı ileri süren hükümete ABD Büyükelçisi'nin cevabı şuydu: "İsrail'in durumu ile sizin şartlarınız birbirine benzemiyor." Evet. Bir kere Hizbullah İsrail'li bir örgüt değil. PKK Türkiyeli bir örgüt. Hizbullah militanlarının büyük bölümü İsrail'li gençler tarafından oluşturulmuyor. PKK militanlarının çoğu Türkiye vatandaşı Kürt ailelerin çocuklarından oluşuyor. PKK büyük bölümü itibarıyle sınır ötesinde konuşlanmış durumda ama, önemli bir bölümü de yıllardır Türkiye içinde. Bunu Türkiye'yi yönetenler ve Türkiye'nin güvenliğinden sorumlu olanlar bilmiyor mu? Tabii ki biliyorlar. Bu gerçeklere rağmen Türkiye Irak'ın hakimi olan ABD'ye PKK'yı Kuzey Irak'tan çıkarması, hatta yok etmesi için ricacı oluyor. ABD ise her seferinde böyle bir planı olmadığını söylüyor. Meselenin başka yöntemlerle halledilmesini öneriyor ve şunu söylüyor: "Bu Türkiye'nin meselesi. Türkiye bunu sınır ötesi operasyon düşünmeden çözebilmeli." PKK militanlarına geniş kapsamlı bir af dahil olmak üzere siyasi çözüm yollarının denenmesi gerektiğini de çeşitli vesilelerle ifade ediyor. Ayrıca tabii Türkiye'nin sınır ötesi operasyonuna izin verse de bu meselenin bu yolla çözülemeyeceğini de biliyor. Geçmişte Irak'ta ABD yokken sınır ötesine yapılan operasyonların meselenin çözümüne hiçbir katkı yapmadığını da... Peki öyleyse, Türkiye'de, hükümet başta olmak üzere, devleti yöneten odaklar Türkiye'yi niçin meseleyi çözmeyecek, hatta sorunları daha da ağırlaştıracak bir maceraya sürüklemek isterler? Bütün bunlar bilinerek hala sınır ötesi operasyondan söz ediliyorsa o zaman Türkiye'nin gizli gündeminden söz etmek gerekmez mi? O gündem de PKK'ya yönelik operasyon bahanesiyle Kuzey Irak'taki Kürt oluşumunu istikrarsızlığa sürüklemek, mümkünse devletleşmelerini engelleyecek tedbirler almak, olmazsa bu vesile ile hem Irak Kürtlerine hem de Türkiye Kürtlerine gözdağı vermek şeklinde özetlenebilir. İşin ilginç yanı, bazılarının bunu, ABD'ye, Irak hükümetine ve Kuzey Irak Kürt İdaresi'ne rağmen yapabileceklerini düşünmeleri... Böyle düşünenlerin amacı olsa olsa meseleyi çözmek değil, bu meselelerin devamını sağlayarak Türkiye'nin bir güvenlik devleti olarak kalmasını temin etmek olabilir. Türkiye bu tuzağa düşmemeli ve meselelerini demokratik ve barışçı yollarla çözmenin yollarını aramalıdır.
|
![]()
| ||||||||||||||||
|
Ana Sayfa |
Gündem |
Politika |
Ekonomi |
Dünya |
Aktüel |
Spor |
Yazarlar Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın |
| Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi |