T Ü R K İ Y E ' N İ N B İ R İ K İ M İ |
||
| Y A Z A R L A R | 21 TEMMUZ 2006 CUMA | ||
|
|
Bugünküne benzer ortamlarda herkes kendi hoşluğunu yapar. Gazeteleri şu sıralarda biraz da "Bugün bakalım kim hoşluk yapmış?" merakıyla okuyorum. Bıraksanız İsrail'den önce İran ve Suriye'ye çıkarma yapacak olan var... Hep bildik isimler bunlar... Dün gazeteleri okurken beni en çok şaşırtan Erdal Şafak'ın 'Ufuk turu' başlıklı yazısı oldu. Sabah yazarı iyi bir işe kalkışmış aslında, İsrail'in Gazze ve Lübnan'a saldırıları hakkında Arap basınının ne dediğini araştırmış... Yazının girişi şöyle: "İsrail'in Lübnan operasyonunun Batı onayıyla tırmandığı bugünlerde Arap dünyasını yakından izlemekte fayda var. / Siftahı biz yapalım. İşte Fas'tan Suudi Arabistan'a kadar uzanan coğrafyada son 24 saatin özeti."
Özet de özet hani. Hangi ülkede ne kadar kıytırık gazete çıkıyorsa onlardan satırlar... 'Resmî açıklamalar" da öyle. 'Ufuk turu' yazısını okuyanın, "Vay canına, Araplar bile İsrail'in yanında" diye düşünmemesi elde değil. Arap basınını ben de merakla izliyorum. İzliyorum, çünkü kanaat belirlemem için, Batı basınında okuduğum savaşa dönük müthiş eleştirel haber ve yorumlarla onları ve bizde çıkanları mukayese etmem gerekiyor. Arap politikacıların İsrail saldırganlığına hangi üslupla yaklaştıkları da merak konusu benim için... Bu amaçla yaptığım medya gezintilerinden oluşan kocaman bir dosyaya sahibim... Ancak benim dosyamdaki Arap basınından seçmeler ile Erdal Şafak'ın Sabah'ta özetledikleri arasında yüzde 100 fark var. Gazete seçiminden, yazarların yaklaşım çeşitliliğinden kaynaklanabilir bu fark; ama daha garibi, Şafak'ın Arap yetkililerden aktardığı 'tepkiler' ile benim dosyamda birikenler arasında da hiçbir benzerlik yok... Sabah yazarına göre Arap basını İsrail'i değil Hamas ve Hizbullah'ı eleştiriyor; benim okuduğum yazılarda ise Arap yazarlar İsrail için demediklerini bırakmıyorlar. Dosyamdaki gazeteler Arap Dünyası'nın etkin yayın organları, görüşlerini okuduğum yazarlar da yetkin ve itibarlı gazeteciler... Gerçekten tuhaf bir durum bu... İsterseniz 'yetkili ağızların açıklamaları' konusunda bir örnek sunayım. Erdal Şafak, bir-iki Arap gazetesinden özeleştiri anlamını taşıyan satırlar aktardıktan sonra, sözü 'resmî açıklamalara' getirip şunu yazıyor: "Zaten resmi açıklamalar da farklı değil. Örneğin Suudi Arabistan, Arap Birliği Örgütü'nün 15 Temmuz'daki toplantısında, Hizbullah'ın 2 İsrail askerini kaçırmasını 'macera' diye niteledi ve bu eylemi destekleyen bölgesel güçleri (elbette yine Suriye ve İran kastediliyor) açıkça kınadı." Suudi Arabistan olup bitenlerden en fazla kaygı duyan ülkelerin başında geliyor; bu doğru. Ancak, ülke yönetiminin 'resmî tavrı' o kaygıyı pek yansıtmıyor. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Saud Al-Faysal, önceki gün düzenlediği basın toplantısında, İsrail'in Lübnan ve Filistin topraklarına saldırısını ülkesinin kaygı ve tedirginlikle takip ettiğini belirttikten sonra şunları söyledi: "Suudi Arabistan İsrail'in tavrını, bütün uluslararası yasalar ve BM kararlarına aykırı, Lübnan'ın altyapısını ve sivil halkını hedef alan bir 'topyekün savaş' olarak görmektedir." Arap basınını, İslâm Dünyası'ndan resmî ağızların ne dediğini bir tarafa bırakalım, askerî sansürün hüküm sürdüğü İsrail gazetelerinde ve Amerikan basınında çıkan yazılar bile sert eleştiriler içeriyor. İsrail'e hiç ters bakmayan gazetelerin başında Washington Post (WP) gelir ABD'de. WP yazarı Richard Cohen, 18 Temmuz günü çıkan yazısında, İsrailli politikacıların zaman içerisinde yaptığı bir dizi yanlışı ve son saldırıların ülkenin başına açacağı yeni dertleri sıraladı. İsrail yanlısı olduğu şüphe götürmeyecek yazarın, yazısının girişinde, "Aslında İsrail'in kendisi büyük bir yanlışlık" demesinin hayli tepki çekmesi beklenirdi; nitekim öyle de oldu. Tabii, bu noktada durup bir soru sormamız gerekiyor: Arap basınındaki küçük bir azınlığın görüşlerini geniş bir coğrafyanın eğilimi diye yansıtan yazının sebebi ne olabilir? Ülkelerin resmî görüşlerini farklı biçimde değerlendirmenin? Önceki gün (19 Temmuz), Ankara'da İngilizce olarak yayımlanan The New Anatolian gazetesinde, Önder Aytaç ve Emre Uslu adlı iki araştırmacının ilginç bir makalesini okudum. "Asker/polis konularında Sabah'ı kim yanıltıyor?" başlıklı makalede, son iki ay içerisinde Sabah gazetesinde çıkan bazı haberler ve değerlendirmelerin 'yanıltıcı' olduğuna dikkat çekiliyor. Örnekler sunan makale, "Ankara'da görev yapan diplomatlar Sabah'ın asker/polis konularıyla ilgili değerlendirmelerine ihtiyatla yaklaşmalı" uyarısıyla bitiyor. Lâz şoför gibi, "Hepsine, hepsine" diyesim geliyor.
|
![]()
| ||||||||||||||||||
|
Ana Sayfa |
Gündem |
Politika |
Ekonomi |
Dünya |
Aktüel |
Spor |
Yazarlar Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın |
| Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi |