Hayat Şiirimizin derin damarı

Şiirimizin derin damarı

Ali Asker Barut’un Kendimle Konuşmalar adlı kitabı geçtiğimiz Eylül ayında okurla buluştu. Almanya’da yaşayan şair Ali Asker Barut kitabında edebiyatımıza dair duygu ve düşüncelerini büyük bir samimiyetle okuruyla paylaşıyor.

Haber Merkezi Yeni Şafak
Ali Asker Barut
Ali Asker Barut

ARİF AY

Şair Ali Asker Barut, Tunceli doğumlu (1964) ve Almanya’da yaşamaktadır. Rüzgârla Dolu (Adam Yayınları, 1992), Yağmurlu Leylak (Adam Yayınları, 1995), Karanfil Kırıkları (Adam Yayınları, 1998), Ay Sözlüğü (Adam Yayınları, 2000), Sarhoş Böcek Şarkıları (Adam Yayınları, 2005), Ateş ve Pervane (Edebiyat Ortamı Yayınları, 2017), Dalgınlıklar ve Kederler Kitabı (Edebiyat Ortamı Yayınları, 2019) şiir kitaplarının yanı sıra, son yıllarda arka arkaya, Şairin Gölgeleri (Yasakmeyve Yayınları, 2017), Yüzüm Bir Kentin Anı Defteri (Edebiyat Ortamı Yayınları, 2018), Şebçerağ -Bir Büyük Gelenek İle Yürüyenler- (Edebiyat Ortamı Yayınları, 2019), Kendimle Konuşmalar -Şair/Şiir Yazıları- (Yazılı Kağıt Yayınları, 2020) adlı, deneme / günlük türlerinde de kitaplar yayımladı.

Kendimle Konuşmalar Ali Asker Barut Yazılı Kağıt Yayınları Eylül 2020 96 sayfa

İnsanın en tabii ve en özgün konuşması, sanırım, kendiyle yaptığı konuşmadır; bu, kendi kendine konuşmayla karıştırılmamalı. Kendi kendine konuşma, delilik alameti olarak görülür toplumca çoğu zaman. Oysa kendiyle konuşma, bir bakıma, kendini ikinci bir kişi olarak muhatap alarak yapılan konuşmadır. Bu tür bir konuşmada neler olmaz ki… En başta, geçen günlerin dökümü ve muhasebesi vardır; sevinçler, acılar, kırgınlıklar, yüzleşmeler, anılar, dostluklar, arkadaşlıklar, sevgiler, ayrılıklar, özlemler, yanlışlar, doğrular ve geleceğe dair beklentiler, hayaller, hayal kırıklıkları vs. Eğer kendiyle konuşan bir şairse, konuşmanın boyutları daha da genişler. Şairlerin, yazarların yazdıkları da yazıya dökülmeden önce, kendine yönelik bir iç konuşma değil mi zaten.

Ali Asker Barut’un Kendimle Konuşmalar’ı şaire / şiire ve genelde edebiyatımıza dair yazarın duygularını, düşüncelerini içeren ve bir solukta okunan bir kitap. Şairin kendine özgü üslubuyla kaleme aldığı bu denemelerde pek çok yerli ve yabancı şair ve yazar adı geçmektedir. Bunlardan bazıları: Mevlâna, Yunus Emre, Hacı Bayram Veli, Hacı Bektaş Veli, Pîr Sultan, Baki, Seyrani, Nef’i, Dadaloğlu, Şeyh Galip, Nâzım Hikmet, Mehmet Akif Ersoy, Necip Fazıl, Sezai Karakoç, Memet Fuat, Cemal Süreya, Turgut Uyar, Oktay Rifat, Ahmed Arif, Behçet Necatigil, Ozan Telli, Gülten Akın, Doğan Hızlan, Ergin Günçe, Cahit Zarifoğlu, İlhami Çiçek, Haydar Ergülen, Sunay Akın, Oğuzhan Akay, Rasim Dara… Yabancılardan: Seferis, Mayakoveski, Sylvia Plath, Arthur Rimbaud, Baudlaire, Pablo Neruda, Jean Paul Sartre, Tristan Tzara, Angel Miguel… Tüm bu yazar ve şairler yan yana, iç içe denemelerde yer alır.

GEÇMİŞE TANIKLIK EDER

Ali Asker Barut, çocukluğunda dedesinin ve nenesinin anlattığı acı hatıralardan yola çıkarak Anadolu insanın geçmişine tanıklık eder. Anadolu insanının ne badirelerden geçerek bugünlere geldiğini belirtirken en çok da yaşanan acılara vurgu yapar. Nenesinin “Komşular taşınıp gittiler” sözüne değinirken şunları der: “Bu tek cümlede büyük bir yalnızlık, bu cümlede hanelere kalan büyük ıssızlık, bu cümlede büyük bir kimsesizlik, bu cümlede taşınan evler ve komşulara, gitmeleri ile değişen zaman ve alışkanlıklara, yiten dostluklara ve arkadaşlıklara ağıt var.”

Kendisiyle yapılan söyleşide: “Hayat, ölüm ve kader bütün edebi yapıtların temel konularıdır.” diyen Ali Asker Barut, bugün büyük insanlığın ağıtının hiçbir dilde değil, Türkçede yazıldığını vurgular. Şiirinin köklerinin Anadolu’nun kadim kültürüne uzandığını şöyle dile getirir şair: “Duvarlara, dağlara, taşlara, gökyüzüne ağzındaki duaları döken nenem ve nenemin ağzındaki menkıbeler, anlattığı masallar, sesini verip sesini kaldırarak söylediği canciğer söken beyitler, büyük ağıtlardır son dönem (Ateş ve Pervane, Dalgınlıklar ve Kederler Kitabı) şiirlerimin altındaki büyük damar ses.”

“Ne çok kurumuş dere var Türk Şiir’inde” başlıklı yazısında günümüz şairlerinin, özellikle genç şairlerin omuzlarında yük olduğunu hatırlatır ve şu gerçeğin altını çizer: “Sadece büyük geçmişten değil dünden, sadece dünden değil bugünden, aldıklarını ilerdeki yarına aktarmasını, kavuşturmasını bilmeli! Bu yük mü: Kimileri miras diyor bu yüke, kimileri elden ele giden bayrak. Köke, kaynağa ulaşamayan bir su bir dere ne kadar uzağa gidebilir ki… Bir yere varamadan, gürleşmemiş ne çok kurumuş dere var Türk Şiiri’nde.”

DÜNYA BİR ANAYURTTUR

Almanya’da yaşayan şair, “gurbet” kavramına değinirken: “Dünya bir büyük anayurttur. Biz bu anayurdun yeryüzünün her tarafına dağılmış çocuklarıyız. Dışarı çıkmak, “Gurbet”e çıkmakla aynıdır. Bilginiz, görgünüz genişler, bakışınız derinleşir, insana, yeryüzüne, doğaya ve bu tabiat üzerindeki bilumum canlılara bakışınız olgunlaşır.” der.

Gurbette olmak, şaire geniş bir bakış açısı, derinlikli bir sevgi kazandırır. Yurdunu “bir ev” olarak görür ve bu evde yaşayanların tümünü hane halkı olarak sever: “(Dışarı çıkmak) kısır bakışlardan, insanı ayıran, seçen, ötekileştiren, sadece bir grubu, bir rengi, sadece senin gibi düşünenlerle birlikte nefes alma yanlışlığından kurtardı beni. Ben “Dışardayken” Nazım Hikmet kadar sevdim Sezai Karakoç’u, ben “Dışardayken” Arkadaş Zekai Özger kadar sevdim İlhami Çiçek’i. Necip Fazıl’ın sadece bu toprakların büyük şairi olmadığını, büyük derdimin, büyük kederimin bir ortağı, bir şahidi, zulmün içinde büyük çilelerle geçen insanların döktüğü gözyaşının bir tanığı, sadece bir büyük çilekeş değil bunlara ortaklık arkadaşlık anlamında bu toprakların bir büyük çiledaşı, bir büyük kederdaşı olduğunu anladım ve sevdim. Türk şiirinin zarifi Cahit Zarifoğlu ismini Cemal Süreya kadar anladım ve sevdim.”

Biz kendimizi ne kadar Batılılaşma sevdasına kaptırmış olsak da bunun Avrupa’da bir karşılığının olmadığına vurgu yapan Ali Asker Barut, şiir üzerinden şu önemli değerlendirmeyi yapar: ”Türkçe şiirin tek yanlı olarak Avrupa şiiriyle girdiği bir ilişki söz konusudur. Tıpkı Türkiye’nin tek taraflı olarak yıllardır kendini Avrupalı sayması gibi. Ne kadar acıdır ki Eskimo şairleri bile kendini Avrupalı sayan bir Türkiye’nin şairlerinden daha çok itibar ve yer buluyor Avrupa’da. Ben Türk şairlerinin, yurtdışına açılma kompleksini üzerlerinden atmalarını dilerim.”

Ali Asker Barut’un doğduğu toprakların, dedesinin, nenesinin yaşadığı toprakların acısını ben de dile getirdim şiirlerimde. Bundandır şiirimin Ali Asker Barut’un şiiriyle akraba oluşu:

  • yürü dağım gidelim
  • aşiretiz, akrabayız
  • meşeyle, aynı karın
  • suyunu içtiğimizden
  • bir dal kurur da
  • bin dal göveririz yeniden
  • merhaba orman
  • merhaba
  • (Dosyalar, s.52, Edebiyat Dergisi Yayınları, 1980)

Ali Asker Barut’un Kendimle Konuşmalar’ını dura dura, düşüne düşüne, kimi acıları yüreğimde duya duya, en çok da büyük bir hüzünle okudum.

Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.