Düşünce Günlüğü Hibrit terör ve iç güvenlik yaklaşımları

Hibrit terör ve iç güvenlik yaklaşımları

21 yüzyılda, savaşın doğasında gerçekleşen radikal değişim sonucunda, terör örgütlerinin de stratejisi değişmiştir. Terör örgütleri kendi organizasyonlarını değişen konseptlere hızlı şekilde adapte edebilmektedir. Bu bağlamda hibrit savaş konseptinin bir yansıması olarak hibrit terör olgusu ortaya çıkmıştır.

Abone Ol Google News
Haber Merkezi Yeni Şafak
Hibrit terör ve iç güvenlik yaklaşımları
Arşiv

Umut Berhan Şen / SASAM Uzmanı

Kuşkusuz, dünyanın kalbi olarak nitelendirilebilecek bir ülkede yaşıyoruz. Bölge ve dünya ülkelerinin çıkarlarının ilmek ilmek birleştiği jeostratejik bir merkezi savunmaya çalışmak, ilgili kurum ve kuruluşlar için yeryüzünün en zor görev misyonudur. Türkiye dünyanın jeostratejik merkezi olduğundan, yurttaş başına iki yabancı gizli servis ajanı düşmektedir. 21. yüzyılın ikinci çeyreğine doğru yol alırken, yabancı gizli servislerin stratejileri, oldukça süratli bir değişim yaşamaktadır. Bu değişimin doğal bir neticesi olarak ise, yeni bir savaş anlayışı gelişti; Hibrit Savaş.

TERÖR ÖRGÜTLERİNİN STRATEJİLERİ DEĞİŞTİ

Terörizmle mücadele doğru ulusal politikalar kadar uluslararası işbirliği alanında güçlü politika ve stratejiler geliştirilmeyi de zorunlu kılmaktadır. 21 yüzyılda, savaşın doğasında gerçekleşen radikal değişim sonucunda, terör örgütlerinin de stratejisi değişmiştir. Terör örgütleri kendi organizasyonlarını değişen konseptlere hızlı şekilde adapte edebilmektedir. Bu bağlamda hibrit savaş konseptinin bir yansıması olarak hibrit terör olgusu ortaya çıkmıştır.

Hibrit terör, kamu düzeni ve güvenliğini bozma amacıyla, belirli radikal ve aşırı sağ grupları travmatize ederek, infial yaratmayı ve iç karışıklık çıkarmayı amaçlar. Amaç, misilleme eylemleri organize ederek, karşı kampın da terör ve anarşi ortamına konsolide olmasını sağlamaktır. Dolayısıyla hibrit terörle mücadele stratejisinin taktik ve stratejisinin de bu terör konsolidasyonuna karşı kontra bir konfigürasyon oluşturması gerekmektedir. Her hibrit terör eyleminin öncesi ve sonrasında yürürlüğe girebilecek bir kontrterör stratejisinin ana hatları ise şu şekildedir: Terör eylemini önlemek, terör eylemi sonrası oluşan toplumsal travmayı yatıştırmak ve terör eyleminin uzun vadedeki etkilerini eylemi yapan terör örgütünün amaçladığı hedeften saptırabilmek. Belirttiğimiz bu stratejik yaklaşımın başarıya ulaşmasında temel unsur ise, yeni bir iç güvenlik paradigmasının inşasıdır.

HİBRİT TERÖRLE MÜCADELE

Terör örgütlerinin yanı sıra hibrit modele sahip yeni tür organize suç örgütleri, uyuşturucudan yasadışı silah ticaretine kadar çeşitli ölçekte faaliyet sürdürürken, yapısal ve ideolojik açıdan çok farklı terör örgütleriyle de eşgüdüm ve koordinasyon içinde hareket etmektedir.

Hibrit terörle mücadelenin başarılı biçimde konfigüre edilebilmesi için, günümüz dünyasındaki çağdaş iç güvenlik anlayışının öngördüğü başka alanları da (iç güvenlikten kriz ve afet yönetimine kadar) kapsayan yeni bir teşkilatın kurulması gerekmektedir. Bu teşkilat, iç güvenliğin bir merkez altında toplanması esasına uygun olarak “İç Güvenlik Teşkilatı” olarak tanımlanabilir. Bu teşkilat ülkemize yönelik tüm hibrit tehditleri etkisiz hale getirecek güçte operasyonel bir kurum olarak inşa edilmelidir. İç Güvenlik Teşkilatı’nın, yine kurulmasını savunduğumuz diğer oluşum ve teşkilatlar olan; Milli İstihbarat Direktörlüğü, Siber Güvenlik Teşkilatı, Hudut Güvenlik Teşkilatı ve Finans Güvenliği Teşkilatları’nın yanısıra, tüm bu kurumların sağlıklı bir eşgüdüm ve koordinasyon ile müşterek bir çalışma yürütebilmeleri için Cumhurbaşkanlığı’na bağlı bir ‘Hibrit Terörle Mücadele Merkezi’ nin kurulması gerekmektedir. Bu sayede, iç güvenlik ve hibrit terörle mücadeledeki tüm faaliyetlerin konfigürasyon ve koordinasyonunun tek bir merkezden sağlanması mümkün olacaktır. Hibrit Terörle mücadelede klasik terörizmle mücadele yöntem ve taktiklerinin yeterli gelmeyeceği açıktır. Dolayısıyla, hibrit terör örgütlerine karşı yürütülen mücadelenin de hibrit bir karaktere sahip olması gerekmektedir.

Tarih bize gösteriyor ki, bir savaşçının korunması ancak savaşla mümkündür. Türk devleti, ulusal genetiği savaşçı bir ulusun kurduğu bir tarihsel organizasyondur. Türkler, tarih boyunca barışı ve istikrarı savunmuş ama başka çare kalmadığında savaşçı bir strateji uygulamayı da bilmiştir. Köşesine çekilen bir ülkeyi koruyabilecek bir güç yoktur. Zira çağımızın yeni savaş modeli olan hibrit terör tehditlerine karşı yüzde yüz oranda kusursuz bir savunma ortaya koyabilmek, mümkün görünmemektedir. En az kusurlu olan savunma modeli savaşa devam etmektir. Dolayısıyla, ilgili devlet kurumlarında hibrit terör tehdidine karşı farkındalık oluşturmak, yeni risk ve tehditler karşısında devletimizin mevcut kapasitesini daha da güçlendirmek ve hibrit terörün ülke sınırlarını aşan boyutu karşısında uluslararası işbirliği tesis etmek için yukarıda ifade ettiğimiz yeni güvenlik paradigmasının inşa edilmesi zorunlu hale gelmiştir.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.