Dünya Ramazan'da Mevlana'nın türbesinde buluşuyor
Hayat
Dünya Ramazan'da Mevlana'nın türbesinde buluşuyor
Türk ve İslam dünyasının en büyük mutasavvıflarından Mevlana Celaleddin-i Rumi'nin türbesinin bulunduğu Mevlana Müzesi, Ramazan'da dünyanın dört bir yanından ziyaretçileri ağırlıyor. Konya Kültür ve Turizm Müdürü Abdüssettar Yarar, "Her yıl olduğu gibi bu yıl da ramazanın gelmesiyle ziyaretçi yoğunluğumuz arttı. Binlerce turist manevi duygularını en iyi yaşayabilecekleri yer olarak Mevlana Müzesi'ne geliyor" dedi.
AA
Bir akademisyenin gafleti
Bir akademisyenin gafleti
Her kitap meraklısında olduğu gibi, benim kütüphanemde de hatırasına hürmet ettiğim, devamlı koruma altında tuttuğum bazı kitaplar bulunuyor. Bunlardan biri, “Büyük Mutasavvıflar” adını taşıyor, ben de onu her gittiğim yere taşıyorum. Bin dokuz yüz ellili yılların başında, Gayret Kitabevi tarafından yayımlanan bu eserle çok erken bir yaşta tanıştım. Hazret Ali, İmam-ı Gazali, Muhyiddin-i Arabi, Mevlana Celaleddin-i Rumi, Abdülkadir-i Geylani, Ahmed Er- Rufai gibi İslam büyüklerinin hayatlarını ve menkıbelerini konu alan bu kitabı daha ilkokul sıralarındayken – hem de birkaç defa – okudum.Doğduğum köyde kapı komşumuz bir Osman Amcamız vardı. Benim de Kur’an-ı Kerim hocam olan bu zat, nur yüzlü, doğru sözlü, istikamet sahibi bir kimseydi. Diğer bir önemli özelliği de tasavvuf ve tasarruf erbabına duyduğu büyük hayranlıktı. İşte bu zat, bahsi geçen kitabı bana defalarca okuttu, memnuniyetle belirteyim ki, daha o yaşta ufkumun açılmasına vesile oldu. Halen hayatta olan ve memlekete her gidişimde ziyaret edip hayır duasını aldığım Osman Amcama sağlık ve afiyet temenni ediyorum.Bir hafta on gün önce sıla-i rahim için memleketime gittiğimde yine kendisini ziyaret ettim. Merkez Camii’nin önündeki açık hava kahvehanesinde hem hasret giderdik, hem uzun uzun sohbet ettik. Ben, bu vesileyle size bir şey söyleyeyim mi, Allah dostlarıyla uzun soluklu yapılan sohbetler, bir bakıma insanın hayatını uzatıyor. Buradaki “uzatıyor” kelimesini mutlu ediyor, manasında anlayabilirsiniz. Masamızda birkaç hemşehrimiz daha vardı. Osman Amca, bana nasıl kitap okuttuğunu övücü sözlerle onlara da anlatmaya başlayınca sıkıldım ve konuyu değiştirmek istedimse de başarılı olamadım.Efendim, “Büyük Mutasavvıflar”daki büyük mutasavvıfların hayat hikayeleri ve menkıbeleri, yukarıda da belirttiğim gibi bende büyük bir okuma aşkı uyandırdı. Bunların arasında, özellikle Ahmed Rufai hazretleriyle ilgili bir menkıbeden çok etkilendim ve ilerleyen zamanla birlikte daha bir çok kaynakta bu menkıbeye rastladım. Erbabının bildiği üzere bu menkıbe Ahmed Rufai hazretlerinin büyük ceddi Resul-i Ekrem’in mübarek elini öpme şerefiyle alakalıdır. Bu büyük İslam mutasavvıfı Medine-i Tahire’de, Ravza-i Mutahhara’yı ziyaret ettiği sırada, Efendimiz’e verdiği selamın karşılığını alıyor ve Fahr-i Kâinat’ın kabr-i şerifinden uzattığı elini bûs etme (öpme) bahtiyarlığına eriyor. Az önce de hatırlattığım gibi bu menkıbe bir çok kaynakta yer alıyor, hatta konuyla ilgili müstakil eserler yazıldığını da biliyoruz. Bu kitaplardan birinin ismini vereceğim ama önce bir ilahiyatçının (!) cehaletinden ve tabii ki gafletinden bahsetmek istiyorum.Birkaç yıl önceydi. Cağaloğlu’ndaki Diyanet Yayınevi’nde müdür beyle sohbet ederken yanımıza bir zat geldi. Emekli bir ilahiyat hocası olduğunu daha sonra öğrendiğim bu kişi, başka işi yokmuş gibi önce gıybete başladı. Hayreddin Karaman Hoca aleyhinde ileri geri laflar sarfettikten sonra sözü yukarıda anlattığım menkıbeye getirdi. Yahu, günümüzde öyle cahil profesörler var ki, hayatları hurafelerle dolu. Bunlardan birisiyle İslam Ansiklopedisi’nin sayfalarını çevirirken karşılaştım. Ahmet Rufai maddesini yazan bu akademisyen aslı astarı olmayan bir takım uydurma menkıbelere de İslam Ansiklopedisi gibi ciddi bir kaynakta yer vermiş. Neymiş efendim, Ahmet Rufai, Peygamber’e selam vermiş, o da selamını almış, hatta elini uzatıp öptürmüş. Hiç olacak şey mi. Böyle hurafeler ansiklopedi maddesi diye kaleme alınır mı, dedi ve daha bir çok “türrehat” söyledi. Halbuki dedikleri doğru değildi ve İslami literatürde bunlar “keramet” diye isimlendiriliyordu. Ayrıca Ehl-i Sünnet’e göre Peygamberlerden sadır olan olağan üstü hallere mucize, evliyada görülen benzerlerine de keramet deniliyordu. Böyle cahilane bir manzarayla karşılaşınca, dayanamadım, mucize ve keramet gibi dini kavramlar “İslam Ansiklopedisi”nde yer almayacak da, “Bitkiler ve Hayvanlar Ansiklopedisi”ne mi konu olacak demekten kendimi alamadım. O akşam eve gelince, tam bir İstanbul efendisi olan ve sahasının uzmanlığıyla tanınan Prof. Mustafa Tahralı hocamızın kaleme aldığı makaleyi bir kere daha zevkle okudum.Yukarıda konuyla ilgili müstakil eserler bile yazıldı demiştim. İşte onlardan biri masamda duruyor ve Uludağ Yayınları arasında neşredilen bu risalenin kapağında ismi şöyle veriliyor: “İmam Celalüddin es- Suyuti – Eş-Şerefü’l-Muhattem – El Öpme Şerefi – Seyyid Ahmed er-Rıfai Hazretlerinin Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in Elini Öpme Kerametine Dair”Bu risalede konu ayrıntılı olarak inceleniyor ve sonuç cümlesi olarak şu sözlere yer veriliyor: “Bilindiği gibi bu mübarek menkıbe, Müslümanlar arasında tevatür derecesine ulaşmış, sayısız ve sahih senetlerle rivayet edilmiş, raviler aralarında müttefik olmuşlardır. Maazallah, bu olayı inkar etmek, nifak alametlerindendir.”Not :1 Hazretin ilmiyle, irfanıyla, engin ve rengin manevi dünyasıyla ülfet ve ünsiyet etmek isteyen dostlarımızın Ümmü Kenan Hankâh-ı Şerifi Seccadenişini ve Maarif Nezaret-i Celilesi Tetkikat-ı İlmiyye Encümeni A’zası Kenan er- Rıfai tarafından tahrir edilen, Prof. Dr. Mustafa Tahralı tarafından yayıma hazırlanan, eski kütüphaneler genel müdürü merhume Dr. Müjgan Cunbur tarafından sadeleştirilen müşekkel ve mufassal eser-i müstetabı ariz ve amik bir tarzda kıraat etmeleri icap ediyor.Not: 2Cuma günü, Şişli Camii’nde kılınan Cuma namazından sonra ebediyete uğurladığımız merhum ve mağfur Emin Işık hocamıza Allah’tan rahmet niyaz ediyor, yakınlarına sabr-ı cemil diliyorum.
Mevlana aşkıyla geçen bir ömür: Şefik Can
Hayat
Mevlana aşkıyla geçen bir ömür: Şefik Can
Hz. Mevlânâ ve Mesnevi sevdasıyla geçen doksan altı yıllık bereketli bir ömür süren Şefik Can Dede 23 Ocak 2005’te vefat eder. Erzurum’dan İstanbul’a uzanan hayat hikayesi Konya’da son bulur. Şefik Can’ın hatıraları aynı zamanda Cumhuriyetin kuruluşundan ve sonrasındaki kültür sanat camiasına da ayna tutuyor.
Yeni Şafak
TBF'den anlamlı ziyaret
Spor
TBF'den anlamlı ziyaret
A Milli Erkek Basketbol Takım Menajeri Haluk Yıldırım ve A Milli Kadın Basketbol Takım Menajeri Arzu Özyiğit, İstanbul Üniversitesi Çapa Onkoloji Enstitüsünde tedavi gören çocuklarla bir araya geldi.
AA
Eğitimde kolektif akıl: Pandemi sonrası nasıl olacak
Gündem
Eğitimde kolektif akıl: Pandemi sonrası nasıl olacak
Türkiye Maarif Vakfı’nın düzenlediği “Okulun Geleceği: Pandemi Sonrası Eğitimin İhtiyaçları” temalı 2. İstanbul Eğitim Zirvesi başladı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da açılışına video mesaj göndererek katıldığı zirvede, eğitimin geleceği tartışılacak.
Yeni Şafak
Hz. Mevlana'nın 743. Vuslat Yıl Dönümü Uluslararası Anma Töreni -Konya haber
Hz. Mevlana'nın 743. Vuslat Yıl Dönümü Uluslararası Anma Töreni -Konya haber
Avcı, Mevlana'nın 743. Vuslat Yıl Dönümü Uluslararası Anma etkinlikleri kapsamında Büyükşehir Belediyesi Spor Salonu ve Kongre Merkezi'nde düzenlenen Şeb-i Arus törenindeki konuşmasına, Kayseri'deki terör saldırısında hayatını kaybeden şehitlere rahmet dileyerek başladı.
AA
Abdullah Ağar: 'Bir ABD askeri etkilendi' diye anlatılan hikayenin altında meğerse bu terörist başı varmış
Gündem
Abdullah Ağar: 'Bir ABD askeri etkilendi' diye anlatılan hikayenin altında meğerse bu terörist başı varmış
Terör ve Güvenlik Uzmanı Abdullah Ağar, Washington Post'un PKK'nın elebaşlarından Mazlum Kobani'nin yazısını yayınlaması üzerine dikkat çeken açıklamalarda bulundu. ABD'nin geçtiğimiz aylarda YPG'li teröristlere arka çıkarak 'Türkiye, askerlerimizin 300 metre yakınını vurdu' açıklamasını hatırlatan Ağar, 'Yazmış olduğu yazıda görmemiz gereken çok önemli detay var. Diyor ki; ABD ile birlikte çalıştığım Haseke kenti yakınındaki üs hedef alındı. 'Bir ABD askeri etkilendi' diye anlatılan hikayenin altında meğerse bu terörist başı Mazlum Abdi varmış. Bu Washington Post'a yazdığı yazıdan anlaşılıyor. Çok korkmuş arkadaş' dedi.
Diğer
İsmail Sâib Efendi’nin izinden giden son kütüphaneci
İsmail Sâib Efendi’nin izinden giden son kütüphaneci
Arada sırada yanına uğrayıp sohbet ettiğim dostlarımdan biri de Bayezid Devlet Kütüphanesi Yazma Eserler Bölümü’nün müdürü Salih Şahin Bey’dir. Geçen gün adı geçen kütüphanenin en meşhur müdürü, büyük allame İsmail Sâib Sencer’le ilgili bir belgeyi almak için odasına girdiğimde ilgi çekici bir manzarayla karşılaştım. Müdür Bey, orada bulunan ve araştırma yaptığı anlaşılan bir zata beni tanıtırken Dursun hocamız, İsmail Sâib Sencer hakkında kitap hazırlıyor dedi. O, beyefendi bana hemen şu soruyu yöneltti: Dedeniz miydi? Doğrusu bu soru çok hoşuma gitti ve içimden keşke böyle hem âlim, hem ârif bir zatın torunu olsaydım diye geçirdim.Bu satırları kaleme alırken aklıma gelen benzeri bir gülünç hadiseyi de kaydetmeden geçemeyeceğim. Kültür dünyamızın renkli isimlerinden merhum Ragıp Akyavaş’ın vefalı kızı Beynun Akyavaş, bir gün şair Nedim’in kabrini ziyaret etmek için Karacaahmet Mezarlığı’na gidiyor. Bir süre mezarı arıyor ama yerini bulamıyor. Sonunda görevlinin yanına gidip, Nedim’in mezarını biliyor musunuz, sorusunu yöneltiyor. Görevli de, soruya soruyla cevap veriyor: “Başınız sağ olsun! Yakınınız mıydı, ne zaman ölmüştü?”Bir mezarlık görevlisinin orada yatan tarihi şahsiyetleri tanımamasını mazur görebiliriz ama araştırmacı kimliğini taşıyan kimse için böyle bir şey düşünmek doğru değildir. Bayezid Devlet Kütüphanesi’nde kırk yıldan fazla bir süre hafız-ı kütüplük görevinde bulunan ve 1940’ta vefat eden İsmail Sâib Hoca’yı ilim dünyası hem çok yakından tanıyor, hem de gerekli saygıyı gösteriyordu. Onun okyanuslar kadar engin ve zengin bilgisinden istifade eden yabancı ilim adamlarının sayısı, yerlilerden aşağı değildi. Atatürk bile, Türkiye’yi ziyaret eden Ürdün Kralı Şerif Abdullah’ın İstanbul kütüphanelerinde aradığı bir kitabın bulunma işini İsmail Sâib Hoca’ya havale etmişti. O zamanlar Milli Eğitim Bakanlığı Neşriyat Müdürü Faik Reşad Unat’ı da bu işi çözmekle görevlendirmişti. Cumhuriyet Halk Partisi’nin anlı şanlı Milli Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel de bu büyük kitabiyat bilgininin hayranlarındandı. Mesela “Mevlânâ’nın Rubaileri” isimli eserini hazırlarken Mesnevi müellifinin el yazılarını tespit etme konusunda çok zorlandığını, ancak İsmail Sâib Efendi’nin yardımıyla bu müşkülünü hallettiğini, yukarıda ismini verdiğim eserinin 1932 tarihli baskısında dile getiriyor.Heyhat! Bir zamanlar şöhreti dünyaya yayılan bu büyük kütüphaneciyi -istisnalar müstesna- kütüphaneciler bile tanımıyorlar. Sadece kütüphaneciler mi, bozuk bir Türkçe’yle ve yalap şalap bir üslupla kaleme aldıkları “yapıt”larının çokluğuyla övünen yazarlar da aynı ilgisizler ve bilgisizler kervanına katılıyorlar.Geçenlerde Sunay Akın’ın Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları arasında çıkan “Tuncay Terzihanesi” adlı kitabını karıştırırken böyle nahoş bir manzarayla karşılaştım. Yazar, Bayezid Devlet Kütüphanesi’nin İsmail Sâib Hoca’dan sonraki müdürü rahmetli Muzaffer Gökman’ın Bayezid Devlet Kütüphanesi’ni bir pislik yuvası olmaktan kurtarıp, aydınlanma yuvasına dönüştürmüştür diyor. Demek ki, bu kitap hazinesi, daha önceki yıllarda tam bir pislik yuvasıymış. El insaf!..Bilmeyenler için kısaca anlatayım. İsmail Sâib Hoca kitaplar kadar kedilere de düşkündü. Kütüphanede yüz elliye yakın kedisi vardı. Hatta onun müdürlüğü zamanında burasının adı “Kedili Kütüphane”ye çıkmıştı. Tabii ki bu kadar kedi, içeride bir takım nahoş manzaraların ortaya çıkmasına da sebep oluyordu. İşte sonraki müdür Muzaffer Gökman’ın kedilere uyguladığı operasyon “Kitaplar Arasında 44 Yıl” isimli hatıratta tatlı bir üslupla anlatılıyor ve hiçbir yerinde kütüphane için “pislik yuvası” denmiyor. Sunay Akın, ya kitabı dikkatli okumamış veya kantarın topuzunu biraz kaçırmış. Haydi, bir de şöyle sorayım: Acaba, Sunay Akın bu kitabı okumadan önce İsmail Sâib Hoca’nın adını duymuş olabilir mi? Geçelim…Efendim, bendeniz bu satırları, değerli kütüphaneci, aziz dostum Ramazan Minder’in görevden alınmasıyla ilgili haberi okuduktan sonra kaleme aldım. Haber şöyle:“İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun, Almanya gezisindeyken yapılan sürgün gibi atama, CHP’nin ve İmamoğlu’nun ‘liyakat’ açıklamalarını bir kez daha tartışmaya açtı. Minder, İBB Kütüphaneler ve Müzeler Müdürlüğü’nde 1995 yılında başlayan görevi boyunca müdürlüğe kadar yükselmişti. Görev süresi içinde Atatürk Kitaplığı’nı yeniden dizayn eden Minder, kütüphaneleri 7 gün 24 saat çalışma prensibine göre düzenledi. Ayrıca bilgileri dijital ortama aktararak, ücretsiz olarak öğrencilerin hizmetine sundu. Minder, Prof. Kemal Alemdaroğlu’nun 28 Şubat dönemindeki rektörlüğü sırasında çöpe attırdığı Abdülhamid’in Yıldız Sarayı’ndaki Özel Kütüphanesine ait 4 bin 500 kitabı ellerinde bulunduranlardan tek tek toplayıp Atatürk Kitaplığı’na taşıdı. Ayrıca Medine Müdafii Fahreddin Paşa ile Hamidiye Kahramanı Rauf Orbay’ın şahsi arşivlerini de satın aldı. Ramazan Minder, tarihçiler arasında 1925-1940 yılları arasında Bayezid Kütüphanesi’nin efsanevi müdürü İsmail Sâib Efendi’nin yolundan giden en son kütüphaneci olarak anılmaktaydı”(Sabah, 11 Kasım 2019”.)Bu değerli kütüphanecimizin hükümet tarafından derhal değerlendirilmesi ve üst düzey bir göreve getirilmesi gerekiyor. Böylece yanlış hesap Bağdat’tan dönmüş olur.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.