İbrikçi kafası ya da bir karakterin müntehası
İbrikçi kafası ya da bir karakterin müntehası
Eskiden, henüz muslukların konulmadığı zamanda cami helalarının önüne sıra sıra ibrikler konurmuş. Adamın biri sıkışmış halde, İstanbul Yeni Camide, bu ibriklerden birini kapıp içeriye girmek için hamle yaparken, helanın ibrikçisi: “Hoop hemşerim, onu bırak şu ibriği al!” buyurmuş. Adamcağız telaşla elindekini bırakıp gösterilen ibriği almış. Ferahlayıp dışarıya çıkınca ibrikçiye o ibrikle bunun ne farkı vardı, diye sorunca, ibrikçi: “Ben buranın ibrikçisiyim, bu kadarcık salahiyetim olmasın mı?” Demiş.Küçük adamın salahiyet telakkisi böyle oluyor: dar görüşlülüğün, ufuksuzluğun, görgüsüzlüğün ruh halleri ve davranışlar üzerine yansıması…Kendini yetkili görünce onu nasıl da istismar edebiliyor…Korona dolayısıyla özel veya resmi işyerlerinde siyasal iradenin çalışma koşullarına sağladığı esneklik takdirle karşılanmalı… Ne var ki bu esneklik bazı yöneticiler tarafından idrak edilemedi… Sağlanan esnekliği kendi işyerlerinin özelliğine uygun olarak uygulama yerine, esneklik sanki bazı memurlara müeyyide uygulama biçimine dönüştürülmüş… Herkese nöbetleşe evde çalışma fırsatı verilmek gerekirken, tam tersi yapılarak devam mecburiyeti uygulanıyor…(Neyse ki siyasi iradenin kararlı tutumu idareyi daha esnek davranmaya yöneltti, hâlâ istisnaları görülse bile.)Abdülhakim Arvasi’ye atfediliyor: “Bir ilmin butlanı onun müntehasında belli olur.” Demiş.Münteha, yani bir şeyin uç noktası, en sonu, bitimi, akıbeti…Butlan ise, batıl olma durumu, yani doğru olmayan, temelsiz, yalan, çürük; bozuk; sakat, hukuken geçersiz; hüküm ifade etmeyen…İmdi…Bir ilmin butlanı onun müntehasında belli olduğu gibi, bir karakterin sağlamlığı da elindeki yetkiyi nasıl kullandığı ile ölçülür…Durum görgü ile umur görmüşlük ile ilgili...Görgüsüze, umur görmemişe bir makam, mevki verildiğinde yetkiyi nasıl kullanacağını bilemez. Yetkisini ilgisiz yerlerde kullanmaya kalkışır. Sınırını aşar…Türkçemizde böyleleri için yığınla atasözü var. İşte onlardan biri:Çingeneye beylik vermişler önce babasını asmış, derler… Burada Çingene kelimesi bir topluluğu değil, umur görmemişliği ifade ediyor. O göreve layık olmayan birine kaldıramayacağı yetkiler verilirse ne yapacağını bilemez, yetkisini haksızlıklara alet edebilir… Veya yetkisini istismar edebilir… Bulunduğu konuma layık olmadan getirildiği için onun tadını çıkarma uğruna etrafına haksızlık eder. Caka satacağım diye zulmeder. Köpeğe gem vurma, kendini at sanır, derler…Bu halin tam tersini ifade eden sözlerimiz de var. İşte biri: Adam adamdır, olmasa da pulu; eşek eşektir, atlastan olsa çulu.Sorumluluk talep eden makamda ibrikçi kafasıyla iş gören biri oturursa kendini de, yetkisini de küçük düşürür, malamat eder.
Münih’te mülteci sergisi
Hayat
Münih’te mülteci sergisi
Sanatçı Şinasi Göktürkler, Almanya Münih’te 5. kişisel sergisini açtı. “Edeltraud – Deutsche Sparche und Kultur” tarafından düzenlenen sergi, Camerloherstr. 56. adresindeki salonlarında ziyaretçilerini bekliyor.
Yeni Şafak
Sadri Alışık Ödülleri için geri sayım
Hayat
Sadri Alışık Ödülleri için geri sayım
'Sadri Alışık Anadolu Tiyatro Oyuncu Ödülleri' adayları için heyecanlı bekleyiş sürüyor.
Yeni Şafak
Vurayım mı seni?
Gündem
Vurayım mı seni?
Başakşehir Hatice Binti Ali Camii imamı Abdulhakim Yıldız, 15 Temmuz darbe girişimi gecesi sala okurken iki kişi tarafından saldırıya uğradı. Yeni ortaya çıkan görüntülerde saldırganlar, Yıldız’ın alnına silah dayayıp, “Vurayım mı seni? Polis çağır onu da vurayım” diyor.
Yeni Şafak
Aleksi Karel’in “Dua”sı
Aleksi Karel’in “Dua”sı
Fatih Sultan Mehmed bir gün yolda giderken karşılaştığı bir derviş kendisine, “Padişahım, sen bizim dualarımız sayesinde İstanbul’u fethettin” der, Fatih de, “Doğru söylüyorsun, derviş baba. Fakat şunun da hakkını unutma” cevabını verdikten sonra eliyle kılıcını gösterir.İslami kaynaklarda duanın mahiyeti, çeşitleri, nerede nasıl yapılacağı ayrıntılı olarak anlatılıyor. Sütunum onları sıralamaya müsait olmadığı için, yazıya Hazreti Fatih’in bu fıkrasıyla başladım. Zaten padişah, dervişe verdiği cevapla işin aslını dile getiriyor; dua, biri kavli, diğeri fiili olmak üzere ikiye ayrılır, diyor. Böylece dini kitaplardan öğrendiğimiz mübarek duaların yanı sıra maddi anlamda alınması gereken tedbirlerin de ne kadar önemli olduğunu vurgulamış oluyor.Fatih’in tavsiyesine – memnuniyetle belirtelim ki – bugün tam anlamıyla uyuluyor. Yani koronavirüs salgınının bir an önce def edilmesi için hem maddi hem manevi ne yapılması gerekiyorsa hepsi yapılıyor. Başta Sağlık Bakanımız olduğu halde, diğer bütün ilgili personel ellerinden gelen gayreti gösteriyorlar. Bunun yanı sıra, bütün minarelerden, her akşam dualar ediliyor. Bu güzel manzara herkesi memnun ettiği halde içimizdeki bazı beyinsizler rahatsız oluyor. Bunlar, kalpleri mühürlü kimseler olmaları dolayısıyla dua ile ayetlerle alay etmekten çekinmiyorlar. Böylece hem cahilliklerini, hem de saygısızlıklarını göstermiş oluyorlar.Bu günlerde merhume Samiha Ayverdi Hanımefendi’yle yapılan Mülakatlar Kitabı’nı ikinci bir defa okuyorum. 20 Aralık 1947 tarihli mülakatın içinde dua ile ilgili çarpıcı ifadeler olduğu için, teberrüken aşağıya alıyorum“Rahmi Balaban : Geçen sene Roma’da bir fizyoloji konferansı oldu. Orada Baroğlu isminde bir âlim bütün dünyaya: ‘Ey insanlar, ruhunuzu ihmal ediyorsunuz, nasıl vücudunuzun beslenmesine azot, karbon vesaire lazımsa, ruhunuza da Allah lazımdır’ diye bar bar bağırmıştı.1932’de Nice’de yine bir fizyoloji konferansı olmuş, Türkiye’den de murahhas olarak ben gönderilmiştim. Sorbonne Üniversitesi’nin otuz beş senelik fizyoloji hocası, söz sırası gelince şöyle bir hitabede bulunmuştu: ‘Ben, otuz beş seneden beri fizyoloji okutuyorum. Bu ilim o kadar ileri gitmiştir ki, artık stop demek zamanı gelmiş de geçmiştir. Zira insanlar bunun yanında ilahi taraflarına, ruhlarına o kadar az ehemmiyet veriyorlar ki, bir taraf öteki tarafa nazaran yüce kalmıştır. Eğer böyle giderse ileri giden fizik bir gün geri dönüp ruhu ateşe verecektir. Ben iki seneden beri hocalık ettiğim üniversitenin ilahiyat kısmına talebe oldum ve bu işde pek geri kaldığımı söylemekle belki benden sonrakilere bir hizmet etmiş olacağımı düşünüyorum.’Dünyanın en büyük biyoloji âlimi Aleksi Karel isminde bir doktor vardır. Bunun ‘La Priere (Dua)’ adlı küçük bir eseri vardır. O kadar faydalı buldum ki, tercümeye mecbur oldum. Fakat kitabın yarısında ‘Üd’ûni es tecib leküm’, (Bana dua edin, size icabet edeyim) ayet-i kerimesinin Cebrilere ve Kaderilere benzemeyen Ehl-i Sünnet’çe olan bir şerhini ilave ettim. Tabii, Ehl-i Sünnet ne diyorsa, bu adam da onu söylüyor. Fakat biz neden kendi elimizdeki hazineye kıymet vermiyoruz da, bu ses hariçten gelince tavlı oluyor? Pek hazin…Ülker Balaban: Efendim, ahlak fesadları ekseriya harplerin bir yadigârı değil midir?Samiha Ayverdi: Harpler halk tabakaları üstünde şüphesiz ki fena meyiller, fena tesirler yaratır. Fakat şimdiki harpleri meydana getiren doğrudan doğruya moral fesadıdır. Bugün kimse toprak için çarpışmıyor, bugünün harbi bir ideoloji muharebesidir.Rahmi Balaban: Aleksi Karel diyor ki: ‘Ben yüzlerce hastayı dua ile iyi ettim. Hastama sorarım: Duaya inanır mısın, derim. Mesela; hayır, der. O zaman karşıma alıp yarım saat duanın ne demek olduğunu anlatır ve sonunda: Ya Rab, sen bu kulunu hidayete eriştir, diye de dua ederim. Şaşıyorum, tababet neden duadan istifade etmemektedir?Bizde geçen bir anket açılmış. Yirmi beş doktora Allah’a inanıp inanmamanın lazım olup olmadığı sorulmuş. Yalnız Mazhar Osman gayet pervasız bir lisan ile ‘Buna şiddetle ihtiyaç vardır. Benim hastalarımın kısm-ı azamı imansızlıktan bu hale gelmişlerdir’ demiştir. Hatta Mazhar Osman, iyi edemediği bir çok hastasını Erdek’de bir Hoca’ya yollar. İzmir’de doktor Muhiddin Âdem de böyle yapardı.Ülker Balaban: Mikroba duanın nasıl bir tesiri olabilir baba?Rahmi Balaban: Mikrop da bir kudret değil mi? Önüne geleni hatır gönül tanımadan ‘tahrip et’ emrini almış bir kudret… Fakat buna elbette kuvvetini veren bir başka kuvvet var, kökünü oradan alır. O, dur deyince nasıl ilerleyebilir?Samiha Ayverdi: Bu maddiyatın maneviyata galip oluşu kanunudur. Fakat Allah’a yakın olanlar her mazhara kendi hakkını verirler, müdahale etmezler. Onun için Ehlullah kerametten son derece sakınır ve ayıp sayar. Efendimiz’in kerametleri değil, güzel ahlakı söylenegelir. Evet, biz kendimizi temizlemeye bakarız, harikalar göstermeye değil. Bir gün Peygamberimiz’e birisi gelmiş. ‘Ya Resulallah! Din nedir’ diye sormuş ‘Güzel ahlaktır’ buyurmuşlar. Bir daha sormuş, aynı cevabı vermişler. Bir daha sormuş, tekrar aynı cevap. Dördüncü sualde ‘Görüyorsun ya, gazabını yenmektir’ buyurmuşlar.”Âsâr-ı gazap görüp semadaTitrer durur ellerim duâdaAbdülhak Hâmid
Arvasi'nin Ramazan'ı
Ramazan
Arvasi'nin Ramazan'ı
Seyyid Abdulhakim Arvasi Hazretleri, yakın geçmişe ışık tutmuş mutasavvıf, kamil, abid ve âlim bir veli. O'nu, bir çoğumuz kendi deyimiyle tükenmek üzere olan Üstad Necip Fazıl'ı irşadı ve yine eserlerinde sıkça bahsinden dolayı tanıdık.
Yeni Şafak
Necip Fazıl’ın şeyhi Büyük Doğu’da
Hayat
Necip Fazıl’ın şeyhi Büyük Doğu’da
Şair ve yazar Necip Fazıl’ın Müslüman dünya görüşüne bağlanmasına vesile olan Şeyhi Abdülhakim Arvasi’nin kitapları, sadece Necip Fazıl’ın kitaplarını yayınlayan Büyük Doğu Yayınları arasından okuyucuyla buluşuyor.
Yeni Şafak
Büyük İslam Alimi Seyyid Abdülhakim Arvasi anıldı
Gündem
Büyük İslam Alimi Seyyid Abdülhakim Arvasi anıldı
Son asrın büyük İslam alimlerinden Seyyid Abdülhakim Arvasi Hazretleri, vefatının 72. sene-i devriyesinde Ankara Bağlum'daki kabri başında dualarla anıldı. Konferansla devam eden programa Cumhurbaşkanı Erdoğan da bir telgraf gönderdi.
IHA

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.