CHP'li Abdüllatif Şener'den tepki çeken koronavirüs paylaşımı: Hiçbir iktidar ayakta kalamaz
Gündem
CHP'li Abdüllatif Şener'den tepki çeken koronavirüs paylaşımı: Hiçbir iktidar ayakta kalamaz
Bütün dünyada korku ve paniğe sebep olan koronavirüs CHP Konya Milletvekili Abdüllatif Şener için de siyasi rant malzemesine dönüştü. Hükümetten vatandaşı rahatlatmaya yönelik açıklamalar gelirken Abdüllatif Şener, koronavirüsün 6 ay daha sürmesi halinde hiçbir ülkede siyasi iktidarların ayakta kalamayacağını iddia etti.
Yeni Şafak
Şaşkınlık ve savruluş
Şaşkınlık ve savruluş

Kimileri bu yanlışı tekrarlamaktan usanmıyor.

Ben de onları düzeltmekten usanmayacağım.

Demiş ki örneğin:

“Cumhuriyetimizin bütün değerlerini yok etmek için uğraşan bu iktidar çok tehlikelidir. 17 yıl boyunca bu ülkeye yaşatılanlar başka bir dönemde yaşanmadı. AKP’nin ve Erdoğan’ın kurduğu tek bir İslami kurum yoktur. Diyanet İşleri Başkanlığı, ilahiyat fakülteleri ve imam hatipler, Atatürk’ün kurduğu kurumlardır. Ama AKP, politikalarıyla bu kurumların içerisini boşalttı. Bana Tayyip Erdoğan’ın kurduğu bir tane İslami kurum söyleyin. Bunlara yine sahip çıkacak olan yegâne parti CHP’dir.” (Abdüllatif Şener, https://www.yenicaggazetesi.co...)

Tek tek ele alalım:

1. AKP’nin ve Erdoğan’ın kurduğu tek bir İslami kurum yoktur.

1. Bu ifadeden sanılır ki bu ülke İslam hükümleriyle yönetiliyor. Bu ülke 1923’ten bu yana seküler bir zihniyetle yönetiliyor. 1923 ve devamı yıllarda “devrim yasası” bağlamında çıkarılan temel yasalar Hristiyan Batı dünyasının yasalarının tercümesinden ve adaptasyonundan ibarettir.

1921 Anayasası’nda yer alan “Devletin dini İslam’dır” hükmü 1924 Anayasası’nda da yer almış, ancak bu hüküm 1928 yılında kaldırılmış, 1937 yılında yapılan Anayasa değişikliği ile de kaldırılan hükmün yerine “laiklik” esası konulmuştur.

Bu değişikliklerin ve iktibas edilen yasaların temel amacı ülkeyi din dışı hükümlerle yönetmekten ibarettir.

2. “Diyanet İşleri Başkanlığı, ilahiyat fakülteleri ve imam hatipler, Atatürk’ün kurduğu kurumlardır.” Demiş.

2. Bu kurum ve okullar, beyan sahibinin zannettiği gibi İslam’a hizmet zımnında açılmamıştır. Diyanet İşleri Başkanlığı dini devletin denetimi altında tutmanın aygıtı olarak kurulmuştur. Halen de o istikamette hizmet vermektedir. Bahsi geçen okullar da aynı amaca matuf olarak kurulmuştur.

Beyan sahibi bunları İslami kurum sanıyor. Kaldı ki “İslami kurum” deyimi açıklamaya muhtaç. Ne demek İslami kurum? Yol, köprü, hastane, okul gibi hizmete tahsisli yatırımlar İslami mi, Hristiyani mi; yoksa Çin mamulü mü, Taocu mu? 200 civarındaki üniversitenin neredeyse hepsinde ilahiyat fakültesi mevcut; yakın zamanlarda 40’ın üzerinde İslami İlimler Fakültesi açıldı. Şimdi bunlara bakarak bu ülke İslam hükümleriyle mi yönetiliyor diyeceğiz?

Bu beyanlardaki yanlış bilinç her tarafından sırıtıyor.

Kişilerin Müslüman olması, İslami bir gayret üzere bulunması ile İslam’ın kurumsal olarak yürürlükte bulunması arasındaki karıştırmalar yaygın bir yanlış bilinç ve kavram kayması halinde devam edip gidiyor...

Filistin davası satılacak bir mal değildir
Dünya
Filistin davası satılacak bir mal değildir
Lübnan Müftüsü Deryan, "Yüzyılın Anlaşması" ve Bahreyn'in başkenti Manama'da düzenlenen "Refah için Barış" adlı çalıştaya tepki gösteren yazılı açıklamada, "Filistin davası, satılacak bir mal değildir." dedi. Deryan; "Mirasımız, ahlakımız ve dinimiz, bize kabul edilemez bu tür tekliflere karşı birlik içinde güçlü ve onurlu olmamızı emrediyor" ifadelerini kullandı.
AA
Liderlik kime ve nasıl popülizm olarak görünür?
Liderlik kime ve nasıl popülizm olarak görünür?

Türkiye demokrasisinin başına gerçekten bir hal geldiğinde arkasından kim ağlayacak? Bu sorunun cevabının Türkiye’nin beka sorunuyla doğrudan bağlantılı olduğunu söylemiştik. Türkiye’yi demokrasi açısından eleştirenlerin demokrasinin bütün kriterlerini istedikleri gibi eğip bükmekte ne kadar mahir olduklarını da biliyoruz. Neticede İslam dünyasında yitip giden nadir demokrasilerin ardından bir günlük yası bile fazla gördüklerine şahit olduk. Yas ne kelime? Türkiye’de darbe ihtimali karşısında veya Mısır’daki fiili darbe karşısında neredeyse zil takıp oynayacak oldular.

Video: Liderlik kime ve nasıl popülizm olarak görünür?


Çağımızda demokrasi ve insan hakları adına ne varsa hepsini en radikal biçimde katletmiş olan darbeci Sisi’yi, üstelik 9 masum insanı devlet gücü ve marifetiyle idam ederek katlettiği günlerde AB’nin bütün liderleri kendisiyle görüntü vererek topluca ödüllendirdiler. Sisi’nin ev sahipliğinde Şarmelşeyh’te gerçekleşen Zirve’de Avrupa Birliği liderleri Arap Birliği liderleri ile bir araya gelerek hep birlikte Sisi’ye taze taze katletmiş olduğu masum insanlar veya zindanlarında sorgusuz yargısız tuttuğu onbinlerce insanın yaşamakta oldukları insanlık dışı ağır işkenceler dolayısıyla kendisine bir uyarıda bulunmadılar.

Ona insan hakları ve demokrasi adına bir hatırlatmada bile bulunmadılar. Bilakis sisi kendilerine “Mısır’ın özgün koşullarının gerektiğinde insanlığı katletmek için ne kadar haklı gerekçeler sunabildiğine dair” veciz bir nutuk sundu, onlar da büyülenmiş gibi dinlediler ve alkışladılar.

Kadim Mısır’ın büyüleyerek göz boyama geleneği canlandı da AB liderleri Firavun’un meşhur büyücülerinin büyülerine mi kapıldı diye düşünesi geliyor insanın. Ama korkarım durum böyle bir büyülenmişlikten de daha öte bir şeydi. Belki gönüllü olarak büyülenmekten söz edebiliriz. Gönüllülük ise ya maddi veya ideolojik çıkarla ilgili olabilir.

Avrupalıların maalesef İslam dünyasına yönetici olarak reva gördükleri ancak Sisi gibi diktatörler ve onların halklarına muameleleridir. O yüzden onu ne demokrasi açısından ne de insan hakları açısından eleştirme ihtiyacı bile hissetmezler. Dolayısıyla söylemekten çok hoşlanmasak da her zaman tecrübe edip yaşadığımız acı gerçek, bizim kendi demokrasimizi veya insanımızın hak ettiği insanca bir yönetim ve yaşam kalitesini geliştirmek için Avrupa’dan bir hayır beklemenin beyhude olduğudur. Halklarımız insanca yaşamayı yeterince hak ediyor ve bunu sağlamak için çabalamak bizim boynumuzun borcudur.

Geçtiğimiz günlerde İngiltere’nin meşhur solcu liberal gazetesi The Guardian’da Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan üzerine Bethan McKernan ve Gökçe Saraçoğlu ortak İmzasıyla ve “Reformcudan ‘Yeni Sultan’a: Erdoğan’ın Popülizme Evrilmesi” başlığı altında bir yazı yayınlandı. Erdoğan’ın hikayesini yeni-oryantalist Avrupa’da ezbere dönüşmüş bildik bir okumayla popülizm ve tabii ki yine diktatörleşme-otoriterleşme olarak okuyan yazı aslında tam da bu batılı ikiyüzlülüğün tipik bir örneği.

Normalde, bütün AB liderlerinin Sisi ile birlikte malum zamanlamayla birlikte verdikleri o görüntünün utancıyla aslında Avrupa’nın biraz vicdan sahibi çevrelerinin en az on yıl Erdoğan’a bu cihetten bir eleştiri yapmaktan uzak durmaları beklenirdi. Sözkonusu gazete de The Guardian, yani Avrupa’nın solcu-liberal gazetesi. Sol-liberallikten hala biraz vicdan beklemekle fazla mı naiflik sergiliyoruz yoksa?

Erdoğan’ın siyasi hikayesinin popülizme evrilmiş olduğunu tespit eden bir bilimsel veri tabanı ve araştırmaya atıf yapılmış yazıda. Bakıyorsunuz bu veri tabanını oluşturan ve besleyen de yine The Guardian. Türkiye’de Erdoğan’ın hikayesini dayandırdıkları anlatımlar ise hiç sürpriz değil: Her birinin Erdoğan’la kişisel bir hikayesi ve takıntısı bilinen isimler. İki isim zahir: Soner Çağaptay ve Abdüllatif Şener, diğerleri pek zikredilmiyor ama FETÖ, CHP ve HDP’nin beslediği bir söyleme dayanıyor oldukları çok açık.

Bunların aslında nefret güdüsüyle dillendirilen ifadelerine dayanılarak Erdoğan değerlendirmesi yapmak baştan itibaren bir araştırmayı sadece muhalefet hanesine kaydeder, bilimselliğe veya nesnel bir konuma asla değil. Yoksa siyasette muhalefetin iktidardan daha masum, daha geçerli veya daha nesnel olduğuna dair bilmediğimiz bir norm mu var?

The Guardian’ın anlattığı hikaye, Erdoğan’ın siyasi seyri içinde bütün Türkiye ile birlikte yaşamış olduğu şeyleri yok sayarak, kurumsal veya kurumsal olmayan sinsi muhalefetin çevirdiği işleri, giriştikleri müteselsil darbeleri ve fırıldakları görmezden gelerek, bütün faktörlerden bağımsız olarak yaşadığı değişimi bir çırpıda özetliyor.

“Önce iyi demokrattı, reformcuydu, ama sonra birden bire iktidara ulaştıkça içine kapandı, dışlayıcı oldu, otoriter ve diktatör oldu ilh”. “Başta iyiydi, sonra bozuldu” gibi en alelade okuyucuya alışık oldukları ve talep ettikleri bir hikayeyi satmanın konforuna yaslanıyorlar aslında.

Diktatör” dedikleri liderin seçimlerde halka kendini anlatmak ve halktan oy almak için nasıl meydan meydan gezdiğini ve istediği oyu alamadığı taktirde anayasal olarak yerini hemen başkalarına bırakmak durumunda olduğunu da göz ardı ediyorlar. Erdoğan popülizm yapıyorsa, mesela, buna karşılık muhalefet ulvi bir siyasete mi çağırıyor?

Hem popülizm dediğiniz nedir Allah aşkına? Erdoğan’ın milletiyle kaynaşıp, milletinin desteğiyle ülkesini bir yerlere taşıması için yaptıklarına en azından liderlik denir? Güçlü liderlik ise bir ülke için en güçlü sosyal sermayelerden biridir. Türkiye bugün dünyayı da etkisi altına alan bir çok badireden bu liderlik sayesinde daha az hasarla hatta kazançla çıkabiliyor. Bu liderliği çektiğinizde, yönetilemeyen veya halkına değil kendilerine hizmet edecek gerçek diktatörler için alan açılmış olacaktır. İstedikleri sadece bu.

Aslında tam da bu noktada geçtiğimiz günlerde New York Times’ta yayınlanan bir yazı gerçek sorunun ne olduğunu anlatır gibiydi. Adam Taylor imzasıyla “Özgür dünya lidersiz” başlığı altında yayınlanan yazı, günümüzde liderliğin ne kadar önemli olduğunu ve Batı dünyasının giderek en önemli sorunlarından birinin lidersizlik olduğunu tespit ediyordu. Özgür dünyayı giderek sağ popülizmin kucağına iten ve daha fazla yönetilemez hale getiren, dünya meselelerine de kendi ülkelerinin meselelerine de hiçbir çözüm üretemeyen ciddi bir boşluk sözkonusu.

Buna mukabil Erdoğan’ın güçlü liderliği sayesinde yıllardır Türkiye bu eksikliği yaşamıyor.

Bu liderlik oradan popülizm gibi geliyorsa, yani pek hoş görünmüyorsa, Türkiye’de aslında ne görmek istediklerine dair bütün niyetlerini göstermiyorlar mı?

Trenden inen iflah olmadı
Gündem
Trenden inen iflah olmadı
AK Parti ile yola çıkan ancak daha sonra yollarını ayıranların hesapları tutmadı. AK Parti’den parti kurmak için ilk kopan isim Erkan Mumcu oldu.
Yeni Şafak
“Nerede fotoğraf çektirelim, kanka?”
“Nerede fotoğraf çektirelim, kanka?”

AK Parti’nin İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Nihat Zeybekçi kendisine yöneltilen “Şarap”la alakalı bir soruya “İzmir’de şarap üretiminin desteklenmesi bir ticarettir, ekonomidir. Sonuçta ben dini kimliği, kişiliği olan bir müftü değilim. Diyanet İşleri Başkanı değilim. Orası beni hiç ilgilendirmez” cevabını vermiş!

Video: “Nerede fotoğraf çektirelim, kanka?”


AĞIZLARA “LAİK” LAFLAR

Zeybekçi, birkaç gün önce de Hazcı Biraderler’den Ertuğrul ile sohbet etti; Urla’daki “Şarap Bağları”nı gezdi:

Ertuğrul’un Hürriyet’teki köşesinde iki gün misafir oldu; İzmir’deki CHP seçmenine “ağızlara laik” mesajlar verdi!

Bu Hedonist Ertuğrul, “Nerede fotoğraf çektirelim?” diye sorduğunda; Nihat Zeybekçi “Urla’daki bağlarda çektirelim” demiş!

Medyamızdaki Şarapçıların Şahı Ertuğrul, “orada şarap bağları olduğunu” hatırlattığında ise Nihat Bey, “İzmir’in şarabını, uluslar arası bir marka yapmak istediğini” söylemiş!

Ezcümle…

İzmir’de seçimi kazanmanın yolunun “şarapçılığı ile de ünlü Kaşar Ertuğrul ile Urla’daki bağları gezmekten geçtiğini” düşünen bir AK Parti adayından bahsediyoruz!

Oysa: böylesi atraksiyonlarla İzmir’deki ultra laikçi seçmenlerin gözüne girip netice alamayacağınız gibi…

Üstüne bir de Ertuğrul gibi Hedonist Gladyocu’ların sütunlarında bir nevi “meze” olursunuz!

“YOKSA, ABDÜLLATİF Mİ?”

Hayır, Hazcı Ertuğrul’la sohbet eden eski AK Parti’li bakan ve günümüzün CHP vekili Abdüllatif Şener değil…

-Lütfen yazınızın ayarları ile oynamayınız!

Bundan on iki yıl kadar evvel; o vakitler AK Parti’li bir bakan olan Abdüllatif Şener bir röportajda “Şarabın tadından başka her şeyini bilirim” demişti!

İşte bu “şarap” muhabbetinden; “Yeni bir laiklik tanımına gerek yok” şeklindeki “Ağızlara Laik” bazı demeçlerine kadar bir dizi “hoş görünme ve kabul görme arzusu” içeren çıkışı…

Abdüllatif Şener’in (2006’dan itibaren) Aydın Doğan Medya’sında pohpohlanmasını beraberinde getirmişti!

Öyle ki; Ertuğrul’un yönetimindeki Hürriyet, Mister Şener’in üzerine “Çankaya Toto” bile oynuyordu!

“EN ÖNEMLİ ÖZELLİĞİ” NEYMİŞ?

Abdüllatif’e bir yıl önceden Çankaya için “gaz” veren Hazcı Ertuğrul aynen şöyle diyordu:

“Bana Abdüllatif Şener’in en önemli özelliği nedir, diye sorsanız; size şu cevabı veririm: Eşinin türbanını bile unutturan siyasetçi!”

O dönemde Hürriyet’i yöneten Ertuğrul “bir şarap otoritesi!” sıfatıyla; kimi zaman Mister Şener’i “şarap” gibi görüyor olmalıydı: Birkaç bardak “Laik Şener!” içip, kafayı buluyor ve o esnada Çankaya Köşkü’ne çıkmış bir Abdüllatif hayal ediyordu!

*

O günlerde Hürriyet’te “Şener Güzellemesi” yapan “Kurtlar Medyası” leşkerleri; “Abdüllatif Bey, kulağımıza çok hoş gelen şu şarap demecindeki gibi bizlere yine bir laiklik şarkısı söyleyin!” yaklaşımındaydılar.

Neticede, Abdüllatif Şener; portresi Halk TV’de logo yapılabilecek seviyede bir CHP’li olup çıktı!

PUSUDAKİ ABDÜLLATİF İLE YARAMAZ EMRE

Ak Parti hakkındaki kapatma davası devam ederken (2008); Abdüllatif Şener “kapatılma” yolunda bir sonuç çıkacağını öngörüp siyasi hesaplarını “yeni parti kurma” üzerine yapmıştı…

CIA ile bağlantılı Jamestown Vakfı’nda 2008-2009 yıllarında “araştırmacı!” sıfatıyla çalışan FETÖ’cü “Sıfır Sıfır Yedi” Emre Yaramaz; adı geçen vakfın “Eurasia Daily Monitor” yayınındaki 14 Temmuz 2008 tarihli yazısında Abdüllatif Şener’i övgüler eşliğinde lanse ediyordu!

Ajan Emre’nin o yazısında “Anayasa Mahkemesi’nin AK Parti’yi kapatma ihtimalinin kuvvetle muhtemel olduğu” iddia ediliyordu!

30 Temmuz 2008’de AK Parti’nin “kapatılmadığı” açıklandığında; Emre ile Abdüllatif’in hayalleri çöpe gitmişti.

Kapatılmama kararının ardından konuşan Mister Şener’in “AKP iktidarının eceli benim elimden olacak!” diye babalandığını hatırlayan kalmış mıdır?

Sahi, bir zamanlar ona “Laikçi Gaz” veren “Hazcı Birader” Ertuğrul; Abdüllatif’i Halk TV’de izliyor mudur, acaba?

KİM, NEREYİ “KOPARMAYA” YELTENMİŞTİ?

Baronsal Gladyocu Ertuğrul, dünkü yazısında “CHP İstanbul’u alırsa Trakya kopar gider mi? diye soruyordu! “Trakya’nın neredeyse tümünde CHP’li belediyeler var, Trakya kopup gitti mi ki!” diye “cevabını” da veriyordu!

CHP’nin pardon Koch Hanedanı’nın İstanbul’daki Büyükşehir adayı Ekrem İmamoğlu’nun Binali Yıldırım’ın karşısında şansı yok!

Ama bu seçim kampanyası, İmamoğlu için hatırı sayılır bir tanınma; siyasi antrenman vesilesi olabilir, elbette…

Etki Ajanı Ertuğrul’un şu Trakya lafı ise bize CHP’li Ali Yiğit’in Kasım 2016’daki malum sözlerini hatırlattı:

Bu Ali Yiğit “İzmir Türkiye’den ayrılsın, AB’ye girsin!” demişti, ya! Kılıçdaroğlu ve adamlarının gıkı çıkmamıştı, hani!

*

Yoksa şöyle miydi?

-Avrupa Birliği (ve ABD) Putçusu Ertuğrul, nerdesin haney!

Bahçeli'den CHP'li Şener'e sert yanıt
Gündem
Bahçeli'den CHP'li Şener'e sert yanıt
CHP'li Abdüllatif Şener'in TBMM Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmasına MHP Lideri Devlet Bahçeli'den sert tepki geldi. Bahçeli, "MHP'li olsaydı 'Gel yerine otur' derdim. Partisini yok saydı" diye konuştu. Abdüllatif Şener'in 35 dakika süren konuşması sırasında 55 defa 'ben' diyerek kendisini övmesi büyük tepki çekmişti.
IHA
CHP'nin İstanbul adayları: Büyükşehir’e Şener, Eyüp’e Sarıgül
Gündem
CHP'nin İstanbul adayları: Büyükşehir’e Şener, Eyüp’e Sarıgül
31 Mart 2019’da yapılacak yerel seçimler için adaylarını belirlemeye çalışan CHP’de İstanbul adayları belli oldu. Seçimin en merak edilen bölgesi İstanbul ve ilçelerinde aday listesini hazırlayan Kılıçdaroğlu’nu kara kara düşündüren 4 isim için çözüm arayışları devam ediyor.
Yeni Şafak

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.