KKTC Maliye Bakanı Amcaoğlu: Türkiye ile mali protokol tam da ihtiyaç olduğu dönemde imzalandı
Dünya
KKTC Maliye Bakanı Amcaoğlu: Türkiye ile mali protokol tam da ihtiyaç olduğu dönemde imzalandı
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Maliye Bakanı Amcaoğlu, Türkiye ve KKTC Arasında İktisadi ve Mali İş Birliği Anlaşması'nın ülkenin tam da ihtiyacı olduğu dönemde imzalandığını ve bunun yansımalarının çok kısa sürede görüleceğini belirtti.
AA
UMAD Başkanı Abdulvahap Ekinci: Uyarılara titizlikle uyulmalı
Koronavirüs
UMAD Başkanı Abdulvahap Ekinci: Uyarılara titizlikle uyulmalı
Uluslararası Müslüman Alimler Dayanışma Derneği (UMAD) Başkanı Abdulvahap Ekinci, Ramazan ayı münasebetiyle bir mesaj yayınladı. Koronavirüs salgını nedeniyle zor günlerden geçtiğimizi ve dayanışmanın önemine dikkat çeken Ekinci, Diyanet ve diğer kurumların önlemlerine uyulması gerektiğine "Uyarılara titizlikle uyulmasının hayati önem arz ettiğini hatırlatmak isteriz" ifadeleriyle vurgu yaptı.
Yeni Şafak
İdlib şehidi teğmenin 'kütüphane' vasiyeti yerine getirildi
Gündem
İdlib şehidi teğmenin 'kütüphane' vasiyeti yerine getirildi
Suriye'nin İdlib kentinde, rejimin hava saldırısında şehit olan askerlerden Piyade Teğmen Bayram Olgun'un doğup, büyüdüğü mahallesine kütüphane yapılmasını istediği vasiyeti ortaya çıktı. Bunun üzerine harekete geçen Selçuklu Belediyesi öncülüğünde Tepekent Mahallesi'nde şehidin adının verildiği kütüphane kuruldu. Yaklaşık 10 bin kitabın olduğu kütüphane için Türkiye ve dünyanın birçok yerinden kitapların gönderildiği belirtildi.
DHA
Bâbıâli hatıraları
Bâbıâli hatıraları

Gazetemizin Pazar ilavesini, kültür adamlarıyla yaptığı röportajlarla süsleyen Ayşe Olgun, geçenlerde Bâbıâli’nin emektarlarından Muhiddin Nalbantoğlu’yla gerçekleştirdiği mülakatı koca iki sayfa halinde yayımladı. Okumayı seven Bâbıâli kadınlarından tutun, “Bizim Yokuş”da pabuç eskiten ünlü yazarlara kadar, bir çok konuda

sorulan sorulara verilen cevapları ben de ilgiyle gözden geçirdim.

Bu röportajdan anlaşıldığına göre Nalbantoğlu bir grup yazar ve yayıncıyla 27 Mayıs 1960 askeri darbesini, Hürriyet gazetesinin önünde protesto ettiği için yakalanıyor. 9-10 ay Balmumcu ve Davutpaşa’da tutuklu kalıyor. Necip Fazıl da onlarla beraberdir. “Yaşadıklarımız korkunçtu” diyen Nalbantoğlu grubun Yassıada’da birkaç hafta geçirdiğini ifade edip, “Tekin Erer de o günleri yazdı. Ben de hatıralarımı yazıyorum” diyor.

Muhiddin Nalbantoğlu, yaşı doksana merdiven dayamasına rağmen hâlâ dinçliğini ve hareketliliğini koruyor. Kuvvetli hafızasının yardımıyla okumaya, yazmaya ve anlatmaya bugün de devam ediyor. Son zamanlarda kendisiyle Üsküdar’da kitapçı Bayram Bey’in dükkânında sık sık karşılaşıyorum. Yine kitapların arasına dalıyor, dalmakla da kalmıyor, seçip seçip satın alıyor. Yuvasına buğday taşıyan çalışkan karınca gibi, onları bin zahmetle ikametgâhına götürüyor. Bâbıâli mensupları arasında kitap aşkıyla birinci sırayı alan Muhiddin Nalbantoğlu’nun yazdığını ifade ettiği hatıralarının arasında bu konuya geniş yer vermesi gerekiyor. Eskilerin “mektep” dediği “Bâbıâli”yi daha yakından tanımak için, müjdesini aldığımız hatıra kitabını sabırsızlıkla bekliyoruz.

Efendim, bendeniz Muhiddin Bey’i en az kırk yıldan beri tanıyorum ve görüşüyorum. Dolayısıyla hem kitap merakına, hem de hafızasının kuvvetine yakından şahidim. Ancak toplamaktan, dağıtmaya, diğer bir ifadeyle bildiklerinin zekâtını, hiç değilse sadakasını vermeye bir türlü sıra gelmiyor. Hayli uzun mülakatta verdiği cevaplar devede kulak bile değildir. Başta çocuk kitaplarıyla “İstiklal Marşımız” hakkındaki eseri olmak üzere diğer bütün çalışmaları engin bilgisini tam yansıtmıyor. Durum böyle olunca Nalbantoğlu’nun, atının nallarını yenilemesi gerekiyor.

Muhiddin Bey’le tanışıklığımız Cağaloğlu’ndaki Kalem Yayınevi’nde başladı. Buraya, onun yanısıra merhum Emin Işık hocamızla yine rahmetli Prof. Dr. Erol Güngör de sık sık geliyordu. Adı geçen yayınevi dini eserlerin yanısıra ders kitapları da hazırlıyordu. Erol Güngör ile Emin Işık Hoca ders kitaplarıyla yakından ilgileniyorlardı. Muhiddin Bey, aynı zamanda Marmara Kıraathanesi’nin de müdavimlerindendi. Merhum gazetecilerimizden Ahmet Güner’in “Marmara Kitabeleri” isimli eseri okunursa, Muhiddin Bey’in hangi “Marmaratör”le, nasıl tartıştığı görülür.

Yük taşıyan ama laf taşımayan İbrahim Bey’in hatıraları da dahil, epeyce Babıali kitabı okudum. Bu tarihi mekânda koca bir ömür geçiren, günlük ve haftalık gazeteleriyle kültür dünyamıza büyük bir hizmette bulunan rahmetli ağabeyimiz Mehmet Şevket Bey’in de Bâbıâli hatıralarını yazmasını çok isterdim. Bu konuda bir kaç birkaç defa ricada bulunduğum halde – maalesef – müsbet cevap alamadım. Bu satırları kaleme alırken aklıma geldiği için söyleyeyim; Necip Fazıl’dan tutun, - Allah ömrünü uzun etsin – Gürbüz Azak Bey’e kadar, bütün hatıra sahiplerinin kitapları, İstanbul’un bu tarihi mekânını ve renkli mensuplarını yakından tanıtması bakımından büyük önem arzetmektedir.

Zaman zaman bana da, “Hocam, bu kadar yıldır İstanbul’da, özellikle Cağaloğlu’nda bulundunuz. Neden hatıralarınızı yazmıyorsunuz?” sorusunu yöneltenler oluyor. Ben de onlara, “belki ileride” diye cevap veriyorum ve tabii ki, bu konuda kendimi yeterli bulmuyorum. Yine de söz buraya gelmişken ve konumuzla ilgili olduğu için bir Cağaloğlu hatıramdan kısaca bahsedeyim:

1985’den 1990’a kadar Hürriyet’te beş yıl çalıştım. Görevim musahhihlikti. Tashih servisinde tam on sekiz kişiydik. Gazete, küçük ilanlar da dahil, bütün yazıların dosdoğru çıkmasına büyük önem veriyordu. Gazetenin o zamanki Genel Yayın Müdürü Çetin Emeç, gazeteciliğin her dalında olduğu gibi, tashih konusunda da çok titizdi. Yazısına yanlışlıkla giren bir virgülün bile hesabını sorardı.

Çetin Altan, o zamanlar Hürriyet’te köşe yazıyordu. Yazılarından birini tashih ederken “mecelleşmek” diye bir kelimeyle karşılaştım. Az çok Osmanlıca bildiğim için bu “cebelleşmek” olmasın deyip müsvedddeyi alıp odasına çıktım. Galiba, cebelleşmeyi, mecelleşme diye yazdınız, dedim. Hemen bir kahkaha koyverdi ve dikkatinize teşekkür ederim, cevabını verdi. Evet, “mecelleşmek” diye bir kelime yok, onu ben uydurdum dedikten sonra bir çay söyledi. Uzun uzun Ahmet Cevdet Paşa’dan ve onun başkanlığında bir âlimler, daha doğrusu hukukçular heyeti tarafından hazırlanan “Mecelle”den söz etti. Mecelle ile mecelleşmek arasında nasıl bir irtibat kurduğunu anlattı. Kendisinin de bir zamanlar tashih konusuyla çok ilgilendiğini söyledikten sonra dikkatim için bir kere daha teşekkür etti.

Ne dersiniz, Bâbıâli hatıralarımı yazayım mı?

İbnülemin konağının hazin hikâyesi
İbnülemin konağının hazin hikâyesi

Yeni Şafak gazetesinin hanım yazarlarından Ayşe Olgun, olgun ve dolgun röportajlar yapıyor ve bunlar gazetenin Pazar ekinde yayımlanıyor.

29 Aralık 2019 tarihli ilavede büyük bir merakla gözden geçirdiğim bir röportaj daha -hem de tam sayfa olarak- yayımlandı. Küllük Kahvesi’nin, nam-ı diğer Marmara Kıraathanesi’nin müdavimlerinden Reşad Şen Beyefendi’e yöneltilen sorulardan birini ve verilen kısa cevabını -müsaadenizle- aşağıya alıyorum. Ayşe Hanım’ın Muzaffer Efendi’nin Marmara Kıraathanesi’nde yaptığı sohbetlerle ilgili sorusuna Reşad Şen şöyle cevap veriyor:

“Marmara Kıraathanesi’nin müdavimleri arasında Sahaflar Çarşısı’nın önemli ismi Şeyh Muzaffer Ozak’ı sayabiliriz. Muzaffer Hoca, akşam dokuz-on gibi geç bir saatte müridleriyle birlikte gelir sohbet ederdi. O sohbetler bazen sabah namazına kadar devam ederdi. Oradan Eyüp Sultan Camisi’ne namaza gidildiğini hatırlıyorum. Herkes onu dinliyordu, çünkü ağzından bal akıyordu. Muzaffer Hoca,her konuda üstad bir kimseydi. Aynı zamanda rahattınız, yanında sigara filan içebiliyordunuz.

Keyifli sohbetleri, işte bundan dolayı daha çok kalabalık oluyordu. Mesela Dündar Taşer başka hocalardan pek hoşlanmazdı. Bundan dolayı ikisinin masası birbirine uzaktı. Bu durum üç-dört yıl sürdü. Sonra yakın dost oldular.”

Reşad Şen, Ayşe Olgun’un, İstanbul İmam-Hatip Okulu’nun açılış törenini hatırlıyor musunuz? Bu törende kimler vardı, sorusunu da şöyle cevaplandırıyor:

“Tabii ki, hatırlıyorum. 1959 veya 1960 yılı diye aklımda kalmış. Açılışa dönemin Başbakanı Adnan Menderes de katıldı ama bir konuşma yapmadı. Dönemin Milli Eğitim Bakanı Celal Yardımcı, ‘Başbakan’dan aldığım bir emirle bu okulu açıyorum’ demişti. İlginçtir ki, aynı bakan, Konya’da bir enstitünün açılışında da, ‘İmam-Hatiplere karşı panzehir olarak açıyorum’ demiştir.”

Celal Yardımcı’nın İmam-Hatip Okulu konusunda hiç yardımcı olmadığını biliyordum ama bu kadar husumet beslediğini hiç duymamıştım. Bu şahsın, daha sonraki yıllarda, muhafazakâr camianın tek gazetesi olan Tercüman’da makaleler yayımladığını hatırlıyorum. İmam-Hatip Okullarının ilk defa açılmasında en büyük pay sahipleri Menderes, Tevfik İleri, Celal Ökten gibi isimlerdir. Prof. Dr. Cevat Akşit Hoca’nın hatıraları okunursa bu zevatın ne büyük bir gayret gösterdikleri anlaşılır.

Ayşe Olgun, İlim Yayma Cemiyeti’ni hatırlatıp “Babıâli’nin meşhur simalarından İbnülemin Mahmud Kemal evini bu cemiyete bağışlamış değil mi?” diye bir soru daha yöneltiyor. Reşad Bey, bunu şöyle cevaplandırıyor:

“İbnülemin, dev kütüphanesini İstanbul Üniversitesi’ne bağışladı. Evini ise, dindar gençlerin yurt olarak kullanmaları için vakfetti. İbnülemin Vakfı’nın Yönetim Kurulu’nda, Yapı Kredi Bankasının kurucularından Kâzım Taşkent, dönemin İstanbul Müftüsü, İlim Yayma Cemiyetinden de Nazif Çelebi gibi isimler vardı. Burada hatırlayamadığım birkaç kişi daha bulunuyordu.”

Reşad Bey’in bu cevabını -müsaadenizle- biraz vuzuha kavuşturmak istiyorum.

İbnülemin merhumun babasından intikal bu tarihi konak -maalesef- vasiyetine aykırı olarak yıktırılıp yerine işhanı yaptırıldı. Bu olay büyük tepki topladı. Mahmud Kemal Bey’in yeğeni Selma Hanım, 27 Şubat 1966 tarihli Yeni İstanbul gazetesine şöyle bir açıklama gönderdi:

“Gazetenizin 24 Şubat 1966 tarihli nüshasında ‘İbnülemin Mahmud Kemal Tesisi törenle açılıyor’ başlığı altında intişar eden haberde: Merhum mütefekkir ve muharrir İbnülemin Mahmud Kemal İnal’ın İlim Yayma Cemiyeti’ne bağışladığı Mercan’daki büyük konağın yerine inşa olunan tesis yarın törenle hizmete açılacaktır’ denilmekte, bu tesisin üst katta bir konferans salonu ile bir kütüphane ihtiva ettiği ve 78 mağazalı bir işhanı olacağı ilave edilmektedir.

Merhumun 23 Haziran 1944 tarihli vasiyetnamesine göre:

* Konak İlim Yayma Cemiyeti’ne vakfedilmiştir.

* Konak daima “İbnülemin Mahmud Kemal Yurdu” namı ile yadolunmak ve hali hazırı ile muhafaza edilmesi şartıyla İmam-Hatip Okulu talebesiyle müstehak üniversite talebesine yurt olarak tahsis edilmiştir.

Vasiyetnameye göre konağa asla dokunulmaması icap ederken, nasıl ve ne sebeple yıktırıldığını bilmediğimiz bina yeni şekliyle dahi yine vasiyetnameye göre yukarıdaki maksadın dışında kullanılamaz.

* Bir afet sebebiyle ortadan kalkması halinde dahi hâl-i sabıkına irca edilmesi vasiyetnamede ehemmiyetle kaydedilen konağın 78 mağazalı bir işhanı olarak yeniden inşa edilmesi, vasiyetnamenin tamamen ihlali mahiyetini almış, maksatla hiçbir münasebeti kalmamış ve bu suretle merhumun ruhu ta’zib edilmiştir.

* Bu açık ihlalin sorumluları hakkında gerekli kanuni muameleye tevessül edilecektir. Mezkur haberin bu suretle tavzihini rica ederim.”

Merhumun vasiyeti işte böyle ihlal edildiği gibi, adı geçen cemiyetin idarecileriyle vakfın yetkilileri de Hazretin hatırası konusunda gerekli gayreti göstermediler. Vefa’daki İlim Yayma Yurdu’nun kapısına, “İbnülemin Mahmud Kemal Yüksek Tahsil Talebe Yurdu” yazısını yazdırabilmek için, Vakıf Gureba Hastahanesi’nin eski başhekimi merhum Prof. Dr. Âsâf Ataseven’in ne zahmetler çektiğini ben de yakından biliyorum.

Sözcü’ye FETÖ cezası
Gündem
Sözcü’ye FETÖ cezası
Sözcü gazetesinin sahibi Burak Akbay, yazarları Emin Çölaşan ve Necati Doğru ile genel yayın yönetmeni Metin Yılmaz’ın da aralarında bulunduğu 9 sanığın yargılandığı davada karar çıktı.
Yeni Şafak
İyi insan, iyi vatandaş, iyi Müslüman?
İyi insan, iyi vatandaş, iyi Müslüman?

Bir kaç aydır zaman zaman medyaya bir haber düşüyor. Adamın birisi on kişilik bir grup ile İstanbul’un bazı gecekondu semtlerinde bakkallardaki veresiye borçlarını sildiriyor, insanlara para dağıtıyor. Buyurun:

İstanbul’un bazı gecekondu mahallelerinde, içinde yüksek miktarda para bulunan zarflar dağıtan ve ‘Robin Hood’ olarak adlandırılan hayırsever, bu sefer Ataşehir’de ortaya çıktı. Lüks rezidansların gölgesinde kalan mahalleye gelerek, evlere ve çocuklara para dağıtan kişiler, içinde en az bin lira olan zarflar verdi.

Bir mahalle sakini, olayla ilgili olarak “Araçlarla geldiler. 10 kişilerdi. Bir anda sokaklara dağılarak evlere para dağıttılar” dedi.

Bir hayırseverin bakkallardaki borç defterlerini kapattığına dair bilgiye aylar önce Maltepe’de, camiden çıkan cemaatin konuşmasında rastlamıştım. Daha doğrusu haber ile karşılaşınca 75-80 yaşlarındaki iki arkadaşın bu haber üzerine konuşmakta olduklarını düşündüm. Konuşma şu minvaldeydi:

“İnsanlık ölmedi. İyiler her zaman var. Bak adamın biri mahalle aralarında dolanıyor bakkalların defterinde kayıtlı borçları sildiriyormuş.”

“Bakkal mı kaldı? Bu zamanda veresiye defteri mi var ki!”

“Olmaz mı? Var tabii.”

“Para dağıtan adam” haberi ile bu hafta tekrar karşılaşınca haberin linkini kopyalayıp, sosyal medyadaki takipçilerime düşüncelerini sordum. Cevaplar şöyle:

-Kapitalist sistemde kimseye balık tutmayı öğreterek hayatını kurtarmak mümkün değil. Çünkü balık tutmayı bilenler bile artık para kazanamıyor. Bu tarz hareketler yaraya pansuman. Makro boyutta insanların o halde olmalarının dolaylı sorumlularının, mikro ölçekte yaptıkları, o insanlara iyilik değil zorunluluktur. Zekata da bence bu açıdan bakmak lazım. Duyarlı vatandaş gibilerin artması lazım ve duyarlı vatandaşların uzun vadede yok olmaları da lazım.(Niye yok olmaları lazım bu kısmı anlayamadım.)

-Adamın yaptığı iyilik tamam da neden gavur adı. Bizim Ömer’imiz var

-Bana samimi gelmiyor. Gizli olması gerekeni bütün Türkiye biliyorsa ortada bir sorun var demektir.

- Şahıs parayı dronlarla falan bıraksın siz o zaman görün efsaneyi... anlatılan hikayeleri... ‘önce bi ses duydum... Bi baktım bizim bahçe olduğu gibi aydınlık... sonra göğe doğru bisey yükseldi...’

-Biraz misyonerlik algısı var gibi...

-Haber diline bakın Robin Hood. Bizim geceleri kapı kapı dolaşıp yardım dağıtan Ömer’imiz yerine gavurun hayal kahramanlarını pazarlıyorlar. Müslümanca yardım da dağıtamıyoruz artık bu coğrafyada.

-Yorumların çoğu olumsuz ve tahmin. Kimse işin güzellik boyutunu konuşmuyor komple teorileri üretiyor yazık. Oysa Zahiri bilemeyiz. (Batını demek istiyor.) Görünen ise güzel, güzeli destekle geç kardeşim niye komplo teorisi kurarsın ki.

-Yoksulluklarını pekiştiriyor. Kendi pozisyonunu yeniden üretiyor, birbirini besliyor bu ilişki.

-Tüm zenginlere örnek olsun.. paylaşmanın ve bölüşmenin erdemine ulaşsınlar.. aç gözleri artık doysun.. fakiri sevindirmenin tadına doyamasınlar.

-Hakkıyla kazanmamış belli ki, kimse çalışarak kazandığını dağıtamaz böyle.. paralar sahte değilse iyi..

-Sayıları artsın inşallah.

-Muhtemelen haksız kazancını kendince temizlemek, vicdanını rahatlatmak niyetinde olan biridir.

-Siz paylaşınca haberi, yorumlarda hemen dini hassasiyet eleştirilmiş, oysaki Türkiye’de para dağıtıyor diye Müslüman olup sahabeyi tanımak zorunda değil... Şahıs belki nerde akşam orda sabah biri ne fark eder... Pek çok kimsenin cesaret edemediğini yapmış.

Yukarıdaki tiviti destekleyen tivit, gazetemiz Kültür Sanat Editörü Ayşe Olgun’dan geldi: Yeraltı dünyasıyla bağlantısı olan ve gerçek ismini söylemeyen bir adamla tanışmıştım yıllar önce. Her Ramazan bir ay Pendik tarafında yoksul bir mahallede iftar veriyordu. Büyük ihaleler alıp küçük bi kısmını da mutlaka yoksullara dağıtırım demişti hiç unutmam. O adam olabilir.

Başlığa gelince... İyi vatandaş ve iyi insan ayırımı yeni bir ayırım değil. Meselenin kökeni ta Aristoteles’e kadar gidiyor. İyi Müslüman kısmını ben ilave ettim.

Soru şu: Siz bu haberi nasıl değerlendirirdiniz? Eylem üzerinden? Niyet üzerinden? Eylemin gerçekleştiği kişiler üzerinden?

Öğretmenler ve ebeveynler lütfen on yaşından büyük öğrencilerinize/çocuklarınıza yolda bir adamın kendisine para vermesi halinde nasıl bir karşılık vereceğini sorunuz?

Her cevabı itina ile dinleyerek ve yargılamadan.

Çocukların, gençlerin cevaplarını benimle de paylaşırsanız sevinirim: iletisim@fatmabarbarosoglu.com

Ümit Özat teknik direktörlük kariyerine Bosna'da devam edecek
Spor
Ümit Özat teknik direktörlük kariyerine Bosna'da devam edecek
Son olarak Adana Demirspor'da çalışan teknik Direktör Ümit Özat, Bosna Hersek Premier Lig takımlarından Çelik ile anlaştı.
AA

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.