Her tercüme tahrif ise
Her tercüme tahrif ise

Son zamanlarda gündemi meşgul eden sorulardan birinde kalmıştık. Yükselen deizm tehlikesi için yapılmış ilginç bir açıklama, onu Kur’an meali okumakla ilişkilendiriyordu. Doğrusu Müslümanım diyen herkesi ilgilendiren bir mesele ama işin içinde iki sosyal olgu arasında bir nedensel ilişki kurmaya gelince sosyoloji müktesebatıyla kayıtsız kalmak mümkün olmazdı.

Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi Prof. Dr. Cağfer Karadaş meal okumanın deizme götüren nedensel yolunu aslında: “…ateist ve deistlerin temel argümanları şu anda felsefi olmaktan ziyade Kur’an çevirileri üzerinden oluşmaktadır” diyerek işaret ediyordu ki, buradan meallerin gençleri deizme sürüklediği sonucuna nasıl çıkılabildiğini insan sormadan edemiyor. Bu ifadenin kendisinden bu tarz bir okumanın öznesinin ateist veya deistler olduğu söylenmiş oluyor zaten. Yani sadece ateist ve deistlerin kendi argümanlarını kurmak için Kur’an meallerini kullandıkları, hem de çok kötü kullandıkları sonucu çıkar ki, burada tam anlamıyla aslında çarpıtılan ve kötüye kullanılan mealin nasıl bir payı olabilir? diye sorarak başlayabiliriz.

İdeolojik takıntıları olan biri bir argüman kurmak istediğinde esasen onu durduracak hiçbir metin gücü yoktur. Orada meal değil, Kur’an’ın Arapçasını bilen aynı vasıftaki bir kişi de aynı şeyi yapabilir. Burada konu mealin metnin aslını yansıtıp yansıtmaması değil, okuyan veya iktibas eden kişinin niyetidir ki bu niyet düzelmediği sürece o metinden yola çıkılarak yapılabilecek bir şey yoktur.

Esasen burada Kur’an’ın anlaşılmasıyla ilgili genel bir paradigma sorunu vardır. Genellikle Kur’an okumalarında herkesin odaklandığı şey metnin kendisinde bulunan anlamların herkes için, nesnel olarak çözülebileceği ve anlaşılabileceği bir anlam düzeyidir. Metnin dili, semantiği, muhkemi-müteşabihi, nasihi-mensuhu, esbab-ı nüzulü, siyakı-sibakı ve sair metin özellikleri bilindiğinde metin için anlaşılmayı zorlaştıran veya engelleyen hiçbir şeyin kalmayacağı zannedilir. Oysa bütün bu sorunlar çözülse bile anlayan kişinin yaklaşımı ortada, en belirleyici faktör olarak durur: Anlayan kişi samimi midir, akıllı mıdır zeki midir, erkek midir, kadın mıdır, yaşlı mıdır, genç midir, köylü müdür, şehirli midir, inanıyor mudur, yoksa metni sıradan bir metin olarak mı okuyordur v.s? Bütün bu faktörler metinle arada, metnin anlaşılmasını belirleyen önemli faktörler ama çoğu kez de gözardı edilen faktörler.

Bir metne inanarak okumak ile inanmadan okumak arasında hiçbir hal ve şartta giderilemeyen büyük bir fark vardır. Hele sözkonusu olan Kur’an olduğunda ona zaten ateist veya deist olan birinin yaklaşımıyla okumaktan çıkabilecek hiçbir sonucun hiçbir sorumluluğu hiçbir meale yüklenemez.

Diğer yandan bu kötü niyetli okumaya karşı tedbir olarak diyanetin imkanlarının kullanılarak daha iyi bir mealin yapılması bir çözüm olarak sunuluyor ki, bu da anlamada hep metin-merkezli kalmaktan ve okuyan kişinin özelliklerini gözardı etmekten kaynaklanan bir yaklaşımın eseri. Oysa metne değil, okuyana odaklanmak lazım.

Yoksa, bugün Kur’an tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar çok iyi çevirilere sahip. Bir değil, iki değil, üç değil. Şu anda Türkçede bulunan meallerin sayısını hesaplayamıyorum bile. Elbette hepsinin değişik sorunları vardır. Olabilir. Biraz dil çalışan, tercüme tecrübesi olan, diller arasındaki farklarla ilgili bir bilinci olan herkesin ilk tespit ettiği şey mükemmel tercümenin olmadığı, olamayacağı gerçeğidir. O yüzden her tercüme biraz da tahriftir denir.

Ama ben şahsen yine de tercümeler konusunda o kadar da kötümser değilimdir. Yaşadığımız dünyanın bir özelliği de farklı dillerle daha sık karşılaşıyor olmamız ve dil farkının anlaşma konusunda aramıza ne tür bariyerler koyabildiği hususunda hepimizde ortak olarak gelişmiş, yerleşmiş bir bilinç düzeyidir. Bugün artık hiç kimsenin hele Kur’an gibi bir kitabı mealinden okuduğunda o mealin aslını tastamam yansıttığını düşündüğünü sanmıyorum. O yüzden Arapça bilmeyenler işi ciddiye aldıkları oranda bir mealden başka bir meale, oradan başka bir meale giderler. İşi daha da ciddiye aldıkları oranda aslına, Arapçasına, hatta 7. Yüzyıl Mekke-Medine Arapçasına doğru bir yolculuğun meşakkatini de göze alırlar.

Dolayısıyla yukarıdan beri söylediklerimle mealin yeterli olduğunu söylediğimin anlaşılmıyor olduğunu umuyorum. Aslında bırakınız mealin yeterli olduğunu, bu söylediklerimle Kur’an’ın yeterli olduğunu da söylüyor değilim. Bu konuda sayın Faruk Beşer hocanın kaygılarına hak vermemek mümkün değildir.

Kur’an’ın yeterli olduğunu söyleyen ve başka kaynaklara müracaatı neredeyse yasaklayan bir yaklaşım bana göre Kur’an’ı vahyedilmiş bir kitap olarak tanımaktan çok uzaktır. Neden öyle olduğuna sonra değinelim, ama şu meal okumak ile deizm arasındaki korelasyon hususunu bitirelim şimdilik.

Kim ne derse desin, Kur’an, sadece insanın hermenötik kısıtlılıkları dolayısıyla, yeterli değilse bile bir Müslüman özneyi inşa eden, besleyen, fikri yapısını şekillendiren en önemli kaynaktır. Bu alimler için de öyledir, gençler için de yaşlılar için de, kadınlar için de, erkekler için de böyledir. Bazı kötü niyetli okumaları öne sürerek onun merkeziliğini giderdiğinizde yerini kaçınılmaz olarak dolduracak olan, yine anlaşılması daha kolay olmayan hoca efendilerin hiçbir şekilde kaydı ve hesabı tutulamayan söylemleri olur olur.

Kur’an’ın neye ne kadar yettiği hususuna ise bu endişeyi ifade ettikten sonra daha rahat geçebiliriz.

Seyircisiz maçlara 'sanal tribün' çözümü
Spor
Seyircisiz maçlara 'sanal tribün' çözümü
Danimarka Süper Ligi ekiplerinden AGF Aarhus, ligde seyircisiz oynanacak iç saha maçlarında taraftar desteğini sağlamak amacıyla "sanal tribün" uygulamasına geçecek.
AA
Üç Aylar iklimi: Diriltici, leziz bir bahar mevsimi
Üç Aylar iklimi: Diriltici, leziz bir bahar mevsimi
Rahmet, mağfiret ve bereket mevsimi üç aylara girdik Allah'a (cc) hamd olsun.

Bugünkü ve yarınki yazılarımda üç ayları yazacağım çeşitli açılardan.

Bahar mevsimiyle başlıyor bu yıl da üç aylar: Çiçeklerin açtığı, yüzlerin güldüğü, Rahmân'ın Rahmet kanatlarını yeryüzüne bütün cömertliğiyle gerdiği bir toparlanış ve diriliş mevsimi bu.

Yeni Şafak
KOBİ’lere yeni bir nefes
KOBİ’lere yeni bir nefes

Spekülatif kur atağı ve hızlı yükselen enflasyonla birlikte işletmelerin finansmana erişiminde oldukça sıkıntı çektiği bir süreci yaşadık. Özellikle Ağustos ayındaki spekülatif kur atağının hemen ardından Eylül ayında açıklanan Yeni Ekonomi Programı ile başlayan “ekonomide dengelenme” süreci neticesinde ortaya çıkan atmosfer gündemin yeniden, üretim, istihdam ve ihracat olmasını sağladı. Bu kapsamda geçtiğimiz Perşembe günü açıklanan KOBİ Değer Kredisi Paketi’nin maddi boyutunun yanında algısal öneminin de çok kıymetli olduğunu düşünüyorum.

Video: KOBİ’lere yeni bir nefes


KOBİ’LERE DESTEK NEDEN ÖNEMLİ?

KOBİ’ler yani küçük ve orta büyüklükteki işletmeler Türkiye ekonomisinin can damarı olma özelliğine sahip. KOBİ Stratejisi Eylem Planı (2015-2018) verilerine göre; Türkiye’deki toplam işletmelerin %99,9’unu KOBİ’ler oluşturuyor. Öte yandan; KOBİ’lerin toplam mal ve hizmet satın alışları içerisindeki payı, %65,5 iken üretim değerindeki payı, %56,2’dir.

KOBİ’lerin maddi mallara ilişkin brüt yatırımdaki payı %53,2 iken çalışanlar sayısı içerisindeki payı %75,8’dir. KOBİ’ler ülkemizde toplam katma değerin %55’ini, toplam satışların %65,5’ini, ithalatın %39,9’unu, ihracatın %59,2’sini oluşturuyor. Yani KOBİ’ler aslına bakarsanız dış ticaret fazlası vererek ödemeler dengesine katkı sağlıyor. Ancak toplam yatırımların %50’sini sağlayan KOBİ’lerin kredilerinin bankacılık sektörü toplam kredileri içerisindeki payı sadece %26 gibi oldukça düşük bir oran olarak karşımıza çıkıyor.

Esnek üretim yapıları sayesinde şoklara daha dayanıklı bir yapıya sahip olan KOBİ’lerin en önemli sorunlarının başında finansmana erişim ve yüksek finansman maliyetleri geliyor. Bu bakımdan son açıklanan ve 13 bankanın içerisinde yer aldığı KOBİ Değer Kredisi paketi özellikle yüksek finansman maliyetlerinin olduğu böyle bir dönemde altın değerinde önem taşıyor.

Toplam büyüklüğü 20 milyar TL olan pakete göre; yıllık cirosu 25 milyon TL’nin altında olan KOBİ’ler 6 ay anapara ödemesiz 36 ay vadeli KGF destekli bu krediye aylık 1,54 faiz oranı ile ulaşma imkânı yakalıyor. Bu destekten faydalanmak isteyen imalat ve ihracat sektöründeki firmalara verilecek üst limit 1 milyon TL, diğer sektörler için üst limit ise 500 bin TL olarak belirlenmiş.

TİCARİ ALACAK SİGORTASI NE GETİRİYOR?

Öte yandan yılbaşından itibaren başlatılan “Ticari Alacak Sigortası” mekanizması da KOBİ’ler açısından büyük önem taşıyor. Bu mekanizma ile ticari satıcı firma konumundaki KOBİ ile ondan alım yapan alıcı arasında herhangi bir teminata bağlanmamış yurtiçindeki vadeli satışlardan doğan alacakların ödenmeme riskine karşı teminat sağlanmış oluyor. İlk etapta cirosu 25 milyon liraya kadar olan firmaların devlet destekli ticari alacak sigortasından yararlanabilmesi sağlanmışken ilerleyen aşamada cirosu 125 milyon liraya kadar olan KOBİ’lerin de sigorta kapsamına dahil edilecek olması reel sektör açısından son derece önemli bir sorunu çözmek için atılmış büyük bir adım olacak.

STAGFLASYONA KARŞI KOBİLER

Stagflasyon iktisadi literatürde bir ekonomide resesyon ile enflasyonun aynı anda görülmesi olarak tanımlanıyor. Stagflasyonist bir ortamda bir yandan ülkede işsizlik oranı artarken diğer yandan da fiyatlar genel seviyesinin de hızla yükseldiği görülür. Bu bakımdan her ne kadar halen yüksek olsa da yeniden iniş trendine giren enflasyonla birlikte KOBİ’lerin desteklenmesi işsizlik rakamlarının seyri açısından da önem taşıyor. Özetle KOBİ’ler üzerinden reel sektöre verilen destekler Türkiye’nin stagflasyonist bir ortama sürüklenmesini engellemek açısından son derece kritik ve teknik bir önem arz ediyor.

Doğada kaybettiklerimizin yerine gelmesi milyonlarca yıl sürecek
Hayat
Doğada kaybettiklerimizin yerine gelmesi milyonlarca yıl sürecek
Küresel ısınma, çevre problemleri ile ilgili olarak yapılan her yeni araştırma dünyanın gün geçtikçe ne kadar kötü bir hal aldığını gözler önüne seriyor. En son Danimarka’da yapılan bir araştırmaya göre ise doğada kaybettiklerimizin yerine gelmesi milyonlarca yıl sürecek. İnsanlığın kendi bindiği dalı kestiğini söyleyen Aarhus Üniversitesi'nden Matt Davis, “Dinozorları öldüren şeyin ölçeği üzerinde bir neslin tükenmesine neden olacağız. Bu oldukça korkutucu. Şu an üzerinde oturduğumuz dal da dâhil olmak üzere tüm yaşam ağacını kesmeye çalışıyoruz” dedi.
Diğer
İran’ı 40 yıldır
400 kişi yönetiyor
Dünya
İran’ı 40 yıldır 400 kişi yönetiyor
İranlı ekonomi uzmanı Hüseyin Ragfer, ülkesinin 40 yıldır 400-500 kişilik bir grup tarafından yönetildiğini, ancak bu kişilerin ülkedeki kötü gidişattan dolayı hiçbir zaman suçlanmadığını söyledi.
Yeni Şafak
'İran 40 yıldır 400-500 kişi tarafından yönetiliyor'
Ekonomi
'İran 40 yıldır 400-500 kişi tarafından yönetiliyor'
İranlı ekonomi uzmanı Hüseyin Ragfer, "İran'ı 40 yıldır rejim tarafından tasdik edilen 400-500 kişilik bir grup yönetiyor. Pahalılıktan halkın ekmek için dahi ayaklanması mümkün hale getirilmek istenmektedir. Bu, ABD ve İsrail'in bir projesidir" dedi.
AA
BAGFAŞ'a yurt dışından sipariş
Ekonomi
BAGFAŞ'a yurt dışından sipariş
BAGFAŞ Bandırma Gübre Fabri̇kaları AŞ, Yunanistan ve İngiltere'ye ihraç edilmek üzere 1,6 milyon dolarlık sipariş aldığını bildirdi.
AA

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.