Tanju Özcan ahlaksız sözlerini protesto edenlere karşı dans etti
Gündem
Tanju Özcan ahlaksız sözlerini protesto edenlere karşı dans etti
Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan’ın, AK Parti’li meclis üyesi Hacer Çınar’a yönelik sözleri belediye binası önünde protesto edildi. Protesto gösterisini makam odasının penceresinden izleyen Özcan, el sallayarak, dans etti.
DHA
Cumhurbaşkanı Erdoğan: Batının ahlaksızlığını değil ilmini alacaksın ona da kendi mührünü vuracaksın
Gündem
Cumhurbaşkanı Erdoğan: Batının ahlaksızlığını değil ilmini alacaksın ona da kendi mührünü vuracaksın
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi'nde TÜBİTAK Lise Öğrencileri Araştırma Projeleri Ödül Töreni'nde konuştu. Millet kütüphanelerinin dünyada neredeyse emsalinin olmadığına değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan, 'Bununla rahatlıkla iftihar edebiliriz. Önemli olan 'Birileri ne yapıyor' değil, 'Birilerinin yaptığını geçebiliyor muyuz?' Çünkü Müslüman Türk'e bu yakışır. Biz de bunu yapıyoruz. Bu proje için birçok mimar arkadaşımızı dünyayı gezip, projelendirmek üzere görevlendirdik. Batı'nın ilmini alacaksın, ahlaksızlığını değil; ona da kendi mührünü vuracaksın.' dedi.
AA
İcabınıza bakacağım
Gündem
İcabınıza bakacağım
İSMEK’in kadın yöneticilerini ahlaksızca taciz eden İBB Genel Sekreter Yardımcısı Yeşil Meltem Şişli’nin hakaretlerinin yeni detayları çıktı. Şişli, başörtülüleri “Bu iş başörtüsüyle yapılamaz” diyerek aşağılayıp “İcabınıza bakacağım” tehditleri savurmuş.
Yeni Şafak
Gençliği tehdit eden deizm değil, ahlaksızlık
Gençliği tehdit eden deizm değil, ahlaksızlık
Gençlik meselesi üzerine düşüneceğiz. Onları anlamak da görevimiz, ikaz etmek de. Çünkü biz ebeveynlerin en büyük görevi onların sağlıklarını korumalarına yardım etmek. Video: Gençliği tehdit eden deizm değil, ahlaksızlıkHem büyükler olarak hem de Müslüman olarak mesuliyetimiz bu. Neslin korunması şiarımızdır. Bundan dolayı onları tehdit eden ideolojiler ve pratiklerle mücadele etmeliyiz. En büyük cihatlardan biridir bugün Cihadı Ekber. Mekke’de Allah’ın müminlere tebliğ(uyarı ve hatırlatma) için kullandığı ifade…Bugün de biz Müslüman ebeveynlerin çocuklarımıza karşı Cihadı Ekber vazifesi var. Ne halleri varsa görsünler, hayatlarını yaşasınlar, ne yapalım dünya bu, onun tercihi bu…Müslüman mesuliyeti olan bir baba-anne bunların hiç birini söylemez. İnancımız buna yol vermiyor. Bir Alman ya da Fransız kültürünün gençlik bakışından fırlayan bu paket cümleleri kabul edemeyiz.Gençliğimizin yaşadığı en büyük tehdit deizm değil. Deizm üst düzeyde bir düşünmeyle olacak bir şey. Ancak deizm gribine tutulabilir gençlik, deizmin kendisine değil! Oysa asıl tehlike batı kültür taarruzuyla gelen pratikler. Bu pratikler gençliğin helal ve haram sınırlarını ters yüz ediyor. Alkol yayılarak normalleşiyor. Sınırlı mekânlar, sınırlı imajlar ve sınırlı meşruiyetten çıkıyor. Yapılan araştırmalarda dindarım diyen gençlerin bir kısmı bile alkol aldığını söylüyor. Partnerlik yaşam pratiği kampüs üniversitelerinde yayılıyor. Anne ve babasından, komşu ve kentinden kopan gençler, bu kampüs ortamlarında bütün sosyal denetim süreçlerinden uzaklaşıyorlar. Yeni kültür sürekli partnerliği öneriyor. Evlenmek zaten zor! İş, para, ev döşeme…Gençlerin gözünde dağ gibi büyüyor. On yıl en az. Oysa gençler karşı cinsleriyle en duygusal yoğunluk ve cinsel dinamizm dönemlerinden geçiyorlar. Evliliğin ertelenişi cinsel sınırları zorluyor. Öte yandan mahremiyet anlayışımız gevşiyor. Batı kültürünün serbest yaşam kültürü sosyal medyada hadsiz bir biçimde akıyor. Sevgili yaşamak normalleşiyor. Metres ve dost hayatı yerini sevgili ve çıkmaya bırakıyor. Dost hayatı ve metres pratiği “hayat altıdır”. Mahremdir toplum içinde. Oysa sevgili ve çıkmak toplum içinde de görünür. Normal bir davranış olarak benimsenir. Daha da ötesi otobüste, kampüste, yolda öpüşmek gençler için sıradanlaşıyor. Otuz yıl önce Almanya’dan gelen köylülerimizin köy kahvesinde anlattıklarını biz gençler utanarak dinlerdik! Türkler Almanlaşıyor mu? Müslümanlar gavurlaşıyor mu?Parası olmayan değil, hali vakti yerinde olan gençler de geç evleniyorlar. “Hayatını yaşadıklarını” söylüyorlar. Toplum altı, mahrem, ayıp olan davranışlar “hayatını yaşamak” pratiğine dönüşüyor. Kumar, alkolizm, aldatma boşanmanın en önemli nedenleri sayılıyor. Bu davranışlar gençlikle beraber öğrenilerek ve yaşanarak geliyor. Şimdi uyuşturucu kullanımı buna eklendi. Esrar gençler arasında normalmiş gibi lanse ediliyor. Bir artist kokain çekiyor, gece hayatıyla beraber olduğu diğer artistle birbirini dövüyor. Türkiye’de gündem oluyor. Gündem olan boyut ise kadına şiddet! Oysa bunlar da genç ve gençleri etkileyenler. Kokain çekmek, evlilik dışı ilişki ve partnerlik hayatından hiç bahsedilmiyor. Oysa biz inanan insanlar için olayın asıl öne çıkması gereken taraf budur. Çünkü hep duyduğumuz bir söz vardır: İçki bütün kötülüklerin anasıdır.Gençlik deizm gibi bir felsefi tehdit altında değil. Gençlik fuhşun, alkolizmin, madde bağımlılığının, buharlaşan mahremiyet kültürünün tehlikeleriyle yaşıyor. Mücadele etmemiz gereken bu ahlaksızlık pratikleridir. İslam için bunlar ahlaksızlıktır. Gençlerimizi tehdit ediyorlar. Bunlara karşı mücadele etmek de Cihadı Ekber’dir. Sekülerlerimiz için de bunlar tehdittir. Çünkü bu ahlaksızlıklar aileyi ve gençliği çürütüyor.
Cevap fikre verilir, ahlaksızlığa ne diyebilirsiniz?
Faruk Beşer
Cevap fikre verilir, ahlaksızlığa ne diyebilirsiniz?
Fakiri tanıyanlar bilir, yaklaşık on yıldır bu sütunları okuyanlar da öğrenmiştir. Düşündüğümüzün ve yazdıklarımızın özeti şudur:Dinde doğruyol aşırılıklardan uzak ortayoldur. İfratlar ve tefritler, Resulüllah’ın ifadesiyle, insanı helake götürür. Müslümanların yüz yıllarca dünyaya hükmettikten sonra geri kalma sebeplerinin başında Allah’ın ayetlerini doğru okumaktan uzaklaşmaları gelir. O’nun indirilen/münzel ayetleri olduğu gibi fıtrî/tabii, kevnî ayetleri de vardır. Bunlar beraberce okunup düşünülmeden hiçbirini tam anlayamayız. Biz yüz yıllardır özellikle kevnî ayetleri okumayı ihmal ettik, bu sebeple de münzel ayetleri anlamakta da zorlanıyoruz.Kuranıkerim Allah’ın münzel ayetleridir ve bütün insanlara indirilmiştir. Kendi ifadesiyle o önce insan için bir hidayettir. Sonra mümin için, sonra müminlerin takvalı olanları için, sonra da takvadan öte ihsan ile yaşayanlar için hidayettir. Bunun anlamı, onunla iman ve amel etkileşiminiz sürdükçe anlama kabiliyetinizin de artacağı gerçeğidir.Anlamak yaşamaktır.Kuranıkerim her seviyede insana hitap eder, yani herkes kabiliyeti ölçüsünde ondan anlaması gerekeni anlar. Ancak herkes Kuranıkerim’den anlar demek, herkes Kuranıkerim’i anlar demek değildir. Onun muhkem ve müteşabih ayetleri vardır. Muhkemleri esas alarak anlamayı sürdürdükçe müteşabihleri azalır. Onu ilk muhatapları asıl diliyle, ama yine kendi kabiliyetlerine göre anlamışlardı. Sonrakiler ise yine o dile ve anlayanların anlamasına vakıf olarak anlamışlardır. Millet olarak onun dilini konuşmayanların onu anlamama mazeretleri olamaz. Ya dilini öğrenirler ya da öğrenenlere sorarlar.Mealler onun dilini bilenlerin onun ne dediğini anlatma çabalarıdır. Ama hiçbir meal Kuranıkerim değildir. Bütün mealler, meali yapanın isabeti sınırlı bir yorumundan ibarettir. Yine de dilini bilmeyenlerin Kuranıkerim’i anlamak için meal okumakla başlamaktan başka çareleri yoktur. Ancak mealden ahkâm çıkarmak, Kuranıkerim’i anlamak değil, ahkâm kesmek olur. Çünkü mealler bağlam ilişkisini tam veremezler. Bunun için ya bilenlerle okumak ya da anlaşılır tefsirlerden okumak gerekir. Son iki yazımda Cağfer Karadaş Hoca’yı teyiden bunu anlatmaya çalıştım.Diğer yönden, biz Kuranıkerim’den anlamayız, kimse meal okumasın, hatta kimse tefsir okumasın edebiyatı da Kuranıkerim’in ne olduğunu anlamayanların, ya da insanları belli peşin fikir kalıplarında tutmak isteyenlerin fırkacılık anlamına gelen söylemleridir ve hiçbir kıymeti harbiyesi yoktur. Gazali, Kuranıkerim’in anlaşılmasana engel olan durumları sayarken, bunlardan birinin de onu belli mezhep ve meşrep kalıbıyla anlamaya çalışmak olduğunu söyler.Bu fakir bu sütunlarda bunları en az on defa yazmadım mı?Yirmi beş yılı aşkın bir süre her biri sahasında uzman hoca arkadaşlarımızla Kuranıkerim’i anlama dersleri yaptık, bunu hala sürdürüyoruz. Hayatım boyunca hiçbir cemaatten olmayı beceremedim. İyi ki becerememişim, çünkü bilahare bugün ‘cemaat’ denen bu oluşumların cemaat değil fırka olduklarını fark ettim.Beş altı yıldır bu Kuranıkerim çalışmalarının semeresi olarak, tabii ki, bendeniz de kendi anladıklarım kadarıyla bir meal yaptım ve bunu insanların hizmetine sunmak üzereyim.Hal böyle iken bir kendini bilmez akademisyen sadece son yazıma istinaden, cemaatlere, Kuranıkerim’e ve meale karşı aklında ne kadar olumsuz şeyler varsa onların hepsini bu fakire yamatarak saydırmış. Söyledikleri ilmi olsaydı onları söyler ve cevaplardım, bu zatın ismini de verirdim. Fakat öyle olmadığı için değmez diyorum. Bu adama Necip Fazıl’dan mülhem fikir ishaline demeyeceğim, çünkü söylediklerinde fikir yok, ama söz ve ağız ishaline yakalanmış bir tavırla hızını alamayıp boş lafları tekrar edip durmuş. Yani yaptığı ilmi bir eleştiri değil bir ahlaki tavır sergileme. Tanımadığım bu adam geçmişimi karıştırdığına göre o beni tanıyor. O zaman eleştirmek için yukarıdaki fikirlerimi de biliyor olması gerekmez miydi? Buna rağmen fakir için hiç söylenmeyecek şeyleri söylemesi bir ahlak problemi değil de nedir? Bu sebeple adı değmez diyorum. Ama böyle insanların olmasının da elbet hikmetleri vardır. Şeytanı Allah’ın boşuna yarattığını söyleyebilir miyiz?Daha önce de yazdım, çizgilerimiz farklı da olsa düşünenlere karşı hep olumlu bir bakışım vardır, yanlış gördüğüm fikirleri eleştiririm ayrı. Ama hiçbir fikri ve ilmi varlığı olmayanların işportacı ağzıyla konuşmaları, çıkamadıkları yerlere birilerinin sırtına basarak çıkma arzusundan başka ne olabilir?Allah hidayet versin.
Muhalifin ahlaksız dili fiilde ihanetidir
Muhalifin ahlaksız dili fiilde ihanetidir
İhanet, bugünlerde sıkça telaffuz edilen kelimlerden biridir.Arapça hevan’dan gelen ihanet kelimesinin asıl manası, “hor ve zelil olmak”tır; hıyanet / ihanet şeklinde kullanımı 20. yüzyılda başlamış olmalıdır ki, nitekim kelimenin zikrettiğimiz anlamını önceleyen Şemseddin Sami, hıyanete “Avam lisanında hain veya vefasız manasıyla sıfat gibi dahi kullanılır” açıklamasıyla şu müstakil anlamı yüklemiştir:“1.Kendisine olunan emniyet ve itimadı suistimal veya vaat ve taahhüdünü nakız ile hilekarlıkta bulunma. 2.Kendi devlet ve memleketi aleyhinde düşmana hizmet etme, hainlik.”Bunlardan baktığımızda hıyanet / ihanet kelimesinin bugünkü karşılığını, Osmanlı’nın yıkılış günlerinde, onu yıkmaya çalışanlarla müşterek edenlerin çoğalmalarıyla birlikte kazandığını söylememiz mümkündür.Hal böyle olunca ihanet, yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin istiklaliyle, bağımlılığına mahsus tartışmaların da merkezinde yer alarak, bugüne intikal etmiştir.Bugünlerde sıkça telaffuz ediliyor olmasının nedenleri ise malumdur.Türkiye, kendi güvenliğini sağlamak ve yurdundan koparılmış bir halka yardımcı olmak amacıyla bir güçlüğü üstlenmiştir.Bu üstlenişin insani, tarihi ve istiklali bir sorumluluktan kaynaklandığını kabul etmeyen, bilakis bunu iktidar olma hayalleriyle iç siyasete alet eden kimi grup ya da gruplar, eskiden olduğu gibi bugün de teyakkuz halindedir ve ilk bakışta normal bir siyasi muhalefetmiş gibi görünen bu durum, giderek ahlaksız bir dil üzerinden, fiili bir ihanete evrilmektedir.Bu hususu sıcak bir örnek üzerinden açmak istersek:CHP yöneticilerinin sergiledikleri son tutum ve davranışlar bunun ilk örneğidir:CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Çok yakın zamanda iktidar olacağız” deyişinden iki gün sonra 33 Mehmetçiğin şehit edilmesi, CHP sözcüsünün o gece, sadece “Bugün soru almayacağım çünkü soruları cevaplaması gereken başkaları.” demek için basın toplantısı düzenlemesi ve hemen ardından “Televizyonlardan inmeyen Cumhurbaşkanı nerede, şu kadar saat oldu bir açıklama yapmadı” şeklindeki hezeyanların başlaması ve son olarak CHP Grup Başkanvekili Engin Özkoç’un Cumhurbaşkanına karşı, som bir adilik belirtisi olarak sarfettiği galiz hakaretler...Bunlar kendiliğinden vuku bulmuş, tesadüfi şeyler değildir. Bilakis mezkur şahısların Esed’i medhiyeler düzerek koruma altına alıp, “Suriye’de ne işimiz var” diyerek, insani, tarihi ve siyasi bilinçten yoksun açıklamalarda bulunmaları, “Bunlar yine yeni bir darbenin piyano mu oldular” sorusunu sormayı gerktirecek niteliktedir.Topluluk ya da şahsiyet kindarlığı bir yana, Türkiye’nin güvenliği ve bekası söz konusuyken, başta genel başkanı olmak üzere CHP yöneticilerinin kullandıkları muhalefet dilinin, zikrettiğimiz düzeyde ahlaksızlıkla tahkim edilmiş olması, bu dilin bir ihanet fiili olarak somutlaşmasını beraberinde getirmiştir.Bu manada, ihanet ve hain kelimeleri rastgele kullanılacak kelimeler değildir; CHP yöneticileri için de bunları kullanmak ilk bakışta doğru değildir ancak onların muhalefetine karakter kazandıran ahlaksız dillerdir ki, kendiliğinden ihanet fiiline dönüşmektedir.Çünkü, muhalefet ile hıyanet kelimelerinin sınırı, son yüzyıldaki kazandıkları anlamlar nedeniyle çok incelmiştir. Bu bakımdan, ahlaksız bir dile sarılan bir muhalifin, ihanet içinde olduğunu değil, bilakis olmadığını ispat edebilmek zorlaşmıştır.CHP yöneticilerinin mezkur ithamdan kurtulmalarının yegane yolu, muhalefet ile ihanet arasında kalın bir set oluşturmalarıyla mümkündür. Bu set ise kısa bir ifadeyle, ancak “Mesele Türkiye ise gerisi teferruattır; biz devletimizle, milletimizle, Cumhurbaşkanımızla birlikteyiz” demeleriyle ancak oluşturulabilir. Aksi bir karar ve tutumla, kendi milletiyle ve Cumhurbaşkanıyla didişen bir CHP, muhalefetle hıyanet arasında salınıp durmaya mahkumdur. Bundan başka mahkumiyetleri de mutlaka olacaktır ama bunu biz belirleyemeyiz, bunu adalet ve siyaset müesseseleri belirler.İkinci örneğim, birilerinin uzak geçmişte, kendi şartlarına tabi olarak söylenen özel sözleri, bir devlet sırrını ya da onu söyleyeni eleştirme adına bugün söylüyor olmaları ve birilerinin de bunlara muhalifliklerinin gerekçesi olarak tutunmalarıdır. “Erdoğan’ın... dediği söylenir” kabilinden, başta kaynak belirtme cesaretsizliği nedeniyle peşinen ahlaksız olarak bu dil de yine ihanete bitişiktir.Gerçi, kimseye hain demeyelim, zira hainler, muhalefetin ahlaksız diline tutunmakla kendilerine hain denmesini zaten hak ederler.
Her sözü ahlaksızca
Gündem
Her sözü ahlaksızca
İSMEK toplantısında çalışanları, “gece düzenleyip bekarları itfaiyecilerle buluşturalım” diyerek taciz eden İBB Genel Sekreter Yardımcısı Yeşim Meltem Şişli’nin yeni ‘ahlaksız sözleri’ ortaya çıktı. Mağdurların savcıya verdiği ifadeye göre Şişli, müdür Ali K.’yı kastederek, “En şanslı müdür bu. Bu kadar kadınla çalışıyor” demiş.
Yeni Şafak

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.