İhtiyacımız olan şey biraz daha Necatigil
Hayat
İhtiyacımız olan şey biraz daha Necatigil
Türk şiirinin kıymetli şairi Behçet Necatigil 100 yaşında... Şair 100'üncü doğum yılında çeşitli etkinliklerle anılıyor. Necatigil’in şiirini, Türk edebiyatında bıraktığı izleri yazar, şair, akademisyen ve öğencisiyle konuştuk. 100 yıl sonra işte Necatigil’den bize kalanlar...
Yeni Şafak
Bergson’un iki müridi: Hisar ve Tanpınar
Bergson’un iki müridi: Hisar ve Tanpınar
Abdülhak Şinasi Hisar, 1905-1908 yılları arasında tahsil için Paris’te bulunmuştur.Bu yıllar, felsefede Bergson rüzgarının esmeye başladığı yıllardır. 1896’da Madde ve Hafıza’sı, 1900’de Gülme’si, 1903’te Metafiziğe Giriş’i, 1907’de Yaratıcı Tekamül’ü yayınlandığına göre, Hisar’ın o Bergson rüzgarının tam ortasına düştüğü aşikardır.Video: Bergson’un iki müridi: Hisar ve TanpınarHisar, üzerindeki Bergson etkisinden, açık değil dolaylı olarak söz etse de, özellikle Fehim Bey ve Biz (1941), Çamlıca’daki Eniştemiz (1942) ve Boğaziçi Mektupları (1954) adlı eserlerinde bu etkiyi (okurun anlayış derecesine tabi olarak) gizlememiştir.Bu yazının öznesi Bergson olmadığından, onun kendi çağdaşı olan felsefecilerden farkını ve dolayısıyla Hisar’ı ve aşağıda değineceğimiz üzere Tanpınar’ı etkileme nedenini, istitraden (okurun söylenenden söylenmeyeni çıkarağına olan inancımızla) kısaca belirtelim: Bergson Materyalizm’e, Marksizm’e, Sosyalizm’e ve Entelektüalizm’e karşıdır.Oğuz Demiralp’in, Hisar hakkındaki kıymetli bir değerlendirmesinden yapacağımız şu kısa alıntıdan, onun Bergson’un felsefi anlayışının içinden geçme düzeyini de sanırım tespit edebiliriz:“Yazarımız, namazında olmasa da, niyazındadır, atadan kalma bir alışkanlığı sürdürür. (...) Hisar’a göre ‘her maddiyatın temeli maneviyattır’. (...) Yazarımız, namazında olmasa da, niyazındadır, atadan kalma bir alışkanlığı sürdürür. Ne ki, rahatça “yazık ki ben mutekit değilim” der. ‘Artık semanın oğulları olduklarını sanan eski insanlar değiliz’ de diyecektir. Dinsel-felsefî bağlamdaki düşüncelerini ‘Fanilerin Hüznü’ yazısında iyice açıklamıştır. Yazar, bilime, özdeki düşünceye, insanı dinsel, mitsel yanılsamalardan uzaklaştırdığı için kızar neredeyse. Çünkü ‘nebatî hayat’ın bilinçsizliğine düşmesi, ‘hayvanî hayat’ ile yetinmesi olanaksız olan yeni insan kendine yeni bir varoluş biçimi bulamamış, kendi özdekselliğiyle henüz uyum sağlayamamıştır. Bu çerçevede devinen bir bilincin gizemciliğinden söz edilemez. Yapıtındaki imgeler, ‘esatirî’ bir dünyaya duyulan özlem, daha somut ve gizli özlemlerin kılıfıdır.Hisar’ın Tanrı yoluna ters düşen bir yanı daha vardır: bitimlilik duygusu. Ölüm ertesi yaşama bel bağlayamaz Hisar. Ona göre ruh da ölümlüdür. Özdekselliğine bağlı olarak bulguladığı ‘tamamen yok olmak’ gerçeği, insan için bir ‘ızdırap’ kaynağıdır. (..) Özdek yığını değildir Hisar’ın doğası. İnsan gibi canlı, Tanrı gibi öncesiz-sonrasızdır. Abdülhak Şinasi, tümtanrıcı düşünceden el almak isteyecektir, elbette. Gelgelelim, bir türlü aşamaz doğduğu an içinde boy atmaya başlayan ölümü. Ne gizemci olabilir, ne de tümtanrıcı. (...) (Okuma Defteri)Bergson’un ikinci müridi Ahmet Hamdi Tanpınar’dır.Hem, Hisar gibi dolaylı değil, meşhur Antalyalı Genç Kıza Mektup’unda doğrudan söyler bunu: “Şiir ve san’at anlayışımda Bergson’un zaman telâkkisinin mühim bir yeri vardır.”Tanpınar da Hisar gibi Cumhuriyet devri edebiyatının önemli kilometre taşlarından biridir. Şimdi “biridir” deyişimize bakmayınız, geçmişteki şu kısa değerlendirmemizde adeta uçurmuşuz onu:“Tanpınar, kelimenin tam anlamıyla ‘komple’ bir sanat adamıdır. Şair, öykücü, romancı... Edebiyat tarihçisi, edebiyat ve plastik sanatlar eleştirmenidir. Felsefe ile sanatta yerelden evrensele (Doğu’dan Batı’ya) ideal bireşime ulaşmış; Mevlana, Attar, Nedim, Bakî, Nâilî, Şeyh Galib, Dede Efendi, Hâşim ve Yahya Kemal’i, Bergson, Bachelard, Schopenhauer, Nietzsche, Freud, Mozart, Bach, Bethoven, Geothe, Poe, Nerval, Hoffman, Baudelaire, Mallarmé, Valéry ve Proust’un düşünce ve sanat anlayışlarını bir potada birleştirerek kendi dünya görüşünü, sanatsal anlayışını oluşturmuştur.” (Yeni Türk Edebiyatında Öykü)Peki, ilgilileri tarafından gayet iyi bilinen bu bilgileri neden ilettim?Aynı zamanda dişli bir edebiyat eleştirmeni olan Virginia Woolf, romana yedirilmiş iyi bir felsefenin olması gerektiğini söyledikten sonra, başarısız bir romanda ya kendisinden, ya işlediği felsefeden veya her ikisinden kaynaklanan üçlü bir yanlışlığa dikkat çeker.Roman kelimesini Sanat / edebiyat olarak değiştirisek, bunların fesefesiz olmayacağını öncelikle belirtelim ve günümüz sanat / edebiyat ortamında bu hassa (olmazsa olmaz) ilişkiyi gözetenlerin çok mu çok az olduğuna dikkat çekelim.İyi sanat / edebiyat, geçmişten bugüne felsefeye istikamet kazandırmış zatların, düşünce üzerine düşünme gayretlerini ve kendi düşüncelerini öğrenmeyi zorunlu kılar.Biz, Bergson müridliği bağlamında iki yazarımızı zikrettik. Demek ki Bergson’u bilmeden, Hisar’ı ve Tanpınar’ı gereğince bilmekten söz edilemez.Bergson’un yerine Mevlana’yı, Hisar ile Tanpınar’ın yerine Asaf Halet Çelebi’yi (vb.) koyarak örneği çoğalttığımızda da, söz konusu zorunluluğu ve bihakkın bilmenin yolunu sadece teyit etmiş oluruz.Bunları bildirmekle, “Cin olmadan adam çarpma“yı maharet sananlara, binlerce sanat / edebiyat heveslisinin mezarlarında unutulmuş olarak yattıklarını; yaptıkları için hakkını veren üç beş kişinin ancak eserleriyle halen aramızda yaşadıklarını da hatırlatmış olalım.
Bu ülke fiilen işgal edil-e-medi ama zihnen işgal edildi!
Bu ülke fiilen işgal edil-e-medi ama zihnen işgal edildi!
“Muasır medeniyet seviyesine ulaşmak”tan sözediyorlardı; hatta sanki dalga geçercesine “muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkmak”tan dem vuranlar bile çıktı!Zıpçıktı, türediler!Video: Bu ülke fiilen işgal edil-e-medi ama zihnen işgal edildi!Türedi, diyorum; kendini, ruhköklerini inkâr edenler, bırakınız muasır medeniyet seviyesinin üstüne filan çıkmayı; intihar ederler sadece, intiharın eşiğine sürüklenirler.KÜLTÜREL İNKÂR’IN KÜLTÜREL İNTİHAR’LA SONUÇLANMASI KAÇINILMAZ!Köksüz ağaç meyve vermez. Ne güzel sözdür bu öyle! Ne kadar derin ve hikmetli!Bir ülke köklerini inkâr ederse, başkalarının hizmetine girer, gönüllü acentasına ve kölesine dönüşür. Kendini inkâr, önce aşağılık kompleksine sürükler genç kuşakları; sonra da entelektüel melekelerin iflas etmesine, zihnî felçleşme ve nihayet zihnî köleleşme yaşanmasına yol açar kaçınılmaz olarak.Bir ülke köklerini inkâr ederek insanlığın önünü açacak bir gelecek inşa edemez!İnsanlığın önünü açmayı geçtim, varlığını bile sürdüremez!Hep söyledim; her zaman da söylemeye devam edeceğim: Bu ülkenin zihin ve hayal dünyasının en parlak isimlerinden Ahmet Hamdi Tanpınar, Türkiye’de yaşanan Batılılaşma tecrübesini “kültürel inkâr” olarak tarif etmişti. Ülkemizin en parlak sosyal teorisyenlerinden Şerif Mardin ise, Tanzimat’la başlayan Cumhuriyet’le sürdürülen modernleşme projesini, “Türklerin İslâm kültüründen uzaklaştırılması” olarak tanımlamıştı.Tanpınar’ın da Şerif Mardin’in de seküler isimler olduğuna özellikle dikkatinizi çekmek isterim.İşte bu kültürel inkâr, bizi kültürel intihar sürecinin eşiğine fırlattı.Tanzimat’la başlayan ön-modernleşme projesi, Cumhuriyet’le birlikte laiklik projesine ve prangasına dönüştürüldü; toplumun anlam haritaları dinamitlendi: Bin yıllık bir çileyle yoğrulan Müslüman ruhumuzun yerle bir olmasına yol açan epistemolojik kırılma ve ontolojik kopuş yaşandı: Müslüman zihnimiz, düşünme melekelerimiz yitirildi; Müslümanca yaşama zeminimiz, habitus’umuz ve gökkubbemiz yok edildi. Türkiye’de kurulan laik devlet, her alanda İslâm’danarındırıldı! Osmanlı’nın benzersiz bir medeniyet tecrübesi geliştirmesini mümkün kılan bütün İslâmî anlam haritaları, ülkenin bütün kurumlarından sökülüp atıldı!BU ÜLKENİN ÇOCUKLARINI DAHA FAZLA APTALLAŞTIRMAYIN LÛTFEN!Cevabını vermemiz gereken ama vermediğimiz, bu kafayla giderse aslâ veremeyeceğimiz soru şu: Türkiye’de yapılan laik devrimler, bizim medeniyet iddialarımızı inkâr etti; bizi muasır medeniyetler seviyesine çıkarmadı; aksine bizi muasır medeniyetin ileri karakolu, uydusu yaptı; bizi bizden, bizi biz kılan ruhköklerimizden ve anlam haritalarımızdan uzaklaştırdı ve tastamam intiharın eşiğine sürüklenmemize yol açan bir çıkmaz sokağın eşiğine fırlattı.Şimdi soruyu sorabiliriz: Türkiye, eğer emperyalist Batılıların işgal ettiklerinde yapmaya bile cesaret edemeyecekleri cinayetleri işleyecek idiyse (yani bu ülkenin kültürel dinamiklerini dinamitleyerek, medeniyet iddialarını terkederek ve anlam haritalarını yok ederek kendi ayağına kurşun sıkacak idiyse) biz ne diye -kime ve ne’ye karşı- kurtuluş savaşı verdik ki?Bu ülkenin çocuklarını daha fazla aptallaştırmayın lütfen!TÜRKİYE, FİİLEN İŞGAL EEDİL-E-MEDİ, ZİHNEN İŞGAL EDİLDİ!Bu ülke Batılılar tarafından fiilen işgal edil-e-medi ama zihnen işgal edildi.Bu zihnî işgal sürüyor hâlâ!Millî Eğitim Bakanlığı’nın (MEB), tepe bürokrasinde tam bir kıyım yaşanıyor!En son Talim Terbiye Kurulu Başkanı Alpaslan Durmuş görevden alındı. Niçin acaba? Gerekçesi ne peki?Bakan, normal şartlarda, elbette ki, çalışacağı bürokratları kendisi seçer. Fakat burada normal bir durum yok!Şöyle ki: Bu ülkeyi muhafazakâr bir parti yönetiyor. Ama eğitimin en kilit kurumlarından birinin başındaki kişi alınıyor, yerine “tuhaf” biri atanıyor!Görevinden alınan Alpaslan Durmuş, bu ülkede eğitim teorisi, felsefesi konusunda kafa patlatan, ayrıca da meselelere medeniyet perspektifiyle bakan donanımlı bir entelektüel ve iyi bir yönetici.Yerine atanan kişi ise, iktidardaki muhafazakar partinin temel felsefesine meydan okurcasına “İlahiyat mezunlarına formasyon verilmesi, ülkeyi kırk yıl geriye götürür” diyen biri!Ürpertici bir söz bu! Demek ki, İslâmî ruh köklerinden ve medeniyet dinamiklerimizden beslenen yeni İbn Arabî’ler, Yunus’lar, Sinan’lar, Itrî’ler yetiştirecek imajinatif bir eğitim sistemi kurma hayallerimiz —üstelik de bir İslâmî-muhafazakâr iktidar döneminde, hayal olacak, suya düşecek yani!Biz ne için nefes alıp veriyoruz ki, bizim önümüzü açacak, insanlığın yükünü omuzlarında taşıyacak öncü bir kuşak yetiştirecek köklü ve güçlü bir eğitim sistemi kuramayacaksak eğer!Yeni atanan Talim Terbiye başkanının bu tür sözlerine bakarak söylüyorum: Bu ülkede dişimizle tırnağımızla, onca çileyle, mücadeleyle elde ettiğimiz vazgeçilmez kazanımlarımız buharlaşacaksa, vay halimize bizim!EĞİTİM VE AİLE, MİLLÎ GÜVENLİK MESELESİ!Eğitim, kültür, aile, şehircilik bakanlıkları bu ülkenin geleceğini inşa edecek insan sermeyesini, entelektüel sermayemizi yetiştirecek hayatî kurumlara çeki düzen veren bakanlıklar. Eğer bu kurumlar, bu toplumun ruhköklerini, medeniyet iddialarını dinamitlemeye ant içmiş baronik, masonik, celladına âşık Batıperest kişilere teslim edilecek olursa, bizim bağımsızlığımızı koruyabildiğimizden nasıl söz edebilir miyiz ki!Eğitim, kültür, medya, şehircilik, gençlik ve aile sorunları bu ülkenin güvenlik meselesi olan en hayatî sorunlarıdır. Bütün bu alanlarda medeniyet dinamiklerimiz doğrultusunda bir gelecek inşa etmemizi sağlayacak köklü, donanımlı, uzun soluklu ve çaplı adımlar atamazsak, Batılılar tarafından fiilen işgal edilmeyen bu ülkenin zihnen işgal edilmesinin önüne geçemeyeceğimizi iyi bilelim, derim.Eğitim, kültür, medya, şehircilik, gençlik ve aile meselelerinde istiklal ve istikbal mücadelesini kaybedersek bu ülkenin istiklal ve istiklal mücadelesini kazanamayız hiç bir zaman.Vesselâm.
İtalya saatleri ayarladı
Hayat
İtalya saatleri ayarladı
Ahmet Hamdi Tanpınar’ın İtalyanca’ya çevrilen Saatleri Ayarlama Enstitüsü adlı romanı, 5 bin 500 adet satıldı. 3. baskıya hazırlanan kitap, gazetelerde tam sayfa haber oldu.
Diğer
Devlet Tiyatroları 'Orhan Veli ve Tanpınar'ın izini sürüyor
Hayat
Devlet Tiyatroları 'Orhan Veli ve Tanpınar'ın izini sürüyor
Devlet Tiyatroları (DT) Genel Müdürü Nejat Birecik, Ulus'taki Genel Müdürlük binasında Ahmet Hamdi Tanpınar ve Orhan Veli Kanık'ın bir dönem yazılarını yazdıkları odaları araştırdıklarını belirterek bu odalarda halka açık "okuma tiyatroları" ve "şiir günleri" düzenleneceğini bildirdi.
AA
Tanburi Cemil Bey Paris’ten caydırdı
Hayat
Tanburi Cemil Bey Paris’ten caydırdı
Tanbur sanatçısı R. Hakan Talu, ‘Yahya Kemal Beyatlı ve Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Ses Dünyası’ projesini hayata geçiriyor. Yahya Kemal'in Tanburi Cemil Bey'i dinleyince Paris'e gitmekten vazgeçtiğini söyleyen Talu, konserde iki usta yazarın kitaplarında geçen musiki eserlere yer verecek.
Yeni Şafak
Tanpınar’da sezgisel deneyim
Hayat
Tanpınar’da sezgisel deneyim
Bir medeniyetin romancısı diyebileceğimiz Ahmet Hamdi Tanpınar, yüceltilmiş bir aşk etrafında o medeniyetin tüm unsurlarını bir araya getirir. Cehennem ve Cennet biradadır adeta onun eserlerinde. İblis’in iş başında olduğu alt katta tam bir kaos hüküm sürerken üst katta, her an yeniden çiçeklenen bir bahar açmaktadır.
Yeni Şafak
‘Huzur romanı
devam edecek’
Hayat
‘Huzur romanı devam edecek’
Ahmet Hamdi Tanpınar bir mülakatında “Huzur devam edecek diyordunuz?” sorusuna “Edecek, tabii edecek. Mümtaz ölmemiştir. Hâlâ yaşıyor ve yeni bir insan olarak doğmak için beni zorluyor” cevabını vermiş ve ilave etmiştir: “Fakat daha evvel Huzur’un öbür kısmını neşrede­ceğim, yani Suat’ın Mektubu’nu. Küçük bir eser, okuyucu orada Mümtaz’ın meselelerini daha başka bir planda görecektir.”
Yeni Şafak

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.