Şehit Halisdemir'i ebruyla resmetti
Hayat
Şehit Halisdemir'i ebruyla resmetti
Kültür ve Turizm Bakanlığı ebru sanatçısı Meral Bıyık, darbeci generali vurduktan sonra şehit edilen Piyade Astsubay Kıdemli Başçavuş Ömer Halisdemir'in portresini ebru sanatıyla yaptı. Sosyal medyada açık artırmayla satılacak çalışmadan elde edilecek gelir, şehidin memleketi Niğde'nin Bor ilçesine bağlı Çukurkuyu beldesinde faaliyet gösteren Çukurkuyu Sosyal Yardımlaşma Derneğine bağışlanacak.
AA
Şeyhü’l-Müverrihîn İbrahim Hakkı Konyalı
Şeyhü’l-Müverrihîn İbrahim Hakkı Konyalı
Geçen Mart ayının sonunda Konya Büyükşehir Belediyesi’nin davetlisi olarak Hazreti Mevlânâ’nın diyarına gittim. Âdet ve edeb gereği olarak önce Gönüller Sultanı’nı ziyaret ettim. Soğuk ve karlı bir havaya rağmen dergâhın ziyaretçilerle dolup boşaldığını görünce onun manevi saltanatına bir kere daha hayran oldum.Video: Şeyhü’l-Müverrihîn İbrahim Hakkı KonyalıZaten kendisi de daha hayattayken “Dünya hükümdarlarının saltanatı, onların tabuta girmeleriyle birlikte sona erer, halbuki bizim saltanatımız kıyamete kadar devam edecek!” diye haber vermişti. Hazreti Pir’in baş eseri Mesnevi’nin yüz yıllardan beri en çok okunan kitaplar arasında yer alması, Âşıklar Kâbesi diye bilinen türbesinin gece gündüz - hem de kalabalık kitleler halinde - ziyaret edilmesi işaret ettiği manevi saltanatı ayan - beyan gösteriyor.Daha sonra Kütüphaneler Haftası dolayısıyla iki yerde konuşma yaptım. Önce şehrin merkezinde yer alan ve içerisi cıvıl cıvıl bir manzara arz eden Millet Kıraathanesi’nde kitap medeniyetinden tablolar sundum. Dinleyicilerin içinde Tokat İmam-Hatip Okulu’ndan meslek dersleri hocam Bekir Yiğit Bey de bulunuyordu. Davetim üzerine lütfedip gelmişti. Sohbeti sonuna kadar büyük bir dikkatle dinleyen hocam duygularını dile getirirken kullandığı cümlelerle – doğrusu – beni mahcup etti.İkinci sohbeti de İl Halk Kütüphanesi’nde yaptım. Buradaki dinleyici kitlesi de Millet Kıraathanesi’nden aşağı değildi. Fark şu ki, ikinci mekânı dolduran dinleyiciler arasında emekli ve muvazzaf kütüphanecilerin yanısıra bazı akademisyenler de bulunuyordu. Yanlış yapmamaya dikkat ederek burada da meşhur kütüphanecilerimizden, ezcümle “Millet Kütüphanesi Nazırı Ali Emiri Efendi”den, Bayezid Devlet Kütüphanesi’nin, nam-ı diğer “Kedili Kütüphane”nin kırk yıllık hafız-ı kütübü İsmail Saib Sencer’den, onun ölümünden sonra en dikkat çekici yazıyı kaleme alan İbnülemin Mahmud Kemal Bey’den bahsettim. Sürenin uzamasına rağmen “muhibban-ı kütüb”ün pürdikkat dinlediklerini görünce benim de iştahım kabardı. Diğer bazı ünlü kütüphanecilerimizden ve kitabiyyat bilginlerimizden de bahsetmek üzere parantez açtığım sırada değerli Kültür Müdürü Hasan Bey araya girip, birkaç cümleyle de merhum tarihçimiz İbrahim Hakkı Konyalı’dan söz etmemi istedi. Öyle ya, Konya’ya gidip de “Konyalı”ya ilgisiz kalmak doğru olmazdı. Hasan Bey’in arzusunu da memnuniyetle yerine getirdim. Şeyhü’l-Müverrihin İbrahim Hakkı Konyalı’nın kaleme aldığı tuğla büyüklüğündeki şehir kitaplarıyla bu milletin kültürüne ne büyük bir hizmette bulunduğunu dilimin döndüğü kadarıyla anlatmaya çalıştım.Söz buraya gelmişken, Konyalı’ya olan ilgimi siz değerli okuyucularımla -kısaca- paylaşmak istiyorum. Ben bu kıdemli tarihçimizin gündem oluşturan yazılarını, tarih düşmanlarına şamar teşkil eden makalelerini daha İmam-Hatip Okulu’nda talebeyken okumaya başladım. Bahsini ettiğim yazıları sadece okumakla yetinmiyor, koca bir “harita metod defteri”ne itinayla yapıştırıyordum. “Tarih Sohbetleri” başlığını taşıyan ve içinde birbirinden güzel resimli makaleler bulunan bu defteri halen kütüphanemde muhafaza ediyorum. Bu yazılardan birini – teberrüken – ben de size nakledeyim.İbrahim Hakkı Konyalı, son şeyhülislamlardan Mustafa Sabri Efendi ile Hazreti Mevlânâ’nın babası ve âlimlerin sultanı Bahaeddin Veled Hazretlerini konu alan makalesinde diyor ki:İkinci Meşrutiyet devrinin Tokat mebusu (millet vekili) Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi, çok iyi konuşan, mantığı kuvvetli, İslam’ın istediği çapta yetişmiş büyük bir âlimdi. Aynı zamanda kalemi kuvvetli bir yazardı. Yine İkinci Meşrutiyet meclisinin üyesi Maliye Nazırı (bakanı) Cavit Bey de usta bir hatipti. Mecliste bir konu tartışılırken irticalen söz alan Mustafa Sabri Efendi, üç gün sıra ile mecliste konuştu; mantıklı, akıcı ve etkileyici cümlelerle bütün millet vekillerinin takdirini topladı, alkışlarını aldı.Ben, adı “İslam Medreselerinin Islahı” olan medresede bir öğrenci iken Mustafa Sabri Efendi Konya’ya gelmişti ve Alaeddin Camii’nde, İslam’ın vicdan hürriyetine ve içtihata verdiği önemi belirten bir konuşma yapmıştı. Büyük mabed o gün hınca hınç dolmuştu. O sırada hocalarımdan dinlediğime göre, mabed yapıldığı günden beri, bu kadar kalabalığı bir de Hz. Mevlânâ’nın babası, âlimlerin sultanı Bahaeddin Veled hazretleri zamanında görmüştü. “Sultanü’l-Ulema”nın Cuma vaazlarında koca cami dolup taşıyordu. Dinleyicilerin arasında, Konya Selçuklularına altın çağını yaşatan Birinci Alaeddin Keykubad da vardı. Başkentin bilginlerinin yanısıra, bilgin emirleri ve komutanlar da orada bulunuyordu. Bunların arasında Güher Taş adında bir Selçuklu veziri ve emiri de vardı. Bahaeddin Veled Hazretleri coşkun ve akıcı üslubuyla cemaate hitap ederken Güher Taş’ın kafasından şöyle bir şey geçer gibi olmuş: “Bu hocalar da bazı şeyleri ezberlemişler tekrarlayıp duruyorlar!..”Âlimlerin Sultanı, mânâ gözüyle buna vakıf olunca gür sesiyle: “Güher Taş, Güher Taş Kur’an’dan bir ayet oku!” dedi.Güher Taş, suçüstü yakalanmış olmanın perişanlığıyla kendisini toparlamaya çalışırken o gür ses bir kere daha yankılandı. “Güher Taş, Güher Taş Kur’an’dan bir ayet oku!..”Güher Taş bir ayet okuyabilmişti. Sultan Veled hazretleri üç hafta Cuma günleri bu ayetin ilk harfi hakkında konuşmuştu. İlk vaazdan sonra Güher Taş, Mevlânâ kürsüsünün ayağını öptü ve afvedilmesini diledi. Ayrıca, ne emirleri varsa hepsini yerine getireceğini söyledi. Güher Taş çok zengin bir emirdi. Sultan Veled hazretleri ona “Oğullarım ve torunlarım için bir medrese yap” dedi.Güher Taş o medreseyi yaptırdı. Mevlevihane ile medrese için büyük gelirler vakfetti. Konya’nın güney batısındaki Kara Aslan köyünün tamamı onun vakfı idi. Kendisi de orada yaptırdığı bir türbeye gömüldü. Türbe şimdi yere serilmiş vaziyette yok olmayı beklemektedir.İşte Alaeddin Camii, en kalabalık dinleyiciyi Sultan Veled hazretlerinin vaazlarında toplamıştı. Bir de değerli hatip Mustafa Sabri Efendi’nin vaazında…Hoca Sabri Efendi İslam’ın insan hürriyetine verdiği büyük değeri ayetlere, hadislere, büyüklerin sözlerine, sözlerin büyüklerine dayanarak genişçe açıklarken demişti ki:“Bir Müslüman köle, Hıristiyan bir kadınla evlenmiştir. Bir de çocukları olmuştur. Sonra bunlar geçimsizlik yüzünden ayrılıyorlar, boşanıyorlar. Çocuğu Müslüman, fakat köle babaya mı, yoksa Hıristiyan, fakat hürriyetine sahip anaya mı vereceğiz?İslamiyet çocuğu hürriyetine sahip Hıristiyan anaya verir. Sahibi tarafından istenildiği zaman pazara çıkarılıp satılan Müslüman köle babaya değil…Çocuk hürre ana yanında serbest büyür, yetişir, akıl anahtarı ile, araştırması ile büyük bir kıymet, salah ve felah hazinesi olan İslam’ın kapısını açabilir.Bendeniz Konya deyince, hemen Mevlânâ Celaleddini Rumi hazretleri ile şeyhülmüverrihin İbrahim Hakkı Konyalı’yı hatırlıyorum ve mutlu oluyorum.
‘Bu kitap değil bütün cihandır’
‘Bu kitap değil bütün cihandır’
“Muhtâc isen füyûzuna eslâf pendinin,Diz çök önünde şimdi Emîrî Efendi’nin” (Eğer atalarının feyizlerine ihtiyaç duyarsan,Ali Emiri’nin önünde diz çök, ona talebe ol)Ali Emîrî’nin ölümü üzerine birçok şair ve edebiyatçı yazı yazmıştı. Onu en iyi anlatan Yahya Kemal Beyatlı’nın kaleme aldığı gazeldir.Ali Emiri Efendi 1916 yılında kendisine tahsis edilen Feyzullah Efendi Medresesi’nde bir kütüphane kurmuş ve bütün ısrarlara rağmen kütüphaneye kendi ismini değil de, “Ben bu kitapları milletim için topladım ve milletime vakfediyorum” diyerek “Millet Kütüphanesi” ismini vermişti… Bir yüzyıl sonra yeni bir Millet Kütüphanesi’nin açılış konuşmasını dinlerken Ali Emiri Efendi’nin, “Ben bu kitapları milletim için topladım ve milletime vakfediyorum” sözü çoğalarak yankılandı. 20 Şubat 2020’de Cumhurbaşkanımız R. Tayyip Erdoğan tarafından hizmete açılan Büyük Millet Kütüphanesi, bu sözlerdeki manayı “yeni bir medeniyet projesinin dokusunu örecek değerleri üretecek bir merkez olabilmesi” temennisiyle bugüne taşıyor. ALİ EMİRİ’NİN KİTAP AŞKI VE 700 EL YAZMASIFatih’te Saraçhane’ye doğru ilerlerken yol üstünde taş bir bina vardır. Üzerinde küçük harflerle Millet Kütüphanesi yazar. Yıllar önce merak edip içeri girmiş ve oradaki hikâyeden etkilenerek Ali Emiri Efendi/ Kitaba Adanmış Bir Ömür ismiyle bir belgesel yapmıştım.Diyarbakırlı Ali Emiri Efendi’nin kitap tutkusu 9 yaşında başlar. Maaşından artırdığı paralarla ömrünün son günlerine kadar kitap toplamaya devam eder. Çeşitli nedenlerle sahip olmadığı kitapları bizzat kendisi kopya ederek kütüphanesine kazandıracak kadar sevdalıdır kitaplara. Öyle ki, 700’den fazla nadir kitabı elle yazarak çoğaltır. Bir memur olarak gittiği şehirlerden 40 sandık kitapla dönen Ali Emiri Efendi emekli olduktan sonra da sahaflarda yazma kitapların arasından çıkmaz. Kaşgarlı Mahmud’un Divan-ı Lugati’t- Türk’ünü de böyle bulur. “Bu eseri elime alır almaz, adeta heyecandan titredim. Yeryüzünde bir eşi daha olmayan kıymette bir hazine idi; 30 lira değil, 30 bin lira ederdi. Bu eser, şimdiye kadar görülmemiş, pek eski devirlerde yazılmış bir dil kamusu idi. Satın almak istedim fakat cebimde 15 liram vardı. O anda Allah’ıma yalvardım, ‘Karşıma bir dost çıkar’ dedim. O sırada dükkânın önünden Darülfünun müderrislerinden Faik Reşat Bey geçiverdi. Hemen koşup yanına gittim. 20 lira borç aldım. İşte bu esere bu şekilde sahip olma bahtiyarlığını kazandım. Bu, kitap değil, bir Türkistan ülkesidir. Türkistan da değil, bütün bir cihandır.Kitabı aldım, eve geldim. Yemeyi içmeyi unuttum. Bu kitabı sahaf Burhan bana 33 liraya sattı. Fakat ben bunu birkaç misli ağırlığındaki elmaslara, zümrütlere değişmem.”MÜREKKEBİN İZİ ve HATT-I HÜMAYUN SERGİLERİMillet Kütüphanesi perşembe günü iki önemli sergiyle kapılarını açtı. Mürekkebin İzi sergisinde kıymetine paha biçilemez 150 yazma eser yer alıyor. Kültür Bakanlığı Yazma Eserler Başkanlığı’na bağlı kütüphanelerde ve Topkapı Sarayı ve diğer yazma eser kütüphanelerinde bulunan kitaplardan seçilerek sergilenen 150 eser, medeniyet yolculuğumuzun yol haritasını ortaya koyuyor. Katip Çelebi ve Biruni’nin coğrafi eserlerini, Yunan tabip Dioscarides’in Arapçaya çevrilen botanik metnini, İbn Sina’nın el-Kanun fi’t-Tıbb’ının ilk Türkçe tercümesini, El-Avfi’nin Keşfü’l-Beyan an Sıfati’l-Hayevan ansiklopedisini, Divanü Lugati’t-Türk’ü, Türk-İslam coğrafyasında kitap yazım sanatının şâhikası olan eserleri bir arada görme imkânı sağlayan bu sergiyi kaçırmayın. Bu serginin gün yüzüne çıkmasını sağlayan büyük bir ekip var. Ancak burada Prof. Dr. Muhittin Macit ve Cumhurbaşkanlığı danışmanlarına, serginin de danışmanlığını yapan Hümeyra Şahin’e ayrıca teşekkür etmek isterim.Millet Kütüphanesinin açılışı için hazırlanan ikinci önemli sergi de ‘Hatt-ı Hümayun Sergisi. Padişah fermanlarını kendi yazılarıyla görme imkânı sağlayan bu sergi de çok özel bir arşivin açılmasıyla ortaya çıkmış. Serginin en önemli parçalarından birisi de Tanzimat Fermanı. Bu ferman bir imparatorluğun zihin ve ruh dünyasını değiştirdiği gibi yazılı eserlerin, kitabın formunu da değiştirmişti. Bu fermanla kitap içerikleri değişmiş, onun açtığı kapıdan roman, tiyatro, deneme kitap dünyamız nüfuz etmişti.Millet Kütüphanesi medeniyet yolculuğumuzda gelecekte de hep hayırla yâd edilecek bir durak olacaktır. Başta Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere, emeği geçenlerden, katkı sağlayanlardan Allah razı olsun!
Yangınlara kurban giden kitaplar
Dursun Gürlek
Yangınlara kurban giden kitaplar
Kültür tarihimizin felaketlerinden birini de şehirlerde çıkan yangınlar esnasında yok olan kitaplar teşkil ediyor. Ne yazık ki, bu konuda da kadim şehir İstanbul başı çekiyor. Eski İstanbul’da binalar ahşap olduğu için bir semtte çıkan yangın derhal diğer semtlere de sıçrıyor, böylece koca şehir adeta cehenneme dönüşüyordu. Eski İstanbul yangınlarını anlatan kitaplardan ve yazılardan öğrendiğimize göre bu arada kültür varlıklarımızın başında gelen kitaplar ve kütüphaneler de mahvoluyor. Yanan ev...
Ali Emiri Millet Kütüphanesi’nden Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanesi’ne
Ali Emiri Millet Kütüphanesi’nden Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanesi’ne
Elhamdülillah. Kültür dünyamız ikinci bir Millet Kütüphanesi’ne daha kavuştu. Birincisi hakkında bilgi vermeden önce Perşembe günü açılışı yapılan Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanesi’yle ilgili birkaç cümle söylemek istiyorum. Ve diyorum ki, Ankara siyasetin, İstanbul ise kültürün başkentidir. Kütüphane bakımından da Ankara’nın İstanbul ile rekabet etmesi mümkün değildir. Fakat iki gün önce, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın açılışını yaptığı muhteşem kütüphane Ankara’nın da İstanbul’a imrendiğini gösteriyor. Bu demektir ki, Ankara da artık siyasetle birlikte ilmin, irfanın ve sanatın başşehri olabilir. Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanesi, cumhura, yani aziz Türk milletine hayırlı ve uğurlu olsun.Daha önce de, yine bu kütüphaneyle ilgili olarak davet edilince, özellikle müdavimler konusu üzerinde durmuştum. Evet, kütüphaneler sadece kitapların raflarda dizili durduğu mekânlardan ibaret değildir. Kitap hazineleri aynı zamanda sohbet meclisleridir. Kütüphaneleri asıl şenlendirenler de ayaklı kütüphaneler dediğimiz kimselerdir. Beyazıt Devlet Kütüphanesi’nin uzun yıllar müdürlüğünü yapan merhum Muzaffer Gökman hatıralarında böyle canlı kitaplara “kütüphane dervişleri” diyor, doğru da söylüyor. Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanesi’nde, öyle göstermelik değil de, ciddi anlamda bir sohbet meclisi ihdas edilirse ve buna devamlılık kazandırılırsa maksat yerine gelmiş olur.Mademki, söz verdik, öyleyse birinci Millet Kütüphanesi’nden – müsaadenizle – biraz bahsedeyim. Biliyorsunuz, dilimizde “Şerefü’l – mekân, bi’l – mekin” diye güzel bir söz var. Yani, bir mekânın şerefi ve değeri orada bulunan insandan yahut insanlardan kaynaklanır, demektir. Hiç şüphe yok ki, kitapların efendisi Ali Emiri Efendi’nin kurduğu Millet Kütüphanesi’nin bütün müdürleri, kitap muhipleri oldukları için saygı değer kimselerdi. Ama bunların içinde merhum Mehmed Serhan Tayşi’nin yeri bambaşkaydı. Çünkü o, aynı zamanda “reisülküttap” idi. İşte bu özelliğinden dolayı, kütüphanesini bir sohbet meclisi haline getirmişti. Bendeniz, yıllarca bu ilim ve irfan meclisine devam ettiğim için nasıl bir cazibe merkezi olduğunu yakından biliyorum. Şurasını da belirtmek isterim ki, sadece müdavim olmakla kalmadım; dört başı mamur bir kütüphaneci olan ve sohbet şeyhliği ile de tanınan Mehmed Serhan Tayşi Bey’e, hatıralarını yazması için sürekli teşvikte bulundum. Şükürler olsun ki, bu teşvikler meyvesini verdi, “Ali Emiri’nin İzinde” isimli 608 sayfalık hatıra kitabı “kisve-i tab’a” büründü.Efendim, Diyarbakırlı Ali Emiri Efendi, Fatih’teki kütüphanesini 1916 yılında kurdu. İlham kaynağı da, doğup büyüdüğü şehirde, bir zamanlar bulunan 1.040.000 ciltlik muazzam kitap hazinesiydi. Hayali, bu kadar çok olmasa bile, en azından 100.000 kitaplık bir kütüphane tesis etmekti. Ancak, hayatı boyunca toplayabildiği, birbirinden değerli ve çoğu yazma olan 16.000 kitapla böyle kıymetli bir kütüphane kurmuş oldu.Kütüphane kurulduktan sonra – tabii ki – sıra isim koymaya geldi. Dostları farklı tekliflerde bulunup çeşitli isimlerden söz ettiler. Ali Emiri Efendi, mevcut kitaplarını aziz milleti için topladığını, Türk gençlerinin istifadesine sunmak istediğini söyleyerek adına “Millet Kütüphanesi” dedi. Diğer küçük kütüphanelerin de kendi kütüphanesinde toplanması için vakıflar ile temasa geçti ve bu konuda epeyce mesafe aldı. İcraatından anlaşıldığına göre, gayesi bir “Milli Kütüphane” kurmaktı. Ancak 1924’de, genç denilebilecek bir yaşta vefat edince gayretleri semeresini veremedi.Ali Emiri Efendi hem tam bir Osmanlı hayranıydı, hem de Milli Mücadele’yi destekliyordu. Ali Kemal Bey’e yazdığı ve “Osmanlı Tarih ve Edebiyat Mecmuası”nda yer alan bir mektup onun bu konudaki görüşünü açıkca ortaya koyuyor. Aziz vatanımız düşmandan temizlendikten sonra yönetime gelen Kuvayı Milliyeciler, Ali Emiri’nin jestini unutmadılar. Cenaze masrafını da bizzat Mustafa Kemal Paşa karşıladı.Bu yazının eksik kalmaması için, birkaç cümleyle de “Millet Kütüphanesi”nin binasından bahsetmek istiyorum.Bu tarihi kütüphane Fatih’in merkezinde, Macar Kardeşler Caddesi’nin üzerinde bulunuyor. Şeyhülislam Erzurumlu Mehmed Feyzullah Efendi tarafından hadis medresesi olarak inşa edilen binayı, devrin İstanbul şehremini (belediye başkanı) Cemil Topuzlu Paşa yıkmak teşebbüsünde bulundu. O zamanlar İstanbul Muhipler Cemiyeti diye bir kuruluş vardı. Fransız büyükelçisinin eşi Madam Bompart da bu cemiyete üyeydi. Medresenin ortadan kaldırılacağını haber alınca hemen harekete geçip durumu padişaha bildiriyor. Sultan Reşad ferman çıkarıp yıkıma engel oluyor. Kısaca söylemek gerekirse, Millet Kütüphanesi’nin günümüze kadar gelmesini ve ayakta kalmasını işte bu Madam Bompart’a borçluyuz.Yukarıda adını verdiğim hatıratta, Şeyhülislam Feyzullah Efendi Medresesi’nin tarihçesiyle birlikte, Ali Emiri’nin nasıl bir kitap aşığı olduğuna dair ayrıntılı bilgiler yer alıyor. Bu eseri, bütün kitap dostlarının okuması gerekiyor. Bakınız Yahya Kemal ne diyor:Yekpâre nûr olan bu kütüphane-i nefisYekpâre servetiydi bu âlemde kendininEcdâd-ı pâkimiz gibi vakfetti milleteHayranı oldu halk eser-i bî- menendinin
Müteferrika Matbaası’nda ilk basılan kitap
Dursun Gürlek
Müteferrika Matbaası’nda ilk basılan kitap
Millet Kütüphanesi’nin kurucusu ve büyük kitabiyat âlimi Ali Emiri Efendi hakkında ilk yazılan kitap Dr. Muhtar Tevfikoğlu imzasını taşıyor. Bu eserin son bölümünde Emiri Efendi’nin kitap tutkusunu anlatan bazı yazılara da yer veriliyor. Mithat Cemal Kuntay’ın “Kitap Sevenler” başlığını taşıyan makalesi de bunlardan birini teşkil ediyor.Hamasi şairimiz, Ali Emiri Efendi’nin nasıl bir kitap âşığı olduğunu çarpıcı cümlelerle anlatırken şahsıyla ilgili bir anekdota da yer veriyor. Şöyle ki; Türkiye...
Emirler  şifreli gelirdi
Gündem
Emirler şifreli gelirdi
Polisin yaptığı operasyonda kendini patlatarak öldüren IŞİD’li canlı bomba Yunus Durmaz’ın kardeşi Hacı Ali Durmaz, sorguda ilginç bilgiler verdi. ‘Gaziantep Emiri’ abisinin son günlerde eşini bile ölümle tehdit ettiğini anlatan Durmaz, “Abim sürekli Suriye’deki emirle şifreli şekilde mesajlaşıyordu” dedi
Yeni Şafak
Yangınzede bir şairimiz: Üsküdarlı Talât Bey
Dursun Gürlek
Yangınzede bir şairimiz: Üsküdarlı Talât Bey
Millet Kütüphanesi’nin kurucusu merhum Ali Emiri Efendi, sahibi olduğu “Tarih ve Edebiyat Mecmuası”nın 31 Temmuz 1920 tarihli nüshasında “Kitap Zayiatı” başlığıyla bir makale yayımlıyor ve eski İstanbul’da sık sık çıkan yangınların nice kıymetli kitapları mahvettiğini yana yakıla anlatıyor, bu vesileyle İstanbul’a, işte bu kitap kayıplarından dolayı “Kitap fırını” diyenleri haklı buluyor.Üsküdar’da çıkan korkunç bir yangında eviyle beraber kitapları da yanan, ancak kaleme aldığı bir beyitle hane...

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.