Anadolu böyle bir şeydir
Anadolu böyle bir şeydir
Bu kez liberal sol kanatın vazifesini muhafazakâr muhalif aydınlar üstlenmiş gözüküyor: “HDP seçmeni siyasi bilinci en yüksek seçmendir. Diyarbakır’da olan bitenin siyasi bir operasyon olduğunu düşünür ve durduğu yerden bir milim kımıldamaz.” Bu ve benzer cümleler sütre gerisinden konuşma döneminin kapanmakta olduğuna işaret eder.Video: Anadolu böyle bir şeydirSüreç birçok kişi ve çevreyi zorluyor. Türkiye emperyalizme karşı açıktan tavır koydukça Batıcı çevreler hareketleniyor. Geçmişte terör örgütü PKK’nın silah bırakma ihtimali liberal sol aydınları kaygılandırmıştı. Eğer bu sağlansaydı Batı emperyalizminin sınırlı bir düzeyde de olsa bizim coğrafyamızda başarısız olduğu anlaşılacaktı. Bugün de Diyarbakırlı anneler PKK’ya karşı net bir tavır sergileyince muhafazakar muhalif aydınlar sahneye çıktı. Onlar da annelerin bu çıkışından rahatsız olduklarını gizlemediler.Terör örgütlerinin birbirinden ayrı düşünüldüğü zamanlar geride kaldı. Erdoğan, dershane tartışmalarını başlattığı günden itibaren durum tersine döndü. “Cici çocuklar”, o günden sonra yüzlerindeki maskeyi indirmeye başladılar. Eğer Erdoğan bu adımı atmamış olsaydı bugün çok daha tehlikeli bir durumda olacaktık. Allah korusun, Türkiye’nin içeriden ele geçirilme süreci tamamlanacaktı. Meselenin dershane, eğitim ve okul olmadığını herkes anlamış oldu. FETÖ, eğitim kurumlarını ele geçirmek suretiyle bütün bir Türkiye’ye ve coğrafyaya hakim olacaktı. Erdoğan, dershaneleri kapatacağım deyince kendilerini meşrulaştıran zeminin kaybolacağını hemen anladılar ve gerçek maskelerle Gezi’de muazzam bir teröre yol açtılar.Terör örgütlerinin aynı merkezler tarafından yönlendirildiğini hendek teröründe görmüş olduk. Türkiye, “barış” sözcüğünün bir silah olarak kullanıldığı dönemleri yaşadı. Sigara dahi içemeyen çocuklar, hem FETÖ hem de PKK için kullanıldı. Terör kamplarının sigara izmaritinin yokluğu üzerinden meşrulaştırılması FETÖ ile anlamlı bir benzerliktir. Bu süreç durdurulmalıydı. Emperyalizm tarafından coğrafyaya ve ülkemize müdahale amaçlı olarak kurulan ve yıllardır terörle boğuşmamıza yol açan örgütlerin yüzündeki maskeler indirilmeliydi. Barış süreci birçok olumsuzluklarına karşın terör örgütlerinin birtakım kavramları maske olarak kullandığını göstermiş oldu. FETÖ bu dönemde PKK ile çok da gizli olmayan görüşmeler yaptı. Türkiye, terör örgütleri karşısında her açıdan üstünlük kurdu, propaganda silahlarını ellerinden aldı. Her yer ağzına kadar sigara izmaritiyle doluydu. 15 Temmuz’da FETÖ’yü durduran ve bir gecede yılların emperyalist tezgâhını bozan milletti. Muhakkak bu, birçok incelemeye konu olacaktır. Bugün Diyarbakır’da HDP binası önünde toplanan anneler de 15 Temmuz’un yansımasıdır. PKK terör örgütünün karşısına da millet çıkıyor. Bunun yeni bir fikir olduğunu ve bütün dünyayı etkileyeceğini görmemiz gerekir. Terör örgütleri asimetrik bir savaş yürütüyordu ve devletler çare üretmekte zorlanıyordu. 15 Temmuz’da durum değişti. Diyarbakırlı annelerin cesareti de bunun göstergesidir. “Başlarım sizin bilmem ne davanıza” cümlesinin sahiciliği, dışarıdan dayatılan yapay “fularlı kız” imgesini bir anda geçersiz kıldı. “Fularlı kız” emperyalizmin bize dayattığı bir imgedir, diğeri ise Anadolu’nun gösterişsiz kadını. Terör örgütlerini yenecek olan milletin kendisidir. Yerlilik ve millîlik düşüncesi de bu zeminde inşa edilir.Üzerinde durulmayı hak eden mesele çok. Gerçekten tartışmak gerekiyor. Sadece iki kadın imgesi arasındaki farklar bile çok şey anlatıyor. Düşünce dünyamız üzerinde yoğun bir baskı olduğunu görmemiz gerekiyor. Dün liberal sol aydınlar PKK güzellemesi yapıyordu, bugün muhafazakar batıcı liberal aydınlar aynı vazifeyi yerine getiriyor. Batı emperyalizminin nüfuzunun nerelere kadar uzandığını gösteren çok önemli örneklerle karşılaşıyoruz. Bunu, entelektüel hegemonya olarak tarif etmek mümkündür. Bu hegemonyanın kırılması gerekiyor.15 Temmuz’da tankları durduranlarla Diyarbakır’da terör örgütünün karşısına çıkanlar aynı kişilerdir. Faruk Nafiz, Sanat şiirinde Anadolu insanını kast ederek “toprağa diz vuran dağ gibi bir zeybek”ten ve “köylünün kıvrılmayan beli”nden bahseder. Şair bu ifadeleri Batı karşısında kendi kimliğinden vazgeçen aydınlara söyler ve şiiri şöyle tamamlar:“Arkadaş, biz bu yolda türküler tuttururken,Sana uğurlar olsun... Ayrılıyor yolumuz!”Aydın baskısının yoğun olduğu dönemlerde Anadolu’dan söylenmemiş bir masal olarak bahsetmek kolay değildi. Aynı durum bugün de geçerlidir. Çıplak elleriyle tankları durduranlar ve terör örgütlerinin karşısına dikilenler Faruk Nafiz’in hayranlık duyduğu insanlardır. Batı karşısında Anadolu böyle bir şeydir.
Konar göçerliğin son temsilcileri
Hayat
Konar göçerliğin son temsilcileri
Türkiye'de sosyal ve ekonomik şartların değişmesiyle çoğunluğu yerleşik hayata geçen Yörüklerin kültürünün son temsilcileri Sarıkeçililer, varlıklarını sürdürmeye çalışıyor. Sarıkeçililer, nisanın gelmesiyle Mersin'in çeşitli ilçelerinden başladıkları göçü 40 günde bitirerek, Konya'nın Bozkır, Seydişehir, Beyşehir ile Antalya'nın Akseki ve Gündoğmuş ilçelerindeki yaylalara ulaşıyor.At ve deve sırtında getirdikleri eşyalarını kıl çadırlara koyan ve yaklaşık 3 ay yaylalarda konaklayan Yörüklerin sayısı son yıllarda hızla azaldı. Geleneksel Yörük hayatını sürdüren yaklaşık 200 hane bulunuyor.Yörük kültürünü araştıran Akdeniz Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Mehmet Ali Eroğlu, AA muhabirine, 5 yıldır Sarıkeçili Yörüklerinin göçlerini takip ettiğini söyledi.Günlerce Yörüklerin çadırlarına konuk olduğunu anlatan Eroğlu, Yörüklerin yaklaşık 40 günlük göçün ardından su kaynaklarına yakın otlağa çadır kurduklarını dile getirdi.Bazı Yörük gruplarının gelişen teknolojiye ayak uydurduğunu aktaran Eroğlu, taşıma işlemlerini kamyonlarla yaptıklarını ve kıl çadırlar yerine naylon brandalı çadırlarda yaşadıklarını belirtti.Yörüklerin bu dönemde göçlerinin 4 aylık bölümünü tamamladığını kaydeden Eroğlu, şöyle konuştu:"Bu dönemde Yörükler keçilerinin kırkım işlemini yapıyor. Keçilerin kıllarını kestikten sonra biraz daha yükseklere yani otun, yeşilin daha rahat temin edilebileceği alanlara gidiyorlar. Burada da bir süre kaldıktan sonra eylülde dönüş sürecine geçiyorlar. Bu kültür kaybolmak üzere. Anadolu'daki Yörükler son dönemlerde ciddi oranda azaldı çünkü Yörüklerin yaşam alanları daraldı. Geleneksel manada develerle göçen, kıl çadırda yaşayan 10-15 aile var.Biraz modernleşse de kalıcı evleri bulunmayan, yaz kış göçebe hayatı yaşayan 200 Yörük hanesi var. Bu hanelerin yaşam tarzlarını, el sanatlarını inceliyor ve gelecek kuşaklara aktarılması için arşivleme çalışmaları yapıyorum."- "Yörüklerin yaşam alanları daraldı"Yörüklerin, bir adreslerinin bulunması için devlet tarafından iskana zorlandıklarını vurgulayan Eroğlu, "Yörükler sabit mekanlarda yaşamaya teşvik ediliyor. Bu insanların yaşama şekilleri birkaç yılda değişemez. Açık arazide, dağda, kıl çadırda yaşamaya ve kulağına sürekli rüzgar ve keçi seslerinin gelmesine alışmışlar. Bu alışkanlıkar kolay kolay yok edilmiyor" diye konuştu. Yörüklerin yaşam alanlarının son dönemlerde kısıtlandığını savunan Eroğlu, şehirleşmeyle yeni yollar yapıldığını, Yörüklerin 300-400 keçiden oluşan sürülerinin geçtiği güzergahların asfalt yollara dönüştüğünü, bunun da sürünün yoldan geçmesini sıkıntılı hale getirdiğini anlattı.- "Yörüğün evi kıl çadırdır"Sarıkeçililer Türkmenler Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı İbrahim Yagal da yörüklerin her yıl otlak bulma sıkıntısı yaşadığını ifade etti.Kendisinin de ailesiyle göçebe hayatı yaşadığını aktaran Yagal, "Konar göçerlikle yaz mevsimini geçiriyoruz. Yılın 3-4 ayı göçle geçiyor, iki ay yaylada kalıyoruz. Kalan 6 ayı da 'sahil' dediğimiz kıyı kentlerinde geçiriyoruz. Yörüğün 'evi' dediği tek şey vardır, o da kıl çadırdır" ifadesini kullandı.Son yörüklerin de yavaş yavaş göçebe hayatından vazgeçtiğine dikkati çeken Yagal, sözlerini şöyle sürdürdü:"Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, üzerinde hiçbir taşınmazı bulunmayan 86 Sarıkeçili Yörüğü'ne iskan yeri belirledi. Karaman'daki bu yerde Yörüklere ev ve ahır yapılacak. İsteyen burada yaşayacak, isteyen de göçmeye devam edecek ama istediği zaman başını sokabileceği evi olacak. Toplamda 200'ü aşkın göçebe hayatı yaşayan Sarıkeçili Yörüğü var. Toplamda 50 Yörük hanesi olsa otlak ve mera bulma açısından oldukça rahatlık olur. Turizmcilerle de anlaşılıp bu Yörük ailelerine günübirlik turlar düzenlenebilir."- Yörüklerle köylüler arasında "yurt kavgası"Akdeniz Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Mimarlık Bölümünden Yrd. Doç. Dr. İbrahim Bakır da ülkelerin sosyal, kültürel ve idari yapılarındaki değişikler nedeniyle Yörüklerin yaşamlarının da değiştiğini söyledi.Son yıllarda Yörüklerin kışlaklar ve yaylaklar arasında gidiş ve dönüşlerde büyük sorunlar yaşadığına dikkati çeken Bakır, şu görüşleri paylaştı:"Yörük yaşamını sürdüren insan sayısı giderek azalıyor. Yörüklerle göçtükleri bölgelerde yaşayan köylüler arasında yurt kavgaları oluyor. Yörükler yarı yerleşik ya da yerleşik düzene geçmeye başladı. Tamamen Yörük hayatını yaşayan insan grupları, Mersin'in Gülnar, Silifke ve Taşucu bölgelerinde yaşıyor. Yazları da Konya ve Antalya'nın yaylalarında geçiriyorlar.Çok zor hayat koşulları içinde yüzyıllardır süren gelenek, tarihin derinliklerindeki yerini almaya doğru ilerliyor."
AA
Caddebostan Sahili'ni kırmızı yosunlar sardı
Gündem
Caddebostan Sahili'ni kırmızı yosunlar sardı
İstanbul Anadolu Yakası'nda etkili olan lodos her yıl olduğu gibi Caddebostan Sahili'ni kırmızıya bürüdü. Dev dalgalarla birlikte kıyıya vuran kırmızı yosunlar görüntülendi.
DHA
2019 yılı Türkiye nüfus sayımı sonuçlarının değerlendirilmesi
2019 yılı Türkiye nüfus sayımı sonuçlarının değerlendirilmesi
Türkiye’de tam teşekküllü nüfus sayımı 2007 yılında Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi’ne (ADNKS) geçilmesiyle yapılmış ve gerçek nüfus rakamına ulaşılmıştır. ADNKS sistemi öncesi, büyük şehirlerde nüfusun artmaya başladığı 1980’li yıllardan sonra çoğu göç veren şehirlerde daha fazla nüfus varmış gibi görünüyordu. Anadolu’daki birçok şehrin demografik yapısı tam olarak bu sisteme geçişle ortaya çıkarken, ekonomileri ise olumsuz etkilendi. Çünkü, şehirlerin merkezi hükümetten aldıkları ekonomik paylar nüfusa göre verilmektedir.Tabi bu sistem sadece ekonomik kaybı değil aynı zamanda siyasi yapıda da önemli değişiklikleri beraberinde getirdi. Hızlı göç artışı ile büyük şehirlerde milletvekili sayısı artarken, Anadolu’daki illerin milletvekili sayılarında önemli düşüşler meydana geldi.Türkiye nüfusunun en önemli özelliği, hızlı artmasıdır. 1927 yılında yapılan ilk genel nüfus sayımından, 2019 yılına kadar geçen sürede ülkemizin nüfusu, 13,6 milyon kişiden 83 milyona yükselmiştir. Son ADNKS’e göre, Türkiye’de ikamet eden nüfus, 31 Aralık 2019 tarihi itibariyle bir önceki yıla göre 1 milyon 151 bin 115 kişi artarak 83 milyon 154 bin 997 kişiye ulaşmıştır.Nüfusun hızla artması için yaşam koşullarının iyileşmesi, sağlık alanındaki ilerlemeler ve yurt dışından gelen göçler temel etkenlerdendir. Özellikle Balkan ülkelerinden Türkiye’ye yoğun göçler olmuştur. Ancak, Türkiye nüfusunun hızla artmasının en önemli nedeni şüphesiz doğal nüfus artışıdır.Nüfusumuzun miktarsal olarak arttığını ifade ederken, nüfus artış hızında zamanla düşüş olmuştur. 90’lı yıllara kadar binde 20’i civarında olan yıllık nüfus artış hızı, ADNKS’ye geçildiğinden beri binde 13-13,5 aralığında gerçekleşmektedir.Kentlerde yaşayan nüfusun artması, eğitim seviyesinin yükselmesi, çalışma hayatında yer alan kadın sayısındaki artış, evlenme yaşının yükselmesi, aile planlaması ve doğum kontrol yöntemlerinin yaygınlaşması nüfus artış hızının düşmesinde rol oynamıştır.Son yıllarda nüfus artış hızını artırıcı hükümet politikalarının yoğunlaştırıldığı ülkemiz, dünyada fazla nüfuslu ülkeler arasında yer almaktadır. Bulgaristan, Yunanistan, İran, Irak ve Suriye gibi komşu ülkelere, Avrupa ülkelerine ve Ortadoğu’daki ülkelerine göre daha fazla nüfusa sahibiz. Ancak, 7 milyar 594 milyon 270 bin kişi olan dünya nüfusu içinde istenen payda değiliz.Ülkemizde toplam nüfusun yaşa göre dağılımına baktığımızda; çocuk yaş grubu olarak tanımlanan 0-14 yaş grubundaki nüfus oranı, 2007 yılında %26,4 iken 2019 yılı itibariyle %23,1’e düşmüştür. Aynı dönemde çalışma çağı olarak tanımlanan 15-64 yaş grubundaki nüfus oranı %66,5’den %67,8’e çıkarken, 65 yaş üstü nüfusun oranı da %7,1’den %9,1’e yükselmiştir. Doğurganlık ve ölümlülük hızlarındaki azalmaya bağlı olarak, 2007 ve 2019 arası dönemde yaşlı nüfusun arttığı ve ortanca yaşın yükseldiği görülmektedir.Dünyada 2020’de ilk kez 30 yaşın üzerindeki insanların sayısı, 30 yaşın altındakilerden fazla olacak. Yaşlı olarak görülen 65 yaş üstü nüfus da dünyadaki beş yaş ve altındaki çocuk sayısını belirgin biçimde geçecek.Neyse ki genç nüfus ve devam eden göçün yanı sıra hala iyi seviyede olan doğurganlık oranları, Türkiye’deki potansiyelin devam ettiğini gösteriyor. Nüfusun %31,2’sinin halen 15 ile 34 yaş aralığında olduğunu düşündüğümüzde, bu demografik yapının iyi bir potansiyel olduğu nettir.Türkiye’de kırsal kesimdeki nüfusta da azalış devam ediyor. 2018 yılında %92,3 olan il ve ilçe merkezlerinde yaşayanların oranı, 2019 yılında %92,8’e yükseldi. Belde ve köylerde yaşayanların oranı ise %7,7’den %7,2’ye düştü.Nüfusun kırsaldan şehre göç etmesi istihdam sorununu beraberinde getirmektedir. İşsizliğin artmaya başlaması ile birlikte, hükümet istihdam artışını kolaylaştırmak için kapsamlı bir teşvik planını uygulamaya başladı.Göçün ortaya çıkardığı diğer bir sorun ise, nüfus dağılımında oluşturduğu dengesizliktir. Ülkenin bazı yerleri sık nüfuslu iken büyük bir kısmı seyrek nüfusludur. Örneğin, Türkiye nüfusunun yaklaşık %15’i İstanbul’da toplanmıştır. İstanbul, kilometrekareye düşen 2 bin 987 kişi ile nüfus yoğunluğu en yüksek olan il olmuştur. Buna karşılık, yüz ölçümü büyüklüğünde ilk sırada yer alan Konya’nın nüfus yoğunluğu 57 olarak gerçekleşmiştir. Ülkemizde nüfus artış hızının yüksek olması kaynaklı dengesizlikleri; GSMH’nın artırılması, kişi başına düşen gelirin yükseltilmesi ve dengeli biçimde dağıtılması halinde giderebiliriz.
* Bizler bütün iklimlerin çocuklarıyız. * Asla “bana ne” demeyi bilmeyiz. * Ortak dilimiz süper gücümüzdür. * İmparatorluk inşa eden irade budur. * Biz bayramlarımızı bile böyle yaşarız.
* Bizler bütün iklimlerin çocuklarıyız. * Asla “bana ne” demeyi bilmeyiz. * Ortak dilimiz süper gücümüzdür. * İmparatorluk inşa eden irade budur. * Biz bayramlarımızı bile böyle yaşarız.
Bizler bütün iklimlerin çocuklarıyız.Anadolu, bu iklimlerin, kimliklerin kaynaştığı yerdir.Coğrafyamızda yaşayan herkesin kaderinin bir şekilde kesiştiği yerdir.Video: * Bizler bütün iklimlerin çocuklarıyız. * Asla “bana ne” demeyi bilmeyiz. * Ortak dilimiz süper gücümüzdür. * İmparatorluk inşa eden irade budur. * Biz bayramlarımızı bile böyle yaşarız.Geçmişinin, bugününün, kültürünün, siyasi kaderinin, merhametinin, şefkatinin, acısının, sevincinin, öfkesinin ve isyanının birleştiği yerdir.Elimizin uzanamadığı, dokunamadığımız, koklayıp havasını yüzümüzde hissedemediğimiz, gönülden gönüle bağ kuramadığımız hiçbir coğrafya yoktur. BU BİR SİYASİ TERCİH DEĞİL, KADERDİR. ANADOLU BU MİSYONUN ANAVATANIDIR.Yeryüzünde adım atmadığımız, parmak izimizi işlemediğimiz, hafıza biriktirmediğimiz hiçbir kara parçası yoktur.Biz çöktüğümüzde coğrafya çöker. Biz yükseldiğimizde coğrafya ayağa kalkar. Biz güldüğümüzde onlar da sevinmiş, biz matem yaşadığımızda onlar paramparça olmuştur.Son bin yılın tarihi böyledir. Bugünün Türkiye’sinin mücadelesi yine budur. Bugün yaşadığımız sıkıntıların, verdiğimiz mücadelenin, yüz yıl sonra bir kez daha karşımızda devasa bir cephe inşa edilmesinin, bizim buna meydan okumayla karşılık vermemizin nedeni budur.Bu bir siyasi tercih değil, kaderdir, bir siyasi genetiktir. Tarih ve coğrafya inşa etme sorumluluğudur. İşte Anadolu bu misyonun anavatanıdır.BİZ ASLA “BANA NE” DEMEYİ BİLMEYİZ..Bugün yürüdüğümüz yol, attığımız adımlar, verdiğimiz kararlar, içeriden ve dışarıdan estirilen fırtınalara, hazırlanan entrikalara, kitlesel zihin karartmalara rağmen geri adım atmayışımızın nedeni budur.Bir cami inşa ederken buna göre düşünürüz, bir üniversite kurarken bu hesabı yaparız, daha ilkokullardan itibaren çocuklarımızın zihnini böyle biçimlendiririz.Evlerimizde, kahvelerimizde bir dünya konuşulur. Sabah kahvaltılarında, akşam çaylarında eksiksiz bir dünya turu, bir coğrafya turu yapar, öğrendiklerimizi birbirimize anlatırız.Biz asla “bana ne” demeyi bilmeyiz. ŞAM BİZİM ŞEHRİMİZDİR. SARAYBOSNA İSTANBUL, ÜSKÜP ÜSKÜDAR GİBİDİR.Biz büyük coğrafyanın acılarını içten içe yaşarız. İmkanlarımızı sonuna kadar kullanıp yanlarına koşarız. Bizim kahvelerimiz hala “Yemen’den gelir”, Şam bizim şehrimizdir, Saraybosna İstanbul’dur, Üsküp Üsküdar’dır. Bakü’den Kazan’a geçmeyi Fatih’ten Üsküdar’a geçmek gibi algılarız.Mekke ve Medine’nin geleceğini kaygıyla düşünürüz, Basra’ya bizden uzaklaştırana öfkeleniriz. Yüz yıl önce Yemen ağıtları yakarken hissettiğimiz yürek yangınını yüz yıl sonra Bağdat yakılırken de aynen hissederiz. Kudüs’ü varoluşumuz biliriz.Bunlar, coğrafyamızın şehirleri devletlerden güçlüdür, biliriz. Onlara inanır, bugüne ve geleceğin tarihine döneceklerini, bizi yeniden kaynaştıracağını biliriz.BU HEM BİR GÖNÜL DİLİMİZDİR, HEM BİR ORTAK SİYASİ DİLDİR, BU ÇAĞININ EN ETKİLİ GÜCÜDÜR.Toroslardan Karadeniz’in hırçın rüzgarlarına, Balkanlar’ın yüzlere yıllık hatırasından Kafkaslar’ın direncine, Afrika’nın çöllerinden Orta Asya’nın bozkırlarına, Himalayalar’dan Uzak Asya’nın yağmur ormanlarına kadar, acıları da, sevinçleri de, coşkuları da aynı duygularla hissederiz.Öfkelerimiz, tepkilerimiz, endişelerimiz aynıdır. Bir gönül dili olduğu kadar ortak bir siyasal dil de konuşuruz. Kendimize, ülkelerimize, dünyaya dair gelişmelere aynı dil ve düşüncelerle cevap üretiriz.Bu ortak dil, bu çağının en etkili siyasal gücüdür. En etkilisi olduğu için de, en ağır saldırılara maruz kalan söylemidir. Çünkü bu dil bir duruştur, bizim süper gücümüzdür.IRAK’IN VE SURİYE’NİN KUZEYİ: TERÖRLE MÜCADELE DEĞİL, YARININ TARİHİNE DOKUNUŞ..Coğrafyamızın merkezine, kanatlarına yapılan saldırıların, her birimizin ülkeleri içindeki iç çatışma tezlerinin nedeni de budur. Başkalarının bu güçten duyduğu endişedir. Bu gücün harekete geçmesini engellemeye dönüktür.Suriye’nin kuzeyine yaptığımız müdahaleler sadece terörle mücadele değildir. Coğrafyanın yeniden biçimlenmesine, harita çizimlerine müdahaledir. Sadece bizim için değil, coğrafyanın geleceği içindir. Bir yabancı işgale, bir Batılı istilaya karşı koyma meselesidir.Irak’ın kuzeyine yaptığımız “Pençe” harekatı sadece PKK ile mücadele değildir. İran sınırından Akdeniz’e karşı bölge dışı ülkelerin işgal planlarına müdahaledir.Bunlar birer jeopolitik hamledir, yarının tarihinde kendini gösterecek dokunuşlardır. Çok daha keskin hesaplaşmalar gelecektir ve bunların üstesinden gelinecektir.İŞTE İMPARATORLUKLARA GÜÇ VEREN BASİRET BU!İşte gönlü coğrafyamız kadar geniş milletimizin bu operasyonlara verdiği destek budur. Bu, tarihsel hafızayı bugüne çağırmak kadar derin bir gelecek sezgisidir, imparatorluklara güç veren basirettir.Ve işte bu sarsılmaz inanç ve karakter, bugünün dünyasında en üst siyasi hesaptan daha derindir. Kato dağlarında bayramnamazı kılanlarla, Suriye ve Irak’ta çokuluslugüçlerle hesaplaşanlar o büyük mücadelenin insanlarıdır. Onların verdiği mücadeleyle, Afrika’nın derinliklerinden Sri Lanka’ya, Pasifik kıyılarına kadar mazlumlarla el ele kenetlenenler aynı dava, aynı duadır.TEK BAŞIMIZA DİRENMEYİ GÖZE ALMAK.. BİZ ORTAK MİLLET OLMANIN ADRESİYİZ.Biz asla yalvaran bir millet olmadık. Asla başkalarının gölgesine sığınarak varolmaya çalışan da olmadık. Bölgemizde hemen her ülke, kendi gelecekleri için Batılı orduları coğrafyamıza çağırırken biz, onlara ve efendilerine karşı tek başımıza ayakta durmayı göze alan bir milletiz. Doğu Asya’dan Atlantik kıyılarına karar bizi taşıyan güç, irade işte budur.Bu ülke bir merhamettir, bir şefkattir, bir paylaşmadır, bir çelik iradededir, durmak nedir bilmeyen bir mücadeledir.Çünkü biz, ortak millet olmanın adresiyiz.Çünkü biz, bayramlarımızı bile, Doğu Türkistan’dan Atlantik kıyılarına, Balkanlar’dan Afrika’nın derinliklerine kadar “Biz” bildiklerimizle kutlarız.Bu yüzden de, içeride ne kadar fırtına ekseler, dışarıdan ne kadar cepheler kursalar, Türkiye’yi ne kadar çevrelemeye çalışsalar da, 21. yüzyılın bu tarih yükselişi durdurulamayacaktır.Bayramınız mübarek olsun!
Anadolu’nun sağlıklı tarifleri
Hayat
Anadolu’nun sağlıklı tarifleri
Sağlıklı yemeklerin tarifi için Anadolu mutfağına doğru bir yolculuk yapacağız. Unutmayalım ki yüzlerce yıldır bu topraklarda beslenen atalarımız daha sağlıklı besleniyordu. İlk tarif Amasya yöresinden Yalancı Dolma. Diğer tarifimiz ise Bursa’dan Büryan Pilavı.
Yeni Şafak
Sinema isteyen öğrencilere tavsiyeler
Hayat
Sinema isteyen öğrencilere tavsiyeler
Üniversite tercihlerinden sinema bölümü yazmayı düşünenlere diyecek bir çift sözüm var. Kafandaki soruları biliyorum, aynı yollardan geçtim. Şimdi elindeki o kalemi sakince masaya bırak ve diyeceklerimi düşün. Sihirli formül de veriyorum.
Yeni Şafak
Anadolujet uçağına yapılan bomba ihbarı asılsız çıktı
Gündem
Anadolujet uçağına yapılan bomba ihbarı asılsız çıktı
İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı'ndan Samsun seferine hazırlanan TK-7238 sefer sayılı AnadoluJet uçağına, bomba ihbarı yapıldı. İhbarın asılsız olduğu anlaşılırken, uçağın 2 saatlik gecikmeyle havalandığı öğrenildi.
DHA

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.