Unutulmayan şair Arif Nihat Asya
Hayat
Unutulmayan şair Arif Nihat Asya
Hece, aruz ve serbest şiirde eserler veren 'Bayrak Şairi' Arif Nihat Asya, vefatının 41. yılında da unutulmadı.
AA
Sokağımın tek ağacı
Mustafa Kutlu
Sokağımın tek ağacı
Sokağın sahibi değilim elbette, ama Dergâh Yayınları orada olduğundan ve ben yıllardır taşına toprağına (toprak yok ya, lafın gelişi işte) bastığımdan böyle bir başlık attım.Sokağın ucunda, üç yol ağzında bir akasya ağacı var. İnce yapraklı ulu bir ağaç. O birbirine bitişik çok katlı apartmanların, hanların gölgesinde, ziftin çöpün arasında, o araba cangılında, korna sesleri, motor gürültüsü, egzoz dumanı içinde nasıl büyümüş?Bu daracık yerde çokluk adım atacak boşluk bulamazsınız. Her iki yanın...
Necmettin Erbakan'ın dava arkadaşı Recai Kutan, Arif Nihat Asya'nın 'Zelzele' şiirini okudu
Gündem
Necmettin Erbakan'ın dava arkadaşı Recai Kutan, Arif Nihat Asya'nın 'Zelzele' şiirini okudu
Necmettin Erbakan'ın dava arkadaşı, İnşaat Mühendisi ve Saadet Partisi Yüksek İstişare Kurulu Üyesi Recai Kutan'ın şiir okuduğu görüntüler sosyal medyada gündem oldu.91 yaşındaki Kutan, Arif Nihat Asya'nın 'Zelzele' adlı şiirini ezbere okudu.
Diğer
Halepli Şeyma'nın şiiri Binali Yıldırım'ı ağlattı
Gündem
Halepli Şeyma'nın şiiri Binali Yıldırım'ı ağlattı
Başbakan Binali Yıldırım, Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi'nde Uluslararası Ombudsmanlık Toplantısı'nda konuştu. Yıldırım'ın konuşması sonrası kürsüye gelen Halepli küçük kız Şeyma İsmail'in okuduğu Arif Nihat Asya'nın bayrak şiiri Binali Yıldırım'ın gözlerini yaşarttı.
Yeni Şafak
Sanat mevzusundan daha büyüktür:
Arif Nihat Asya
Hayat
Sanat mevzusundan daha büyüktür: Arif Nihat Asya
Arif Nihat, bu tür şiirleri ile yaşıyor hafızalarımızda. Bunlara belki üç beş şiiri daha ilâve edilebilir. Fakat Arif Nihat bunlardan mı ibarettir? Onun şiiri, yukarıdaki örneklerde olduğu gibi, kalabalıklara okunan, dinleyenleri çekip çeviren vurgulu, epik söyleyişlerden mi ibarettir? Kuşkusuz Arif Nihat bunlardan ibaret sayılamaz.
Yeni Şafak
Jandarma'dan 'Bayrak' paylaşımı
Gündem
Jandarma'dan 'Bayrak' paylaşımı
Jandarma Genel Komutanlığı sosyal medya hesabı üzerinden paylaşım yaptı. Arif Nihat Asya'ya ait 'Bayrak' şiirinden, ''Tarihim, şerefim, şiirim, her şeyim: Yer yüzünde yer beğen! Nereye dikilmek istersen, Söyle, seni oraya dikeyim!'' dörtlüğüne yer verilirken askerlerimizin görüntülerinin bulunduğu bir video yayınlandı.
Yeni Şafak
Sokağımın tek ağacı
Sokağımın tek ağacı
Sokağın sahibi değilim elbette, ama Dergâh Yayınları orada olduğundan ve ben yıllardır taşına toprağına (toprak yok ya lafın gelişi işte) bastığımdan böyle bir başlık attım.Sokağın ucunda, üç yol ağzında bir akasya ağacı var. İnce yapraklı ulu bir ağaç. O birbirine bitişik çok katlı apartmanların, hanların gölgesinde, ziftin çöpün arasında, o araba cangılında, korna sesleri, motor gürültüsü, egzoz dumanı içinde nasıl büyümüş?Bu daracık yerde çokluk adım atacak boşluk bulamazsınız. Her iki yanına araba park ederler. Onlar yetmiyormuş gibi, minibüsler, kaptıkaçtılar, hatta koca koca kamyonlar, el arabaları ile yük taşıyan hamallar bütün gün tıkayıp dururlar yolu. Sen dur ben geçeyim, kim koydu lan bu arabayı buraya, alooo hooop, aloo dağ başı mı burası; benzeri bağrışmalar, sataşmalar, ağız dalaşları eksik olmaz.İşin gereği olarak hemen bütün atölyelerden yükselen motor sesleri, jeneratör homurtuları, soğutma cihazlarından dışarı salınan sıcak-kokulu hava akıntıları ile boğulacak gibidir sokak.Sokağa bakan bütün katların bütün kapıları ve pencereleri demir parmaklıklar ile örülüdür. Bir nevi Alcatraz Hapisanesi. Tabelalar, pleksglas levhalar, saclar, teller, demir direkler, plastik pis su boruları, btb mozayıklar duvarları kaplar.Gökyüzü gözükmez.İnsanların yüzleri, gözleri, tebessümleri gözükmez. Türküleri, şakaları duyulmaz. Hayat kavgasının şiddeti, ekmek parasının dehşeti, alın teri, işte o kadar.Akasya ağacı bu sokağın başını bekliyor. Orada her bahar parlattığı şeffaf-yeşil yaprakları ile bütün iç karartıcı manzaraya perde germek istiyor. Bazen dallarına tüneyen serçelerle oynaşıyor, bazen tâ yukarılarda yakaladığı gün ışığını süzüp aşağılara sarkıtıyor.Geçen sonbahar, fırtınalı bir gecede, bir kolunu kaybetti.Sabahın ilk işçileri, gecenin son bekçileri onu orada kırılmış koluyla buldular. Ağacın dilinden anlayan, onunla sırdaş olanlar (kimlerse) yaralarını onardı, kırık kolun boşluğuna çamur sıvadı, koca ağaç kökleri ile olmasa bile gövdesi ile sevgili kara-toprağa sarılıverdi.Sokağa vardığımda ilk onu görüyor, ilk selamı ona veriyorum.Sokağımın tek ağacı o üç yol ağzında yıllardır bıkıp usanmadan bizler için temiz hava, gün ışığı, kuş cıvıltısı, seher yeli kalıntısından oluşan bir besteyi fısıldayıp duruyor. İş çıkışı yanından geçip giderken “Allahım bu ağacı bize bağışla” diye dua ediyorum.Bir sabah sokağa girdiğimde onu serçeleri boynu bükük bırakarak yıkılmış veya sökülmüş bulacağımdan korkuyorum.İçimizde tek bir ağaca bile tahammül edemeyenler, onu görmeyip geçenler var. Arabasına park yeri açmak için “Ulan bir gece şu mereti deviriversem ne lazım gelir” diye düşünen magandalar var.Bu ağaç bana nedense Arif Nihat Asya’nın “Bayrak” şiirini çağrıştırıyor: “Ey şimdi süzgün rüzgârlarla dalgalı...” Bu yazıyı bundan altı yıl önce bir Kasım ayında yazmıştım.Geçende artık çoktan ayrıldığımız sokağa bir uğrayıp, çaycı Hamit Abi’nin bir çayını içeyim dedim. Sokağa girdim. Oraları elden geçirmişler, yaya kaldırımlarına paket taş döşemişler. Ama... Bu arada sokağımın tek ağacını kesmişler. Veya kurumuş, veya bir araba vurup devirmiş, her neyse. Orada öylece durup, ağacın bıraktığı boşluğa bakakaldım.
Önce bayrak
Önce bayrak
Gün boyu binlerce haber geçiyor ajanslar. Muhabirler harıl harıl çalışıyor, oradan oraya koşturuyor.Video: Önce bayrakYurt içinde, yurt dışında fark etmeden, nerede bir olay varsa, anında bildiriyorlar.Hiç vakit kaybetmeden, bütün haberler topluma ulaşıyor.Bir yerde kaza olmuş. Bir yerde patlama olmuş. Bir yerde sel baskını yaşanmış.Ölenleri, kalanları, 7/24 öğreniyoruz.Açılış törenlerini, savaşları, barışları, üretilenleri, satılanları, elde kalanları…Basın toplantılarını, uluslar arası görüşmeleri… Yapılan anlaşmaları, bozulan anlaşmaları…Hepsini dakikasında haber alıyoruz.Eskisi gibi günler sonra, daha eskisi gibi aylar sonra değil. Gizli görüşmeler bile deşifre oluyor.*Basında gazetelerin sayfalarını ve ekranlardaki haber bültenlerini hazırlayanların hepsine gün boyunca aynı haberler ulaşıyor.Fakat gazetelerin sayfalarını birbirinden farklı görüyoruz. Hepsi aynı çıkmıyor.Ekranlarda da öyle, kanaldan kanala bültenler de değişiyor.Bunun sebebi, hazırlayanların bakış açısındaki farklılık.Kim neye önem veriyorsa, onu öne çıkarıyor.*Üç gün önce yangın sırasında evindeki eşyalarını bırakıp çatıdaki bayrağı kurtaran adamın haberi bence en önemli olaydı.İzmir’in Menemen ilçesine bağlı Asarlık Mahallesi’ndeki makilik bölgede yangın çıktı.Aynı anda iki ayrı yerde başlayan yangından hemen sonra, o civarda hayvancılık yapanlar, iki arabanın bölgeden hızla uzaklaştıklarını söyledi.Yangına hemen müdahale edildi.Alevler evlere doğru yaklaşırken, vatandaşın biri, evindeki eşyaları kurtarmaya çalışmadan, çatıya çıkıp direkte asılı duran ayyıldızlı şanlı bayrağı kurtardı.Erdoğan Özdemir isimli vatandaşımız, albayrağa duyduğu sevdayı kameralar karşısında da anlattı.İzleyenleri duygulandıran o güzel haber, bayrağın bağımsızlığımızın sembolü olduğunu bir defa daha hatırlatmış oldu. Aynı zamanda bayrak için yazılan şiirleri.*Bayrak ve şiir deyince, Arif Nihat’ı anmadan geçemeyiz.“Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsüKız kardeşimin gelinliği, şehidimin son örtüsü.Işık ışık, dalga dalga bayrağım,Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım.”*Göreve yeni atanan genç memurların söylediği “Vatanımızın her tarafı bizim için birdir” sözü de ne kadar etkileyicidir.“Dalgalandığın yerde ne korku ne keder...” mısranın açıklaması gibidir o sözler.Bu konuda ilk akla gelen şiir ise şüphesiz“Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır.Toprak, eğer uğrunda ölen varsa vatandır” mısralarıdır. Bunun da çoğunlukla şairini göz ardı ederler. Mithat Cemal Kuntay’a ait olduğu pek bilinmez de Mehmet Akif sanılır.*Trafik polisi, külüstür bir arabayla düğünden dönen çalgı takımını durduruyor.Arabanın muayenesi yok, ruhsat bile yok. Ceza kesecekken, gariban abdallar yalvarıyor.“Etme ağam, biz kendimizi zor geçindiriyoruz. Hasta olsak, kendimizi muayene ettiremiyoruz. Arabayı nasıl muayeneye götürelim. Zaten kazandığımız üç kuruş. Onu da cezaya vermeyelim. Affet bizi.”Polis bakıyor ki dediklerinin hepsi doğru.“Size kolay bir soru sorayım, onu bilirseniz gidin yolunuza.”Kabul ediyorlar. Polisin sorusu şöyle: “İstiklal Marşı’nı kim yazmıştır, bilin göndereyim.”Araba içindeki dört kişi birbirine bakıyor.En tahsilli olan, bir buçuk sene okula gitmiş. O akıl yürüterek cevap veriyor:“Muharrem Usta desem, okumuşluğu yoğudu. Hacı Taşan Emmim desem, onun üslubu değil. Çekiç Ali yazsa, ben komşusuyum duyardım, bilirdim. Bunu olsa olsa, Neşet Ertaş yazmıştır.”*Bir yanda ise bayrak düşmanı bir kesim var. Bayrağı yere atanlar, üstüne benzin döküp yakanlar…Bizim onlarla görülecek hesabımız olduğunu cümle âlem biliyor.Bir yanda ise başka bir yaklaşım görüyoruz. Hem bayrağa saygı gösteriyormuş gibi sözler söyleyip, hem bayrak yakanlarla beraber hareket edenler, dayanışma içine girenler.Onlara da bir çift sözümüz olmasın mı?“Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandırNe ben seni kandırayım, ne sen beni kandır…”

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.