"Cenab'ı- Allah" diyen CHP'li Özkoç'a partililer tepkili
Gündem
"Cenab'ı- Allah" diyen CHP'li Özkoç'a partililer tepkili
CHP Grup Başkanvekili ve Sakarya Milletvekili Engin Özkoç, sosyal medya hesabından yaptığı bir paylaşımda “Cenab'ı-Allah” dediği için partililerin tepkisiyle karşılaştı. O tepkilerden en çok konuşulanı, şair Ataol Behramoğlu’nun eşi Hülya Behramoğlu’nun “Kimiz biz ya hu? Cenab-ı Allah’ın kulları mı, yoksa, laik ve özgür bir ülkenin vatandaşları mı?” ifadeleriyle Özkoç’a cevap vermesi oldu.
Yeni Şafak
Sezer’in katıldığı ADD toplantısında darbe çağrısı: Hükümetleri uzun sürdü parantezi kapatmak lazım
Gündem
Sezer’in katıldığı ADD toplantısında darbe çağrısı: Hükümetleri uzun sürdü parantezi kapatmak lazım
Atatürkçü Düşünce Derneği'nin ödül töreninde konuşma yapan edebiyatçı Ataol Behramoğlu, hükümete yönelik, "Çok uzun sürdü, bu parantezi kapatmak lazım" diyerek darbe çağrısında bulundu.
Yeni Şafak
Kutuplaştır beni kurban olduğum
İsmail Kılıçarslan
Kutuplaştır beni kurban olduğum
Erkan Oğur’un İbrahim Kalın üzerinden hepimize yaptığı terbiyesizliğin suçlusu bulundu sonunda da çok rahatladık. Projede yer aldığı için “yanıldım” diyen, gördüğü mahalle baskısı ile rezil bir geri vites yapan ve böylece insanların kutuplaşmasını temin eden “devrimci” Erkan Oğur değilmiş gibi “bu kutuplaşma ortamını bu siyasal iktidar sağladı, Erkan Oğur’un hareketinin sorumlusu AK Parti’dir” cümlesine bağladılar işi iyi mi? Bu Kamalist solcumsuluk böyledir işte. Hem her şeyi gerine gerine yapa...
Cehalet paçalardan akınca
İsmail Kılıçarslan
Cehalet paçalardan akınca
Bir konudaki yargım değişsin çok istiyorum. İnanın istiyorum. Ama ne yazık ki değişeceği yerde daha da pekişiyor. Daha da kemikleşiyor: Kamalist eğitimin tornasından geçmiş seküler cehalet dünyanın en sert cehaletidir ve sahibine her konuda dilediği gibi konuşma hakkı verir. Gereksiz bir özgüvenle cahil cesaretinin karışıp arşıâlâya çıktığı bu “tutulma” hali kilometrelerce süren bir “zır cahillik” oluşturur ve evet bu cehalet konuştukça önce öfkelenir, ardından konuşan adına utanırsınız.Misalen ...
Hakikat değil pazar agresyonu
Hakikat değil pazar agresyonu
Rastgele ve peş peşe gördüğüm bazı araştırma sonuçlarından biri şöyle: “Hetero erkeklerin homofobikliği iklim krizinin sebeplerinden biri olabilir.” ABD’de yapılan araştırmada heteroseksüel erkekler “eşcinsel zannedilmekten korktukları için” geri dönüşüm yapmıyor ve bez çanta kullanmaktan kaçınıyormuş. Yani herhangi bir erkeğin “eşcinsel görünmek” için harcadığı kozmetik malzemeleri değil de, heteroseksüel erkeğin kullanmadığı bez çanta tehdit ediyormuş iklim krizini.Video: Hakikat değil pazar agresyonuBir diğeri şu: “Erkeklerin yüzde 98’i trans bireylerle flörtleşmek istemiyorlarmış.” İşte homofobi bu demekmiş ve bunun mutlaka değişmesi gerekiyormuş.Düzayak, dümdüz, mis gibi “bu heteroseksüel erkeklerin alayı Nazi” deyip geçmek yerine böyle dolambaçlı yollara niçin tevessül ediyorlar bilmem. “İnsan doğasına uygun gördüğümüz cinsel oryantasyon eşcinselliktir; bunun dışındaki oryantasyonları kabul etmiyoruz” deseler daha dürüst olurlar en azından.Bir başka araştırma sonucu: “Bilmem nereli bilim adamları, evlenmeyen ve çocuk doğurmayan kadınların evlenen ve çocuk doğuran kadınlardan bilmem kaç kat daha mutlu olduğunu ortaya koydu.”Nasıl, bu da mis gibi bir araştırma değil mi?Madem onlar adını doğru düzgün koyamıyor, biz doğru düzgün koyalım da âlem tespit görsün: Epikürcü hazcılık Platoncu yaşamcılık karşısında kesin zaferini ilan etmeye hazırlanıyor. “İnsan türünün devamını” temel gündem maddesi olmaktan çıkaran hazcılık, yavaş yavaş dünyanın sonunu hazırlıyor.Hadi bir başka çıkma. Kendini bir “halt” zanneden yarı liberal yarı solcu bir “sosyal medya düşkünü” geçenlerde şu minvalde bir şeyler geveledi güya ironi mahiyetinde: “Köyde Netflix izleyen amcalar komple eşcinsel olmaya karar vermişler.”Yani diyor ki “bu Netflix’teki propagandaya bakarak kimse eşcinsel olmaz, kimse içkiye, sigaraya, uyuşturucuya başlamaz. Bu büyük ve sınırsız özgürlük alanını denetlemenin lüzumu yoktur.”“Hoşt desen hoşta yazık, puşt desen puşta yazık” dermiş eskiler. Tam o hesap işte. Hiçbir kurumsal ahlaki yasa, yaşamın devamı için hiçbir önermeler bütünü tanımayan hazcı modern birey sadece ve sadece “yaşadığı zamanı kendisi için mutluluk verici bir an’a” dönüştürmeye çabalıyor, başkası değil.Üstelik bu satırları okuyunca yine başlarlar “yine mi modernizm eleştirisi?” diye. Çünkü akışkan modernizmin sürekli yer değiştiren hakikat düzlemine esir olmuş durumdalar ve bunun eleştirilmesine dahi tahammülleri yok.Akışkan modernizm için hakikat “tanımı sürekli pazarın ihtiyacına göre değişen” bir “pazar agresyonu” biçimidir. Başkası değil. Bugün eşcinsellik satıyorsa hakikat odur, yarın veganlık satacaksa hakikat odur, ertesi gün pedofili satacaksa hakikat odur. Bugün en iyi ruj mavidir, yarın pembe olacaktır ve fakat sektör, müşterisini daima elinde tutacak ve ona satacaktır. Bir gram fazlası değil.Kızıyor musun? Kızma bana. İlla birine kızacaksan Gramsci dayımıza kız mesela. Küresel kültürel hegemonyanın nasıl “popüler kültür” ürettiğini, bu popüler kültürün geniş kitleleri “elde tutulabilir müşteriler” kılmak için ne numaralar çektiğini ondan öğrendim vallaha. O işçi sınıfının varlığını devam ettirebilmesinin bir “karşıt kültür” oluşturmasına bağlı olduğunu vaz’ ediyordu, bense artık bütünüyle insan türünün devam edebilmesinin yegâne yolunun bir karşıt kültür üretebilmekte olduğunu düşünüyorum.Niye yazdım bunca şeyi? Şundan. Bu kurban bayramında da akışkan modernizmin yeni hakikati olan “hayvan sevgisi” üzerinden kurban ibadetine salvo üzerine salvo geldi. En son Üsküdar balıkçılarında mevsimin güzel balıklarını seçerken gördüğüm Ataol Behramoğlu bile “hayvan kesmek vahşettir” türü şeyler söyledi mesela. Kebapçılarda çektirdiği fotoğraflarından (da) bildiğimiz Şirin Payzın “hayvan keseceğinize burs verin” dedi mesela. Çünkü modern birey için hayvan “kesilen” değil eti şarküteri reyonunda paketlenmiş olarak “satılan” yahut kebapçıda önüne “servis edilen” bir şeydir.Vegan bireylerin zırvalarına gelince… Onları Ataol Behramoğlu kadar bile ciddiye almadım. Zira kendi yaşam tarzlarının yegâne yaşam tarzı olduğunu düşünen insanları ciddiye almamayı öğrenecek kadar uzun yaşadım. Biraz kaba olacak ama söylemek lazım: “Defol git, hangi otla beslenmek istiyorsan onunla beslen güzel kardeşim. Ne karışırım ne tek bir laf ederim sana. Ama benim yaşamıma, yaşamsal tercihime “pazar agresyon”un üzerinden saldırmaya kalkarsan işte o ‘defol git’i yersin suratına.”Modernizmin büyüsü tam da burada işte. O anda ortaya koyduğu “hakikat”i tek, yegâne, biricik hakikat olarak lanse etme gücü var.Hal böyle olunca da “madem Müslümanlar modernleşti, ibadetleri de modernleşsin, hayvan kesmek yerine başka bir şekilde kurban ibadeti bulsunlar” diyen hırbolara “ya abi, bir git Allahasen” demekten başka çare kalmıyor elimizde.Öyle deyince de “yobaz” biz, “gelişmiş” onlar oluyor ya, ona yanarım bir tek.
Çukurova 8. Kitap Fuarı açılıyor
Hayat
Çukurova 8. Kitap Fuarı açılıyor
Adana'da, 250 yayınevi ve sivil toplum kuruluşunun katılacağı Çukurova 8. Kitap Fuarı yarın kapılarını ziyaretçilere açacak.
IHA
Dünyayı yerinden oynatmak isteyen gençlerin şairleriydiler
Hayat
Dünyayı yerinden oynatmak isteyen gençlerin şairleriydiler
Gazeteci Osman Saffet Arolat’ın 1969 yılında gerçekleştirdiği “Devrimci Genç Şairler Savaş Açıyor” başlıklı soruşturma, edebiyat tarihimizin önemli bir dönemine dikkat çekiyor. Arolat, şiirleri dilden dile dolaşan Ataol Behramoğlu, Süreyya Berfe, İsmet Özel ve Özkan Mert için “İnsanlar kaldıraçlarıyla dünyayı yerinden oynatacaklar gibi bir düşüncedeydiler. O gençlerin şairleriydi bu dört kişi” diyor.
Yeni Şafak
Yeni bir din:  Fena fikir değil!
Yeni bir din: Fena fikir değil!
Bence bu işi İsmail Saymaz halleder. Yanına Berna Laçin, Ataol Behramoğlu, Bülent Emrah Parlak, taçsız kral Pele, Beckenbauer, Nadya Komanaçi falan gibi isimleri de alıp bir heyet kurarak dayansın Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kapısına.Video: Yeni bir din: Fena fikir değil!Bu heyet, Diyanet İşleri Başkanımız Ali Erbaş Hoca’yla bir araya gelsin. Diyanet’in hangi konularda hutbe irad edeceğini belirlemekle başlasınlar işe. Nedir öyle kardeşim “Faiz haramdır” hutbesi mesela? Yahut “Kadınlarınız ve çocuklarınız size emanettir” ne demek? Yakışıyor mu seküler dünyanın değişken kaidelerine? Eşcinsellik karşıtı, nikâhsız bir arada yaşama karşıtı hutbe de nereden çıktı? Olabilir mi yani bu çağda böyle bir şey? Yok efendim alkol hayat söndürürmüş, kumar yuva dağıtırmış…Velhasıl İsmail Saymaz başkanlığındaki bu kıymetli heyet, Allah’ın dininin nasıl değiştirileceği yönünde bir inisiyatif alarak öncelikle Diyanet’in hutbelerine bir ayar, bir çekidüzen versinler. Böyle olmaz.İşe bu şekilde başlayan heyet, eli değmişken Diyanet İşleri Başkanımıza Allah’ın Kur’an’ındaki ayetler arasından sevmediklerini, kanlarının kaynamadıklarını, içlerinin ısınmadıklarını çıkarttırsınlar. Nedir öyle cihat ayetleri falan? Yakışıyor mu yani? “Yok, o kadar da olmaz” demesinler. Ayılıp bayıldıkları Edip Yüksel 2 ayeti gereksiz bulup çıkartmıştı mesela Kur’an’dan. Bu heyet niçin cesaret edemesin buna?“Hah, hutbeler de, hadisler de, Kur’an da istediğimiz gibi oldu. Bizim seküler inançlarımıza zarar vermeyecek, onları zedelemeyecek hale geldi” dedikleri noktada bu heyete düşen bir görev daha var. Bir “din baş denetçisi” ihdas edip kurumun başına koymak. Öyle kurban kesen, faize haram diyen, “nikâhsız yaşanmaz” diyen olursa bu baş denetçi derhal vazifesini yapıp bu adamları “tehlikeli, çağdışı, yobaz, terörist” falan ilan etsin. Akıl vermek gibi olmasın ama bu baş denetçilik pozisyonu için uygun isim İhsan Eliaçık olabilir gibi geliyor bana.Niçin gülüyorsunuz? Anlattığım bizim hikâyemizdir yahu.Kimdir Saymaz, Laçin ya da Parlak? Çoğul hakikatler çağının yörüngesiz peygamberleridir! Bugünün “geçerli hakikati” ne ise ona iman etmiş ve bu geçerli hakikatle her şeyi düzenlemeye kalkan “sembolik” isimlerdir. Her meseleye “bu çağda” diye başlayan olağanüstü kısır zihinleriyle akıllarına sığdıramadıkları, çoğul hakikatleriyle (daha doğrusu hakikatsiz oluşlarıyla) bağdaştıramadıkları her şeye “olur mu canım öyle şey?” diyerek yaklaşan gösteri peygamberleridir her biri.Fakat bu gösteri peygamberlerine kötü bir haberim var. Alkolik, uyuşturucu müptelası, müptezel bir it, eşinin boğazını kesti diye Allah’ın dinini eğip bükeceğimizi zannediyorsanız çok beklersiniz.Mesela o katil it muhtemelen beni bilmez. Televizyonda, şurada burada görmemiştir hiç beni. Fakat Bülent Emrah Parlak’ın çok komik bir şeymiş gibi oynadığı “taciz skeçlerini” izlemiştir. Tabii burada gösteri peygamberimiz devreye girecek ve şöyle diyecektir: “Skeç izleyerek tacize özeneni görmedim.” Çünkü çoğul hakikat, çünkü o ayrı bu ayrı, çünkü tweet atarken sosyalist, tiyatro bileti satarken kapitalist, Suriye meselesinde şebbiha, hayvan boğazlamaya gelince merhamet abidesi. Çünkü neden olmasın?Kusura bakmayın yahu. Kadınlar ve çocuklar bize emanettir. Bu değişecek bir bakış açısı değildir biz Müslümanlar açısından. Değişmesi de gerekmez üstelik. Çünkü “emanet” kavramının ne olduğunu biliriz. Siz de bilirsiniz aslında ama işinize gelmez biliyor olmak.Yine de Berna Laçin’e anlatır gibi anlatayım: “Bir şeyin ya da kişinin bize emanet olması onun üzerinde mülkiyet ve iktidar iddiasında bulunamayacak olmamızı gösterir. Esasen Allah ve Resulu kadınlar hakkında ‘emanet’ kelimesini hem cahiliye Araplarının hem de Hıristiyanların saçma sapan bakış açılarına karşıt olarak kullanmışlardır. Cahiliye Arapları ve Hıristiyanlar için kadınlar ‘eksik yaratılışlı ve sadece sahiplik ilişkisi kurulabilecek varlıklar’ iken İslam kadın ile erkeğin fıtraten eşit olduğunu, kadın-erkek ilişkilerinin adalet çerçevesinde ele alınması gerektiğini vaz eder. Böylelikle ‘kadınlar size emanettir’ cümlesi kadının başta yaşam hakkı olmak üzere her türlü hakkının korunması gerektiğine işaret eder.”Tabii, şu da her zaman bir seçenek olarak duruyor masada. “Aklına ve çoğul hakikatlerine sığdıramadığı” bir şeye inanmak zorunda değil hiçbir gösteri peygamberi. İslam’ın yakasından düşmeyi deneyebilirler. Müteşekkir oluruz billahi.Ne diyordu Heidegger Meyenoğlu: “Kafanıza yatmıyorsa inanmayın bu dine arkadaşım. Dünya dinle dolu, makarna dini bile var. Kıtlık varmış gibi ne çöktünüz buraya?”

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.