Dünyanın en fazla horlanan azınlığı
Dünya
Dünyanın en fazla horlanan azınlığı
Myanmar’daki Rohingya meselesi 1824-1948 arasında ülkeyi yöneten İngilizlerden kalma bir miras. İngilizlerin desteklediği Budistler karşısında yalnız kalan Müslüman Rohingyalar, o tarihten günümüze “dünyanın en fazla horlanan azınlığı”.
Yeni Şafak
Türkiye'den Yunan Dışişleri Bakanı Dendias'ın ifadelerine tepki: Türkiye'yi eleştirmesi trajikomik
Gündem
Türkiye'den Yunan Dışişleri Bakanı Dendias'ın ifadelerine tepki: Türkiye'yi eleştirmesi trajikomik
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hami Aksoy, Batı Trakya Türk azınlığına uyguladığı asimilasyon ve baskı politikası sonucunda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından hakkında 3 kez ihlal kararı verilen Yunanistan'ın Dışişleri Bakanı Nikos Dendias'ın azınlıklar konusunda Türkiye'yi eleştirmesinin trajikomik olduğunu bildirdi.
AA
Hindistan Müslümanlar için tehlikeli bir yer haline geldi
Dünya
Hindistan Müslümanlar için tehlikeli bir yer haline geldi
Güney Asya Kolektifi tarafından her yıl hazırlanan "Güney Asya'da Azınlıkların Durumu" başlıklı rapora göre, Başbakan Modi liderliğindeki Hindistan Halk Partisi yönetiminin izlediği Hindu milliyetçisi çoğunlukçu politikaların ülkede Müslümanlara yönelik baskıları arttırdığını ortaya çıkardı. Hükümetin geçen yıl hazırladığı Ulusal Vatandaşlık Kaydı'nın milyonlarca Müslüman'ı "devletsiz" kalma riskiyle karşı karşıya bıraktığına dikkat çekilen raporda Hint toplumunda İslamofobi'nin giderek arttığına dikkat çekildi.
AA
H&M, Uygur Tükleri'nin zorla çalıştırılması sebebiyle Çin'den pamuk almayı durdurdu
Dünya
H&M, Uygur Tükleri'nin zorla çalıştırılması sebebiyle Çin'den pamuk almayı durdurdu
İsveç merkezli firma H&M, Çin'ın Uygur Türkleri'ne yönelik acımasız politikaları sebebiyle Çin'den pamuk almayı durduruyor. Firma Sincan Uygur Bölgesi'nden pamuk tedarik etmeyeceğini açıklafı. Huafu Fashion ile sözleşmeler iptal edildi.
AA
Atina'dan tahrik: Türk köyüne asker gönderdi
Gündem
Atina'dan tahrik: Türk köyüne asker gönderdi
Doğu Akdeniz’deki gerilim tırmanırken Atina yönetimi Batı Trakya’daki Türk azınlığı hedef almaya başladı. 8 Türk okulunun kapatılmasından sonra Yunan komandoları, İskeçe’nin Gökçepınar köyünde tam teçhizatlı eğitim yaptı. “Bizim köylere bugüne kadar silahlı askerler girmedi. Bu ilk defa oluyor” diyen Birlik Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İlhan Tahsin, azınlığa gözdağı verilmek istendiğini söyledi.
Yeni Şafak
Dışişleri Batı Trakya'daki Türk azınlığına bağlı ilkokulları kapatan Yunanistan'a tepki gösterdi: Bu baskı politikasının bir parçasıdır
Gündem
Dışişleri Batı Trakya'daki Türk azınlığına bağlı ilkokulları kapatan Yunanistan'a tepki gösterdi: Bu baskı politikasının bir parçasıdır
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Aksoy, Yunanistan'ı, Lozan Barış Antlaşması hükümleriyle bağdaşmayan, azınlık mensubu çocukların eğitim haklarını çeşitli bahanelerle ihlal etme politikasına son vermeye ve Batı Trakya Türk azınlığına ait okulları yeniden açmaya davet etti. Aksoy, "Yunanistan'ı, Lozan Barış Antlaşması hükümleriyle bağdaşmayan, azınlık mensubu çocukların eğitim haklarını çeşitli bahanelerle ihlal etme politikasına son vermeye ve bahse konu okulları yeniden açmaya davet ediyoruz" dedi.
AA
Cinsiyet azınlığı inşa teşebbüsleri
Cinsiyet azınlığı inşa teşebbüsleri

Azınlıklar, çoğunlukla dini ve ırki boyutlarıyla kabul edilir. Türkiye’de azınlık deyince Hristiyan ve Yahudiler akla gelir. Bizde geleneksel yaklaşım hala etkili. Lozan Antlaşması’nda da azınlık bu manada kullanılır. Bu nedenle Kürtler hiçbir zaman azınlık kabul edilmemiştir. Çünkü onlar Müslümandır, anasır-ı İslam’dır. Birleşmiş Milletler ise ırk, mezhep ve din gibi unsurlara azınlık der. Azınlık kavramını genişletir. Küreselleşme, azınlık haklarını öne çıkarıyor. Onların kolektif haklarının tanınmasını gündeme getiriyor. Çok kültürlülük tezi de bunu destekliyor. Bundan dolayı azınlıklar yoğun bir biçimde politikleşiyor.

Azınlık politikalarında hakların bireyselliği yanında kolektif boyutlar da savunulur. İnsan hakları, kolektif düzlemde de gündeme gelir. Kolektif kimlik talepleri bu haklarla birleşir. Sonuçta azınlık olgusu, çeşitli boyutları ile dünyayı ciddi manada meşgul eden bir sorun. Şimdi yeni bir azınlık olgusundan bahsediliyor: Cinsiyet azınlığı.

Cinsiyet azınlığı kavramını Birleşmiş Milletler kullanıyor. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, Medeni ve Siyasi Haklar Uluslararası sözleşmesi ile Ekonomik, Sosyal ve kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi ayırımcılıkla mücadele perspektifine dayanır. Her çeşit ayırımcılığı yasaklayan teminatlar oluşturmaya çalışır. Uygulanan ayırımcılık gerekçelerini listeler. Bu listelerde “diğer statüler” tabirini kullanır. Bu tabiri açık uçlu bırakır. Cinsiyet azınlıkları kavramı da bununla ilişkilendirilir.

Cinsiyet azınlıkları ile yeni bir azınlık tarzı meşrulaştırılır. Onun da diğer azınlıklar gibi çeşitli haklara sahip olması gerektiği söylenir. Evrensel haklar içine yerleştirilir. Dünya milletlerine bu haklar deklare edilir ve yine çeşitli paydaşlarla bunun teşviki yapılır. Bu hukuksal ve uluslararası meşruiyet ile piyasaya sürülen cinsiyet azınlıkları, artık dünyada yerini almaya başlar. Kimlerdir bu azınlıklar? Nasıl bir yönelimleri var? Dünyada nasıl bir destek buluyorlar? Devletlerle ve toplumlarla nasıl bir ilişkisi olacak? Bunlar BM ve AB gibi Batı dünya görüşünün cinsiyet politikalarını benimseyen kurumların destekleriyle gündemimizde olacak.

Cinsiyet azınlıkları kavramı, “cinsel yönelimleri” eril ve dişil olmanın sınırlarında kalmayanların oluşturduğu gruptur. Yani eşcinseller, lezbiyenler, pedofililer, zoofililer. vs bir azınlık haline getiriliyor. LGBT, bu azınlığın şemsiye yapısı. BM ve AB kurumlarının insan hakları, kadın hakları ve hatta çocuk hakları artık buna göre dönüşüyor. Mesela BM, Çocuk Hakları Komitesi de Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 2. Maddesinde “cinsel yönelim” ve “cinsiyet kimliği” ayrımı yapılarak ayırımcılık yasağı tanımlanmaktadır. Bu konuda yeterli mücadele edilmediğinden bahseder. Hatta bu komite Birleşik Krallık hakkında “uygulamada bazı çocuk grupları, örneğin… lezbiyen, gey, biseksüel ve trans(LGBT) çocukların… ayırımcılık ve toplumsal damgalanma yaşamaya devam etmeleri” hususunda kaygılarını belirtiyor. Böylece çocukların bile eşcinsel, lezbiyen tutumlarını olumlu görmekte ve korumaya çalışmaktadır.

Cinsiyet azınlıklarının küresel sermaye tarafından da yoğun bir biçimde çeşitli kampanyalar, propagandalar, filmler, sosyal medya projeleri vs. ile desteklenmesi de oldukça ilginç. Çünkü şimdiye kadar politik, dini ve kültürel azınlıklar konusunda bu şirketlerin hiçbir desteği olmadı. Sadece devletlerin, STK’ların, toplumsal hareketlerin ve entelektüellerin önemli çabaları vardı. Ancak ilginç bir biçimde dünya devi olan sermaye çevreleri şimdi açıktan açığa cinsiyet azınlıklarını destekliyor. Türkiye’de de bunu görüyoruz. Bugüne kadar beyaz burjuvazinin kültürel ve dini azınlıkları destekleyen bir tutumları olmadığı halde son bir yıldır etkili bir biçimde cinsel azınlık inşa etme yönünde büyük kampanyalar yapıyorlar. Toplumda insanların kendilerini cinsellik temelinde ayrı ve farklı bir aidiyet için yerleştirmelerini teşvik ediyorlar. Özellikle gençlerin kendilerini eşcinsel ve lezbiyenlik temelinde bir farklı grup içinde algılamalarını özgürlük ve insan hakları temelinde pazarlıyorlar.

Bu yeni azınlık inşası, hem dünyada hem de Türkiye’de önemli sorunlara gebe. Toplumu en içgüdüsel yerde farklılaştırma, çözme ve ayırma stratejisi işlenmekte. Yeni azınlık politikasında en büyük darbeyi aile alıyor. Çünkü aile, cinsel meşruiyet, sadakat, dayanışma, evlilik, beraberlik yeri olma anlamını kaybetmeye başlıyor. Evlilik ve aile kurma cazibesi azalıyor. Cinsiyet azınlıkları, aile yerine geçen farklı bir grup aidiyeti üretmeye başlıyor. Cinsiyete dayalı bir grup bilinci yükseliyor. Cinsiyetçilik, yeni bir aşamaya ulaşıyor. Trans-cinsiyet ve cinsiyet akışkanlığı popülerleşiyor. Toplumsal cinsiyet eşitliği küresel ideoloji haline geliyor.

28 Şubat: Azınlık psikolojisinden, çoğunluk psikolojisine
28 Şubat: Azınlık psikolojisinden, çoğunluk psikolojisine

Hiçbir darbe en başında tasarlandığı haliyle gerçekleşmemiş, hiçbiri de amacına ulaşmamıştır. Darbeyi yapanlar kısa vadeli çıkar sağlamış olsalar da, uzun vadede hem kendileri kaybetmiş, hem de ülkeye kaybettirmişlerdir.

Video: 28 Şubat: Azınlık psikolojisinden, çoğunluk psikolojisine


Bozulan ekonomi, tahrip olan sosyoloji ve yara alan siyaset ülkeye bir yük ve miras olarak kalmıştır sadece. Darbeyi yapan hiçbir asker ya da ona yardım eden siviller, milletin gönlünde yer etmemiş, hiçbir yerde hayırla yâd edilmemiş ve lanetli isimler olarak tarihe kaydolmuşlardır.

Ne hazindir ki, Türkiye’nin tarihi darbelerin yarattığı acı, travma, savrulma ve kaoslarla doludur. Kimse de bundan ders almamış ve yeniden darbeye teşebbüs etmiştir.

Ülkenin gençleri bu darbelerde kandırılmış, aydınları tehdit edilmiş, kimi gazetecileri kalemlerini satmış, kiminin kalemi kırılmış, kimi bürokratları da statükoya teslim olmuştur.

Ne yana baksanız dram, ne yana baksanız utanılacak bir hikaye dinlersiniz darbeler hakkında.

ACILARIMIZI YETERİNCE ANLATTIK

28 Şubat benim kuşağımın en canlı ve en şiddetli yaşadığı darbe olması açısından ayrı bir yere sahiptir. Kişisel olarak yazılarımdan dolayı yargılanmam, mahkum olmam, mesleğimi yapamaz hale gelmem ve sonra da ülkeden ayrılmak zorunda kalmam, bana bu darbeyi ayrıca derinden hissetmiştir.

Lakin aradan geçen bunca zamandan sonra, artık çektiğimiz acıları, sıkıntıları, gördüğümüz baskıları anlatmaktan yana değilim. Acılarımızı yeterince kullandık.

O dönem “İslamcı, muhafazakar, dindar...” diye tanımlanan kesim olarak azınlık psikolojisiyle, bugünden çok farklı bir ruh haline sahiptik. Dayanışma, yardımlaşma, özveri, fedakarlık, dürüstlük… sanırım 28 Şubat’ı yaşayan herkesin etrafında gördüğü şey buydu.

EZİLEN BİR AZINLIĞIN HAYATTA KALMA MÜCADELESİ

Fakirdik ama garibanlara en çok biz yardım yapardık.

Gücümüz yoktu ama zulme karşı en çok bizim sesimiz çıkardı.

Devlette adamımız yoktu ama adaletsizliğe en çok biz itiraz ederdik.

Paramız yoktu ama gözümüz toktu. İnsanlar bize mallarını, paralarını emanet ederdi.

Hayallerimiz büyüktü. Siyasetin, ekonominin, bürokrasinin çok ötesinde, dünyayı değiştirecek hayallerdi bunlar.

Çok çalışıyorduk, çok okuyorduk, çok düşünüyorduk ve çok samimiydik.

İşte tüm bunlar azınlık psikolojisinden kaynaklanıyordu. Ezilen bir azınlığın hayatta kalma mücadelesiydi bu. Tüm emeklerin, mücadelenin ve var olma kavgasının sonunda ortaya muazzam bir entelektüel birikim, çok nitelikli bir insan kaynağı ve örgütlü bir sivil toplum yapısı çıktı.

Muhafazakar camianın her kesimi, bu baskı sürecinde diri kalmayı, kendini geliştirmeyi, sahaya hakim olmayı başardı.

28 ŞUBAT ÜLKEDE İKTİDAR DEĞİŞİMİNE NEDEN OLDU

Sanırım her darbede olduğu gibi, 28 Şubat post modern darbesini yapanlar amaçlarına ulaşamadıkları gibi, Türkiye’nin geleceğini etkileyecek bir zemini ve toplumsal yapının inşasını sağlamış oldular.

28 Şubat darbesinin yarattığı atmosfer, muhafazakâr camianın iktidara yürüyüşünü hızlandırdı. Sonunda da 2002’de AK Parti eliyle iktidar olundu. O muazzam entelektüel birikim, insan kaynağı ve zihin gücü bir anda AK Parti’ye aktı ve Türkiye tarihinin en önemli değişimini ve dönüşümünü yaşadı.

Buna ‘sessiz devrim’ denirdi gerçekten.

Buradan yola çıkıp, 28 Şubatçılarla muhafazakarların ortak çalıştığını iddia eden aklı evveller var. Onlara tavsiyem o dönem gazetelerini okumalarıdır. Şimdi AK Parti sevdalısı gibi gözüken bu gazeteler/gazeteciler bizi yok etmek için nasıl canla başla çalışıyordu görürsünüz.

AZINLIK DÖNEMİ BİTTİ, GÜÇ KAVGASI BAŞLADI

Şimdi aradan geçen 20 yıldan fazla zaman zarfında bizler artık ülkeye, devlete ve sisteme, sosyal hayata hakim bir haldeyiz nereyse. Sanırım bunu ne biz, ne de darbeyi yapanlar hayal ediyordu.

Sosyal taban olarak artık azınlık değil, çoğunluğuz. Dolayısı ile azınlık psikolojinin verdiği tüm avantajlarımız tükendi.

Dayanışma ruhu yerine ayrışma, yardımlaşma yerine güç devşirme, adam eksiltme, bölünme ve ötekileştirme yaşanıyor artık. Çoğunluk psikoloji de böyle bir şeydir sanırım. İlk defa tecrübe ediyoruz.

Sanırım her devrimde olduğu gibi, sessiz devrimi yapanlar da çocuklarının bir kısmını yedi. Birçoğu küstü, uzaklaştı ya da sağa sola savuruldu.

Burada 28 Şubat baskısını ve acısını yaşayanları daha büyük bir imtihan bekliyor. Çoğunluk olarak, bir zamanlar bize ne kötülük yapıldıysa onları tekrar etmemek, her kesimden insanın mutlu yaşaması için bir sistem kurmak düşer üzerimize.

Artık 28 Şubat’ta ne çektiğimizi anlatma devri geçti. Şimdi huzurlu bir gelecek kurgulamak için yeni şeyler söylemek lazım.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.