Siyasal’ın iktidar olduğu yerde, fikir iktidar olamaz!
Siyasal’ın iktidar olduğu yerde, fikir iktidar olamaz!
Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği, çıkardığı Dil ve Edebiyat, Dil ve Edebiyat Araştırmaları, Olağan Şiir dergilerinden sonra Olağan Hikâye dergisiyle dergicilik hayatını zenginleştirdi.Cuma günü, derneğin merkezi Eyüp’te Olağan Hikâye dergisinin tanıtım toplantısı vardı. Derneğin kurucusu Ekrem Erdem Bey’in daveti üzerine bu toplantıya gittik Mehmet Akif Soysal kardeşimle.Dergilerin yöneticileri Ahmet Koçak, Üzeyir İlbak, Zafer Acar, Aykut Nasip Kelebek, Yunus Emre Özsaray ile yazarlarının katıldı...
Başakşehir'den Gaziantep'e final çıkarması: İmam Hatip Orta Okulu öğrencisi Erdem 'otosera' projesiyle TEKNOFEST'te finale kaldı
Gündem
Başakşehir'den Gaziantep'e final çıkarması: İmam Hatip Orta Okulu öğrencisi Erdem 'otosera' projesiyle TEKNOFEST'te finale kaldı
12 yaşındaki Erdem Kürşat Bakır otosera projesi ile TEKNOFEST'te finale kaldı. Başakşehir Mehmet Emin Saraç İmam Hatip Ortaokulu 7. Sınıf öğrencisi olan Erdem seracılığı otonom hale getirmeyi hedefliyor. Dört ayrı özelliği olan otonom sera ile sulama işlemi toprak suya ihtiyaç duyunca gerçekleşiyor. Ortamın nemini ve sıcaklığını bitki için en elverişli duruma otomatik olarak ayarlanıyor. 12 yaşındaki Erdem Bakır'ın geliştirdiği sistem sera sahibine yapılan işlemeler hakkında mesaj da gönderiyor. Erdem, tatile giden insanların veya iş yoğunluğundan dolayı evdeki çiçeklerine bakamayan insanların projesi ile artık rahat edeceğini düşünüyor.
Yeni Şafak
CHP'li Eren Erdem'den saldırgan Halil Sezai açıklaması: Karakola düşünce beni aradı ben de ilgilendim
Gündem
CHP'li Eren Erdem'den saldırgan Halil Sezai açıklaması: Karakola düşünce beni aradı ben de ilgilendim
Ünlü sanatçı Halil Sezai'nin 67 yaşındaki Hüseyin Meriç'i öldüresiye dövdüğü görüntüler Türkiye'nin gündemine oturdu. Yaşlı adamın şikayeti üzerine gözaltına alınan Sezai, kısa sürede serbest bırakıldı. CHP'li Eren Erdem, sanatçının karakola düşünce kendisini aradığını sosyal medya hesabından duyurarak,"Halil Sezai gözaltına alınınca, bana ulaşan her yurttaşımıza yaptığım gibi konuyla 'bana aksettirilen şekliyle' ilgilendim, takip ettim. Ancak konuyu etraflıca sabah TV’den öğrendim. Şiddeti onaylamam mümkün değildir, amasız ve fakatsız şiddetin her türüne karşıyım." ifadelerini kullandı. Öte yandan Erdem, ünlü sanatçının serbest bırakılması gerektiğini savunduğu tweet'lerini de sildi.
Yeni Şafak
CHP'li Eren Erdem'in serbest bırakılsın dediği ünlü sanatçı Halil Sezai salıverildi
Hayat
CHP'li Eren Erdem'in serbest bırakılsın dediği ünlü sanatçı Halil Sezai salıverildi
Tuzla'da kiraladığı villada film çekimine izin vermeyen 67 yaşındaki yaşlı adamı tekme tokat öldüresiye döven ünlü sanatçı Halil Sezai serbest bırakıldı. Halil Sezai'nin gözaltına alındığı ilk dakikalarda sosyal medyadan açıklama yapan CHP'li Eren Erdem, yaşlı adamın öldüresiye dövülmesinin görüntülerine rağmen ünlü sanatçının serbest bırakılması gerektiğini savundu.
Yeni Şafak
Hırsızın yüzsüzü: Gazetecileri görünce 'İyi çek ağabey' dedi
Gündem
Hırsızın yüzsüzü: Gazetecileri görünce 'İyi çek ağabey' dedi
Konya'da doğal gaz tesisat malzemelerini çaldığı tespit edilen 3 şüpheli, çıkarıldığı mahkemece tutuklanırken, cezaevine götürülen şüphelilerden İshak Baş, kendisini görüntüleyen gazetecilere, "Aman iyi çek ağabey" dedi. Baş'ın neden hırsızlık yaptınız? sorusuna ise, "Sana mı soracaktık?" diye cevap vermesi dikkat çekti.
DHA
Tarihin kör noktaları… Sanayi var mıydı yok muydu?
Tarihin kör noktaları… Sanayi var mıydı yok muydu?

Türk Kahvesi’nde konuk ettiğim tarihçi Hakan Erdem’in çalıştığı konular arasında dikkatimi çekenlerden birisi de Osmanlı dönemi sanayileşmesi üzerineydi. Bu konuda hepimizin bir ezberi var. Hala da bu ezberler üzerine konuşup duruyoruz. Hakan Erdem Cumhuriyet dönemi propaganda aygıtlarının bize bu ezberi yaptırdığını söylüyor. Sayıları 114’ü bulan sanayi tesisinin Cumhuriyet’ten çok önce kurulduğunu, un fabrikasını, buharlı değirmeni, kiremit fabrikasını, fes fabrikasını, çuha fabrikasını, Zeytinburnu demir fabrikasını, Osmanlı’nın çelik top namlusu dökmesini, kendi yaptığı geriden dolmalı topları savaşta kullanmasını, Tophane-i Amire’yi, Tüfenkhane- i Amire’yi, Tersane benzeri birçok tesisi yok sayamayacağımızı söylüyor.

İşin ilginç tarafı bu tarihe daha çok sahip çıkması gereken muhafazakar kesim de bu alana hiç eğilmiyor. Değerli büyüğümüz ve iktisat tarihçimiz, ömrünü Osmanlı’da iktisadi olayları araştırmaya adamış olan Mehmet Genç Hoca bir tarafa, bu konuya ilgi duyanların da sayısı çok az. Diğer taraftan bu sanayi tesislerini en azından hafıza olarak yaşatmak varken adeta yok etmişiz. Koç Vakfı’nın araba müzesi dışında da bir sanayi müzemiz yok. Yine de geç kalmış sayılmayız. Mesela bir Tahtakale, bir Perşembe Pazarı eski haliyle korunarak yaşayan bir tarihi tanıklığa ve müzeye dönüştürülemez mi? Osmanlı sadece savaştan ya da divan şiirinden ibaret değildi. Tarih araştırmaları Osmanlı niye battı üzerine odaklanırken diğer taraftan da onu ayakta tutanlara bakmalı. Neden bir televizyon filminin de konusu sanayileşme, modernleşme, sağlık kuruluşları üzerine olmasın.

18-19. yüzyılı belirleyen en önemli şeylerden birisi sermaye, para ve devlet ilişkisi iken bizim bu konuları es geçen hikayelere odaklanmamız bir başka tarihi körlük ortaya koyuyor. Türkiye’de tarihin kör noktalarından birisinin de sermaye-para-devlet ilişkisi olduğuna inanıyorum…

***

Bugünlerde kapitalizm tarihi üzerine okuyorum ve gördüğüm şey biz ne yaparsak yapalım bizim gibi ülkelerde kapital kapital değil, üretim gücünün de rekabet etme şansı çok düşük. Komşusu açken tok yatma, kefenin cebi yok diyen bir kültürden öyle büyük kapitalistler filan çıkması beklenemez. İyi ki de beklenemez. Zira diğerini oluşturan süreç çok vahşice ve dünyayı getirdiği yer de ortada. Diğer taraftan sanayileşmeyi sağlayacak olan büyük kapitalin oluşumunun ne zor bir şey olduğunu, oluşsa bile kapital sahibini daha kolay para kazanma mekanizmaları dururken zahmetli ve sancılı bir süreç olan üretime ikna etmenin de hiç kolay olmadığını göz ardı ediyoruz. “Niye Türkiye’de sermaye sanayiye yatırım yapmıyor. Türkiye üretim kapasitesini niye artıramıyor?” Bu konu çok eski bir tartışma konusu. Bugün de pek çok sohbet meclisinde konuşup duruyoruz. Nereden baktığına göre sorunun kaynakları değişiyor. İşin bir ayağında devlet diğer ayağında da özel sektör kaynaklı sorunlar var elbette… Ancak sonuçta her şey karlılık marjına gelip dayanıyor. Bir zamanlar “üretim üretim üretim” diyen Sabancı’yı rahmetle anıyoruz. Türkiye’nin onlarca yılda zar zor oluşan sermaye sahiplerinin üretimden markete geçişlerinin nedenleri üzerinde durmak gerekiyor. Devlet ve sermaye ilişkisi üzerine gelecek projeksiyonu yaparak kafa yormakta fayda var. Geçenlerde 2004/Anlayış Dergisi’nde Mustafa Özel’in “Muhafazakarlık” üzerine bir yazısına rastladım. Yazıda son derece güzel bir ekonomi siyaset tarihi verilirken bu konuya ilişkin Güngör Uras’tan bir alıntı var.

“Sakıp Sabancı, 2003 yılında Sabancı Topluluğu’nun cirosunun 11,6 milyar dolara, kârlılığının 1,7 milyar dolara ulaştığını açıkladı. Topluluğun CEO’su ise, bizi su, süt ve yoğurtta, çikolata ve bisküvide göreceksiniz dedi. Koç Topluluğu ve Sabancı Topluluğu Türkiye’de sanayileşme hareketinde önde koşan özel sektör gruplarıdır. Vehbi Koç, bakkal olarak işe başladı ama, Türkiye’de ilk büyük yabancı sermaye yatırımı olan General Elektrik ampul fabrikasını kurdu. Ford’u Türkiye’ye getirdi. Otosan’da ilk Türk otomobili Anadol’u üretti. Döküm fabrikası kurdu. Motor fabrikası kurdu. Tofaş’ı, Arçelik’i, Beko’yu kurdu. Demir Döküm’ü kurdu. Hacı Ömer, pamuk işçisi olarak işe başladı ama, hemen bir yağ fabrikası kurdu. Bossa’yı kurdu. Çocukları Sasa’yı, Lassa’yı, Kordsa’yı kurdu. Ortak olarak çok sayıda uluslararası firmayı Türkiye’ye getirdi. Toyota, Du Pond, Mitsubishi gibi firmalarla ortak yatırımlar gerçekleştirdi. Şimdi bakıyoruz... Türkiye’nin bu en büyük iki sermaye grubunun masasında tek bir büyük proje yok. Su satıyorlar. Süt ve yoğurt, domates, patates satıyorlar. Makarna üretiyorlar, toz çorba yapıyorlar. Vehbi Koç seksen yıl önce bakkal dükkanında kaşar peyniri satmıştı. Koç Topluluğu şimdi kaşar peyniri satmak için dükkan açıyor. Rakı üretmeye çalışıyor. Sabancı Topluluğu, sanayide önder olmakla övünür, her bir tesisin kendi sektöründe dünyanın sayılı tesisleri arasında yer aldığını belirtirdi. Şimdi Sabancı Topluluğu da sanayicilikten bıkmış, bakkaliye işine yönelmiş durumda.” (Güngör Uras, “Büyükler büyük oynamıyor,” Milliyet, 26 Ocak 2004.)

FİLM ÖNERİLERİ…

Okuyor ve bir o kadar da seyrediyoruz. Avrupa’da sağ siyaset üzerine film bakarken Borgen diye bir Danimarka dizisine denk geldim. Danimarka Avrupa’da aşırı sağın kalesi. Müslümanlar ve mülteciler üzerine önyargıları çok fazla. Amerika ilişkileri farklı siyasi portreleriyle tavsiye ederim.

İkinci önerim Milada Horakavo’nun hayatını anlatan film. Bir kadın hakları aktivisti, politikacı, hukuk felsefesi doktoru. Hem Nazi döneminde hem SSCB döneminde de işgal edilen ülkesini ve insanı savunduğu için fikirleri nedeniyle hapse giriyor, işkenceler görüyor ve idam ediliyor. Öyle ki cesedi bile ailesine verilmiyor. Şimdi ne Naziler kaldı ne Sovyetler. Milyonlarca insanın yok olmasına sebep olan bu ideolojilerin yani fikirlerin artık hiç bir kıymeti yok. Fikirler mi hayat mı ikilemi insanın en büyük imtihanı olarak önünde duruyor.

Görev, ahlâk, çaba, erdem
Görev, ahlâk, çaba, erdem

Karıncanın ve serçenin mesellerini hepimiz biliyoruz.

Hacca niyetlenen karınca yola çıkmış. Ona rastlayanlar karıncanın niyetini öğrenince: “Sen bu yürüyüşle Kâbe’ye zor ulaşırsın.” demişler. Karınca: “Ulaşamazsam da yolunda ölürüm.” cevabını vermiş.

Serçeye gelince… Hz. İbrahim’i yakmaya hazırlanan ateşi söndürmek üzere gagasında su taşıyor… Onu görenler: “Dağ gibi ateşi bu iki damla su ile mi söndüreceksin?” demişler küçümseyerek. Serçe: “Ateşi söndüremesem de tarafımı belli ederim.” demiş.

Bu iki kısacık meselin verdiği yığınla ders var…

Kim bilir kaç yerde kaç defa kullanıldı…

Benim indimde her iki mesel de ödev ahlâkını öne çıkarıyor…

Immanuel Kant’ın, ahlâk alanında dile getirdiği ve o döneme kadar geçerli olan telâkki tarzını ortadan kaldıran “ödev ahlâkı” telâkkisinin baş ilkesi şu: Öyle davran ki davranışının temelindeki ilke, tüm insanlar için geçerli bir evrensel ilke veya yasa olsun!

Karıncanın ve serçenin davranışında bu ilkenin esas alındığını görüyoruz.

Karınca da, serçe de “başkası ne der?” veya “başaramazsam ne olur?” şeklindeki mülâhazaları dikkate almıyor; kendi sorumluluklarını, başka bir deyişle görevlerini yerine getiriyorlar. Burada önemli olan başarmak değil, görevin gereğini yerine getirmektir.

İslâmî ahlâkta da bu ilke dikkate alınıyor.

İtalyanlara karşı Trablusgarp (Libya) direnişinin muhteşem siması Şeyh Ömer el Muhtar tutuklandıktan sonra çıkarıldığı mahkemede yargıç sorar: “İtalyanlara karşı ne için bu kadar şiddetle mukavemet ettin?” Cevap: “İmanım için.” Yargıç: “Bu kadar az kuvvetle ve bu kadar az mühimmatla bizi Trablusgarp’tan atabileceğini ümit ediyor muydun?” “Hayır!” “O halde ne ümit ediyordun?” “Ben imanım için dövüştüm, bu bana yetiyordu. Zafer Allah’ın takdiridir.”

Bir tek ebabil kuşunun gagasından bıraktığı bir taş bir başına işe yaramaz gibi görünebilir. Ama bir ebabil kuşu ordusunun gagalarından bıraktığı taşlar fillerle desteklenmiş bir orduyu bozguna uğratır.

Burada, aynı ilkeden çıkarılabilecek ikinci bir sonuca ulaşıyoruz: kimse başkasını dikkate alarak değil fakat bir başına kendi görevini yerine getirdiği takdirde başarı da mukadder olur. Ne var ki hedef başarı olmamalı... Hedef her bir bireyin kendi üstüne düşen görevi yerine getirme sorumluluğunun bilincinde olmasıdır.

İslâm ahlâkı dedim. Evet, orada da aslolan görev ahlâkı… Ama onun bir üst derecesi daha var bulunuyor İslâm’da, o da takva ahlâkı… Yükümlü olduğu görevden daha fazlasını yapmak… Zorunlu değil ama daha fazlasını yapmak görev sınırını aşıp takva alanına girmeyi tazammun eder…

Erdem de sanıyorum takva sınırının içinde oluşuyor, yani ahlâk sınırının ötesindeki yerde…

Havalandırma boşluğunda 3 gün mahsur kalan yavru kedi böyle kurtarıldı
Gündem
Havalandırma boşluğunda 3 gün mahsur kalan yavru kedi böyle kurtarıldı
Mersin'in Erdemli ilçesinde çıktığı yazlık sitenin damından düştüğü havalandırma boşluğunda 3 gün mahsur kalan yavru kedi, itfaiye ekipleri tarafından kurtarıldı.
IHA

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.