Ramazan özel sayfa
  • İFTARA KALAN SÜRE 00:00:00
İngiltere'den Çin'e Uygur Türklerine yönelik muamele nedeniyle ithalat yasağı
Dünya
İngiltere'den Çin'e Uygur Türklerine yönelik muamele nedeniyle ithalat yasağı
Çin'in Uygur Türklerine yönelik muamelesinin barbarlık düzeyinde olduğunu belirten İngiltere Dışişleri Bakanı Dominic Raab, zorla çalıştırılarak elde edilen ürünlerin ithaline yasak getirileceğini söyledi.
AA
Ailemiz medyatik barbarların saldırısı altında
Ailemiz medyatik barbarların saldırısı altında
2001 yılında İngiltere’de iken televizyonların bir şov programında bir genç erkek, arkadaşının annesiyle beraber olduğunu arkadaşına açıklayarak gülüyordu. İnsanların en mahrem değerlerine en ters gelen konulara insanlar zaten her zaman ilgi duyar. Burada da aynı yöntem kullanılmıştı. Çok geçmeden bu şov tarzlarını Türkiye’de görmeye başladık. Eş arayan gençlerin birbirine gösterilmesi ile başladı bu programlar önce. Arkasından dul yaşlıların evlilik programları geldi. Dul kadınlar, dul erkekler...
Yunanlılar ölüme terk etti
Gündem
Yunanlılar ölüme terk etti
Yunanistan, ülkeye yasa dışı yollarla giren mültecileri ölüme terk ediyor. Yunan polisi, bir grup göçmeni, yarı çıplak halde botlarla Türkiye’ye gönderdi. Meriç nehri kıyısınde sıfırın altında 6 dereceye düşen soğuğa dayanamayan 3 göçmen donarak can verdi. Yunan polisi, 13 Kasım’da da bir grup mülteciyi, dövüp sınıra bırakmıştı.
Yeni Şafak
Barbar Modern Medenî
Barbar Modern Medenî

İbrahim Kalın’ın ilim yolculuğuna 1993 yılından beri yakından şahitlik ediyorum. Onun yüksek emeğine, öğrenme tutkusuna, geniş ilgi sahasına, ilmî sabrına…

Video: Barbar Modern Medenî


Medeniyet adına barbarlıkların sergilendiği bir çağda yaşıyoruz. Medeniyet iddiasının tahakküm, tasallut ve sömürü aracı olarak kullanıldığını görüyoruz.

İbrahim Kalın, barbar, modern ve medenî kavramları üzerinden yeni bir medeniyet okuması yapıyor. (Barbar, Modern, Medenî, İnsan Yayınları, Kasım 2018.) Doğu ve batı kaynakları eşliğinde, bu kavramları geçmişten günümüze getiriyor. Herkes için kapsamlı bir muhasebe öneriyor. Eser boyunca teklif sahibi bir yazarla karşılaşıyoruz. Sadece sorunları göstermiyor, çözüm yollarını da bulmaya gayret ediyor.

İbrahim Kalın’a göre, bir arada yaşamak, insanoğlunun temel ihtiyaçlarından biridir. Bu da ancak ahlâk, adalet, anlayış, dayanışma ve toplumsal insicamın sağlanmasıyla mümkündür. Adalet, kelimeler ve kavramlar dâhil, her şeyin yerli yerinde olmasıdır. Büyüsü bozulmuş günümüz dünyasında, güçlünün kuralları adaletin yerini almış durumdadır.

Barbar Modern Medenî, evveliyatı olan bir kitap. Varlık, idrak, akıl, erdem gibi temel referansların eserde yeniden karşımıza çıkması, hem ilmî devamlılık hem de yazarın neyi aradığını göstermesi açısından önemlidir. Ahlâkla birlikte bunlar, İbrahim Kalın’ın mihenk taşları, yoldaki işaretleri olmuş görünüyor. Buna ‘vadisini bulmak’ da diyebiliriz. Kadim bir söz: İstikamet, en büyük keramettir.

Yazara göre, özgürlük ve özgünlük, medeniyet düşüncesinin vazgeçilmez şartları arasındadır. Bağımsız olmayan toplumların medeniyet kurması düşünülemez. Özgünlük ise marifet kelimesiyle karşılık buluyor. Medeniyet bahsinin iki anahtar kavramı daha var: Adalet ve ahlâk. Siyasî, iktisadî ve askerî manada ne kadar kuvvetli olursak olalım, adalet ve ahlâk sahibi değilsek medenî olamayız.

Bütün bunların bize anlattığı, erdemli bir medeniyet fikridir. Erdemden uzak medeniyet iddiası, insanı barbarlaştırır.

İbrahim Kalın, tabiata da erdem penceresinden bakar. Tabiat ile erdem arasında bağ kurar. Doğaya ve varlık âlemine bakışı, ayet kelimesi üzerindendir: “Ayet kelimesinin hem Kur’an’ın cümlelerini, hem de tabiattaki işaret ve sembolleri ifade ettiğini hatırlatmakta fayda var.” (Sayfa 144) Yine eserden: “Erdemini yitiren insan, tabiatı istimlâk ve sömürü aracı olarak görür, varlık âlemiyle bitip tükenmez bir çatışma içerisine girer.” Böylece yeni bir barbarlık kapısı açılmış olur.

Eserde, şehir hayatı da geniş yer tutuyor. Bilindiği üzere, Medine, şehir anlamına geliyor. Medeniyet şehirlerde doğar ve yaşar. Dolayısıyla: “Medeniyet şehirsiz, şehir de medeniyetsiz olmaz. Şehir hayatının kazanımlarına ve risklerine sahip olmayan bir topluluğun medeniyet kurması mümkün değildir.” İslâm medeniyeti dediğimiz zaman, aklımıza önce şehirler gelir. Sonra marifet ehlinin elinden çıkmış olan edebî, ilmî, mimarî eserler. Barbar Modern Medenî, bu konularla ilgili derinlikli bir kaynak olmuş. Sanat, üslup, hikmet ve güzellik ilmine giriş.

Şehir meselesini düşünürken, karşıma hep aynı soru çıktı: Medeniyet ihya, barbarlık imha etmektir. Peki, modern olmak nedir? Dikkatli bir okuma, sorunun cevabını ortaya çıkaracaktır.

İnancımıza göre, vakit mübarektir. Onu israf edemeyiz. En doğru şekilde değerlendirmek zorundayız.

İbrahim Kalın, onca yoğunluk arasında, vaktin hakkını vermiş görünüyor.

Herkes barbarları bekliyormuş
Herkes barbarları bekliyormuş

19. yüzyılda Batı Avrupa dışında kalan dünya medenileştirme bahanesiyle işgal edilmiş ve sömürgeleştirilmişti. Günümüzde de terör bahanesi ile ülkeler işgal ediliyor ve sömürgeleştiriliyor. Medenileştirme, Batı’nın kendi halklarına yönelik bir propaganda aracıydı. İşgal ve sömürüye tabi tutulan ülkeler ve halklar üzerinde uygulanan katliam ve soykırım herhangi bir ahlakî endişe ile durdurulmamalıydı. Onun için olası tepkilerin bertaraf edilmesi gerekiyordu. Medenileştirme etkili bir ötekileştirme aracı olarak kullanıldı.

Video: Herkes barbarları bekliyormuş


Karl Marks, Hindistan’da on binlerce el tezgâhtarının kol ve bacaklarının çaprazlama kesilmesini ileri bir adım olarak selamladı. Aynı şekilde Friedrich Engels de Fransa’nın Cezayir’de insanlık suçu kapsamına giren bütün faaliyetlerini medenileştirme çerçevesine dâhil etti. Marks, Doğuluların acı çekmeyi bilmediklerini söyledi. Marks ve Engels, sömürgeciliğin en üst seviyeye çıktığı bir dönemde Batı’da üretilen propaganda amaçlı bilgi ve söylemleri olduğu gibi benimsedi. Dünyanın sömürgeleştirilmesi böylelikle 20. yüzyılın başında tamamlandı. Büyük savaşları kazandılar.

Büyük savaşlardan galip çıkan Batı’nın medenileştirme söylemi sömürge ülkeleri tarafından da kabul edildi. Aydınlar kendi halklarına sırtını döndü ve Batı adına konuşmaya başladılar. Onlar da Doğuluların acı çekmeyi bilmemesinden bahsettiler. Doğu’ya ya da daha genel bir ifade ile Batı dışında kalan dünyaya ait değerleri unuttular. Onlar da barbarları beklemeye koyuldu.

1990’ların başından itibaren terörizm yaftası 19. yüzyılda olduğu gibi Batı halklarını savaş ve sömürüye ikna etmek için etkili bir şekilde kullanılmaya başlandı. İşte o zaman barbarlar çıkageldi. Çok kısa bir zaman içinde bütün söylemler değişti. Hem Batı merkezlerinde hem de Doğulular arasında barbar arayışına girmek bir moda hâlini aldı. Demokrasinin ve diğer Batılı değerlerin erdeminden bahsediyordu herkes. Aydınlar yine kendi halklarına sırtını dönmüştü. Aydınların kendi halklarına sırtını dönmeye başlaması bir tarafa terör ve barbar yaftası Doğulu devletler tarafından da etkili bir silaha dönüştü. Rusya, Çin, İran ve hatta Suudî Arabistan dahi bu silahı kullandı. Bugün Suriye’de bu söylemin etkili bir silah olarak kullanılmasının sonuçlarını yaşıyoruz.

Rusya ve İran’ın İdlib’i vurmak için terör örgütleri bahanesine sarılması oldukça anlamlıdır. Rusya, Çeçenistan’da da terör yaftasına sarılmıştı. 11 Eylül 2001 saldırıları, bu fırsatı Rusya’ya vermişti. Rusya, Çeçenistan’ı baştan aşağı harabeye çevirdiği zaman “barbarlar”la aynı safta görünmemek için kimse sesini çıkarmadı. Batılı merkezler her bir düzenlemeyi terör bahanesini etkili bir şekilde kullanarak yaptı. İran, Suriyeli muhalifler için son sığınak olan İdlib’te dahi katliam peşindedir. Onlar da barbarları beklemiş. Muhaliflerin yola çıktıklarında en temel insanî hak ve hukuklarını talep etmiş olmasının herhangi bir önemi yok. Suriye rejiminin bu taleplere karşı en sert tedbirlerle karşılık vermesi de önemli değil. Barbarlar geliyor çünkü.

Devletler düzeyinde açık fırsatçılık denebilecek bu durumun herhangi bir şekilde eleştiriye tabi tutulmadan kabullenilmesi ciddî sonuçlar doğurabilir. Artık devletlerarası ilişkilerde güvenden bahsedilmiyor. Halklar düzeyinde de bu tarz hukuksuzlukların yansıması farklı olacaktır. Entelektüel düzeyde ise durum daha da vahimdir. Bugün Türkiye’de dahi FETÖ gibi Batı adına terör üreten gruplar, fikrî geleneğimizin herhangi bir kolu olarak sunuluyorsa barbar mecazının Batılılar tarafından etkili bir şekilde kullanılmasına şaşmamak gerekir.

Türkiye hakikaten insanlığın son adasıdır. Osmanlı da 19. yüzyılda insanlığın son adasıydı. Osmanlı son anına kadar bütün insanlığa umuttu ve bunun hakkını verdi. Bugün Osmanlı’nın mirası Türkiye’nin omuzlarındadır. Osmanlı, Afrika’nın derinliklerinden Asya’nın engin bozkırlarına kadar elini uzatmıştı. Bizler bugün o elin izlerini takip etmekte dahi zorlanıyoruz.

Hayret, gerçekten hayret! Afrika’nın Müslüman olmayan ulusları dahi Erdoğan’a ve Türkiye’ye sahip çıkmaktan bahsediyor. Bunun birkaç günde ortaya çıkmış bir beklenti, umut olduğunu söyleyemeyiz. Yüzlerce yıllık bir tarihin birikimiyle konuşur herkes.

Bitti denilen anda yeniden başlar her şey.

Her metrekaresi şehit kanı ile sulanan unuttuğumuz kardeşimiz: Kıbrıs
Dünya
Her metrekaresi şehit kanı ile sulanan unuttuğumuz kardeşimiz: Kıbrıs
100 yıldır çözülemeyen Kıbrıs sorunu, Türkiye'nin dış politikası dahilinde sadece siyasetçileri ve politikacıları değil Türk halkını da yakından ilgilendiren bir öneme sahip. Türkiye'nin güney şehirlerinden farksız olan 'Yavru vatan'ın her karışında bulunan şehitleri, camileri ve türbeleri ile sorumluluklarımızı, biz Anavatan Türk halkına tekrar hatırlatıyor.
Yeni Şafak

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.