İslami ilimlerin merkezi: Ehl-i Sünnet alimler yetişiyor
Hayat
İslami ilimlerin merkezi: Ehl-i Sünnet alimler yetişiyor
“Ehl-i Sünnet alimi olmak ise ilken, doğru seçim İLKEM' sloganıyla İlkseç Vakfı bünyesinde İslami ilimler eğitimi veren İlim ve Kültür Eğitim Merkezi (İLKEM), İlköğretimini tamamlamış gençlere İslami ilimler eğitiminin yanı sıra uzaktan eğitim sistemi ile İmam-hatip lisesini ve İlahiyat fakültesini bitirten bir merkez. İLKEM'in köklerinin Süleymaniye medreselerini dayandığını söyleyen İLKEM müdürü Muhammed Karamustafaoğlu, eğitim faaliyetlerini anlattı.
Yeni Şafak
Kayseri Zirvesi’nde Sağlık OSB kararı
Gündem
Kayseri Zirvesi’nde Sağlık OSB kararı
Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Memduh Büyükkılıç’ın talebi üzerine video konferans yöntemiyle ‘Kayseri Zirvesi’ yaptı. Büyükkılıç tarafından önerilen ‘Sağlık OSB’ ya da ‘Sağlık Vadisi’ konusu Bakan Varank tarafından araştırılması için gündeme alındı.
Yeni Şafak
Türkiye-Mağrip ilişkilerinde yeni bir soluk
Türkiye-Mağrip ilişkilerinde yeni bir soluk

Libya’daki son gelişmeler, Arap baharı akabinde, med-cezir yaşayan Türkiye Kuzey Afrika ilişkilerine yeni bir boyut kazandırdı. Sürdürülmesi mümkün olmayan yıkıcı BAE- Mısır ittifakı karşısında, Libya meşru Hükümeti’ne Türkiye’nin verdiği destek olumlu neticeler verdi. Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki kararlılığı, Libya’ya kurulan komployu devre dışı bırakırken, aslında uzun süredir sessiz kalan komşu ülkeleri de harekete geçirdi. Önce Tunus, akabinde Cezayir hatta Fas Libya’da oynanan oyunun farkında olduklarını ilan ederek, meşru Ulusal Mutabakat Hükümetini desteklediklerini açıkladılar.

Aslında bu gelişme sürpriz değildi. Cezayir 2 Üniversitesi Cezayir Araştırma ve Kalkınma Merkezi müdürü Dr. Vehibe Kattuş’un dediği gibi; uzun zamandan beri tabii mecrasında uzaklaşan Türkiye-Mağrip İlişkileri yeniden olması gereken yöne evirilmiştir. Nitekim bütün olumsuzluklara, Mısır’ın mahrum bırakmasına rağmen; diğer Kuzey Afrika ülkeleri akademisyenlerinin Türkiye’ye gösterdiği ilgi de, Vehibe Kattuş’un tespitlerini doğrulamıştır. Dahası, son birkaç yıldır, Cezayir ve Tunus akademisyenlerinin Türkiye’ye daha sık gelmeye başlamaları dış işlerinden bağımsız, kültürel ve akademik diplomasiye imkan vermiştir.

Bu gelişmenin bir neticesi olarak, yukarıda adı geçen merkezin (el Merkezu’l Cezayiri Liddirasat ve’t -Tenmiye) Akdeniz Güvenlik Araştırmaları Birimi, 21 Mayıs’ta, “Stratejik Ortaklık İmkanları İçin Türk-Mağrip İlişkileri” konulu bir webinar toplantısı düzenlemiştir. Toplantıya Cezayir, Tunus, Fas, Libya, Moritanya temsilcilerinin yanı sıra ben de katıldım. Hemen hepsi uluslararası ilişkiler ve tarih uzmanı olan katılımcıların Türkiye-Mağrip İlişkilerinin geleceği konusundaki iyimserlikleri, uzun zamandan sonra olumlu bir dip dalganın gelişmekte olduğunu göstermiştir.

Türkiye Cezayir İlişkilerinde, Cezayir tarafının uzun zaman temkinli durmasına rağmen, üniversiteden böyle bir girişimin başlatılması ve ayrıca merkez müdürü Vehibe Kattuş’un açılış konuşması ikili ilişkilerin geldiği seviyeye işaret etmektedir. Merkez Müdürünün; Türkiye-Mağrip Ülkeleri arasında her türlü ilişkinin geliştirilmesi prensiplerinin oluşturulması ve karar alma mekanizmalarına tavsiye edilmesi fikri, akademik olduğu kadar oradaki siyasi iradenin de yansıması olarak değerlendirilmektedir. Aynı konuşmada, tarihi ilişkilerin sunacağı katkılar ışığında, Türkiye ile Kuzey Afrika ülkelerinin ilişkilerinin canlandırılması hararetle önerilirken; bu ilişkileri tehdit eden hususların gözden geçirilmesinin zaruretine de değinilmiştir. Bölgede varlık göstermiş sömürgecilerin Türkiye-Kuzey Afrika müşterek tarihine koydukları rezervler ve yanlış anlatımların; ilişkilerin gelişmesinin önünde engel olduğu tespiti yapılarak; artık Türklerin ve Mağriplilerin bunu aşabilecek durumda olup olmadıklarının test edilme zamanının geldiği ifade edilmiştir.

Söz konusu toplantı, ikili ilişkilerin sorunları ve tehditler, ilişkilerde tarihi mirasın katkısı, ticari ve iktisadi öncelikler ile bir yumuşak güç unsuru olarak bilim ve kültürün kullanılması ve stratejik ortaklıklar için geleceğe bakışlar konuları ele alınmıştır. Bütün konuşmaları ve yaklaşımları bir sütunda ele almak mümkün değildir. Ancak oldukça seviyeli, tutarlı ve gerçekçilik zemininde yapılan konuşmaların ortak tarafı; her halükarda Türkiye ile ilişkilerin geliştirilmesi ve bu konudaki her türlü engelin ortadan kaldırılması gerektiği yönündeydi. Türkiye’nin kalkınması, Mağrip ülkeleri için bir model olabileceği vurgusu yapılan konuşmalarda; Türkiye’ye siyasi modelden ziyade, bir kalkınma modeli olarak bakıldığının altı çizilmiştir.

Türkiye-Libya İlişkileri tarihini hatırlatan Dr. Muhammed İsmail, özellikle son zamanlarda meydan gelen gelişmeleri referans alarak, Hafter’in meşruiyeti ortadan kaldırma teşebbüsleri karşısında Türkiye’nin katkılarını dile getirmiştir. Türkiye’nin katkıları sayesinde, “Hafter’in Çetelerinin” birçok şehir ve kasabalardan uzaklaştırıldığını söyleyen konuşmacı; Münhasır Ekonomik Bölge Mutabakatıyla, Libya’nın gasp edilmiş deniz sahasını geri alındığı gibi, bütün tarafların kazanacağı bir sürece girildiğini vurgulaması Libya akademisinin meseleye bakışını ortaya koymuştur.

Doktorasını Türkiye’den alan Tunuslu Mustafa Sitti ise iki tarafın ilişkilerinin önemine vurgu yaparken, tarih üzerinde oluşturulan yanlış yargıların düzeltilmesi ve bunun için Mağrip ülkelerinin Türkiye’deki kaynakları daha fazla kullanması gerektiğini ifade ederek, önemli tespitlerde bulunmuştur. Stratejik ortaklıkların kurulmasının ilmi ve akademik ilişkilerin geliştirilmesine bağlayan Sitti, ortaya çıkacak çalışmaların siyaseti de yönlendireceğini ileri sürmüştür.

Toplantıda Türkiye’nin en az ilişki tesis ettiği Moritanya temsilcisinin değerlendirmeleri de oldukça manidardır. Dr. Didi Veled es Salik konuşmasında; Türkiye ile kurulacak ilişkilerin sömürge asrından beri var olan Fransız ve İngiliz nüfuzunu geriletebileceğini ve bunun da uluslararası siyasete yansıyacağını ve Akdeniz’de hakiki bir güçler dengesi oluşturabileceğini vurgulaması, toplantının müşterek beklentilerini ortaya koymuştur.

Bu konuda benim fikirlerim de malumdur. Tekrara hacet yoktur. Türkiye düştüğü yerden kalkacaktır.

Pandomima ve Brahmanizm
Pandomima ve Brahmanizm

Ekonomi dünyâsında bir malın değeri etrâfında hayli yoğunluklu tartışmalar yapıldığını biliyoruz. Bu aslında eski bir tartışmadır. Klâsik ekonomi doktrininde, Ricardo başta olmak üzere malın değerini var edenin, ona gömülü olan veya onda billûrlaşan “emek” olduğunu kuvvetli bir vurguyla ortaya konulmuştu. (Hoş, bunun mühim bâzı ipuçları Adam Smith’de de mevcuttur). Bu bakış daha sonraları, Marx’ın da içinde olduğu Ricardocu sosyalist çevrelerde olgunlaştırıldı.

Meselelerden birisi de değer-fiyat râbıtasıydı. Fiyatlar değeri temsil eder mi, etmez mi, hayli tartışıldı; tartışılıyor da. Buraya girecek değilim. Ama bu tartışmaları ısıtan olgu, basit ve öngörülebileceği üzere, arz-talep ilişkisinin mekaniğinin çoktan aşılmış olmasıdır. Yâni, bir malın eksikliği onun fiyatını (isterseniz değeri de diyebilirsiniz) arttırır, bolluğu ise eksiltir kâidesi, evet doğrudur, ama bu mekanik, açıklamalarda kâfi gelmemektedir. Çünkü, bir malın fiyatını ve değerini belirleyen şartların, artık maddî olmaktan çıktığı süreçleri idrâk etmekteyiz. Maddî olmayan çok sayıdaki unsur; malın, ister değerini, ister fiyatını diyelim, kolaylıkla arttırıp eksiltmektedir . Bunun da, o malın üretiminde belirleyici olan ve ona bir değer kazandıran emekle alâkası hızla muğlaklaşmaktadır.

Bu farkılaşmalar esasen malın üretimine dâir sermâye hareketleri ile onun alıcıya ulaşmasını sağlayan pazarlama süreçleri (realization) arasındaki geçişlerin, ölçüm yapmayı çok zorlaştıran dinamiğidir. Maddî süreçleri belli bir ölçüm kavuşturabiliriz; ama aynı şeyi maddî olmayan süreçler için gerçekleştirmek neredeyse imkânsızdır.

Bir misâl üzerinden gidebiliriz. Emlâk dünyâsına bir bakalım. Bir evin değerini, inşaat sürecinde kullanılan emeğin belirlediğini idda etmek, maddî mânâda doğrudur. Buna ilâve olarak, kullanılan malzemenin kalitesi de, mâliyet üzerinden fiyatların artması veyâ düşüklüğüne hiç şüphesiz tesir eder. Bunlar maddî mânâda ölçülebilir. Lâkin bugün bir evin fiyatını belirleyen bunlar kadar; bundan çok, ama çok dışarıda tutulması gereken değişkenlerdir. Meselâ evin hangi muhitte olduğu, manzarasının olup olmadığı ve nihâyet o evin muhtemel alıcısına sağlayacağı prestijdir. Bugün, sâdece bir ev almıyoruz, o ev ile birlikte bir hayat tarzını ve prestiji satın alıyoruz. Bunların artık o malın değerini belirleyen emek unsurunun önüne geçen esas unsurlar hâline geldiğini görüyoruz.

Malların değerini maddî ölçümlemelerin dışına iten süreçler nasıl gerçekleşti? Bu, malların üretim tarzındaki kritik dönüşümlerle açıklanabilir. Odakta, büyük ölçüde Sanayi Sonrası olarak kavramlaştırılan evrelerde yaşananlar yer alıyor. Teknolojik değişimler eşliğinde mavi yakalıların azalması ve yerine beyaz yakalıların geçtiği bir süreç bu. Kabaca hizmetler sektörünün orantısız büyümesi olarak da anlaşılabilir. Bunun tesirleri alabildiğine büyük oldu. Üretim süreçlerinin merkezî ve yoğun olduğu sanayi toplumunun yeniden üretim süreçlerinden çok farklı ve daha karmaşık olan bir yeniden üretim süreçler silsilesidir bu. Bu aynı zamanda, ekonomik üretim ve yeniden üretim zincir ile piyasada tüketilmesine giden süreçler (realization)ve nihâyet onun toplumsal-kültürel yeniden üretimi arasındaki ilişkileri temelinden dönüştürmüştür. Bu dönüşümde belirleyici olan artık basit olarak temel ihtiyaçların ne olduğu değil, arzuların ne olduğudur. Arzunun odakta olduğu toplumsal-kültürel yeniden üretim, üretimden tüketime giden bahsedilen ilişkiler zincirinin (realization) merkezine yerleşmektedir. Mustafa Özel’in biyolojinin aşıldığı psikolojinin baskın hâle geldiği yer olarak işâret ettiği bir aşamadır bu. Elbette her üretim bir tüketim içindir. Üretim toplumundan tüketim toplumuna geçmek bu bakışa göre mânâsız görülebilir. Ama tüketim toplumu vurgusu, toplumsal-kültürel yeniden üretimine dâir dinamiklerin baskınlığını vurgular. Ekonominin psişikleşmesi olarak da anlaşılabilir. Bugün neye ihtiyaç duyduğumuz sorusu, neyi arzuladığımızdan ibârettir. Arzu ise içeriden değil dışarıdan gelmektedir. Arzu tecrübesi, arzulatılma tecrübesidir aslında. Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinde bile karşılığını bulmakta zor olan bir halkadır bu. Arzula(tıldıkları)mızın, Maslow’un basamaklarında yer alan ahlâkîlik, doğallık vb değerlerle taçlanmış incelmiş ihtiyaçlarla bir alâkası yok. Tam tersine, sâhip olarak sağladığımız bir prestij üzerinden, bundan yoksun olanları geride bırakmanın ve bunu ister ince ister kaba dışlamalarla gösteriş konusu hâline getirmenin sağladığı bir tatminden başka bir şey değil. Eğer bir abartı sayılmazsa günümüz dünyâsında baskın günlük sanatın, eksikleri ezen bir pandomima; onun cârî dinin ise, sınıfların çözülüp kastlaşmaların türediği bir nevi Brahmanizm olduğunu düşünüyorum..

Mustafa Kapı'nın hedefi Avrupa'ya transfer olmak
Spor
Mustafa Kapı'nın hedefi Avrupa'ya transfer olmak
Galatasaray'dan ayrılma kararı alan genç yetenek Mustafa Kapı'nın Trabzonspor ile anlaştığı iddia edildi. Ancak kulübe yakın kaynaklardan alınan bilgilere göre böyle bir anlaşma söz konusu değil ve oyuncunun hedefi Avrupa'da forma giyebilmek.
Yeni Şafak
Bakan Varank'tan yerli solunum cihazı açıklaması: Binin üzerinde ihracat yapıldı
Ekonomi
Bakan Varank'tan yerli solunum cihazı açıklaması: Binin üzerinde ihracat yapıldı
Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, ülkelerin peşinden koştuğu yoğun bakım solunum cihazının rekor sürede üretildiğini belirterek, "Bugün itibarıyla binin üzerinde yoğun bakım solunum cihazımızın ihracatını gerçekleştirmiş durumdayız" dedi.
AA
Destici, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve siyasi parti liderlerinin bayramını telefonda kutladı
Gündem
Destici, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve siyasi parti liderlerinin bayramını telefonda kutladı
Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel Başkanı Mustafa Destici, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ve siyasi parti liderlerinin Ramazan Bayramı'nı telefonda kutladı.
AA
TBMM Başkanı Şentop'tan 'Meclis neden toplanmıyor' eleştirilerine cevap: Bize böyle bir toplantı talebi gelmedi
Gündem
TBMM Başkanı Şentop'tan 'Meclis neden toplanmıyor' eleştirilerine cevap: Bize böyle bir toplantı talebi gelmedi
TBMM Başkanı Şentop, "Acil, önemli bir gündem maddesi gören 120 milletvekili Meclisi toplantıya çağırabilirdi. Bize böyle bir toplantı talebi gelmedi" dedi.
AA

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.