Küçük Banu'dan Suriyeli kardeşleri için anlamlı yardım
Gündem
Küçük Banu'dan Suriyeli kardeşleri için anlamlı yardım
Kütahya'da, ilkokul 1. sınıf öğrencisi Banu Eşit, biriktirdiği parasını, yaptığı resmi ve yazdığı mektubu Suriye'nin Haleplilere gönderilmek üzere okul idaresine teslim etti.Cahit Zarifoğlu İlkokulunda eğitim gören ve televizyonlardan öğrendiği Suriye'deki insanlık dramına üzülen Eşit, anlamlı davranışıyla arkadaşlarına örnek oldu. Küçük Banu, Suriyeliler için "Çocuklar Üşümesin" sloganıyla okulda başlatılan sosyal yardım kampanyasına biriktirdiği paralarının bulunduğu kumbarasını bağışladı.Banu Eşit, kumbarasının yanı sıra Suriye'de ve Türkiye'de yaşayan çocukları konu edindiği bir resim çalışması ile yazdığı bir mektubu da Haleplilere gönderilmesi için okul idaresine teslim etti.
AA
Sahiciliğin lezzeti gidince, “şehre” Ramazan gelmedi!
Sahiciliğin lezzeti gidince, “şehre” Ramazan gelmedi!
“Hangi üniversiteyi tercih edelim?” diye sorulunca, “önce İstanbul” diye cevap veririm, her zaman.Önce İstanbul; çünkü İstanbul bütün uğradığı tecavüze ve maruz kaldığı yıkıma rağmen hâlâ Türkiye’nin kalbi ve hâlâ dünyanın en güzel şehri.Video: Sahiciliğin lezzeti gidince, “şehre” Ramazan gelmedi!Önce İstanbul; çünkü şehir en iyi öğretmendir. Şehir insandır çünkü; hem insanın aynasıdır hem de insanın eseri. Şehir insanla konuşur. İnsana konuşur.Duyar mı insan şehrin konuşmasını?Ruhu varsa, ruhsuzlaşmamışsa, elbette duyar.ÖNCÜ HOCALARIN DİZİNİN DİBİNE OTURMAK!Ama ben üniversite tercihimi şehre göre yapmadım; insana göre yaptım; şehre şeklini ve ruhunu veren insana göre.Bir hocanın peşine takıldım: Çağımızı en iyi anlayan, gün geçtikçe nasıl bir dehâ olduğu daha da çok anlaşılan Jean Baudrillard’ın öğrencisi olmuş Oğuz Adanır’ın peşine takıldım ve soluğu İstanbul yerine İzmir’de aldım.Oğuz Hoca, yalnızca Baudrillard’ın öğrencisi olmamıştı Paris’te. Freud’den sonraki ve Freud’ü en iyi eleştiren psikanalistlerden birinin, Jacques Lacan’ın; film estetiği ve psikolojisi üzerine ciltler dolusu kitaplar yazmış Jean Mitry’nin; ve film semiyolojisinin kurucusu Christian Metz’in de öğrencisi olmuştu.Böyle bir hocanın dizinin dibine oturulurdu.CAHİT ZARİFOĞLU’NUN BÜYÜK RÜYALARI VE TÜRKİYE’NİN SAHİCİ, SAMİMİ YILLARI...Oturdum ama hep oturmadım; yaz tatillerini 5 aya çıkararak İstanbul’da rahmetli Yücel Çakmaklı Ağabey’in Ajans 1400 adlı film şirketlerinde çalıştım 1980’lerin ilk yarısında.Bir iki tane film şirketi vardı “yerli” ve “millî” bu ülkede o zamanlar! Sadece bir iki tane!Şimdi çok da, ne işe yarıyor ki, diye sormakta da haklısınız tabii!Dün bir iki film şirketimiz vardı kalbimiz gibi baktığımız, yüreğimizi katarak çalıştığımız ve yaşattığımız... Bu bir iki film şirketinin öncü insanlarının samimiyeti, sahiciliği, dürüstlüğü, yaratıcılığı, hakikatliliği her şeye bedeldi; yaptığımız bütün güzel şeylerin kaynağı idi.Ajans 1400’de Erdem Beyazıt Ağabey de vardı; Şenol Demiröz Ağabey de, Ahmet Beyazıt, Tuncay Öztürk ve Cahit Zarifoğlu Ağabey de.Şenol Ağabey hariç hepsi dâr-ı bekaya göçtü bu öncü, güzel insanların.Sözü getireceğim yer şurası: İş yerimiz Mecidiyeköy’ün merkezindeydi. Akşamları Cahit Ağabey’le beraber çıkardık işten. Cahit Ağabey koluma girer, kolumu sımsıkı kavrar, benimse her yanımı, bütün vücudumu terler basar, büyük rüyalarını anlatırdı bana yolda otobüs durağına gidinceye kadar... Zaman zaman durur, gözümün içine bakarak konuşurdu...Bu unutulmaz zamanların en unutulmaz anları nedense Ramazan dönemlerine ait olanlardı: Oruçlu oruçlu, Cahit Ağabey’in anlattığı büyük rüyalar, sanki gerçekmiş, gerçekleşecekmiş gibi gelirdi bana. Ya da şöyle söyleyeyim: Cahit Ağabey o kadar içten, o kadar yürekten, o kadar inanarak anlatırdı ki rüyalarını, inanmamak imkânsız gibi bir şeydi.RAMAZAN’IN VE SAHİCİLİĞİN LEZZETİ HER YERE SİNERDİ...Sadece Cahit Ağabey’in Ramazan’da anlattığı o büyük rüyaları sahici değildi; Ramazan’lar da sahiciydi, çok güzeldi, lezzet verirdi. Sahiciliğin, samimiyetin lezzeti!Akşam üzeri, iftara 40-45 dakika kala tıka basa dolan otobüsteki yerimizi aldığımızda, herkesin ağzının, yüzünün, gözlerinin, ruhunun oruçlu olduğunu görürdüm.Herkesin elinde yolda oruç açmak için bir şeyler vardı; iftar vaktinde otobüsteysek, asıl şölen o zaman başlardı: Herkes birbirine bir şeyler ikram ederdi: Otobüste, eve dönerken açılan oruç, otobüsü devâsâ bir eve, tabir câizse, kutsal bir mekâna dönüştürürdü.Herkes oruç tutardı.Mecidiyeköy’ün göbeğinde hem de!Lokantalar kapalıydı; açık olanlar perdelerini çekerdi.Ramazan’ın havası her yere siner, sirayet eder, herkesi sarıp sarmalar, bir potada, kalplerin aynı anda attığı bir rotada buluşturur, ülkeyi bir noktada, oruçta kenetlerdi birbirine.Orucun havası vardı; bu hava, bu manevî hava herkesi sarıp sarmalar, kanatlandırır, kuş gibi hafifleterek uçururdu... İnsanların gülen gözleri’nden okunurdu bu.Şimdi, oruçtan da, dolayısıyla bu ramazan havasından da eser kalmadı memlekette.Şehre Ramazan gelmedi gibi sanki.Fatih’te, Eyüp’te, Üsküdar’da bile kalmadı bu hava: İnsanlar, fosur fosur sigara içiyorlar! İnadına yapıyorlar bazen. Bu kadar düştü, çözüldü bu toplum!Oysa oruç, bu toplumun kardeşlik burcu, buluşma noktası, gelecek ufku sunduğu eşsiz güzelliklerle, doyumsuz, benzersiz manevî atmosferle.Oruçtan da, bu atmosferden de eser kalmadı artık!Üniversiteler oruç tutmuyor!Okullar oruç tutmuyor!Devlet kurumları oruç tutmuyor!Özel şirketleri söylemek bile gerekmiyor!ORUÇSUZ KENT, RUHSUZ KENT ŞEHRİN SAMİMİYETİNİ ÖLDÜRDÜ!Özetle, ülkenin kreması orucu terketti. Orucun tadını, lezzetini, birleştirici, bütünleştirici, kaynaştırıcı gücünü bilmiyor ülkenin kreması.Orucun manevî havası, ülkeyi bir arada tutuyordu; kalpleri yumuşatıyordu; merhamet merhamet bir sevgi büyütüyordu...Oruç bitti, şiddet, saygısızlık, ruhsuzluk aldı başını bitti!Dün şehir, Ramazan’la manevî bir havaya giriyor, arınıyor, kendini gözden geçiriyor, taze bir enerjiyle ve ruhla donanarak yeniden doğuyordu...Şimdi ölü artık şehir. Şehir öldü. Ruhsuz kent, oruçsuz kent, ruhunu gömdü mezara şehrin çoktan...Ramazan öldü çünkü. Şehre Ramazan gelmedi gibi geldi gidiyor öksüz, garip ve yetim...Ramazan geldiğinde şehre, şehir kendine gelecek yeniden.Oruç, alelade (yememek, içmemek gibi) bir işlemle fevkaladeye ulaşma mevsimi. Bir yükselme iklimi.Şehre Ramazan gelir mi, yeniden?Elbette?Biz kendimize gelebilirsek...Duvara toslamak üzereyiz: Duvara toslayınca ayıkacağız; fikir ve oluş çilesi çekeceğiz, bedel ödeyeceğiz, Müslümanlığı hakedeceğiz ve kendimize geleceğiz yeniden.Gelmek zorundayız; çünkü mazlumlar bize bakıyor, tarih bizi çağırıyor...Vesselâm.
Konferans için kuzusunu satan bilge çoban
Hayat
Konferans için kuzusunu satan bilge çoban
Hüsnü Çalhan, küçük yaşta büyük dava adamlarının kitaplarını okuyan, konferanslara gidebilmek için kucağında büyüttüğü kuzusunu satan bir bilge çoban. Hayatı boyunca kazancını kitaplara yatıran Çalhan, okuduklarının kendisini çerçevelediğini bu yüzden de parada pulda gözü olmadığını söylüyor.
Yeni Şafak
'Yedi Güzel Adam' müzede yaşatılacak
Hayat
'Yedi Güzel Adam' müzede yaşatılacak
Bir dönem misyonerlik faaliyetlerini yaygınlaştırmak amacıyla kurulan 167 yıllık Amerikan Koleji, Yedi Güzel Adam Edebiyat Müzesi'ne dönüştürülecek. Türkiye edebiyatına damga vuran Sezai Karakoç, Cahit Zarifoğlu, Erdem Bayazıt, Rasim Özdenören, Nuri Pakdil, Mehmet Akif İnan ve Alaeddin Özdenören'in isimleri, Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesince restoresi yapılan binada kurulacak Yedi Güzel Adam Edebiyat Müzesi'nde yaşatılacak.
AA
Seninle beklenen şimdi şafaktır
Hayat
Seninle beklenen şimdi şafaktır
Üsküdar'da gençlerin ve kültür sanat camiasının yoğun katılımıyla açılışını gerçekleşen Yedi Güzel Adam ve Öncüler Kütüphanesi, "Seninle Beklenen Şimdi Şafaktır, Dizeden Notaya" sloganıyla gençleri ezgi-marş kültürü ile buluşturuyor.
Yeni Şafak
Cahit Zarifoğlu paneli AKM’de
Hayat
Cahit Zarifoğlu paneli AKM’de
Sakarya Büyükşehir Belediyesi Kültür Etkinlikleri kapsamında, 20 Kasım Perşembe günü, ‘Cahit Zarifoğlu’ paneli düzenlenecek.
Yeni Şafak
Yedi Güzel Adam bu kütüphanede
Hayat
Yedi Güzel Adam bu kütüphanede
Tarihi bina, sivil toplum kuruluşu YediHilal ve Üsküdar Belediyesinin elbirliği ile "Yedi Güzel Adam ve Öncüler Kütüphanesi" adıyla tematik bir kütüphaneye dönüştürüldü. Projeyi hayata geçirmek üzere aylardır hummalı bir faaliyet yürüten proje görevlileri, mekanı bu özel ve "güzel " amaçla kullanıma açmak için gün sayıyor.
Yeni Şafak
O büyük cümleyi dünya bu kez Özbekçe dinleyecek
İsmail Halis
O büyük cümleyi dünya bu kez Özbekçe dinleyecek
Cumhurbaşkanımızın yakın zaman önce gerçekleştirdiği 2 günlük Özbekistan ziyaretinde ben de Taşkent ve Semerkant’ta idim. Farklı mekanlarda gerçekleştirdiğimiz çekimler esnasında İstanbul’dan geldiğimizi duyan Taşkentliler mutluydular, Semerkandlılar nerdeyse bana kızgındılar. Neden buraya getirmediniz, neden bize getirmediniz diye, şaka yollu hesap sordular sağolsunlar. Recep Tayyip Erdoğan ismi burada gerçekten önemli. Bu durumu en net gözlemleyebileceğimiz bir kişi, bir yazar ve bir eserle ...

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.