37 yıl önce bugün Hama katliamı
Dünya
37 yıl önce bugün Hama katliamı
37 yıl önce Hafız Esed’in yaptığı ve 40 bin kişinin öldürüldüğü Hama katliamı hafızalardaki tazeliğini koruyor. Katliamda 800 bin Hamalı da mülteci olmuştu.
AA
Suriye’de seçimler fıkra değil gerçek
Yasin Aktay
Suriye’de seçimler fıkra değil gerçek
Tam on yıldır Suriye halkına kan, ölüm, işkence, gözyaşı, açlık ve safaletten başka bir şey vermeyen Beşşar Esad demokrasi kavramıyla, halkın iradesiyle en küstah şekilde dalgasını geçer gibi bir seçim tiyatrosu da sergiledi. Sonucu malum olan seçimlerde muhtemelen yine kendisine oy vermiş iki aday daha yarışmış gibi göründü. Bu iki adayın toplamına da göstermelik de olsa, demokrasi oyunu icabı da olsa yüzde 5’ten fazla oy “tahsis” edilmedi. Seçim sonucunu duyuran Suriye Halk Meclisi Başkanı Ham...
Acımız çok büyük: Mehmetçiğin İdlib'de üsse çevirdiği iki bina Rusya’nın desteklediği rejim güçleri tarafından alçakça vuruldu
Gündem
Acımız çok büyük: Mehmetçiğin İdlib'de üsse çevirdiği iki bina Rusya’nın desteklediği rejim güçleri tarafından alçakça vuruldu
Türkiye dün İdlib’de büyük acı yaşadı. Rusya’nın desteğini alan rejim güçleri Mehmetçik’e hava saldırısı düzenledi. Türk askerlerinin askeri üs durumuna getirdiği belediye binası hedeflendi. Bina büyük oranda yıkıldı. Diğer saldıra da Bilyon’da parti binasına düzenlendi. Mehmetçik burada da şehitler verdi. Ayrıca hem üs bölgesine hem de yaralıları almaya giden ambulanslara roket yağdırıldı. Alçak saldırılarda 33 askerimiz şehit oldu, 36 asker de yaralı.
Yeni Şafak
Ankara'da yoğun trafik
Gündem
Ankara'da yoğun trafik
İdlib sorununun çözümünde uluslararası toplumu harekete geçiren Türkiye’de baş döndüren diplomasi trafiği yaşanıyor. Türkiye’ye destek açıklaması yapan heyet ve ziyaretçilerin temasları bugün de devam edecek.
Yeni Şafak
Sünnî-Şîî diyaloğu
Sünnî-Şîî diyaloğu
Katar’da, İbn Haldun Araştırma Merkezi’nde, “Sosyoloji Bilimi ve Yerlileştirme Problemi” konulu bir ilmî toplantı yapılıyor. Bu toplantıya katılan ve İran’da faaliyet yapan “Tevhîd Medeniyeti Araştırmaları Enstitüsüne” mensup alimlerden ikisi (Ali el-Mûsevî ve eş-Şeyh Hamîd Bârsânya) Dünya Müslüman Alimler Birliği Başkanı ve Genel Sekreteri’ni ziyaret ediyorlar. Bu ziyarette geçen karşılıklı konuşma Sünnî-Şî’î ilişkileri ve İslam Birliği bakımından önemli ipuçları veriyor ve engelleri gösteriyor; faydalı gördüğüm için özetleyerek aktarıyorum:Musevî-Başkana bu ziyareti kabul ettiği için teşekkür ediyor, adı geçen Enstitü’yü “İslâmî devrimle ilgili temel proplemler konusunda stratejik araştırmaları genişletmek, İran İslâmî Devrimi ile Sünnî islâmî hareketler konusundaki ilşkilerle alakalı ilmî araştırmalar yapacak önder kişiler yetiştirmek amacıyla kurduklarını” ifade ediyor ve asıl konuya geçerek şöyle devam ediyor:Humeynî büyük bir İslam devleti kurmak ve İslam bayrağını bütün dünyada yüceltmek için bir yol açmıştı, fakat dıştan gelen baskılar ve komplolar bir yana bizim akranımız olan sünnî alimlerle faaliyetlerimiz bu planı gerektiği gibi yürütemedi. İran Şî’ası lider olmaya göz diktikleri halde yaptıkları, Sünnî-İslâmî hareketler, fikir ve kültür adamları ile ilişkiler kurmak yerine kendi kabukları içine çekilmekten ibaret oldu; hatta durum daha da kötüleşerek siyasî ve fıkhî ihtilaf tekfire, ve kanlı çatışmalara kadar varıp dayandı. İran toplumunda geleneksel medreseler bu hareketleri ve Sünni toplumu objektif bir yaklaşımla araştırmadılar. İranlı akademisyenler Sünnî dînî hareketler ile hakim yönetimlerin siyasetlerini birbirinden ayırmıyorlar, keza ortak menfaatlerle çatışan hedefleri de ayırmıyorlar; bu yüzden Sünnî cereyanlar da Şî’ayı, siyâsî yöneticilerin siyasetleri ve hedefleri içine sokmuş oldular. Bu durum İran düşünce ve akademi mensuplarının konuyu yeni baştan düşünmelerini ve birlik tönderliği iddialarının geçersiz hale geldiğini itiraf etmelerini gerekli kılıyor. “Mezhebler arası yakınlaştırma” projesi de istenen seviyeye ulaşamadı, toplantılar ve konuşmalar resmi protokol ve karşılıklı güzelleme konuşmaları çerçevesini aşamadı. Bizim Enstitü “Atlas-ı Rehberân” isimli bir kitap çıkardı, beş kere basılan bu kitap, Sünnî sahadaki en etkili alimler ve hareket adamları ile islamî hareketler ve bunların Batı ve Şî’a ile alakaları konusunu envanter ve inceleme olarak ele alıyor.Ali Karadâğî:-İslam düşüncesi ricali ile islâmî hareketlerin çoğu 1979 da İran’da yapılan İslâmî devrimin başarısına sevindiler, hatta bu devrimin yanında yer aldıkları için onların da bir kısmı hapsedildiler, fakat devrim sonradan yolundan saptı, şöyle ki, İslam ülkelerine karşı cephe aldı, onu destekleyen islâmî hreketlerin yanında değil de Beşşâr Esed gibi müstebid-zalim yöneticilerin yanında yer almayı tercih etti. Arap Baharı hareketinde de zalim diktatörleri milisleriyle destekledi, ısrarlı uyarlarımıza rağmen bundan vazgeçmedi. Bugünlerde Irak’ta cereyan eden protesto olayları Iraklıların meşru isyanıdır, ortalığa yayıldığı gibi ipleri başkalarının elimnde olan bir tuzak, bir komplo değildir; buna rağmen İran’a bağlı milisler, İran’ın dış politikası ve mezhepçilik merkezî stratejisini esas alarak Irak halkının meşru taleplerine karşı savaşıyorlar.-Bir de İran’ın yaptığı sistematik Şîîleştirme faaliyetleri var. Batı Afrika’da sürdürülen ve mezheb çatışması tehlikesini barındıran sistemli bir “Sünnîleri Şîîleştirme hareketi” açıkça devam ediyor ve bu kabul edilemez. Dünya Müslüman Alimleri Birliği kuruluşndan itibaren içinde Şîî alimlere de yer verdi, Seyyid Teshîrî, birliğin başkanı Karadâvî’nin nâibi idi. Mezhebler arası diyalog ve yakınlaşma toplantılarının çoğuna katıldık, sizin de işaret ettiğiniz gibi bu toplantılar protokol konuşmaları, karşılıklı mücamele ve nasihattan öteye geçmedi.Diyalogun geri kalanına Reysunî’nin konuşması ile devam edeceğiz.
Denge Rabbim, birazcık denge
Denge Rabbim, birazcık denge
Anlamıyorum. Daha doğrusu şöyle söylemem lazım: “Artık anlamadığım şeyler, anladıklarımdan fazla.”Neresinden başlayayım? Şurasından: 33 aslan parçası Mehmetçik kahpece şehit edilmiş. İntikam istemeyelim mi? Türk Silahlı Kuvvetleri Suriye’de rejimin kahpelerini perişan etmiş, günde ortalama iki yüz leş sermiş yere. Alkışlamayalım mı? Devlet gitmiş, Rusya ile -bence sürdürülmesi pek mümkün olmasa da- bir anlaşma imza edip gelmiş. Dikkatle takip etmeyelim mi? Bilgimiz, görgümüz, duygumuzca yorumlamayalım mı?Bütün bunlardan daha da önemlisi… Ülkesinin, milletinin, civanmert delikanlılarının arkasında bir an bile olsa durmayan, duramayan mezhepçi, Brükselci, Avrasyacı, Rusçu, Fetöcü, Amerikancı piç gördüğümüzde ona “piç” demeyelim mi?Dünyanın en hızlı, en sert dönüşlerini gördü bu gözler birkaç gün içinde. “Savaşa hayır” diye böğürüyordu biri biz rejimden üzüm toplar gibi kelle toplarken… Rusya ile anlaşma imzalanır imzalanmaz aynı adam “bu ne biçim anlaşma” diye inlemeye başladı. Türkiye’deki mültecilere “ülkelerine dönsünler de Esed rejimi üzerlerine yangın bombası yağdırsın” kampanyası yapan gazeteci, Türkiye mültecilere Avrupa’nın kapılarını açınca birdenbire mülteci havarisi kesildi.İt desek ite, bit desek bite yazık.Her seferinde Türkiye nasıl haksız olabilir yahu? Bir deyin hele.İnsafınız yok, anladık. Memleketin başına gelebileceklerle ilgili tek bir kaygınız yok, anladık. İnsafınız, izanınız yok, anladık. Ulan azıcık vicdanınız da mı yok?Dera’da duvarlara “halk rejimin değişmesini istiyor” yazan çocukları hapse atınca, o çocukların serbest bırakılmasını isteyen silahsız ahalinin üzerine tam otomatik silahlarla ateş açınca başlamadı mı Suriye’deki aptal savaş? Bu aptal savaşın durması için en çok Türkiye gayret etmedi mi? Rusya’sı, Amerika’sı, İran’ı, Fransa’sı “Suriye’den pay kapmak için” sıraya girdiği halde Türkiye mazlum, mağdur, gariban Suriye halkının “varoluşunu, var kalışını” kafaya takmadı mı?Türkiye, şu son krizde bile, tüm dünyaya “Suriye’deki şu aptal savaşı durduralım” diyen tek ülke olmadı mı?Yahu vicdanınız kurusun; bana şunu söyleyin arkadaş. Biz bugün İdlib’deki duruma müdahil olmasak Esed denen it, yanına Rusya’yı ve İran’ı alarak çok büyük bir katliama hazırlanmıyor muydu? Bütün raporlar ve öngörüler bu yönde değil miydi? Yeni ve sayısı 1,5 milyonu geçecek bir mülteci dalgası sınırımıza yönelmiş durumda değil miydi?Dahası, hemen sınırımızda, sınırımızın sıfır noktasında, emperyalizmin mayın eşekliğini, kapı itliğini yapacak bir “uydu devlet” kurulma tehlikesi yok mu, Türkiye Suriye’deki iddialarından ve varlığından vazgeçerse?Yahu izanınız kurusun; bana şunu bir izah edin arkadaş. Bugün biz Suriye’deki varlığımızdan ve iddialarımızdan vazgeçsek savaş Urfa’ya, Hatay’a, Mardin’e, Antep’e sıçramayacak mı?Sınır korumaya, yeni mülteci dalgasını engellemeye, Esed’in, Tahran’ın, Rusya’nın zulmüne mani olmaya çabalıyoruz. Bu kadarını göremiyor olmanız imkânsız. O halde tek bir seçenek kalıyor geriye: Ajandanız bizim memleketin ajandası değil. Başka bir meseleniz var. Başka bir derdiniz var. Karnınızın şişi bu yüzden inmiyor bir türlü.Hadi çuvaldız da gelsin. Yahu kardeşler. Serinkanlılıktan, sükûnetten, meseleleri sakin sakin değerlendirmekten zarar gelmez. Amigoluk yaparak geçmez hayat. Sabrımız taştı. Vurduk. Rusya güçlüydü. Masaya oturduk. Anlaşma kötünün iyisiydi sadece. Ne Rusya’yı dize getirmiş olduk ne meselelere köklü bir çözüm bulabildik henüz. Sadece vakit kazandık yeni hamleler için. Bir de kesin olarak “rejimin en küçük hareketinde tepesine bineriz” dedik. Gücümüz nispetince hatta mevcut gücümüzün de üzerinde bir performanstı ama gücümüz de bu kadardı işte.Son söz: Sevinç çığlıkları atarak ülkemizin perişan olmasını isteyenlerle elinde gazdan başka yakıt bulundurmayanlar arasında sıkışıp kalmak kaderimiz değil. Vallahi değil. Denge Rabbim, birazcık denge…
Dünya kırmızıya döndü
Dünya
Dünya kırmızıya döndü
Rusya, Esed rejimi ve İran destekli teröristler İdlib’deki sivilleri dünyanın gözü önünde katlediyor. Kah Köyü’ndeki sığınmacı kampına yapılan füzeli saldırıda çoğunluğu çocuk 15 sivil feci şekilde hayatını kaybetti. 200 bine yakın sivil Türkiye’ye doğru harekete geçti. 10 yaşındaki Hüseyin Kalaaci, saldırıyı “Çadırdayken dünya bir anda kırmızıya dönüştü. Rüyamda öldüğümü sandım” diye anlattı.
Yeni Şafak
Dünya unuttu
Dünya
Dünya unuttu
İdlib’de Esed ve Rusya’nın saldırılarından kaçanlar Türkiye sınırına yığıldı. Kızılay Başkanı Kerem Kınık ve ekibi aileleri ziyaret ederek kıyafet, battaniye, çadır ve gıda dağıttı. Dünyadan yardım gelmediğini belirten Kınık, “Koşullar çok ağır. İhmal ediliyor bu insanlar. Tabiri caizse ölüme terkedilmişler” dedi.
Yeni Şafak

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.