Nefret stajı
Yazarlar
Nefret stajı
Birinci Dünya Savaşı'nın başlangıcında, farklı coğrafyalardan gelmiş, farklı hikâyelere sahip üç adam, Mısır'ın İskenderiye şehrinde buluşmuştu: Bunlardan birincisi, Afrika'nın çeşitli yerlerinde Büyük Britanya adına savaştıktan sonra, adının karıştığı yüz kızartıcı bir skandal nedeniyle emekliye ayrılan, ancak Büyük Savaş patlak verince üniformasını yeniden giyen İrlanda asıllı yarbay John Henry Patterson'dı. İkincisi, Rus ordusu saflarında uzun yıllar savaşan -hatta 1904'te Japonlara esir bile düşen-, ardından Siyonist düşünceyle Filistin'e göç edip, savaş başlarken kendisi gibi binlerce Yahudi'yle birlikte Osmanlı yönetimi tarafından Mısır'a sınır dışı edilen bir Kafkas Yahudisi, Joseph Trumpeldor'du. Ve nihayet üçüncüsü, Karadeniz kıyısındaki Odessa şehrinde gazetecilik yaparken Siyonizm akımına kapılıp, Osmanlı İmparatorluğu'nun parçalanacağını öngörerek Filistin'de bir Yahudi yurdu oluşturmak için daha 1910'larda kolları sıvayan, İskenderiye'de de görünüşte “Russkiya Vedamosti” gazetesinin savaş muhabiri olarak bulunan Vladimir Jabotinsky idi.
Yeni Şafak
Devlet arşivinde korunuyor: Birinci Dünya Savaşı'nın tarihi belleği
Gündem
Devlet arşivinde korunuyor: Birinci Dünya Savaşı'nın tarihi belleği
Osmanlıların "Harb-i Umumi" Avrupalıların "Büyük Savaş" ve "Dünya Savaşı" adını verdikleri Birinci Dünya Savaşı'na ait çok özel belgeler, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığında özenle korunuyor.
AA
100 yıl sonra ordaydık
Hayat
100 yıl sonra ordaydık
100 yıl önce Çanakkale Savaşı’nda yaşananları dünyaya duyurmak yola çıkan İlim Heyeti'ni anmak adına İslam coğrafyasından 21 akademisyen, yazar ve gazeteci geçtiğimiz yıl bir gezi düzenlemişti. Bu geziye katılanların izlenimleri “100 Yıl Sonra İlim Heyeti Çanakkale'de” adlı kitapta biraraya getirildi.
Yeni Şafak
Yol ayrımı: Emperyalizmin yansıması olarak millîlik ve kozmopolitlik çatışması
Yol ayrımı: Emperyalizmin yansıması olarak millîlik ve kozmopolitlik çatışması
1920’de Fransızlar Şam’a girdiğinde Türkiye’de de işgal orduları vardı. Başta İstanbul ve İzmir olmak üzere memleketin üzerinde karabulutlar dolaşıyordu. O dönemi iyice anlayabilmek için bütün bir coğrafyada olan biteni bilmek gerekiyor. Aynı yıl Azerbaycan da yeniden işgal edildi. Benzer bir şekilde Mısır da dâhil olmak üzere bütün Kuzey Afrika, Mağrip’ten başlamak suretiyle Batı Avrupa ülkeleriyle mücadele hâlindeydi. İşgal bütün Osmanlı coğrafyasına yayılmaktaydı. Bu dönemde Misak-ı Millî de kabul edildi.Video: Yol ayrımı: Emperyalizmin yansıması olarak millîlik ve kozmopolitlik çatışmasıTürkiye’de Millî Kurtuluş Savaşı başlarken coğrafyamızın birçok bölgesinde benzer kurtuluş hareketlerini görebiliriz. Yine Fas’tan başlamak suretiyle Azerbaycan’a kadar Türkiye ile doğrudan alakalı olan yerlerde millî kurtuluş hareketleri, emperyalizme karşı varoluş mücadelesini örgütlemeye çalışmıştı. Fransız ordusu Şam’a girmeden önce ilk direniş hareketi Meyselun’da baş göstermişti. Fransa bu direnişi ve daha sonra da Şam’ı şiddetli bir şekilde ezip geçti. Michael Provence, Suriye’de başlayan bu hareketin 1930’ların ikinci yarısından itibaren Filistin mücadelesini etkilediğini söyler. Sömürge yönetimleri tarafından yeni devletler oluşturulsa da insanların zihninde bu sınırlar bulunmamaktadır. Provence, The Great Syrian Revolt and the Rise of Arab Nationalism adlı kitapta Suriye İsyanı’nı örgütleyenlerin eğitimlerini Osmanlı askerî okullarında aldığını da söyler. Birbirine çok yakın tarihlerde Fransızlar Suriye’de, İtalyanlar da Libya’da millî bağımsızlık mücadelesini bastırdı. Rif Cumhuriyeti de aynı tarihlerde sukut etmişti.Türkiye, Arap coğrafyası ve Kafkasya’daki olayları 1910’lardan başlamak suretiyle ilişkileri açık açık göstererek anlatan bir kitap olduğunu zannetmiyorum. Bağımsızlık mücadelelerinin kaybedilmesine birçok sebep gösterilebilir. Fakat en önemli hususlardan biri Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra her bir bölgenin kendi başına kalmasıdır. Bağımsızlık mücadeleleri bölgesel güçlü bir devlet tarafından desteklenememiştir. Her bir bölge ayrı bir mücadele verirken kendi kimliğini de inşa etmiştir. Bağımsızlıkçı fikirler ve hareketler başka bölgelere sirayet ettiği gibi sonraki kuşaklara da aktarılabilmiştir.Bağımsızlıkçı fikirler ve hareketler sonraki kuşaklar tarafından miras olarak alındığı gibi emperyalizmle işbirliğini tevarüs eden yapılar da çok güçlü ilişkiler ağı içerisinde güç inşa etmişlerdi. Bunun da karşılaştırılmalı bir şekilde incelenmesi gerekir. Bugün özellikle Türkiye’de açık bir şekilde görüldüğü gibi bir taraftan bağımsızlıkçı mücadelenin gereği olarak küresel emperyalist devletlerle çok sert bir mücadele yürütülürken içeride de benzer bir mevzilenme söz konusudur. Bazılarının iddia ettiği gibi bu cümleleri başkalarını ihanetle suçlamak için yazmıyorum. Bir süreç analizi yapmak gerekiyor. Örneğin Suriye’de Fransa’ya karşı mücadele edenlerin Türkiye’den çok şey beklediklerini biliyoruz. Hatta 1946’dan sonra manda yönetimi sona erdiğinde Halep’te Türk bayrağının dalgalanmasını duygularımızı okşayan bir olay şeklinde ele almamak gerekir. Bu olay ve daha niceleri coğrafyanın ürettiği fikirleri gösterir. Aynı anda iki eğilim varlığını sürdürmektedir.Yüz yıl önce coğrafyayı ayakta tutacak bir devlet kalmamıştı. Şu veya bu şekilde her bir bölge ve devlet kendini bugüne taşıdı. Amerika’nın 1991’de başlayan işgal sürecinden sonra özellikle devlet yapılarının ortadan kaldırılması oldukça anlamlıdır. Millî olanla gayr-i millî olan arasındaki en önemli ayrışma da bu çerçevede yaşandı. Devlet yapılarının çökmesiyle birlikte yerel unsurlar küresel güç merkezleriyle ilişki kurdu. Bunu Osmanlı’nın zayıflama sürecinde gördük. Darbelerin ortaya çıkardığı siyasî sonuçlar da benzer ilişkilere yol açmıştı. Millî olan gittikçe zayıfladı. Köklü bir geleneğe sahip olan devlet düşüncesi derinden yaralandı.Yüz yıl sonra Suriye Savaşı’nda görüldüğü üzere Türkiye, coğrafyanın yeniden parçalanmasını engellemeye çalışıyor. Bu, Irak için de geçerlidir. 1991’den sonraki dönemi, bölgenin emperyalizme karşı direnişi olarak tanımlayabiliriz. Bu dönem, fikirleri de derinden etkilemektedir. Türkiye’de yaşamakta olduğumuz “yol ayrımı” derin etkilere yol açabilecek bir gelişmedir. Bu süreç, 15 Temmuz’dan ve coğrafyamızın yüz yıllık tarihinden bağımsız değildir. Türkiye’nin mücadelesi daha başka birçok gelişmeye de sebep olabilecek güçtedir. Devlet ve millet birlikteliğinin yeniden sağlanması büyük bir gelişmedir.
* Bize bir Yavuz, bir Kanuni lazımdı. Allah onu da Anadolu’ya nasip etti. * Türkiye’yi hedef almayacaktınız. En büyük hesap hatasını yaptınız * Dostlarını, düşmanlarını bilen ve asla unutmayan bir milletiz. * “Durun” diyen düşmandır, artık durmamız intihardır..
* Bize bir Yavuz, bir Kanuni lazımdı. Allah onu da Anadolu’ya nasip etti. * Türkiye’yi hedef almayacaktınız. En büyük hesap hatasını yaptınız * Dostlarını, düşmanlarını bilen ve asla unutmayan bir milletiz. * “Durun” diyen düşmandır, artık durmamız intihardır..
Tarih geri döndü.Coğrafyanın gücü geri döndü.Yüzlerce yıl bu toprakları biçimlendiren siyasi genetik geri dördü.Güç ve akıl, merhamet ve liderlik bir kez daha havzasına yerleşti.Birinci Dünya Savaşı ile yok ettiklerini sandıkları büyük hesap sahaya sürüldü.Bütün iddialar, tezler, hatıralar raflardan indirildi.Video: * Bize bir Yavuz, bir Kanuni lazımdı. Allah onu da Anadolu’ya nasip etti. * Türkiye’yi hedef almayacaktınız. En büyük hesap hatasını yaptınız * Dostlarını, düşmanlarını bilen ve asla unutmayan bir milletiz. * “Durun” diyen düşmandır, artık durmamız intihardır..BİZ BÜYÜK MİLLETİZ, BÜYÜK COĞRAFYAYIZ.NE ANLATIYORSUNUZ SİZ!Biz Yemen’de, Kanal’da, Filistin’de, Balkanlar’ın her karesinde, Sarıkamış’ta ve Kafkaslar’da, Doğu’da ve Batı’da, Güney’in bütün köylerinde kasabalarında bunları yaşadık.Böyle bir hafızaya karşı bize ne anlatıyorsunuz? Bize öğretecek neyiniz var?Biz Türk’üz. Arap’ız, Kürt’üz, Arnavut ve Boşnak’ız, Çerkez ve Çeçen’iz..Biz Türkiye’yiz, Irak’ız, Suriye’yiz. Sudan’dan Suriye’ye kadar. Asya’nın derinliklerine kadar bir ortak coğrafyayız.DİZ ÇÖKTÜRECEKTİNİZ, KÜÇÜLTECEKTİNİZ, ÖYLE Mİ?DEAŞ gibi, PKK gibi katillerle, FETÖ gibi “Gurka”larla bize ders vereceksiniz, tarih dışına iteceksiniz, öyle mi!Etrafımızı boşaltıp, yangın yerine çevirip çepeçevre kuşatacaksınız, öyle mi!İçeride ittifaklar kurup, dışarıda cepheler kurup diz çöktüreceksiniz, öyle mi?Entrikalarla zihinleri bulandırıp siyasi körlükle aptallaştıracaktınız, öyle mi?Biz bunları anlamayacaktık, siz Türkiye’yi küçültecektiniz, öyle mi?BU SEFER YANLIŞ HESAP YAPTINIZ. TÜRKİYE’Yİ HEDEF ALMAYACAKTINIZ. HİÇ Mİ SİYASİ TARİHE BAKMADINIZ?Otuz yıldır, 1991 Körfez Savaşı’ndan bu yana adım adım devam ettiğiniz o proje şimdi çöktü işte!Irak’ı işgal ettiniz, Suriye savaşı çıkardınız, işler yolunda gidiyordu. Sıra Türkiye’ye gelmişti. Tam da “Türkiye Cephesi”ni açacaktınız. İran’dan Akdeniz’e bir cephe, bir duvar inşa ediyordunuz. Sonrasında harekete geçecektiniz. Üçüncü ülkeyi de parçalayacaktınız.Yanlış hesap yaptınız. Bunu yapmayacaktınız. Türkiye’yi hedef almayacak, tehdit etmeyecektiniz. Az da olsa geçmişe, tarihe bakacaktınız.Türkiye’yi diğerleriyle karıştırdınız. Büyük hesap hatası yaptınız. Bak işte böyle oluyormuş, o proje elinizde böyle patlıyormuş.DOSTLARINI, DÜŞMANLARINI BİLEN VE ASLA UNUTMAYAN BİR MİLLETİZ.PKK’yı kurduğunuz tarihten bu yana, Suriye savaşı çıkarıldığı tarihten bu yana bütün hesaplarınız bozuldu. Rüzgar tersine döndü. Çünkü tarih tersine dönmüştü de siz onu anlayamadınız.Çanakkale’de karşımızda kim varsa bugün yine onlar var. İstiklal Savaşı’nda karşımızda kim varsa bugün yine onlar var.Osmanlı sonrası bu coğrafyayı kim paramparça etmişse bugün karşımızda yine onlar var.Dostlarını da, düşmanlarını da bilen bir milletiz. Ve asla unutmayan bir milletiz. Bunu bir kez daha test ediyoruz. Şaşırmadık, endişe etmedik, korkmadık. Bunu bilerek harekete geçtik.TERÖRÜN PATRONU ABD, TAŞERONU AVRUPA, KUDÜS’Ü SATAN SÖMÜRGE ARTIĞI ARAP REJİMLER..Tarihleri soykırımla dolu olanlar utanmadan bize ders vermeye kalkıyor.Terörün küresel ölçekte patronu ABD, terör örgütlerinin taşeronu Fransa ve Almanya, bölgedeki bütün kirli işlerin arakasında yer alan ırkçı devlet İsrail, emperyal tecrübesini bu savaşın hizmetine sunan İngiltere, Türkiye ile amansız bir savaş yürütüyorlardı.Terör örgütlerinin arkasına gizleniyor, ülkemizi, milletimizi vuruyorlardı.Onların kuklaları, sömürge artığı Arap rejimler, bu savaşı finanse ediyorlardı. Kudüs’ü İsrail’e satan Suudi yönetimi, BAE yönetimi, “Mekke’yi de yönetin, yeter ki bize sahip çıkın” diyecek kadar alçalan Muhammed Bin Selman ve Muhammed Bin Zaid, Suriye’nin kuzeyinde Türkiye ile savaşıyordu.PKK dediğin ABD’dir, patronu odur.Terör dediğin Fransa’dır, Almanya’dır, İsrail’dir, patronu onlardır.Kırk yıldır bizi vuran terör değil, bu ülkelerdir. Binlerce insanımızı şehit eden bu ülkelerin silahıdır.Bizi aptal mı sanıyor bunlar!TÜRKİYE’Yİ VURACAKLARDI. NE YAPACAKTIK, BOYUN BÜKÜP TESLİM Mİ OLACAKTIK?Hep beraber sınırlarımızda terör orduları kuruyorlar, büyük savaşa hazırlık yapıyorlardı. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra ikinci kez bizi vurmaya hazırlanıyorlardı.Bize terörle mücadele diyorlar, kendileri terör üzerinden bizi vuruyorlardı. Suriye ile Türkiye arasında yüzlerce kilometrelik kalın duvarlar kuruyorlardı.Ne yapacaktık? Bir ülke ne yapardı?Teslim mi olacaktık? Razı mı gelecektik?Boynumuzu büküp bizim için takdir edecekleri kadere rıza mı gösterecektik? Gözümüzün önünde büyüyen savaş hazırlığını seyir mi edecektik?BARIŞ PINARI HAREKATI’NA KARŞI OLAN HER ÜLKE TERÖRÜN ARKASINDA. BU YÜZDEN HEDEF SENSİN TÜRKİYE..Bugün Türkiye’ye baskı yapan, Barış Pınarı Harekatı’na tavır alan, Türkiye’yi durdurmaya çalışan her ülke, terör örgütlerinin, PKK’nın ve DEAŞ’ın arkasındadır.Bugün Türkiye’nin teröre karşı mücadelesine, kendini savunma çabasına karşı olan her ülke, Türkiye ile örtülü bir savaş yürütmektedir. Her PKK saldırısı onların saldırısıdır.Karşımızdasadece terör örgütleri yok, arkasındaki çokuluslu cephe var. Ülkemizi teröre karşı değil, onlara karşı savunuyoruz. Bu savaş Maraş’a, Sivas’a, Anadolu içlerine gelemesin diye savunuyoruz.Onlara anlatacak hiçbir şeyimiz yok. Her şeyi biliyorlar. Sadece Türkiye’ye düşmanlık ediyorlar. Her şeyi bile bile yapıyorlar.Bu yüzden hedefleri sensin Türkiye.. ASLA VE ASLA DURAMAYIZ. VAZGEÇMEMİZ İNTİHAR OLUR.İran sınırından Akdeniz’e uzanan “ikinci İsrail”i kuracaklardı. Buradan yıllarca Türkiye’ye ve bütün bölge ülkelerine saldırıp duracaklardı. Sadece ülkemizi değil, coğrafyaya yönelik bu büyük kumpasa da engel olmak için yola çıktık.Asla ve asla duramayız. Durursak biteriz. Her türlü zorluğa katlanacağız ve bunu başaracağız. Türkiye’yi, Anadolu’yu koruyacağız.Tekrar edeyim: Ateşkes yap diyen her ülke, her lider PKK’yı koruyor. Bu müdahaleyi durdur diyen her ülke, her lider aslında PKK’nın arkasına gizlenerek Türkiye’yi vuruyor.Asla geri dönemeyiz. Dönersek bir daha gidemeyiz, ayağa bile kalkamayız. Bir daha o direnişi kuramayız. BİZE YAVUZ LAZIMDI, BİR KANUNİ LAZIMDI. ALLAH BUNU DA ANADOLU’YA, COĞRAFYAMIZA NASİP ETTİ.Tarih, zor kararlar alınarak yapılıyor. Coğrafya zor kararlarla, bedel ödeyerek korunur. Selçuklu da, Osmanlı da böyle yaptı.Tarih döndü, siyasi genetik döndü. Bize harita ile gelenlerin masasını devirme vakti. 20. Yüzyıl’ın başında yaşadığımızı bir daha asla yaşamayacağız.Türkiye için yükseliş dönemi başladı.Tam bu dönemde bize Yavuz lazımdı, Kanuni lazımdı. Allah bunu da bize, Anadolu’ya, coğrafyamıza nasip etti. İşte bu da bizim harita cevabımız.O dosyaları koltuğunuz altına kıstırıp gidin bakalım…Unutmayın, biz daha yeni başladık.
Kafkaslar ve Orta Asya üzerinden ekonomi güvenliği tartışmaları
Kafkaslar ve Orta Asya üzerinden ekonomi güvenliği tartışmaları
Küresel risklerin arttığı ve bölgesel baskıların yoğunlaştığı bir dönem yaşıyoruz. Eski adı ile İpekyolu, modern yaklaşım ile “Kuşak ve Yol İnisiyatifi” olarak adlandırdığımız rota üzerindeki ülkeler pek çok gelişmeye gebe görünüyor. Dahası dünyanın ekonomik ağırlık merkezi Batı’dan Doğu’ya kaydıkça, rota üzerindeki doğal kaynak zengini ülkeleri zor günler bekliyor.Video: Kafkaslar ve Orta Asya üzerinden ekonomi güvenliği tartışmalarıTİCARET SAVAŞININ GÖRÜNMEYEN ARKA PLANITrump’ın başkanlık ofisine gelir gelmez yaptığı ilk işlerden birisi ABD’yi çok taraflı ticaret antlaşmalarından çekip Çin’e karşı başlattığı ticaret savaşı oldu. Ticaret savaşı her ne kadar teknik olarak iki ülkenin birbirlerine karşı verdikleri ticaret açığı üzerinden yorumlansa da son durum çok daha farklı bir sebebi içeriyor. Soğuk Savaş’ın ardından sona eren çift kutuplu dönemi iyi değerlendiremeyen ABD, küresel ekonomik ve siyasi gelişmelerin neticesinde çok kutuplu hale gelen yeni dünya düzeninde eski gücüne kavuşmak için yoğun bir politika işletiyor. Açıkçası ben her ne kadar buna “politika” diyerek yumuşatmaya çalışsam da ABD’nin uyguladığı stratejiler dönem dönem savaşın da ötesine geçecek sertlikleri içeriyor. Trump bu stratejiye seçim kampanyasında “Make America Great Again” (Amerika’yı yeniden güçlü hale getirmek olarak ifade edebiliriz) demişti.ABD’nin yeniden güçlü hale gelmesi ve potansiyel rakiplerini elemine etmesi için karşısında dört büyük problem var. Bunlardan birisi Avrupa Birliği. Trump yönetiminin Brexit’e verdiği açık destek Avrupa Birliği’ni karıştırmaya yetti. Bir diğer sorun Çin. ABD her ne kadar ekonomik maliyetler ödese de bir yandan Çin’i ekonomik olarak sıkıştırıyor, diğer yandan da bölgesel olayları tetikleyerek veya destekleyerek coğrafi bir kuşatma yapıyor. Kuzey Kore, Hong Kong ve Orta Asya’daki son dönem yaşanan yüksek tansiyon bunu gösteriyor. Önemli sorunlardan bir tanesi ise Hindistan. Uzun yıllardan bu yana sakin gibi görünen Keşmir konusunun yeniden alevlenmesini dikkatle izlemek lazım. ABD’nin dördüncü problemi ise Rusya. Putin ile beraber yeniden sahaya dönen Rusya başta Ortadoğu olmak üzere ABD’nin kontrol altında tutmak istediği coğrafyalarda önemli aksiyonlara imza atıyor. Hal böyle olunca da ABD, Rusya’nın yakın coğrafyasına yönelik yeni stratejilerle bölgede faaliyet gösteriyor.DOĞAL KAYNAK ZENGİNİ ÜLKELERE DİKKAT!Savaşlar uzun vadeli ekonomik çıkarları maksimize etmek için kısa vadede harcama yapılan olaylardır. Tarih kitapları stratejik öneme sahip ticaret yolları ve yüksek hacimli ticareti olan şehirlere sahip olmak için yapılan savaşlara ilişkin çok sayıda kayıt içerir. Hatta tarihçiler arasında Birinci Dünya Savaşı’nın Ortadoğu petrolleri, İkinci Dünya Savaşı’nın ise Hazar petrolleri için çıktığına yönelik yorumlara sık sık rastlanır. Savaşların görünen amacı bu kadar açık olmasa da savaş anındaki stratejiler ve sonrasındaki paylaşımlar bu savı destekler nitelikte.Bugün de benzeri bir şekilde Rusya’nın etrafındaki coğrafya başta olmak üzere zengin doğal kaynağa sahip ülkeleri ve ticaret rotaları üzerindeki stratejik önemdeki başkentleri belirgin riskler bekliyor. Ülke liderlerini değiştirmeyi amaçlayan olaylar ile çıkar dengelerini değiştirecek adaylara alan açacak demokrasi dışı süreçlerin gündeme gelmesi muhtemel görünüyor. Böyle bir sürecin engellenmesinin sadece söz konusu ülkeler için değil aynı zamanda bölge ve nihayetinde küresel barış açısından büyük önem taşıdığı aşikar.FİTİLİ KİM ATEŞLER?Demografik olarak karışmaya/kaşınmaya müsait olan ve ekonomik gücün el değiştirmesinin siyasette kırılgan etki etmesi muhtemel ülkelerdeki istikrarın her şeyden önemli olduğu bir dönemdeyiz. Kendi kendisini finanse edecek bir savaşın fitilinin ateşlenmesi için zengin kaynak sahibi ülkelerden daha uygun bir seçenek de yok. O halde küresel aktörlerin uzun vadede kendi ekonomi güvenliğini sağlamak için Orta Asya ve Kafkasya’daki ülkeleri ateşe atmaktan çekinmeyeceğini göz ardı etmemek gerekiyor.
Çağımızın karşıtlıkları çok daha derin talepler üzerinden kurulacak
Selçuk Türkyılmaz
Çağımızın karşıtlıkları çok daha derin talepler üzerinden kurulacak
Tanzimat sonrasında ortaya çıkan ve günümüze kadar ulaştığını zannettiğimiz fikir hareketleriyle ilgili olarak devamlılıklardan mı bahsetmeliyiz yoksa dönemleri kendi içinde mi değerlendirmeliyiz? Eğer dönemler kendi içinde değerlendirilirse ortaya çıkan devamlılık ve sürekliliklerle birlikte yaşanan büyük farklılıklar sağlıklı bir değişime mi işaret ediyor? Ya da artık yeni bir durum mu geçerlidir? Bu sorular örneklerle açıklanmazsa fazla bir anlama sahip olmayacaktır. Örneğin Batılılaşma sürec...
Irkçılığın mazereti kabahatinden büyük
Yasin Aktay
Irkçılığın mazereti kabahatinden büyük
Bir süre önce katıldığım bir sohbet meclisinde “Irkçılık bir hastalıktır” diyerek başladığım konuşmamın hemen başında katılımcılardan birisi hemen itiraz ederek sözümü kesti. İtiraz gerekçesine ise aslında tamamen katılıyordum: Hastalık diyerek onu masumlaştırma ihtimali var ırkçılığı. Oysa ırkçılık herşeyden önce bazı insanların bile isteye tercih ettikleri bir kötülüktür. Evet, salt kötülük, ama aynı zamanda bir suçtur. İnsanlığa karşı bir suç, bugünün dünyasında genel geçer kanunlara ve norml...

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.