Bakan Soylu, suç örgütü lideri Sedat Peker’in neden koruma talep ettiğinin perde arkasını anlattı
Gündem
Bakan Soylu, suç örgütü lideri Sedat Peker’in neden koruma talep ettiğinin perde arkasını anlattı
İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, organize suç örgütü lideri Sedat Peker'e neden koruma verildiğinin perde arkasını anlattı. DHKP-C terör örgütünün tehdidi gerekçesi ile Sedat Peker'in talepte bulunduğunun altını çziden Soylu, “Koruma nasıl verildi? 2015'te DHKP-C'nin Peker'e tehdidi var. Komisyon bir araya gelerek kendisine koruma veriyor. Gerek organize suç örgütlerinin mensupları, liderleri, gerekse bu konularda iktidarı ve siyaseti istismar etmek isteyenler yanaşırlar, kendi meşguliyet alanlarını, sivil toplum örgütlerini, iş alemini oluşturmaya çalışırlar. Amaçları nedir? Sedat Peker'in korumaya mı ihtiyacı var? Amacı ne? Tam da bahsettiğimiz.” dedi.
Diğer
İyi ama neden?
Gökhan Özcan
İyi ama neden?
Birilerinin bilgi sahibi olmak için yıllarını, belki de ömürlerini harcadığı meselelere iki dakika içinde, hatta o kadar bile uzun olmayan bir süre içinde hakim olabileceğinize inanabilir, bu inançla günde bir kaç ton atık tez üretebilir ve diğer insanların da bunları kabul etmesini bekleyebilirsiniz. İyi ama neden?Her sabah tuttuğunuz tarafın yediği haltları otomatikman savunmak, karşıt olduklarınızın iyi kötü her yaptığına bir kötülük kulpu takmak üzere hazır kıta bir bekleyen bir psikoloji il...
Sigarada kansere yol açan 81 neden var
Hayat
Sigarada kansere yol açan 81 neden var
Bilinen en önemli hastalık ve erken ölüm nedeni sigara, sadece içen kişi için değil, aynı ortamda dumanını soluyanlar için de tehdit oluşturuyor. Dr. Nevin Fazlıoğlu "Kanserin ortaya çıkmasını kolaylaştırıcı 4 binden fazla kimyasal madde bulunan sigarada, nikotin, karbonmonoksit ve katran gibi en az 81 tanesinin doğrudan kansere neden olduğu da ispatlanmış bir gerçek" dedi.
DHA
Vahy ve nedensellik (esbab-ı nüzul)
Yasin Aktay
Vahy ve nedensellik (esbab-ı nüzul)
Kur’an’ın vahyedilişinin 23 yıl gibi uzun bir süre içinde gerçekleşmiş olduğu malum. Bu 23 yıllık süre bir peygamberin inanç mücadelesi verdiği dolu dolu bir bir hayat.İlk etapta kula kulluk karanlığında, yaratılış amacından uzaklaşarak yoğun bir cahiliye içinde yaşamakta olan, ataları da uyarılmamış bir topluluğu karanlıklardan aydınlığa çıkarmak üzere verilen, sıkıntılarla dolu bir mücadele.Yalanlama, aşağılama, inat ve inkarla karşı karşıya kalan küçük bir inananlar topluluğunun yaşadığı sıkıntılar, işkenceler ve bu yaşanılanlarla önceki nesiller, peygamberlerin yaşadıkları arasında kurulan bağlar ve süreklilikler.Böylece Mekke’de sonradan da Medine’de yaşanılanlarla o zamana kadarki insanlık tarihi arasında kurulan özdeşlikler. Kendi zamanına, gücüne, aklına, sanatına çokça güvenen, bununla böbürlenen bir topluluğa da tarih içindeki nice toplulukla benzerliği hatırlatılarak sıradanlığının gösterilmesi.Kur’an’ın Müminlere de inanmayanlara da tarihsel bir süreklilik hissi vermek üzere anlattığı geçmiş peygamberlerin veya insanların kıssalarını Mekkeli müşriklerin kayda değmez, bizimle alakası olmayan “geçmişlerin masalları” (esatiru’l-evvelin) diye nitelemeleri altı çizilmesi gereken önemli bir tepki. O müşriklerin tapındıkları, birer kült haline getirdikleri ve Kabe’de de timsallerini dikmiş oldukları kendi geçmiş kahramanlarını da Kur’an kendilerine bile bir yararı veya zararları dokunmayan kendi isimlendirmelerinden ibaret boş putlar olarak tavsif etmişti.Geçmişte neyin önemsenip neyin önemsenmeyeceğine ve tarih kılınacağına dair tercihin kuralını ifade eden tipik bir bakış açısıdır bu. Bugün için de, Batı dünyasının Batılı olmayanların tarihini önemsiz sayması, batılı olmayan halkları “tarihsiz insanlar” diye nitelemesinin ardındaki ideolojik saik hakkında son derece aydınlatıcı bir bakış açısı.23 yılın içinde yaşanılan olaylarla bir diyalog içinde inen Kur’an ayetleri tam da, bu yüzden ciddi bir esbab-ı nüzul ilminin de konusu olmuştur. Esbab-ı nüzul yani ayetlerin inişine sebep olan Peygamber’in veya etrafındakilerin yaşadıkları.Malum, tefsir ilminin önemli bir alanı esbab-ı nüzulle ilgilidir. Bazı ayetlerin iniş hikayelerinin bilinmesi ayetlerin tamamının böyle bir iniş sebebi olduğuna dair genel bir kabul oluşturmuştur.Kur’an’a tarihselci yaklaşımın iddialarını en çok besleyen alan da bu kabul ve esbab-u nüzul rivayetleri olmuştur. Bu iniş sebepleri hikayeleri üzerinden Kur’an kelamının gökten nazil olduğu kadar yerden de yükselen bir vahiy olduğu bile söylenmiştir. Allah’ın vahyi ile insanların yaşadıkları arasında bir diyalog hatta diyalektik resmi çiziliyor bu durumdan.Ancak esbab-ı nüzul ilmiyle ilgili bir sorun, bütün ayetlerin iniş sebebinin bilinmiyor olmasıdır Ayetlerin iniş tarihi ve zamanı bilinse bile bu ayetlerin inişine sebep olan olayların hepsi bilinmez. Hatta aslında çok az ayetin iniş hikayesi bir “esbab” ilişkisi kurulabilecek kadar biliniyor. Elimizdeki kitap Allah’ın gerçekten de belli bir dönemde yaşamış insanların kendi başlarına veya peygamber ve inananlarıyla yaşadıkları üzerine 23 yıl içinde söylediklerini ve hükmettiklerini içeriyor.Aslında vahyin inişiyle ilgili esbabın etkili olduğunu düşünmek İmam Gazzali’nin itiraz ederek işaret ettiği nedensellik kuralına müracaat etmeyi de gerektiriyor. Allah’ın vahyini indirmesi için bir sebebe bağlı olduğunu düşünmek gerekmiyor bu düşünceye göre. Hatta vahyin inişi için bir sebebe bağlı olduğunu düşünmek ciddi bir sorun oluşturuyor ki, bir çok müfessir bu itirazı dillendirmiştir.Allah’ın bu kitabı veya ayetlerini 23 yıl içinde indirmeye karar vermesi insanların insanlık sınırları içinde daha iyi anlamalarını temin etmek üzere bir ilahi lütuf, ancak sebepleri de sonuçlarını da yaratan, önceyi de sonrayı da bilen ve hükmeden Allah’ın kendi vahyini indirmek için bile bir sebebe bağlı olduğunu düşünmek bu düşünceye göre Allah’ı tanımamak anlamına geliyor.Elbette vahyin iniş bağlamını, ortamını bilmenin ayrı bir değeri ve anlamı vardır. O olaylar ve bağlam iyi anlaşıldığında vahyin konuştuğu dil de daha iyi anlaşılmış olur, böylece kastına da daha fazla yaklaşılmış olur. Vahy hakkında her türlü tarihi, semantik, linguistik bilginin mutlaka bir faydası vardır. Sorun vahy ile onun nazil olduğu ortam arasında nedensel bir ilişki kurmakta ve bu ilişkide vahyin bir sebebe tabi olduğunu düşünmekte. Böyle olunca, haşa Allah’ın herhangi bir insanın herhangi bir sorusuna göre olumsal olarak, yani o soru (sebep) olmasa olmayacak şekilde, bir tepki vermiş olduğu varsayılmış olur. Bu durumda başka olaylar yaşanmış olsa, elimizdeki Kur’an metni de bambaşka bir içeriğe sahip olurdu, dolayısıyla bu Kitab’ın bu şekilde olması rastgeledir demekten farksızdır.Bu arada, bir çok ayet veya surenin hiçbir sebep görünmeksizin, tek taraflı ilahi bir kararla indirilmiş olduğuna dair rivayet ve işaretlerin de çok fazla olduğunu kaydetmek gerekiyor. Yani vahy her zaman bir olay üzerine, bir soruya veya olaya cevap olarak inmemiştir, bilakis çoğu kez durduk yerde ilahi takdir ile indirilmiştir. Bir sebep görüntüsü veren olayları ise vahyin kendisiyle bir bütün olarak düşünmek gibi bir inanç yolu vardır ve inanan için bu yol çok daha sağlam ve sağlıklı bir yoldur.Neticede vahyin cevap verdiği olaylarla bir bütün olarak bugün, niçin indiğine bakma ihtiyacı hissedilmeksizin, bize söyleyeceğini en canlı ve en etkili bir biçimde söylemeye devam ediyor.
Test sonucunu beklemeden hastaneden kaçan koronavirüs şüphelisi vatandaş evde yakalandı
Koronavirüs
Test sonucunu beklemeden hastaneden kaçan koronavirüs şüphelisi vatandaş evde yakalandı
Malatya'da koronavirüs semptomları göstermesi nedeniyle hastaneye başvuran kişi, sonucun çıkmasını beklemeden hastaneden kaçtı. Hastane, polis ekiplerini alarma geçirdi. Evinde bulunan koronavirüs şüphelisi vatandaş, sağlık görevlileri ve güvenlik güçleri tarafından ambulansla yeniden hastaneye götürüldü.
IHA
Dünyaya geldim gitmeye
Dünyaya geldim gitmeye
Sorularımızla varız, cevaplarımızla insanız, cevabımızın uğruna ödediğimiz bedel kadarız. Sorularımız kimliğimize dair ipucu verir bize cevaplarımız ayna tutar, verdiğimiz cevaba muvafık yaşayışımız bizi insan kılar. Sorularımızın büyüklüğü kadardır çapımız; cevaplarımızın hakikatle irtibatı kadardır ızdırabımız ve o ızdırabı hayatımıza aksettirebildiğimiz nispette kıvam tutan bir şeydir kemâlatımız.Video: Dünyaya geldim gitmeyeBir sorgu odasında, bunaltıcı ışıklar altında, iyi ve kötü polisçilik oyununun orta yerinde, o ya da bu sebepten yanlış yahut çelişkili bir cevap ile kendisini ele veren suçlular vardır ya hani, işte o hesap. Sorularımız ve cevaplarımızla kendimizi ele veririz fakat başkasına değil kendimize. Ayna tutar, “kim”liğimizden haber verir bize suallerimiz ve cevaplarımız. Soru sadece bir başkasına sorduğumuz şey değil, bilakis ve aslında kendimize sorduğumuzdur. Çünkü insan ancak sorularıyla fark edebilir kendisinin kendisinden bir başkası olduğunu. Bir başkasıyla tanışma ihtiyacı ancak bu şekilde ortaya çıkar ve bir başkası dediğimizde ifade ettiğimiz bizden gayrı yeryüzünde yaşayan bütün insanlardan ziyade bizzat biziz, kendimizizdir. Kalbi çınlasın Dücane Cündioğlu’nun. Kendisinin kendisinden bir başkası olduğunu fark eden insan aramaya başlar ve özlemeye kendisini... Hele bir de “ben kimim” sualiyle başlayan macera “kim benim?”e gelip dayanırsa, işte o zaman ayıkla taşın pirincini.Bir yanın der ki: Mansur ene’l Hakk söyledi Mansur değil can söyledi/ Can içre canan söyledi keşf eyleyip esrarını.” Bir yanın karşı çıkar: “Dava-yı Mansur eyleyen kande göster dârını/ Sen seni yok eyledin ya kimden aldın vârını.”Biz ontolojik ızdıraplar içre kriz ve entelektüel buhranı yaşayan cins kafa namzetleri değiliz, küçük kimseleriz. Kaldı ki modern çağın cins kafalarının ekseriyetinin dahi sualleri şol sebepten ya fazlasıyla mirastır yahut alabildiğine artistik. Cevapları ya bedeli ödenmemiş kadim bir ezbere yaslanır yahut hazmedilmiş süsü verilen bir başka ezberin uyarlanmış terennümüne.İddiamız yok, küçük kimseleriz biz, “Nereden geliyorsun?” diye bir soran olsa cevabımız geldiğimiz semtten ibarettir; “Nereye gidiyorsun?” denildiğinde Allah’tan başka her şey gelebilir aklımıza. Buraya niçin geldin deseler “‘Ben gizli bir hazineydim bilinmeyi sevdim’ buyuran Rabbimin muradınca...” diye devam edecek bir çileyi gözlerimiz yaşararak susmayız ve “Sen kimsin” diyecek olsalar ismimiz ve soyadımızdan başka bir şey gelmez aklımıza.Bir muhabir elinde mikrofonla sokak ortasına çıksa ve karşılaştığı insanlara; “Sen kimsin, nereden geldin, nereye gidiyorsun, dünyaya niçin geldin” diye sorsa alacağı cevaplar neler olurdu? Biraz biliyorum gerçi. Doksanlı yıllarda yaptığım ilk televizyon programı için Ankara’da böylesi röportajlar yapmıştım. Elinde mikrofon, yapacağı iki röportajla dünyayı değiştireceğine inanan toy ve atanamamış bir Sokrates’im o vakitler. Soruyorum “Sen var mısın?” Cevap: Varım tabii! İspat eder misiniz? Karşınızda duruyorum ya. Ama şu ağaç da karşımda duruyor. Evet o da var. Peki ağaçla sizin varlığınız arasında bir fark olması gerekmez mi? Zınk!Soruyorum: Niçin yaşıyorsunuz? Üniversiteyi kazanmak için. Kazanınca ölecek misiniz? Zınk!Yaşlandıkça öğreniyor insan; bu soruları başkasına sormanın ukalalık, kendine sormamanın ahmaklık olduğunu ve korkarım biraz daha yaşlandıkça anlayacak; sormak ve cevaplamaktan ziyade asıl gerektiği gibi olamamanın boşa geçmiş bir ömür manasına geleceğini.Haydi beklemeyelim o muhabiri ve hemen şimdi kendimize soralım: “Ben kimim?” İsmimiz, doğduğumuz şehir, mesleğimiz, cinsiyetimiz, anne babamız, çoluk çocuğumuzdan bahsetmeden cevap verelim bu soruya bakalım ne diyebileceğiz. İlave edelim peşinden: “Nereden geliyorum?” Cevabı gidebildiğimiz en eski hatıraya kadar götürelim, Bezm-i Elest’e mesela, tâkat getirebilecek olanlar daha da eskiye gitsinler gidebilirlerse. Bir tokat gibi patlasın yüzümüzde bunun peşi sıra sorunun diğeri: “Nereye gidiyorum?” Yatağa düşelim cevap verirken, hastalanalım, Azrail gelsin başucumuza, dilimizdeki son sözün ne olacağını tefekkür edelim, musallaya götürsünler sonra bizi, toprak atsınlar üstümüze, çekip gitsin sevdiklerimiz, kalalım kendimizle bir başımıza mezarımızda. Ama durun bir dakika, mezara gitmiyoruz biz, sonrası var ve sonrası ve ötesi, ötesi... “Nereye?” Bitmez ki canına yandığım! Bir soru daha soralım kendimize hâlâ mecalimiz kalmışsa: “Bu dünyaya niçin geldim?” Kıvranalım biraz cevabın ağırlığı altında, o ayet-i celile gelsin aklımıza, bu hadis-i şerif yetişsin imdadımıza, filan menkıbe, falan vecize... Bu soruları daha önce kendimize hemen hiç sormamış olduğumuzu cevaplarımızın acemiliğinden anlayalım ve niçin bu soruları kendimize daha önce sormamış olduğumuzdan kocaman bir soru yapalım. Bu soruları kendisine sormayıp cevap veremeyenin nasıl ben insanım diyebileceğinden bir başka soru yapalım sonra. Hani bu sorulara vermemiz gereken cevapları ezberlerimizden süzerek verdik ve bir parça olsun vicdanımızı rahatlattık ya. Durmayalım orada ve en son bir soru daha soralım: “Allah’ı bilmek ve kulluk etmek için dünyaya gönderilmiş ve Allah’tan gelip Allah’a gitmekte olan bir insanın yaşaması gereken hayat mıdır benim yaşadığım?”Bu yazı İbrahim Hakkı hazretlerinin nutk-ı şerifindeki bir mısradan doğdu: “Dünyaya geldim gitmeye”. Ne kadar net bir ifade!İnsan bir soruya cevap veremiyorsa hiç olmazsa tersinden, kâmil zıddından sorar soruyu da cevabın ne olduğunu böylelikle anlamaya çalışır. “Dünyaya niye geldim” sorusuna verecek net bir cevabı olmayan kişi soruyu hiç olmazsa şöyle sormalı değil mi: “Dünyaya neye gelmedim?” Cevap çok basit: Kalmaya!Bütün sorular ve cevaplar bir yana gitmeye geldiğimiz dünyada hiç bir şey yapamıyorsak kalmayacak gibi yaşasak biraz insan olurduk belki.
Mersin'de karaya vuran dev balinanın ölüm nedeni belli oldu
Gündem
Mersin'de karaya vuran dev balinanın ölüm nedeni belli oldu
Mersin’de geçtiğimiz hafta ölü olarak karaya vuran dev balinanın büyük bir gemi çarpması sonucu öldüğü belirlendi. Balinanın çarpma sonucu sol pektoral yüzgecinde radius ve ulna kemiklerinde ciddi kırıklar oluştuğu, iç bölgelerinde ise kanamalar meydana geldiği tespit edildi. Ayrıca dünyanın en büyük ikinci balinası olan balığın en az 10 gün süreyle denizde ölü kaldığı bildirildi.
IHA
Rusya'da askeri helikopter düştü: 3 kişi öldü
Dünya
Rusya'da askeri helikopter düştü: 3 kişi öldü
Rusya'nın Leningrad bölgesinde "Mİ-8 tipi" askeri helikopterin düşmesi sonucu 3 asker hayatını kaybetti. Olayla ilgili soruşturma başlatılırken, kazaya teknik arızanın neden olduğu tahmin ediliyor.
AA

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.