Kripto paranın caiz olup olmaması
Kripto paranın caiz olup olmaması

Hocam Selamün Aleyküm sorum şöyle:

Paranın dünya tarihinde değiştiği ve değiştikçe paranın kontrolünün ve faizli dünyanın da bu parayı kontrol edenlerin elinde olması münasebetiyle değişen dünyada paranın da değiştiği görülmektedir. İslam camiasının içinde bulunduğu durum ve özelde ülkemiz Türkiye göz önüne alındığında kripto paraların da gelecekte rezerv para olarak aynen dolar gibi bütün dünyada kullanılması öngörüsü olduğu dikkate alınarak kripto paralar dediğimiz ve bazı dünya ülkelerinde resmiyet kazanmış olan İsviçre ve Mali gibi ve ülkemizde Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın değindiği ve Sayın Berat Albayrak’ın da üzerinde durduğu ve Diyanet İşleri Başkanımızın da söylediği üzere Müslüman ülkelerin öncelikle maddi özgürlüğe sahip olması gerektiği göz önüne alınarak ve bu kripto paraların ülke ekonomisini canlandıracağı ve dolar baskısından güzide ülkemizin kurtarılması adına hamle olabileceği göz önüne alınarak kripto paraların caiz olabileceğini söyleyebilir miyiz.... Eğer söylersek gerekçesi İslam’a göre nedir, eğer söyleyemezsek İslam’a göre gerekçesi nedir açıklayabilir misiniz teşekkür ederim?

Cevap:

Kripto paranın lehinde ve aleyhinde, geleceği, nasıl yapıldığı/üretildiği konusunda, fıkha göre hükmü ve durumu hakkında onlarca yazı okudum. Aşağıda paylaşacağım çalıştay bilmeden değil, bilerek konuşanların söylediklerini içeriyor ve bence oldukça aydınlatıcı. Sonuç kısmına da, işaret edilen sakıncaları ortadan kalkmadıkça katılıyorum (Haberin kaynağı: www.irfanhaber.com › Yazarlar › Rıfat Oral).

Helal Finans Açısından Dijital-kripto Paralar Çalıştayı (7 Mart 2020)

Çalıştayda önce para ve tarihi üzerinde durulmuş, sonra dijital kripto para ve günümüzdeki yapısı üzerine yoğunlaşılmış. Buna göre;

1-Para, mal mübadelesini kolaylaştıran ve hızlandıran bir araçtır. Önceleri mal para ile takas yapılıyordu. Sonra madeni para icat edildi. Altın ve gümüş paralar... Bunlar dışında bakır ve demir paralar. Sonra kağıt paralar tedavüle girdi. Bunlarla birlikte çek, senet gibi değerli evrak, ayrıca kredi kartı, para yanında kullanılan diğer aracılardır (mal ile para arasında aracı enstrümanlar).

2-Günümüzde sermaye; mali piyasada bulunmakta ya da mali piyasanın kontrolünde bulunmaktadır. Şu anda cebimizdeki ve piyasadaki para, 150 milyar. Ama bankalardaki para 1, 2 trilyon. Toplam para 1,5 trilyondur. Yani paranın/sermayenin % 85 i bankalarda. Bir başka tabirle paranın % 15 i piyasada (ticari piyasada), % 85 i bankalarda (mali piyasada).

(Dünya sermayesini elinde tutan, Rocshild ailesinin parasının ise 25 trilyon olduğu ifade ediliyor.)

3-Bankalarda kaydî para bulunmaktadır.

Kaydi para, bir bilim adamının benzetmesi ile şuna benzer; Bir yerde 3 sandalye var. 10 kişi onun etrafında dönüp duruyor. Ya da Ali bankaya 100.000 TL yatırdı, bunun % 20’si zorunlu rezerv. Sonra banka bu paranın 80.000 TL’sini Veli’ye ev alması için kredi olarak verdi. Veli bu parayla Kemal’den ev aldı, parayı ona verdi. Kemal bu parayı bankaya yatırdı. Banka yatan parayı tekrar başkasına kredi olarak verdi. Bu şekilde Ali’nin 10.000 TL’si bankada verilen kredilerle 1 milyona çıktı. Bu balon paraya kaydi para denir. Balon ne kadar şişerse o kadar tehlikeli olur. Bir ekonomik krizde mudiler bankaya hücum eder ve yatırdıkları parayı isterlerse işte o zaman banka kilitlenir ve iflas eder. Kaydi paranın mutlaka sınırlanması gerektiği iktisatçılarca ifade edilmektedir.

(Kaydi para, bankalarda yüzde 92’si olarak bulunuyor.)

4-Şimdi de asrımızda internete bağlı olarak yeni bir para sunulmaya çalışılıyor. Kripto paralar veya dijital kripto paralar; devletin ve dünyadaki otoritelerinden uzak, kontrol edilemez, dondurulamaz ve para transferinde aracı kurumları (bankaları) aradan çıkartan bir sistem. Bunlar olumlu yanları.

Bir de olumsuz yanları vardır ki bunlar şunlardır:

a-Blockchain, blok zinciri demektir. Bir yazılım üzerinden üretilen paraları bulma ve mübadelesini yapan blok zinciri. Blockchain (blok zinciri), sistemdir. Bu sistemden elde edilen coin (bitcoin vs.)dir.

Bloktaki bütün bilgiler, oradaki herkes tarafından görülmekte, ancak hesap sahipleri bilinmemekte, isimleri ve kaynağı meçhul. Hepsi bir kod ile bilinmekte. Bunun sonucunda bazı olumsuzluklar ortaya çıkmakta. Bunlardan birisi, kara para aklamadır.

b-Kripto para, şifreli para demektir. Her hesap sahibinin şifresi vardır. Şifreleri unutmak demek; elde edilen ya da satın alınan bütün dijital paralara bir daha ulaşılamama ve yok olma riski demektir.

c-Madencilik ile sistemdeki bazı şifreler çözülerek yazılımdaki paralar bulunmakta, bulanın malı olmaktadır. Sistemde 23 milyon bitcoin vardır. Bunlardan her biri bulundukça, yeni bitcoin bulma ve şifreleri çözme ihtimali daha da zorlaşmaktadır. Bunun için çok sayıda kişi birleşmekte, yüksek sistemli büyük bilgisayarla çalışılmaktadırlar. (İfade edildiğine göre, 0.0,1 btc kazanmak için 320 gb lık bir işlemciyle 12 ay çalışmanız gerekir.) Bu işlemcinin kurulma ve çalışma maliyeti çok yüksek. Ayrıca çok elektrik tüketmesi söz konusu. Bu sistem çok gürültülü çalışmakta ve aşırı elektrik tüketimi sebebiyle, o ortamda aşırı bir sıcaklık meydana gelmektedir. Bundan dolayı, bu sistemin evde veya ev ortamında kurulması tavsiye edilmemektedir. Sistemin madencilik yönü, büyük İSRAF yönüdür.

d-Dijital kripto paralarla ilgili hukuki düzenlemeler bulunmamakta. Buna hukuk boşluğu da denilebilir. Mesela, bu sistemdeki para hırsızlığı tespit edildiğinde cezalandırma imkanı bulunmamaktadır. Çünkü kanunda olmayan veya tanımlanmayan bir şey, hukuken suç sayılmamaktadır. Ayrıca bu tür dijital paraya sahip olanlar, bunları satmadan, gerçek paraya çevirmeden ölürlerse, miras bırakamıyorlar. Çünkü sistemin yapısı sebebiyle varislere intikali mümkün değildir. Bu da insanların paralarının kaybolması ve korunamaması demektir.

e-Dijital kripto paralar, yüksek risk taşıyan paralardır. Bir anda 1 bitcoin; 20 bin dolardan 3 bin dolara düşebilmektedir. Şu anda 8 bin dolardır. Bu da oynak ve kaygan bir yapıya sahip olduğunu göstermektedir. Bu yüksek risk, İslam hukukunda garar (aldanma) şeklinde tanımlanmıştır.

5- Bu gibi sakıncaları sebebiyle dünyadaki fetva kurumları tarafından; dijital kripto paralardan sakınılması gerektiği ifade edilmiştir. Yukarıda da ifade edildiği gibi bu dijital kripto paralar;

(1)-Yüksek risk (garar unsuru) taşımaktadırlar. Bir anda 1 bitcoin; 20 bin dolardan 3 bin dolara düşmüş, günümüzde ise bu 8 bin dolar civarındadır. Aldanma riski çok fazladır. (Bk. e ve b md.),

(2)-Aşırı elektrik tüketimi ile mal israfına, buna çok zaman ayırıldığı için zaman israfına yol açmaktadır. Bunlar için yapılan elektrik tüketimi Hollanda’nın elektrik tüketimine eşdeğer olduğu ifade edilmektedir. (Bk. c md.)

(3)-Dijital kripto para sahipleri bilinmemektedir. Çünkü her üye bir kod ile bilinmektedir. Bu sistem kara para aklama vb suçlara açık olmakta ve kolaylaştırmaktadır. (Bk. a md.)

(4)- Bu paralarla ilgili hukuki düzenlemeler olmadığı için, hesap sahipleri öldüğünde bu paralar sistemde kalmakta/kaybolmakta, miras olarak varislere intikal etmemektedir. Ayrıca dijital kripto para hırsızlığı için bir ceza bulunmamaktadır. (Bk. d md.)

(5)- Dijital kripto paralar şifreli olduğu için ((1. md) de geçtiği gibi), şifrenin unutulması anında artık bir daha o hesaba ulaşılamamaktadır, hesap sahibi bütün parasını kaybetmektedir.

Sonuç olarak, bu sisteme girmek ve kullanmak; yüksek risk taşıdığı, çok oynak ve kaygan sisteme sahip olduğu, aşırı elektrik israfına sebep olduğu ve hukuki boşluklar sebebiyle hırsızlık gibi suçlara ceza verilememesi, kara para aklamaya açık olması ve dijital para hesap sahibi öldüğünde varislere intikal etmemesi gibi sebeplerden dolayı caiz değildir.

Gelecek yazıda, bu konuda bana sorulmuş sorulara verdiğim cevabı paylaşacağım.

Dizi fetvası
Dizi fetvası

Mısır Yüksek Fetva Konseyi (Dâru’l-İftâ), geçtiğimiz günlerde yayımladığı bir ‘fetva’ ile, Türk dizilerinin izlenmemesi gerektiğini duyurdu. Açıklamada, Türkiye’nin diziler yoluyla bölgesel hegemonya peşinde koştuğu vurgulanarak, bu amaca hizmet edilmemesi noktasında Arap kamuoyu uyarıldı. Adeta siyasî bir manifesto gibi kaleme alınan ‘fetva’ metninde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Osmanlı İmparatorluğu’nu diriltmeye çalıştığı, dizileri bu amacı için kullandığı” iddia edildi. Dinî herhangi bir referansın yer almadığı duyuruda, Türk dizilerine şiddeti ve cinayeti yaygınlaştırmak, İslâm fıkhını eleştirmek ve yermek, insanları tarihî gerçekler konusunda yanıltmak gibi suçlamalar yöneltildi.

Dinî alanın tamamen devletin kontrolünde ve ordunun güdümünde bulunduğu Mısır’daki söz konusu ‘fetva’, Arap halkları tarafından ilgiyle takip edilen ve milyonlarca izleyiciye ulaşan Türk dizilerine dair alınan tedbirler silsilesinin son örneği oldu. Muhammed Mursî’nin devrilmesine Türkiye’nin açıkça karşı çıkmasından sonra, resmî ağızdan ilk kez Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi’nin dile getirdiği “Türk dizileri izlenmesin” fikri, 2018’de Arap dünyasının en büyük özel televizyon kanalı -Suudi sermayeli- MBC tarafından fiiliyata geçirilmişti: Önce Türk dizilerini yayından kaldıran MBC, geçtiğimiz yıl da “Ateş Krallıkları” (Memâliku’n-Nâr) adlı bir diziyle, Osmanlı İmparatorluğu’nu karalamaya çalışmıştı. Tunus’ta çekilen ve 17 Kasım-9 Aralık 2019 tarihleri arasında yayınlanan dizi, Yavuz Sultan Selim döneminde Mısır’ın Osmanlılar tarafından fethini anlatıyor, bunu yaparken de Osmanlı’yı “işgalci”, “zalim” ve “zorba” bir devlet olarak tasvir ediyordu. Dizinin Birleşik Arap Emirlikleri tarafından finanse edilmesi de, elbette sürpriz değildi.

(Arap dünyasında “Türkiye etkisi”nin kırılması için başlatılan devlet hamleleri bağlamında, Suudi Arabistan’daki ders kitaplarının yeniden düzenlendiği ve Osmanlı İmparatorluğu’nun “işgal gücü” olarak tanımlandığıyla ilgili yazım, 28 Ağustos 2019 Çarşamba günü yine bu köşede yayımlanmıştı.)

Devletlerin getirdiği resmî yasaklara ve yayımlanan sözde fetvalara rağmen, Türk dizileri, Arap dünyasında hâlâ geniş kitleler tarafından çılgınlar gibi takip ediliyor. İnternetin sağladığı imkânlar sayesinde, bu dizileri tamamen yasaklayabilmek de mümkün değil zaten. MBC olmasa da, Youtube var.

Peki, Araplar, Türk dizilerinde ne buluyor da böylesine seviyorlar? Aslında bu soruya tek bir cevap vermek oldukça zor. Çünkü çok çeşitli diziler, çok çeşitli içerikler, çok çeşitli izleyicilerle buluşuyor. Genel manzarayı göz önüne aldığımızda, Türk dizilerinin revaç bulmasında, başlıca şu nedenlerden söz edilebilir: Her şeyden önce, dizilerin çekiminde ve sunumunda -Arap dünyasındaki benzerleriyle kıyaslanamayacak derecede- çok ciddi bir kalite var. Buna, dizilerin çekildiği tarihî ve doğal mekânların güzelliğiyle, oyuncuların izleyicilere fiziksel anlamda çekici gelmesini de eklemek gerekir tabi. İstanbul’u ziyaret etmeyi planlayan Arap turistlere sunulan paket turizm programlarında “meşhur dizinin çekildiği köşk”, “falanca dizide gördüğünüz köy”, “filanca artistin yaşadığı yer” gibi başlıklar eklenmesi de bu nedenle. Kendim de bizzat şahit oldum: Topkapı Sarayı, Ayasofya, Sultanahmed vs. gibi mekânlardan önce, Boğaz’da film setine dönüştürülmüş yalılara koşan Arap çok. Dizilere rağbeti arttıran iki diğer unsur da aksiyon ve nefsânî unsurlar olarak sıralanabilir. “Hem Müslüman hem Batılı” imajımızın dizilere yansımış hali, Arapların hem dikkatini hem de iştahını kabartıyor. Türkiye’ye akın etmelerinde de bu nokta önemli: Bilhassa İstanbul sevapla günahın aynı anda ve özgürce işlenebildiği bir şehir, Arapların gözünde.

Arap hükümetlerinin ve devletlerinin halklarını yönlendirme noktasındaki adımları, bugün sınırlı bir düzeyde kalacaktır. İstedikleri tesiri meydana getiremediklerinin, onlar da farkında. Ancak uzun vadede, bugünkü yıkıcı ve parçalayıcı politikaların, Müslüman dünyadaki kardeşliği ciddi biçimde örseleyecek etkiler meydana getireceğinden endişelenebiliriz. Devletlerinin negatif propagandasına sürekli maruz kalarak büyüyen bugünün Arap çocukları, on yıllar sonra, acaba müşterek tarihimize ve Osmanlı İmparatorluğu’na hangi zaviyeden bakacak? Bu sorunun cevabı, maalesef önemli riskler barındırıyor.

Ne yapmak gerekir? Yapılacak şey, oldukça basit ve yalın: Her alanda hiç durmadan üreterek, diktatör yönetimlerin korktuklarını başlarına getirmek. Onların korkularına, tabir-i câizse, lâyık olmak.

Kurbanla ilgili önemli birkaç mesele
Kurbanla ilgili önemli birkaç mesele

KURBANIN ETİNİ SATMANIN HÜKMÜ

Kurban sırf Allah’ın rızası adına yapılan bir ibadet olduğu için, kurban kesenin kendi kurbanının etini paraya çevirip kullanması caiz görülmemiştir. Ancak bu hükmün istisnaları da vardır. Kurbandaki ibadet özelliğini bozmayacak bir işlem yapma, mesela satıp parasını tasadduk etmek, hoş olmasa da caizdir. Aslında kurban keserken, keserim sonra da etini paraya çeviririm niyeti olmadıktan sonra kural olarak etinin satılmasında da kurbana engel bir durum yoktur.

Video: Kurbanla ilgili önemli birkaç mesele

Çünkü sırf Allah’a yaklaşma niyetiyle kurban kesen birisi, onu bu niyetle kesmekle ibadetini yerine getirmiş olur ve artık kurban etindeki bir tasarruf geri dönüp kurbanı kurban olmaktan çıkarmaz. O halde istediği şekilde satabilmesinin de caiz olması gerekir. Ama satabilirim ihtimali baştaki niyeti etkiler düşüncesiyle bunun uygun olmadığını söylemişler. Yine de eti satıp onunla yiyecek alsa bu caizdir demişler.

Ancak kendisine kurban eti hibe edilen birisi kesen gibi değildir. Daha öncelikli ihtiyaçlarına harcamak için verilen kurban etini satabilir ve bedeliyle istediği ihtiyacını alabilir. Özellikle Kur’an kursları gibi kurumlara verilen ihtiyaçtan fazla etler satılıp paraya çevrilebilir. Bu durum, Mecelle’deki şu kaide ile de izah edilir: “Bir şeyde sebeb-i temellükün tebeddülü ol şeyin tebeddülü makamına kaimdir”. Yani kurban kesen onun etine kendi kurbanı olarak sahip olmuştu, kendisine kurban verilen ise ona hibe yoluyla sahip olmuştur. Malik olma sebebi değişmiştir. O halde bu et onun için kurban eti değildir, her hangi bir maldır. Onun üzerinde meşru olan her türlü tasarrufu yapabilir, isterse satıp paraya çevirebilir.

KURBANA ENGEL KUSURLARDA ÖLÇÜ

Resulüllah Efendimiz’in (sa) şöyle şerefli bir sözü vardır: ‘Şu dört kusur kurbana manidir: Belirgin bir şekilde topal olması, bir gözünün belirgin bir şekilde gitmiş olması, belirgin bir şekilde hasta olması, hiç yağı kalmamış şekilde zayıf olması’ (Malik, Tirmizi ve diğerleri). Bu kusurlar için de ‘belirgin bir şekilde’ denmiş olması, bunların da az olmalarının kurbana engel olmayacağını gösterir. Başka hadisi şeriflerde başka kusurlar da sayılır. Bunların hepsi beraber düşünüldüğünde meselenin özünün şu olduğu anlaşılır. Her hangi bir kusur hayvanın normal sayılamayacak şekilde etinin azalmasına ve alınıp satılmada değerinin düşmesine sebep oluyorsa böyle bir kusuru bulunan hayvandan kurban olmaz. Kural budur. Mesela boynuzu kırılmış, kanı akmaya devam ediyor, muhtemelen bu sebeple ölebilecek bir hayvandan kurban olmaz. Ama boynuzu kırılmış, iyileşmiş, ya da boynuzu daha semiz ve değerli olsun diye ilaçla köreltilmiş, ya da kesilmiş ise bu durum kurban olmasına engel değildir.

KURBANIN YAŞI MESELESİ

Bilindiği gibi kurban koyun (keçi), sığır (manda) ve deveden kesilir, başka hayvanlardan kurban olamaz. Bunların da yaşı önemlidir; koyunun bir yaşını, sığırın iki yaşını, devenin ise beş yaşını doldurmuş olması gerekir. Bir sahabinin müracaatı üzerine Resulüllah (sa) ona, altı aylık bir kuzunun da annesi kadar büyükse kurban edilebileceğini söylemiştir. Esas olan budur ve bu ölçüyü zorlamamak gerekir. Ancak fıkıh ‘işin esprisini, sebebini/illetini anlama’, böylece de benzer durumları birbiriyle kıyaslama demek olduğu için fakihler bunu da anlamaya çalışmışlar.

Fıkıh açısından burada sorulacak soru şudur: Resulüllah’ın belirlediği bu yaş durumu, sebebi/illeti akılla anlaşılamaz salt bir ibadet midir, dolayısıyla sadece koyuna ait bir hüküm müdür, yoksa sebebi anlaşılabilir ve bu sebebe göre hüküm alacak, sebep varsa sığırlara da uygulanabilecek bir durum mudur? Cumhur dediğimiz çoğunluk ihtiyatlı davranarak burada birinci ihtimali tercih etmişlerdir. Yani kameri hesapla bir yaşından, ya da altı aydan küçük koyun ve iki yaşından küçük sığır kurban edilemez demişler. Buna karşılık, az da olsa bazı fakihler de burada ‘yaş sınırı koyma’ hükmünün illetinin/sebebinin akılla anlaşılabileceğini, dolayısıyla bunun salt ibadet/taabbudi olmadığını, sebebine göre hüküm alacağını söylemişler ve demişler ki, işin esası henüz tam değerine ulaşmamış, yani tam bir koyun ya da tam bir sığır sayılmayan bir yavrudan kurban olmayacağıdır. Yoksa onun kurban olmasını sağlayan şey belli bir takvimi gününe kadar doldurmuş olması değildir. O halde sığırdan da iki yaşını tam doldurmamış ve kendi cinsinden yetişkinlerden farkı kalmamış bir hayvanın kurban edilmesi caiz olmalıdır. Yani önemli olan tam bir koyun ya da tam bir sığır kurban etmiş olma meselesidir. Doğrusu biz de bu görüşün, ihtiyaç bulunduğunda hesaba katılabilecek bir görüş olduğunu düşünüyoruz.

Diğer önemli meseleleri Pazar sabahı okuyup, bence kurbanınızı öyle kesin.

Yoga yapmak caiz midir?
Yoga yapmak caiz midir?
Yoga yapmak caiz mi? İslam'da yoga yapmanın hükmü nedir? Tüm bu soruları, Diyanet İşleri Başkanlığından edindiğimiz bilgilerle cevapladık.
Diğer
Kök hücre bağışı caiz
Hayat
Kök hücre bağışı caiz
Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, kök hücre nakli ve bağışına destek verdi. Erbaş, insanın bir organının kurtarılabilmesi için kök hücre nakli yoluyla şartlarına uygun tedavinin yapılmasının dinen caiz olduğunu bildirdi.
Yeni Şafak
Saldırgan hayvanların öldürülmesi meselesi
Saldırgan hayvanların öldürülmesi meselesi

Hayvan haklarıyla ilgili yazdıklarımıza şunları da ekleyip sonuca varalım:

Bize kimse hayvan hakkı öğretmesin dedik. Çünkü bizim medeniyetimiz hayvan hastaneleri kuran bir medeniyettir. Gurabahane-i laklakan budur. Üsküdar’dan yolu geçenler cami duvarlarındaki zarif kuş sığınıklarını görmüşlerdir. Bu sadece oraya has bir durum da değildir.

Video: Saldırgan hayvanların öldürülmesi meselesi


Hayvanlar da Allah’ın kullarıdır, hatta onların her biri bir ümmettir. Mümin karıncaya dahi merhamet eder. İnsani duygularla hayvanları seven ve onları koruyanlara saygı duymalıyız. Ancak son zamanlarda bu masum duyguları kötüye kullanmak isteyenler çoğaldı. Hayatları boyunca her gün kebabın alasını yiyenler, kurbanı hayvan katliamı olarak göstermeye çalışıyorlar. Oysa kurban, zaten her gün kesilmekte olan hayvanların senede bir defa ihsan ile merhametle kesilmesi eğitimidir. Hala tam beceremiyor olsak bile.

Ölme ve öldürme hayatın zorunlu bir parçasıdır. Bizden istenen bunun insanca, haklı olarak ve merhametle yapılmasıdır. En küçüğünden en büyüğüne kadar hayvanlar bile birbirini öldürmeden yaşayamazlar. Demek ki, bu hayatın kaçınılmaz bir cilvesidir. Hoşumuza gitmese de böyledir. Sonra hayvanların öldürülmesinde büyüklük ve küçüklük sınırını nasıl belirleyeceğiz?

Mesela mikroplar ve bakteriler bile hayvan değil midir? Kimse çıkıp mikropları ya da zararlı bakterileri öldürmeyelim demiyor. Sinekleri, çekirgeleri neden öldürüyorlar? Bunlar küçük diyorsanız, domuzların öldürülmeleri neden makul görülüyor? Hatta canlılığın ölçüsü nedir? Diyelim ki hep birlikte vejetaryen olduk, bitkiler de bir düzeyde canlı değil midir? İnsanoğlu hiçbir canlıyı öldürmeyecekse kendisinin hayatta kalması mümkün olmaz.

Gelelim asıl meselemize:

Her canlıya merhamet esastır. Resulüllah’ın (sa) ‘Her can sahibine yapılan iyilikte ecir vardır, siz yerdekilere merhamet edin ki, göktekiler de size merhamet etsin’ gibi sayısız hadisi şerifleri vardır. Zarar vermeyen, bir sinek dahi olsa öldürülmez. Hobi avcılığı yasaktır. Kuşların ve diğer zararsız hayvanların sırf nişan almak maksadıyla hedef kılınmaları vahşi bir duygudur ve haramdır. Oysa bazıları bunu hazları adına özgürlük sayıyorlar. Resulüllah Efendimiz yabani hayvanların postunu ve kürkünü kullanmayı yasaklamıştır. Çünkü bunda bazı hayvanların neslinin tüketilmesi tehlikesi vardır. Ama her zaman zarar veren yılan çıyan, keler, fare, bit, pire gibi hayvanlar öldürülebilir.

Köpekler, kediler, atlar vb zarar vermiyorlarsa öldürülmeleri caiz değildir. Veriyorlarsa öldürülebilirler. Öldürülecek her hayvanı öldürmede temel şart ihsandır. İhsan, onu hiç acı çektirmeden, en güzel ve en kısa yolla öldürmedir.

Yakarak öldürme her canlı için haramdır. Zehirlemeyi de fıkıhçılar içten yakma olarak gördükleri için haram sayarlar. Ama bazıları sinekleri, haşeratı, karıncaları zehirliyor da buna kimse bir şey demiyor. Hatta köpekleri, kedileri vahşice zehirliyorlar. Bu durum insanlık ve İslamlık dışıdır. Evlerdeki karınca ve haşerat için ilaç kullanılacaksa bu doğrudan hayvanın üzerine sıkılmaz, boş alanlara sıkılır ve kokusundan kaçmaları sağlanır.

Yaralanmış, ayakları kırılmış hayvanların acı çekmesinler diye, sırf bu sebeple öldürülemeyeceğini söyleyen fakihler vardır. Ancak bu külfetli ve hayvana da ıstırap veren bir durumdur bu sebeple, tedavisi mümkün değilse en kısa ve en az acı çektiren yolla öldürülmelerinde bir sakınca olmadığını söyleyenler de vardır. Sakatlanmış, işe yaramaz hale gelmiş atların ve eşeklerin böyle hızlı bir yolla öldürülmelerinde de sakınca olmamalıdır. Ancak özellikle atlar için şöyle bir hüküm gördüm: At eti aslında haram değildir, biz alışmadığımız için yemiyoruz. Bu sebeple gözden çıkarılan bir atı meşru yolla boğazlayıp, varsa etini yiyenlere vermek daha uygundur. Yoksa böyle meşru boğazlamadan sonra köpeklere vb yem olarak verilmesi de mümkündür.

Sokak köpekleri zarar veriyorsa ki, her gün bir saldırı ve ölüm vakası duyuyoruz, böyle insani bir yolla öldürülmeleri caizdir, hatta bazen gerekli olur. Böyle yapmak onları bir yere toplayıp kısırlaştırmaktan daha insanidir. Çünkü kısırlaştırma, neslini tüketerek yavaş yavaş öldürmedir. Belediyeler bunun ihsan ile olacak yolunu bulabilirler. Saldırgan ve kuduz köpeklerin öldürüleceğinde bütün âlimler müttefiktirler. Böyle bir tehlike ve zarar yoksa yine de öldürülebilir diyenlerin yanında öldürülemez diyenler de vardır. Çocukları korkutma, çevreyi pisletme de bir zarardır.

Zarar vermeyen hayvanların beslenmesi, bakılması, tedavi edilmesi insani ve İslami bir güzelliktir. Bizim medeniyetimizin bir özelliğidir. Ancak meşru bir fayda hedeflenmeksizin, sırf insanların göz zevki için evde tabii ortamlarından uzak hayvan beslemek hayvanat bahçeleri oluşturmak her yönüyle düşünülmeye değer bir şeydir. Mesela daracık bir mekânda diyelim ki bir kurdun, sabahtan akşama kadar o delikten bu deliğe çılgınca koşup durması insana ne tür bir zevk verebilir?

Meseleye ideolojik bakmamak lazım.

Vekaletle kesilecek kurbanın şartları açıklandı
Ekonomi
Vekaletle kesilecek kurbanın şartları açıklandı
Din İşleri Yüksek Kurulunca, vekaletle kestirilen kurbanın dinen caiz olduğu şartlara ilişkin bilgilendirme yapıldı. Kurul, vekaletle kestirilen kurbanın dinen caiz olduğu şartları hatırlatarak, vekaletin sözlü veya yazılı olarak verilebileceği gibi telefon, internet, faks ve benzeri iletişim araçlarıyla da verilebileceğini hatırlattı. İlgili kuruluşların, vekaletlerini aldıkları kişiler adına kesecekleri kurbanlıkların etlerinin tamamını hissedarlara ya da sahibinin rızasıyla ihtiyaç sahiplerine ulaştırması gerektiği vurgulandı.
AA
Adak adamak caiz mi? Adağın yerine getirilmesi şart mıdır?
Hayat
Adak adamak caiz mi? Adağın yerine getirilmesi şart mıdır?
Adak nedir, dindeki yeri nedir, adak adamanın şartları nelerdir? sorularının yanıtı haberimizde sizlerle paylaştık. Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yayınlanan fetvaya göre adak adamanın caiz olup olmadığına haberimiz üzerinden ulaşabilirsiniz. İşte ayrıntılar...
Diğer

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.