Gerçek ile sanrının iç içe geçtiği ahir zaman günleri…
Gerçek ile sanrının iç içe geçtiği ahir zaman günleri…

Pandemiymiş, Doğu Akdeniz’miş, Libya’ymış, Suriye’nin kuzeyinde terör koridoruymuş, dünya ekonomik buhranın eşiğindeymiş kimin umurunda.

Sokakta yürürken ayağına taş düşse, “Saray’dakinin kumpası” diye düşünen, hakareti, sövmeyi, yalan söylemeyi meziyet sanan bir avuç azgın azınlığın “sanal alemde” kurduğu hegemonyaya teslim olmak üzereyiz.

Doğru olan ne varsa aksine bir “şey” üretip karşımıza çıkartmayı başarıyorlar! Yanlış olan ne varsa “doğruymuşçasına” gözümüze sokmaktan çekinmiyorlar.

Ne geçmişlerini hatırlatmamıza ne bugün yaptıklarını yüzlerine söylememize müsaade etmemek için her gün yeni bir “sanrı”yı getirip önümüze koyuyorlar.

Türkiye dünyada sosyal medya kullanımı açısından ilk sıralarda. Hatta geçenlerde Acun Ilıcalı tarafından “rekor” denemesi yapıldı ve canlı 3 milyon takipçi ile rekor kırıldı.

Anlayacağınız Türkiye’de sanal alem ile gerçek alemin iç içe yaşandığı bir dönemdeyiz. Ve bu iç içeliği “yalan” ve hakaret için kullan bir avuç azgın azınlıkla başımız dertte.

Sanaldaki bir ifadeyi “mutlak doğru” kabul edenlerin sayısı hala az. Yani konvansiyonel medyanın inandırıcılığı ile sosyal medyanın inandırıcılığı arasında hala önemli bir fark var.

Ne var ki hızlı paylaşım ve çok etkileşim ile “yalan” üzerinden inşa edilen sanal gerçeklik ister istemez insanların üzerinde bir baskı oluşturuyor.

Yalan olduğunu bildiği bir haberi bile, “ama şu kadar etkileşim görmüş” diyerek savunanlara bakarak bunu görebiliyoruz.

DİJİTAL, SANAL YENİ GERÇEKLİĞİN HUKUKU NEREDE?

Yukarıdaki bunca sözü şunun için kurdum açıkçası:

Siyasetten, ekonomiye, sosyal hayattan bireysel tercihlerimize kadar bütün hayatımızı kuşatan bir “dijital, sanal” yeni gerçeklikle(!) yüz yüzeyiz.

Bir kaçımız dışında hiç birimizin bu yeni gerçeklikten uzaklaşma şansı ne yazık ki yok. O yüzden yeni gerçeklikle yaşamaya mecburuz.

İyi de bu yeni durumun “hukuku” nerede?

Maalesef yok!

Dünyanın birkaç tröstünün hegemonyasına hatta sınır tanımazlığına, hukuk tanımazlığına hepimiz teslim olmuş görünüyoruz.

Ne egemen devletler ne hakkını korumak isteyen bireyler şu ana kadar yeterli önlemi alabilmiş değil.

Yasal düzenleme için bir adım atmak isteyen kim varsa tröstlerin gönüllü tetikçileri tarafından anında hedefe konuyor. Mesela “internete yasak mı olur, haberleşme hürriyeti ne olacak, sansürcü, geri kafalı” gibi yakıştırmalar yapılıyor.

Bir de milli devletlerin yeni gerçeklikle yüzleşme aşaması var ki sormayın. Daha başlamadan akamete uğratılıyor. İçe kapanmaktan, dünya ile entegre olmamaktan dem vurup “diktatörlük”le yaftalamaya kadar götürüyorlar.

Hızlıca ve caydırıcı bir şekilde dijital sanal yeni gerçekliğin hukukunu oluşturmakla mükellef olan milli devletin önündeki engellerin başında maalesef öz vatandaşları geliyor.

Geriye gerçek ile sanrının, doğru ile yanlışın iç içe geçtiği bir tuhaf “alem” kalıyor!

Dedem rahmetli sağ olaydı, “Ahir zaman” derdi.

Siz ne dersiniz?

  • CHP’nin irtifası Kaftancıoğlu’nun seviyesine düşmüşse
  • CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun hakaretten, terör örgütünü övmeye, kadınları aşağılamaya kadar birçok seviyesiz sosyal paylaşımı nedeniyle aldığı cezanın İstinaf’ta onanmasıyla ilgili tartışmalar devam ediyor.
  • Dikkatimi çekense Kemal Kılıçdaroğlu’nun hala Kaftancıoğlu’nu savunuyor olması. Hukukun siyasallaşmasından söz ederek Kaftancıoğlu’nun paylaşımlarının yanlışlığını perdelemeyi sürdürüyor.
  • Oysa cumhuriyeti kuran parti olduğunu her defasında söylediği CHP’nin genel başkanı olarak “Arkadaşımızın paylaşımları yüzünden benim yüzüm kızardı” demesini bekleyenler olmuştu.
  • Ne gezer!
  • Bilakis, küfür ve hakaretleri nedeniyle Kılıçdaroğlu sanki “Ben söyleyemedim, sen söylemişsin Canan tebrik ederim” havasında.
  • Türkiye’nin ikinci büyük partisindeki irtifa bu! Ve her geçen gün irtifa kaybı hızla devam ediyor. Nereye kadar irtifa kaybı yaşayacaklar merakla bekliyorum.
  • Mete Han da bizim Erdoğan da
  • Türkiye Cumhuriyeti’ni 100 yıllık gencecik bir devlet olarak tanımlamak binlerce yılın birikimini hiçe saymaktır. Tarih bilinci olanların Türkiye Cumhuriyeti’nin köklerini Mete Han’a kadar uzatması boşuna değildir. Tarih sahnesinde var olan milletler, geçmişlerini günümüze taşımaya devam ediyorlar. Bu minvalde Milli Savunma Bakanlığı, Kara Kuvvetlerinin 2229’ncu kuruluş yıl dönümünü kutlarken, geçmişi günümüze ve geleceğe taşıyarak bu milletin tarih sahnesindeki yerine vurgu yaptı.
  • Mete Han da bizim, Timur da… Selahattin de bizim, Kılıç Arslan da… Ertuğrul da bizim, Fatih de… Abdulhamit de bizim Mustafa Kemal de… Adnan Menderes de bizim, Tayyip Erdoğan da..!
Kılıçdaroğlu tutuklanacak mı?
Kılıçdaroğlu tutuklanacak mı?

İstinaf Mahkemesi Kaftancıoğlu hakkında, ‘silahlı terör örgütü propagandası yapmak’, ‘kamu görevlisine alenen hakaret etmek’, ‘Cumhurbaşkanı’na alenen hakaret etmek’, ‘Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni alenen aşağılamak’, ‘Halkı din ve düşmanlığa alenen tahrik etmek’ suçlarından toplamda 9 yıl 8 ay 20 gün hapis cezası kararını onayladı. Son yargı mercii Yargıtay. Kararın ardından Kaftancıoğlu, kişisel Twitter hesabından yaptığı manidar paylaşımda 1 yıl önce bugün, İstanbul seçimlerini kazandıklarını hatırlattı. Kaftancıoğlu yaptığı manidar paylaşımda seçimi kazandıklarının sene-i devriyesinde bu hapis cezasının verilmesini herhalde kasıtlı buluyor. 1 gün önce 1 gün sonra ne farkeder diyemeyeceğim. Bu bir sopa ikazı. Başka suçlara karışmış ilişkide olduğu bazı kişiler ile ilgili operasyonların devam edeceğinin işaretlerini taşıyor olabilir zannımca. Olmayabilir de. Ancak bu konuda kaleme aldığım 29 Mayıs 2017 tarihli yazımda ‘’ 15 Temmuz Darbe soruşturma raporu neden 27 Mayıs 2017 tarihinde açıklandı” başlıklı yazımda bu konuyu şöyle açıklamıştım: ‘’Darbe Komisyonu Başkanı Reşat Petek, 15 Temmuz soruşturmasının ana detaylarını geçen hafta 27 Mayıs’ta kamuoyu ile paylaştı. İlginç ve müspet bir tarihte, devlet aklının bir ürünü olarak yapılan açıklamalar, darbelerin anası olarak nitelenen 27 Mayıs 1960 darbesinin 57’nci yılına özellikle denk getirilmişti. Bu tarih asla rastlantı değildi. Zira 15 Temmuz’da Genelkurmay Başkanlığı’ndaki eylemlerle ilgili 221 şüpheli hakkında hazırlanan ve Ankara 17’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nce kabul edilen çatı iddianamesinde darbeci hainlerin 27 Mayıs darbesini örnek aldıkları tespit edilmişti. Burada verilen mesaj 27 Mayıs’ta darbeciler Başbakan Adnan Menderes ve iki bakanını asarak şehit etmişlerdi. Başkan Erdoğan’ı da ailesiyle beraber şehit etmek isteyen vatan hainlerini hukuken çok kötü günler bekliyordu.’’ Aynı durum genelde Kaftancıoğlunu da bekliyor olabilir. Zira dava genelde devletini ve vatanını sevmeyen, ülkesi aleyhine her suçu işleyebilecek tıynette kişilerin yargılandığı İstanbul 37’nci ve 27’nci Ağır Ceza Mahkemelerinde görüldü. Bu heyet, Selahattin Demirtaş, Çağdaş Hukukçular Derneği davalarına da baktı. İstanbul 27’nci Ağır Ceza Mahkemesi Cumhuriyet Gazetesi Davası’nda ‘’Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin, ‘sanıkların suça iştiraklerinin olmadığı, eylemlerinin basın hürriyeti kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, dosya içerisinde mahkumiyetlerine yeterli delil olmadığı, haklarında beraat kararı verilmesi gerektiği’ şeklindeki tespitine katılmak mümkün değildir” ifadelerini kullandı. Direnme kararına, sanık gazetecilerin suç işlediklerine dair “vicdani kanaat hasıl olduğunu” gerekçe gösteren mahkeme, “Muhalif görüntüsü ile PKK/KCK, FETÖ/PDY ve DHKP/C silahlı terör örgütlerinin lehlerine yıllara yayılır şekilde haberler yaptıkları konusunda tam bir vicdanı kanaat hasıl olmuştur” ifadelerine yer vermesi ülke güvenliğinin bu dönemde çok ön planda yer aldığına işaret ediyor!!!

KAFTANCIOĞLU DAVASININ MÜDAHİL AVUKATINI KELEŞ MERMİSİYLE KİM TEHDİT ETTİ?

Medya önünde devletin Cumhurbaşkanı’na, devlete ve güvenlik güçlerine karşı çok ağır ifadeler kullanan Kaftancıoğlu bu sayede 100 binlerce tık, tweet beğeni alarak duruşmada ciddi bir şov yapmıştı. Bu şovu Twitter ve İnstagram’da paylaşıp şımarık ve umursamaz bir tavırla “Bunlar benim şahsi görüşlerimdir. Benim için hiçbir şekilde toplumun sinir uçlarını tetiklemem gibi bir kastim yoktur. Bu benim ifade hürriyetimdir” diyerek yaptıklarından ve söylediklerinden pişman olmadığını mahkeme heyetine açıklamıştı. Ufacık duruşma salonunda şehitlerimiz ve ülkemiz adına müdahil olarak duruşmalara katılan Avukat Cem Kaya ve Hukuk Bürosu elemanları bir köşede sıkışık bir vaziyette duruşmayı izlemeye çalışırken Kafatancıoğlu’nun arkasında CHP Grup Başkanları, Genel Başkan Yardımcıları, avukatlar, baro yetkilileri, ABD, İngiltere, Fransa Büyükelçileri etten bir duvar örerek mahkeme heyetini etkilemeye çalışıyorlardı. Cem Kaya’ya göre mahkeme başkanı yargılamanın selahiyeti için bu şer güçlere hiçbir prim vermedi. Cem Kaya ve Hukuk Bürosu şehitlerimiz ve devletimiz adına müdahil olduğu için hukuk bürolarına kapalı bir zarf içinde keleş mermisi gönderildi. Terör örgütleri tarafından telefon açılarak isimsiz mektuplarla eşi ve çoluk çocuğu tehdit edildi. 4 yaşındaki çocuğunu bile tehdit ettiler.(DHKP/C ) CHP’nin İstanbul İl Başkanı Kaftancıoğlu’nun yargılandığı davaya 3 büyük ülke büyükelçilerinin gelmesi hayra alamet bir konu değil. Ben Türkiye için endişelenmiyorum. Geçen hafta yeni kurulan bir partinin Genel Başkan Yardımcısı Kılıçdaroğlu’nun tutuklanması ihtimalinin güçlü olduğundan bahsetmişti de onun için mi geldiler diye düşünmüştüm.

Beslenmede halk onlara güveniyor: Anket sonuçları televizyonda görülen isimlere güven duyulduğu gösterdi
Hayat
Beslenmede halk onlara güveniyor: Anket sonuçları televizyonda görülen isimlere güven duyulduğu gösterdi
Gıda Takviyesi ve Beslenme Derneği’nin araştırmasına göre Türk halkı beslenme önerilerinde en çok Prof. Dr. Canan Karatay’a güveniyor. Yüzde 53’le birinci olan Karatay’ı yüzde 51 ile Dr. Mehmet Öz ve yüzde 50 ile Prof. Dr. İbrahim Saraçoğlu izliyor. Anket sonuçları, halkın televizyon programlarında sık gördükleri medyatik isimlere güvendiğini gösteriyor.
Yeni Şafak
Kılıçdaroğlu’nun “TOMA’nın üzerine çıkacak il başkanı” olarak işaret ettiği Kaftancıoğlu ne kadar CHP’li
Kılıçdaroğlu’nun “TOMA’nın üzerine çıkacak il başkanı” olarak işaret ettiği Kaftancıoğlu ne kadar CHP’li

“TOMA’nın üzerine çıkacak İl Başkanı” istiyorum diyen CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun işaretiyle 13 Ocak 2018’de İstanbul İl Başkanlığı’na Canan Kaftancıoğlu seçildi. O güne kadar ismi pek de bilinmeyen Kaftancıoğlu ilk olarak eşinin “domuz pirzolası” yediği yemeği sosyal medyada paylaşmasıyla gündeme geldi.

Gezi provokasyonu, terör örgütü elamanını övme ve 15 Temmuz darbe ve işgal girişimi gecesi yaptığı sosyal medya paylaşımlarıyla da kamuoyunda tartışıldı.

Zaten tivitter paylaşımlarıyla ilgili soruşturma da o dönemde başladı. (Kim olursanız olun özellikle siyasette vitrine çıkmışsanız geçmişiniz kurcalanır. Bu da genel bir kural olarak şuracıkta dursun.)

Kaftancıoğlu’nun Gezi provokasyonu, PKK’lı kadın terörist Sakine Cansız için söyledikleri, 15 Temmuz darbe ve iç işgal girişimi gecesi yaptığı paylaşımlar dahası Cumhurbaşkanı Erdoğan’a aleni hakaret içeren ifadeler de o dava konusu oldu.

Kaftancıoğlu’na mahkeme 5 ayrı suçtan 9 yıl 8 ay hapis cezası verdi. İstinaf onadı. Şimdi son merci Yargıtay.

Kaftancıoğlu’nun sosyal medya paylaşımlarını buraya nakletmiyorum. Gerçekten ne bir hanımefendiye ne bir siyasetçiye ne de bir CHP’liye yakışır paylaşımlar… Hele he Türkiye Cumhuriyeti sevdalısına hiç yakışır türden değil.

Ne var ki Sayın Kaftancıoğlu yaptığı paylaşımların hala arkasında olduğunu söylüyor. Ve buna CHP’liler nedense tepki göstermiyor!

BİRLEŞİK HAZİRAN HAREKETİ İLE GEZİ’Yİ MECZEDEN İSİM

Bir şey daha… Kaftancıoğlu il başkanı seçilirken Kılıçdaroğlu, “Bana TOMA’nın üzerine çıkacak il başkanı lazım” demişti.

Aslında Gezi provokasyonuna da bir atıftı bu cümle. Zira 2013 Haziran ayındaki Gezi provokasyonunda “sol marjinal” ve illegal ne kadar grup varsa onların tamamını Taksim Meydanı’na toplayanlardan biri de Kaftancıoğlu’ydu ve o olayların sonrasında dışarıda kalan bazı grupları da aynı çatı altında toplamak için Birleşik Haziran Hareketi kurulmuştu. İlginç olan Kaftancıoğlu o hareketin sekretaryasında yer almıştı.

Demek oluyor ki Kılıçdaroğlu, “TOMA’nın üzerine çıkacak il başkanı” diyerek işaret ettiği Kaftancıoğlu sol marjinal grupları CHP’ye kanalize edebilecek bir isim olarak seçilmişti. İşin ilginci Kaftancıoğlu özellikle 2019 yerel seçimlerinde HDP’yi de bir şekliyle Birleşik Haziran Hareketi’ni de CHP adayına yönlendirenlerden biri olarak dikkat çekti. Fakat seçim arefesinde CHP adayının profilinden rahatsızlık duymuş olmalı ki Kaftancıoğlu bir gece ansızın “istifa” etti. Kılıçdaroğlu’nun yoğun çabalarıyla istifası geri alındı.

Kaftancıoğlu’nun sosyal medya paylaşımlarından da anlaşıldığı üzere “örgütler”, illegal yapılar ve marjinal gruplarla ilişkileri çok iyi!

“Komutana selam” sadece bir örnek olarak şurada dursun.

Peki Kaftancıoğlu’nun paylaşımları nedeniyle 9 yıl 8 ay hapis cezası alması ve bunun istinafça onanması neden bir “mağduriyet” ya da “intikam” olarak yorumlanıyor?

Çok basit bir cevabı var.

Kaftancıoğlu soruşturmaların başladığı günden bu yana ve özellikle yerel seçimlerden hemen sonra daha görünür oldu ve sözleri ve eylemleriyle daha tartışılır oldu. Bunu da kanaatimizce bilerek yaptı.

Mesela Ağustos 1019’da HDP’nin eski Eş Başkanı Demirtaş’ın eşini ziyaret etmesi medyada günlerce konuşuldu. Daha sonra Ocak 2020’de bu kez Demirtaş’ın kitabının okunduğu tiyatroda boy gösterdi.

HDP-CHP “zımni” ittifakının alenileştiğinin tartışıldığı günlerde Kaftancıoğlu hem “İktidar bir şekilde gidecek” söylemi ile hem de Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un evinin gözetlenmesi talimatını vermesiyle tartışıldı.

Kaftancıoğlu alacağı cezayı biliyordu. Bu cezaları alma sebebi olarak da yaptığı sosyal medya paylaşımları değil, iktidarın İstanbul’u kaybetmesinin intikamı olarak göstermek istiyordu. Kılıçdaroğlu’nun kendisini yalanlamak zorunda kaldığı o Fahrettin Altun’un evinin gözetlenmesi talimatı bile bugünler için planladı.

Çünkü, Kaftancıoğlu son dönemde, hem Sayın Altun’un evinin gözetlenmesi talimatını vermesiyle (ki Kılıçdaroğlu Kaftancıoğlu’nun yalanlamak zorunda kalmıştı) hem “İktidar erken seçim veya bir şekliyle gidecek” diyerek “darbe iması” yapmasıyla şimşekleri üzerine bilerek çekti.

Sosyal medya paylaşımlarının “suç” olduğunu ve bu suçtan mahkum olacağını kesinlikle biliyordu ve o bunu perdelemek istedi. Doğrusu kısmen de başardı.

Canan Kaftancıoğlu Türkiye’nin ikinci büyük partisi CHP’nin; Türkiye’nin en büyük İli İstanbul’un il başkanı gibi davranmadı, davranmıyor… Marjinal sol bir partinin il başkanı gibi davranıyor. Suç işliyor, suç işleyeni övüyor sonra da “mağdur” olduğunu savunuyor.

Takdir milletimizin.

Takipteyiz.

İşte Kaftancıoğlu’nu ceza almaya götüren süreç
Gündem
İşte Kaftancıoğlu’nu ceza almaya götüren süreç
CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu hakkında 2012 ve 2017 yılları arasında sosyal medya hesabından attığı tweetler nedeniyle 5 ayrı suçtan verilen 9 yıl 8 ay 20 günlük hapis cezası onandı. Verilen kararın ardından Kaftancıoğlu'nun sosyal medyaya da yansıyan kirli sicili yeniden gündeme geldi. Devlete katil diyen, şehitlik makamıyla dalga geçen, 15 Temmuz darbe girişimiyle ilgili de tweetleri olan Kaftancıoğlu'nu hapis cezası almasına götüren o süreç...
IHA
İstinaf mahkemesinden Canan Kaftancıoğlu kararı
Gündem
İstinaf mahkemesinden Canan Kaftancıoğlu kararı
İstinaf, CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu'na, sosyal medya paylaşımları nedeniyle "Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni alenen aşağılama", ''kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret'', ''Cumhurbaşkanına hakaret'', ''halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etmek'' ve ''terör örgütü propagandası yapmak'' suçlarından verilen 9 yıl 8 ay 20 gün hapis cezasını usul ve yasaya uygun buldu.
AA
Canan Hanım da bizi anlayacak mı?
Canan Hanım da bizi anlayacak mı?

Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu’nun son toplantısında, 1915 olayları hakkında Türkiye karşıtı asılsız iddialara karşı atılacak adımlar ele alındı. 1915 olayları dedikleri, sözde Ermeni soykırımı.

Her ne kadar konu yanlış adlandırılsa da bu yönde bir farkındalık oluşmuş olması önemli. 1915 olayları diye bir hadise yoktur. 1820’den 2020’ye devam eden bir süreç... 1915 yılı ise bu sürecin kırılma noktalarından.

Olay şu: 1820 yılında misyonerler İzmir’e ayak bastı. Osmanlı coğrafyasına gelen misyonerlerin temel hedefi, Osmanlı vatandaşı olan gayrimüslimleri organize edip Osmanlı’yı parçalamaktı. Ne yazık ki bu kötücül hareketin etkisinde kalan Rum ve Ermeniler olmuştur.

1800’lerin sonunda, 1900’lerin başında emperyalistlerin istekleri doğrultusunda çeteleşmeler başladı. Balkanlar’da acı olaylar yaşandı. Osmanlı, Balkanlar’da topraklar kaybetti. Bugün Balkanlar’da yer alan devletlerin tamamı Osmanlı parçalanarak meydana getirildi.

Birinci Dünya Savaşı öncesinde bazı Ermeni asıllı vatandaşlar, Taşnak ve Hınçak adı altında örgütlenerek, emperyalistlerin istekleri doğrultusunda terör olayları gerçekleştirmişlerdi. Çünkü İtilaf Devletleri onlara Anadolu’da devlet sözü vermişti.

Osmanlı devleti İtilaf Devletleri’ne karşı onlarca cephede savaşırken, Taşnak ve Hınçaklar Anadolu’da Müslüman Kürt ve Türk halkını katlederek, bulundukları illerde çoğunluğu elde edip savaş bitiminde emperyalistlerin kendilerine vermeyi taahhüt ettiği devlete kavuşacaklarına inanıyorlardı.

1915 dedikleri şey, hayallerine kavuşamamanın verdiği hayal kırıklığıdır. O yıllarda acılar yaşanmadı mı? Tabii ki yaşandı. Osmanlı coğrafyasının her karış toprağında acılar vardı. En büyük acıyı da Müslümanlar yaşadı. Çünkü Müslümanlar, emperyalist devletlerin saldırılarına karşı direnirken, içeride emperyalistlerin maşası olan bu terör örgütleri çoluk çocuk kadın, yaşlı demeden insanları katlediyordu.

1915 yılında bu katliamı yapanlar ve destekçileri, Anadolu coğrafyasından yine Osmanlı toprağı olan Suriye ve Lübnan’a tehcir edildi. O tehcir sırasında yaşadığı katliam karşısında bölge halkı münferit bazı olaylara sebep olsa da öylesine büyük acılara rağmen sürecin iyi yönetildiği tüm tarafsız tarihçiler tarafından kabul ediliyor.

Yazının konusu aslında bu yazdıklarım değil. Konu zaten uzun zamandır dillendiriliyor. Bazı devletlerin Ermeni diasporasının etkisinde kalarak, aldıkları haksız kararları hepimiz biliyoruz. Türkiye’nin konuyu tarafsız tarihçilere bırakılması konusundaki kararlı tutumunu da hepimiz biliyoruz. Madem mesele 1915 olayları üzerinden açıldı, günümüzde yaşananları bu konu üzerinden analiz etme vaktinin gelip geçtiğini söylememiz lazım.

Suriye’de olayların başlamasından sonra Lübnan’da toplanan dünya Ermeni diaspora yöneticileri, Suriye savaşını Türkiye’den 1915’in intikamını alma fırsatına dönüştürmeyi kararlaştırdı. Suriye’de kurulmak istenen terör devleti ve bu devlet aracılığı ile Türkiye’nin toprak bütünlüğünü yok etme fikri bu toplantılarda karara bağlandı. Öteden beri PKK zaten Ermeni tezlerine hizmet eden bir terör örgütüydü.

Madem bu konu üzerinden bir çalışma yapılmasına karar verilmiş, öncelikle 1820’den başlanması gerekir. Ama ondan önemlisi Suriye olaylarından sonra Türkiye’de cereyan eden olaylara bakmamız gerekir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı “Ne pahasına olursa olsun Suriye’de bir terör devleti kurulmasına izin vermeyeceğiz” dediği günden beri büyük bir saldırı altındadır. Terör devletine direndikçe saldırılar artmıştır.

Şimdi 1915 olaylarının 2012 yılından bu yana Türkiye’deki yansımalarına bakalım.

7 Şubat 2012, Suriye’de terör devletine direnen Türkiye’nin istihbarat başkanı Fetullahçıların kumpasıyla gözaltına alınmak istendi. Hedef oradan Erdoğan’a ulaşmaktı.

2013 Mayıs, Pensilvanya şeytanı Fetullah’ın kabristanlık dediği Gezi Parkı’nda olaylar başlıyor. Bu sapkın anlayışa göre Gezi Parkı eski bir Ermeni mezarlığıdır. Daha önce yıkılan Topçu Kışlası’nın burada yeniden inşa edilmesine izin verilmezdi.

Daha Kırklareli vaizliği döneminde Ermeni patriğine sözde soykırım mektubu yazan Fetullah şarlatanı, Suriye’de terör devletine direnen hükümeti yıkmak için 17-25 Aralık kumpasını emrindeki polis ve yargıçlarla sahaya sürdü.

2014 Ocak’ta, Türkiye’nin ve İslam’ın baş düşmanı ve emperyalistlerin kullanışlı maşası DEAŞ tezgahı sahaya sürülüyor. Türkiye DEAŞ’a yardım ediyor algısı oluşturularak, hem Suriye’deki direnişi kırmak hem de uluslararası kamuoyunda zorda bırakmak için MİT TIR’ları kumpası kuruluyor.

1915’in sözde 100’üncü yıldönümüne odaklanan dünya Ermeni diasporası içerideki bütün maşalarını devreye sokuyor. 2014 yılında ABD’de ağırladıkları HDP eş başkanı Selahattin Demirtaş’ı harekete geçirerek, 6-8 Ekim olaylarının fitilini ateşlediler. Ermeni diasporasının nefret ettiği 50’den fazla Kürt vatandaşımızı katlettirerek bölgeyi ateşe vermek istediler.

Bu iki yüz yıllık kötücül hareketin ikinci travması ise 15 Temmuz’dur. Eğer bu konuda sağlam bir çalışma yapılacaksa son 10 yılda yaşadıklarımızdan başlayarak, geriye doğru gidersek, çok önemli sonuçlara ulaşacağımızı düşünüyorum.

Bu arada hakkımızdaki asılsız iddiaları araştırıp yalan yanlış iddiaları dile getirenleri ikna edeceksek, içeridekileri unutmamamız lazım. Nisan 2013’te “23 Nisan’dan bir sonraki gün neydi? Bilmek istemeyenler için ipucu: 1915” tweetini atan CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftacıoğlu’nu da inandırmanız lazım.

Görüntüler kan dondurmuştu: Emniyet gözaltına alındığını açıkladı
Gündem
Görüntüler kan dondurmuştu: Emniyet gözaltına alındığını açıkladı
Emniyet Genel Müdürlüğü (EGM), İstanbul Zeytinburnu ilçesinde ayrılmak istediği eşi tarafından silahla vurularak yaralanan Nurtaç Canan'ın eşi R.C.'nin gözaltına alındığını açıkladı. Vücuduna çok sayıda mermi isabet eden Nurtaç Canan öleceğini düşünerek ağır yaralı olarak düştüğü yere vücudundan akan kanlarla "Annem babam beni Ragıp vurdu, hakkınızı helal edin. Üzülmeyin. notunu bırakmıştı.
IHA

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.