Amerika ile adım atarken yaşadığımız tereddüdün gerekçesi var
Amerika ile adım atarken yaşadığımız tereddüdün gerekçesi var
“Adım Amerika ile birlikte atılıyor.” Suriye krizinde Türkiye açısından yeni aşamaya geçildiğinin işaret fişeği bu cümle. Cümleyi kuransa Cumhurbaşkanı Erdoğan.Şayet adım Amerika ile birlikte atılıyorsa, durup düşünmenin zamanıdır.Video: Amerika ile adım atarken yaşadığımız tereddüdün gerekçesi varZira, Amerika -Türkiye ilişkilerinde “Kazan kazan” politikası ne yazık ki “Kırmızı Oda” krizinden bu yana işlemiyor.KIRMIZI ODA’DAN SONRA AMERİKA TÜRKİYE’YE DÜŞMAN OLDUHani şu 2013 Mayıs’ında Beyaz Saray’da akşam yemeği yenen kırmızı odadan söz ediyorum.Başbakan olarak Erdoğan’ın, Dışişleri Bakanı olarak Davutoğlu’nun ve MİT Müsteşarı olarak Fidan’ın katıldığı yemekten söz ediyorum.O günden sonra Amerika ile Türkiye arasındaki ilişki biçimi, tek taraflı emri vakiler ve dayatmalarla dolu. Hatta daha da ileri gidelim. “One minute” çıkışıyla başlayan ve Kırmızı Oda krizi ile devam eden süreçte, Amerika ve İsrail kanadı Türkiye’yi ve özellikle lideri Erdoğan’ı hedefe koydu. “Erdoğan’ın dünya sistemindeki dönemi bitti algısı” adım adım yürürlüğe kondu.Nihayetinde 15 Temmuz 2016’da maşa olarak kullanılan FETÖ ile kalkışma ve iç savaş girişiminde bile bulunuldu.Kırmızı Oda’dan sonra diyorum zira o güne kadar Amerikan politikalarıyla bir nebze uyumlu bir politikamız varken o günden sonra özellikle Suriye konusunda tamamen farklı bir politika gütmeye başladık. Doğrusunu da yaptık.Çünkü, Amerika’nın “Türkiye’yi kışkırttığını ve bu kışkırtmanın artık sona ermesi gerektiğine” karar verdik.O Kırmızı Oda’da neler konuşulduğuna ilişkin doğru yanlış bugüne kadar birçok haber çıktı. Onlardan biri Amerika’daki Rıza Zarrap davasının dosyasına iliştirilen şu iddia, mesela: Obama bir ara yemekte Hakan Fidan’ı işaret ederek, “Gözümüz üzerinde. Ne yaptığınızı biliyoruz” demesi. SÖZÜNDE DURMAYAN AMERİKA, SÖZÜNDE DURMAYAN STRATEJİK ORTAKHasılı, Kırmızı Oda’daki akşam yemeğinden sonra Türkiye, Suriye krizinde Amerika ile yollarını yavaş yavaş ayırmaya başladı. Çünkü verilen sözler yerine getirilmedi. Çünkü Türkiye bir taraftan “Suriye’ye girmesi konusunda kışkırtılırken” diğer yandan “Terör örgütleriyle ilişkisi var” algısı oluşturuldu.Bugüne gelindiğinde artık Türkiye Astana süreci ile Rusya, İran ve dolaylı yoldan Suriye rejimi ile Suriye krizini aşmak istiyordu. Suriye’nin toprak bütünlüğü konusunda ısrar eden birkaç ülkeden biriydi. Ve Mümbiç ile Fırat’ın doğusundaki Suriye’nin kuzeyine ilişkin endişelerinde Amerika ile taban tabana zıt görüşleri vardı. Mümbiç’te yılan hikayesine dönen bir Amerikan politikası gördük. Çekileceklerini açıkladılar çekilmediler. PYD/YPG-PKK unsurlarının Mümbiç’ten çıkacağını taahhüt ettiler yapmadılar.Suriye’nin kuzeyini işgal eden terör örgütü PYD/YPG-PKK’yı kendi kara gücü ilan edip binlerce TIR dolusu silah ve mühimmat ile donattılar. Yetinmeyip üst düzey eğitimden geçirdiler. Bir de bunu bizim gözümüze sokarak yaptılar.GÜVENLİ BÖLGE, GEÇİCİ KORUMA ALTINDAKİ SURİYELİLER İÇİN BİR UMUT KAPISITürkiye Suriyelilerin ülkelerine güvenle dönmesi için ve kendi güvenliği için bir perspektif geliştirdi. Adına “Güvenli Bölge” dedi ilk önce. Amerika ve koalisyon ortaklarıyla birlikte Suriye’nin kuzeyinde Fırat’ın doğusunda 30-35 km derinlikte bir güvenli bölge projesiydi bu. Güvenliğin Türk Silahlı Kuvvetleri ve ÖSO ile sağlanacağı, yeni şehirler ve kasabaların oluşturulacağı, sadece Suriyelilerin yerleştirileceği bir bölge olarak tasarlandı. Her türlü terör unsurundan temizlenmiş bir bölgenin hem Türkiye’nin sınır güvenliğini artıracağı hem de Suriyelilerin evlerine dönüş imkanı oluşturulacağı söylendi.Bu projeye Amerika taş koydu. Türkiye MGK kararı ile bölge için yeni tanım geliştirdi: Barış Koridoru! Geçtiğimiz hafta Jeffrey geldiğinde bir dayatma ile karşı karşıya kaldık. Bize “Amerikan askeri ile Mehmetçik’in birlikte devriye atmasını ve PYD/YPG-PKK unsurlarının bölgede kalmasını” önerdi.İpler koptu derken, bu kez askerlerden oluşan teknik heyet geldi. 3 gün çetin görüşmeler yaşandı. Ve “büyük çekincelerimiz” olan yeni bir süreç için “Adım atıldı.”Bu adımın ilk aşaması, Birinci Körfez Savaşı’ndan sonra oluşturulan Çeki Güç’ü anımsatıyor. Amerika ile birlikte merkezi Türkiye’de olacak bir harekat merkezi kuruluyor.Güvenli bölgede Türkiye ile Amerika birlikte hareket edecek. Terör unsurlarının bölgeyi nasıl terk edeceği ve yeni yerleşimlerin nasıl olacağı ise şimdilik sır!Kırmızı Oda’yı tekrar hatırlatmak istiyorum. Kırmızı Oda’da Türkiye ile Amerika’nın özellikle Suriye konusunda farklılaştığı anlaşılmıştı. O yüzden 2013’ün Mayıs ayından sonra Amerika sanki stratejik ortak değil tam bir düşman gibi bir tutum içerisinde girdi. Ve Amerika ile düne kadar hep makas açıldı.Şimdi yeni bir adım atılıyor.Endişelerimiz var. Bir de kapasitemiz. Kapasitemizin üzerinde işler yaptığımızın farkındayım. Lakin, endişelerimizin de haklılık payı var.Çekiç Güç ve Mümbiç bu endişelerimizin canlı kalmasının iki örneği mesela.Amerikalılara güvenmiyoruz. Amerika’nın Suriye ve bölgemiz için tasavvur ettiği geleceği kabul etmiyoruz. Bölünmüş Suriye’nin kapısını açacak Amerikan politikalarının başımıza daha büyük dertler açmasını istemiyoruz.Ne var ki devletimizin aldığı “Adım atma” kararının hayırlara vesile olmasını diliyoruz.Takipteyiz.
İkinci Çekiç Güç
Dünya
İkinci Çekiç Güç
ABD, Kuzey Suriye’de “İkinci Çekiç Güç” konuşlandırmayı planlıyor. ABD Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey, 1990’larda PKK üyelerini silahlandırarak sabotaj, kontrgerilla taktikleri öğreten “Çekiç Güç” modelinin masada olduğunu itiraf etti. Jeffrey, ABD’nin Suriye’den çıkmamak için çok sayıda seçeneği olduğunu da ifade etti. Jeffrey, PKK ile YGP’nin aynı örgüt olduğunu dile getirerek Türkiye’nin tezlerini destekler görünüyordu.
Yeni Şafak
* Fırat’ın Doğusu: Hazırlık bitti… Artık bir gün gecikme intihardır! Yoksa ‘2. Koridor’ Türkiye’de açılır. * Kimse bize ABD çıkarlarını, İsrail önceliklerini, İngiliz hesaplarını pazarlamasın! * Hiçbir güç bu müdahaleye açıktan karşı duramayacak.
* Fırat’ın Doğusu: Hazırlık bitti… Artık bir gün gecikme intihardır! Yoksa ‘2. Koridor’ Türkiye’de açılır. * Kimse bize ABD çıkarlarını, İsrail önceliklerini, İngiliz hesaplarını pazarlamasın! * Hiçbir güç bu müdahaleye açıktan karşı duramayacak.
Artık an meselesi, gün veya saat meselesi. Fırat’ın Doğu’suna, o terör koridoruna, o “çokuluslu cephe”ye müdahale için operasyon başlamak üzere. Türkiye’nin gücü bir kez daha harekete geçmek üzere.Video: * Fırat’ın Doğusu: Hazırlık bitti… Artık bir gün gecikme intihardır! Yoksa ‘2. Koridor’ Türkiye’de açılır. * Kimse bize ABD çıkarlarını, İsrail önceliklerini, İngiliz hesaplarını pazarlamasın! * Hiçbir güç bu müdahaleye açıktan karşı duramayacak.Bin yıldır bu topraklarda ne yapıyorsak yine yapacağız. Tarihin en ağır bunalımlarından hangi akılla çıkmışsak o aklı yine devreye sokacağız.Masamıza “harita taslakları” koyanların masası devrilecek. Bize rağmen, bize karşı, bizi vurmaya ve yaralamaya, tarih ve coğrafya dışına itmeye, Anadolu içlerine hapsetmeye ayarlı hesaplar bir kez daha bozulacak.BUNA GÜCÜMÜZ VAR,AKLIMIZ VAR, YETENEĞİMİZ VE TECRÜBEMİZ VARTürkiye cephesi açmak için Suriye savaşı çıkaranların, Irak ve Suriye’den sonra Türkiye’yi vurmayı planlayanların, bu amaçla “dışarıdan çevreleyip”“içeride cepheler” kuranların, sınırımızın sıfır noktasına devasa askeri yığınaklar yapıp içeriden oyalamaya çalışanların defterleri dürülecek.“Coğrafya ve tarih biçimlendirme”ye dönük yeni ve çok güçlü bir adım atılacak. Suriye’nin kuzeyinde inşa edilen, tek amacı Anadolu’yu küçültmek olan büyük hazırlığa müdahale edilecek.Buna gücümüz var, aklımız var, yeteneğimiz var, tarihten aldığımız can yakıcı dersler var, askeri ve siyasi tecrübemiz var, coğrafya kimliğimiz ve ülke bilincimiz var. En önemlisi de Anadolu savunması, vatan savunması diye aşındırılamaz bir kimliğimiz var.SABIR BİTTİ, UYARILAR BİTTİ, HAZIRLIK BİTTİ ARTIK BİR GÜN BİLE GECİKMEK İNTİHARDIR!Artık bir gün bile ertelemek mümkün değildir. “İntihar anlamına gelse bile müdahale edilmelidir” diyorduk. Şimdi “gecikme intihar”dır. Vazgeçmek, ertelemek, ihmal etmek, başka teklif ve pazarlıklarla oyalanmak bu ülkeyi de geleceğini de imhadır.Sabır bitti, uyarı bitti, hazırlık bitti. Müttefiklere güven bitti, tiyatro bitti. Milletimizi, ülkemizi içeriden uyutma, hareketsiz bırakma ve sonrasında çaresizce teslim olmaya ayarlı bütün senaryolar buraya kadardı, bitti.Hiçbir ülke, gözünün önünde büyüyen, kendisini vuracağı belli olan bir tehdidin daha da büyümesine göz yummaz, yumamaz. Aynı durum ABD için, İngiltere ve Fransa için, İsrail ya da Rusya için söz konusu olsa ne yaparlardı?Hangisi susar, hangisi iç politika manevralarıyla oyalanabilir, hangisi “benim sınırımın dışında” diyerek seyrederdi.SIFIR NOKTASINDA SAVUNMA OLMAZ. YARIN O SAVAŞ ANADOLU’YA TAŞINIR.Hiçbir ülke kendini sınırının sıfır noktasında savunamaz. Hele bizim coğrafyada, güneyimizde, Suriye ve Irak’ta büyüyorsa bu tehdit, asla sınırımızın sıfır noktasında savunma kurulamaz.Bunu yaparsak, o savaş yarın Kahramanmaraş’a, Sivas’a, Anadolu içlerine taşınacaktır. Çünkü savaşı dışarıda durduramıyorsanız içeride yüzleşeceksiniz demektir.Bugün sınırlarımızın diğer tarafındaki tehlikeyi durduramazsak, yarın Anadolu içlerinde vatan savunması yapmakla yüz yüze kalacağız demektir.KORİDOR TÜRKİYE İÇİNDE KURULUR, O HARİTALAR TÜRKİYE İÇİN ÇİZİLİR..Bugün; Irak’ta olduğu gibi, Suriye’de de “Çekiç Güç” benzeri bir yapılanmaya boyun eğersek, onu normalleştirirsek, yarın aynı “Çekiç Güç” modeli Türkiye’nin güney bölgelerinde, bizim topraklarımızda kurulacak demektir.Bugün Suriye’nin kuzeyindeki “terör koridoru”nu boşa çıkaramazsak yarın aynı koridor Türkiye’nin güneyinde, bizim topraklarımızda da kurulacak. Bugün Suriye’de harita çizenler, işte o gün Türkiye içinde haritalar çiziyor olacak.Bunları öngörmek için çok çaba harcamaya gerek yok. Dünyanın güç hareketliliğine, coğrafyanın değişimine ve krizlerine, Türkiye’yi durdurmaya dönük küresel ölçekte çabalara bakan herkes aynı şeyleri söyleyecektir.KİMSE BİZE COĞRAFYA,TARİH DERSİ VERMESİN!Kimse,Haçlı Savaşları’nı, Birinci Dünya Savaşı yıkımlarını, İstiklal mücadelesini yaşamış bu ülkeye tarih dersi, coğrafya dersi vermesin.Kimse, dünya savaşı döneminde coğrafyamızın her köşesinde adım adım mücadeleler vermiş bu ülkeye, terör örgütleri aklıyla, bir yıl sonrasını göremeyen siyasi parti aklıyla ayar vermeye kalkışmasın.Kimse, bin yıldır bu topraklarda harita biçimlendirip tarih inşa eden bu millete, tehdidin ne olduğunu, çözümün ne olduğunu, hangi akılla hareket etmesi gerektiğini öğretmeye kalkmasın.KİMSE BİZE ABD ÇIKARLARINI,İSRAİL ÖNCELİKLERİNİ, İNGİLİZ HESAPLARINI PAZARLAMASIN!Kimse bize ABD çıkarlarını, İsrail önceliklerini, İngiliz hesaplarını pazarlamasın. Kimse bizi İran-Suud denklemine sokup siyasi körlüğe sürüklemeye çalışmasın.Bize Orta Asya kapılarını kapatanların, o coğrafya ile kara bağlantımızı kesenlerin, güneyimizde yeni duvarlar örmesine, Arap/İslâm dünyası ile bütün bağlarımızı kesmesine, bizi coğrafyada yalnızlaştırmasına, Anadolu’ya hapsetmesine izin vermeyeceğiz.Bunu yaptıktan sonra Suriye ve Irak’ın kuzeyinden vurmasına, Akdeniz ve Ege’den çevrelemesine, Yunanistan’dan Romanya’ya kadar Batı’dan sıkıştırmasına izin vermeyeceğiz.SURİYE’DE EN BÜYÜK OYUN TÜRKİYE’YE KARŞI OYNANIYORSuriye savaşı artık Suriye meselesi değil. Çoktan bir dünya savaşına dönüştü. Şimdi orada en büyük oyun ülkenin kuzeyinde, Türkiye’ye karşı oynanıyor. İçerideki lobi ve çıkar gruplarının, göbeğinden dışarıya bağlı olanların, HDP ve FETÖ kriptolarının bu oyunu tamamlamasına da izin vermeyeceğiz.Kıbrıs müdahalesi neyse Fırat’ın Doğu’suna müdahale odur. Hatta birçok açıdan daha da önemlidir. Çünkü doğrudan Anavatan’ı hedef almaktadır. Çünkü yüz yıl sonra başlayan “Türkiye Yükselişi”ni açıktan hedef almaktadır.Fırat’ın Doğu’suna müdahale etmeden bu yükseliş devam edemez. Yüz yıl sonra bu ülkenin önüne açılan bütün kapılar kapanır. Ardından Akdeniz ve Ege’den baskılar gelecektir. Çünkü hepsi tek bir ortak projedir.İRAN SINIRINDAN AKDENİZ’E KADAR BÜTÜN GÜNEYİMİZİ KUŞATIYORLAR..Fırat’ın Doğusu terörle sınırlı, etnik meseleyle alakalı değil. Doğrudan bir ABD, Batılı istila, işgal söz konusudur. İran sınırından Akdeniz’e kadar bütün güneyimizin kuşatılması söz konusudur.Fırat Kalkanı ve Afrin operasyonlarıyla Akdeniz kapısını kapattık. Irak’ın kuzeyinde devam eden Pençe Harekâtı ile Doğu kapısı da kapatılıyor. Ama yüzlerce kilometrelik bir cephe önümüzde duruyor. Buna müdahale etmek bu ülkeye aidiyet hisseden herkesin boynunun borcudur.HİÇBİR GÜÇ TÜRKİYE’YE AÇIKTAN KARŞI ÇIKAMAZHiçbir ülke, hiçbir güç, Türkiye’nin bu müdahalesine açıktan karşı duramayacak. ABD bile, İsrail bile, onların ortaklarıSuud ve BAE bile.Bileklerimiz güçlü, zihnimiz duru, hafızamız güçlüdür. Yüzlerce yıllık o akıl harekete geçmiştir. Hiçbir gücün bunun önünde duramayacağını, tarihin akışını değiştiremeyeceğini göreceğiz.Bugüne kadar hep bu aklı kullanarak gedik. Öyle devam edeceğiz. Yine bu akılla Fırat’ın Doğusuna müdahale edeceğiz. Çünkü bu, geleceğin Türkiye’sinin çağrısıdır.ERDOĞAN YÜZYILLARIN DİLİNİ KULLANIYOR. FIRAT’IN DOĞUSU BİR BEKÂ MESELESİDİR..Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tarihin derinliklerinden, Selçuklu’dan, Osmanlı’dan süzülüp gelen ve Türkiye’nin siyasi genetiğine hitap eden sözleri bütün bu gerçekleri açıklıyor. Ama bakıyorum garip, belirsiz bir el, bu cümleleri bile etkisizleştirmeye çalışıyor. Bir gizemli müdahale burada bile kendini hissettiriyor.Fırat’ın Doğusu beka meselesidir. Kendini Türkiye’ye ait hisseden herkes için bir iç meseledir. Çok yakın ve çok büyük bir tehdittir. Dışarıdaki “çevreleme”ye, içerideki “cephe”ye rağmen bu adım atılacak, o büyük oyun bozulacaktır.Allah milletimizin ve ülkemizin yardımcısı olsun ve zafer nasip etsin...
Güvenli Bölge anlaşmasının bilinmeyenleri
Güvenli Bölge anlaşmasının bilinmeyenleri
İkinci Dünya Savaşı’nın İngiltere açısından en zor dönemlerinden biri, 1940 yazında İngiliz ve Fransız askerlerinin Dunkirk kıyılarında mahsur kaldığı günlerdi.Yenilerde filmi de çekilen ve Brexit ruhunun beyaz perdedeki karşılığı olarak da yorumlanan Dunkirk tahliyesi, Londra’da büyük bir coşkuyla karşılanmıştı.Video: Güvenli Bölge anlaşmasının bilinmeyenleri300 bin İngiliz askeri, küçük teknelerin büyük katkısıyla İngiltere’ye taşınmıştı ama sonuçta bu bir ‘tahliyeden’ ibaretti.Churchill, savaş zamanlarında akılda kalan sözlerinden birini o günlerde sarf etti: “Bu, sonun başlangıcı değildir. Olsa olsa başlangıcın sonu olabilir.”Dunkirk tahliyesi ve Churchill’in bu sözü, ABD ile 7 Ağustos’ta varılan Güvenli Bölge mutabakatı üzerinde araştırma yaparken, konuya vakıf kaynaklarla konuşurken aldığım nabız üzerine aklıma geldi.Bir güvenlik kaynağından edindiğim izlenim, henüz başlangıcın bile sonunda olmadığımız, olsa olsa ‘başlangıcın başlangıcında’ olduğumuz yönünde oldu.Yol haritası belirlenmiş, son aşaması takvimlendirilmiş bir mutabakattan söz edemiyoruz.İki aşamalı bir ‘başlangıç’ aşamasından bahsediliyor.Önce usulle ilgili çalışmaların sonlandırılması, devamında saha uygulamasına yönelme.Şanlıurfa sınırları içerisinde oluşturulacak Ortak Harekât Merkezi’nin kurulmasını ilk somut adım olarak anlamak mümkün.Peki ya devamı?Devamında saha uygulamasının nasıl olacağı konusunda yeni bir müzakere süreci öngörülüyor.Ankara’dan yansıyan bu havanın bir benzerinin ABD tarafının sözcülerine kulak veren yabancı basında da karşılık bulduğunu görüyoruz.Mutabakatın anons edilmesinden hemen sonra İngiliz The Guardian gazetesine konuşan bir ABD yetkilisinin sözleri, durumun özetini veriyor gibi:“Bu, temelde konuşmaya devam etme üzerine yapılmış bir anlaşmadan ibaret.”Yabancı basında YPG yöneticilerinin propagandayla karışık demeçlerine de rastlamak mümkün.Örneğin, Al Monitor’da, bu çevrelerden güçlü haber kaynaklarına sahip Amberin Zaman imzasıyla çıkan haberde, YPG adına serdedilen görüşlere bakalım:“Güvenli Bölge, Fırat ile Dicle arasındaki bütün sınır hattını kapsamalı. Öbür türlü, Türkiye’nin düşmanca tutumunun değiştiğini gösterecek bir nedenimiz olamaz.”YPG yöneticileri, “ABD, Türkiye ile bizim tezlerimiz üzerinden müzakere yürütüyor” diye konuşuyorlar.Bir yerde doğru.Ama işin öbür kısmında ABD’nin, tek taraflı operasyon seçeneğini sonuna kadar masada tutmaya kararlı olan Ankara’yı frenlemek için vermek zorunda kalabileceği tavizler de söz konusu olabilir.Geçenlerde Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, hâlâ en büyük anlaşmazlık konusu olmayı sürdüren Güvenli Bölge’nin derinliği konusunda, Trump’ın verdiği sözü hatırlattı, bu derinliğin 20 mil (32 kilometre) olmasının ABD Başkanı’na ait bir vaat olduğunu dile getirdi.Mutabakatın başlangıç safhasının, YPG yöneticilerinin de kabul ettiği özel bir bölümü var.Şanlıurfa’nın Akçakale ve Ceylanpınar ilçelerinin karşısında yer alan Rasulayn ve Tel Abyad arasındaki kısmın öngörülen (Kendileri açısından) Güvenli Bölge derinliğinin diğer bölgelerden daha fazla olması.Ankara’nın tezleriyle birebir örtüşmese de, ABD diğer alanlardan farklı olarak bu alandaki derinliğin 14 kilometreye kadar uzatılmasını kabul etmiş durumda.Gerek Ortak Harekât Merkezi’nin konuşlanma yeri, gerek Ankara’nın öteden beri bilinegelen öncelikli hedefleri, gerekse mutabakat açıklaması yapıldıktan sonra ortaya çıkan askeri faaliyetler, başlangıçtaki odaklanmanın bu alanlar üzerinde olacağına işaret ediyor.Son dönem yazılarımızda düzenli bir şekilde ifade etmeye çalıştığımız gibi, 2015’teki YPG işgali öncesi Arap nüfusun hâkimiyetinde olan bu bölgeleri, 2015 öncesi haline döndürmek için öncelikli bir çalışma yürütülüyor diyebiliriz.7 Ağustos’ta Milli Savunma Bakanlığı ve ABD’nin Ankara Büyükelçiliği tarafından yapılan ortak açıklamada, Türkiye’ye sığınan Suriyeli göçmenlerin yurtlarına geri dönüşünü sağlamaya dönük bir hedeften söz edilmişti.Bu durumda, mutabakatın ilerleyen safhalarında Tel Abyad ve Rasulayn’in Haziran 2015 öncesi şartlarına kavuşturulması ve bu şekilde YPG işgali nedeniyle Türkiye’ye kaçıp gelen sığınmacıların geri dönmelerini sağlayacak bir ortamın oluşturulması hedefleniyor diyebiliriz.Mutabakat açıklaması yapıldıktan sonra, Türkiye’nin YPG oluşumuna izin vermemeye dönük politikasının askıya alınması, 1991 sonrası Kuzey Irak’ta oluşturulan fiili Çekiç Güç ortamının Suriye’nin kuzeyinde PKK eliyle tekrarlanması gibi ileriye dönük endişe beyanları yansımaya başladı.Bu endişelerin hepsi, haklı gerekçeler olarak geçerliliğini koruyor.Ama mevcut zeminden hareketle, Ankara’nın bilinen duruşundan birdenbire vazgeçtiğini düşünmek de olan biteni bütünüyle yansıtmıyor.Tersinden bakarsanız, varılan mutabakatın sonuna kadar takvimlendirilmiş bir anlaşma olmaması, bir oldubittiye müsamaha gösterilmeyeceğinin de bir teyidi anlamına gelebilir.
Ankaragücü için ses getiren transfer iddiası
Spor
Ankaragücü için ses getiren transfer iddiası
Süper Lig'e yükselen Ankaragücü'nün, PSG'nin Senegalli yıldızı Idrissa Gueye'nin transferi için görüşmelerde bulunduğu öne sürüldü.
Diğer
Nitelikli işgücünün artan önemi
Erdal Tanas Karagöl
Nitelikli işgücünün artan önemi
Ekonomiler için nitelikli işgücü, sermaye kadar önemli hale geldi. Gelişmiş ülkeler yeterli sermayeye sahip olmalarına rağmen, ekonomileri için gerekli olan nitelikli işgücü talebini karşılamada zorluk çekiyorlar.Bu nedenle, gelişmiş ülkeler, sağladıkları imkanlar ve fırsatlar sayesinde her yıl özelilikle düşük ve orta gelirli bir çok ülkeden önemli sayıda nitelikli işgücü talep diyorlar. Bu talep, aslında başka ülkelerden zorunlu bir işgücü talebi olsa da nitelikli işgücü maliyetinin başka ülke...
Muğla'da kan donduran cinayet: Ev arkadaşını çekiçle öldürdü
Gündem
Muğla'da kan donduran cinayet: Ev arkadaşını çekiçle öldürdü
Muğla'nın Fethiye ilçesinde bir kişi, kavga ettiği ev arkadaşını başına çekiçle vurarak öldürdü.
DHA
Geri dönüş fırtınası
Spor
Geri dönüş fırtınası
Trabzonspor’un bu sezon şampiyon olmasındaki en büyük etkenlerden birisi de geriye düştüğü maçları kazanması oldu. Bordo-mavililer, özellikle derbi maçlarda büyük bir reaksiyon ortaya koydu ve maçların ikinci yarısında fırtına gibi eserek rakiplerine mağlup olmadı. Bu da, zirvedeki yerin daha da perçinlenmesini sağladı.
Yeni Şafak

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.