Kâbe'de 7 ay sonra ilk cemaatle namaz kılındı
Dünya
Kâbe'de 7 ay sonra ilk cemaatle namaz kılındı
Suudi Arabistan'da, Kabe'nin de içinde bulunduğu Mescid-i Haram'da koronavirüs tedbirleri kapsamında ara verilen ibadetlerin ardından 7 ay sonra ilk kez cemaatle namaz kılındı.
DHA
Cübbelinin konuşması ve tersyüz edilen karşıtlık bilinçleri
Cübbelinin konuşması ve tersyüz edilen karşıtlık bilinçleri
Türkiye’de tarikatlar ve cemaatler tartışması sürerken yaşanan dönüşümler de baş döndürücü. Cübbeli Ahmet olarak tanınan Ahmet Ünlü, “Atatürk’ü eleştirmek caiz değil” dedi. Her vakit ağzında tarikat, cemaat, ehli sünnet kelimeleri düşmeyen bir şahsiyet Ahmet Ünlü. Tutuklanmalar yaşadı, kamuoyunda tartışıldı ve kendisini de Nakşilik bağlamında algılıyor. Tarikat kelimesi duyunca yerinden fırlayan, sakallı ve cübbeli insanlara karşı fobileri olan Kemalistler ne diyor buna acaba? Bence olay hem Kem...
Uçurum kıyısındaki 840 yıllık camiye ibadet için tırmanarak çıkanları büyüleyen atmosfer
Gündem
Uçurum kıyısındaki 840 yıllık camiye ibadet için tırmanarak çıkanları büyüleyen atmosfer
Sivas'ta kalenin içine 840 yıl önce yapılan cami hala ayakta duruyor. Türklerin Anadolu'daki en eski yapılarından olan cami, uçurumun kenarındaki konumuyla da görenleri şaşırtıyor. Restorasyonu ve iç tefrişatı yapılarak yeniden ibadete açılan camiye namaza gitmek için cemaat yürüyerek zorlu bir tırmanış yapmayı göze alıyor.
DHA
Samsun'da dilenci istediği parayı toplayamayınca camiye zarar verdi: O anlar kameraya yansıdı
Gündem
Samsun'da dilenci istediği parayı toplayamayınca camiye zarar verdi: O anlar kameraya yansıdı
Samsun'da cemaatten para isteyen ancak istediği tutarı alamayan kimliği belirsiz şüpheli, kovayla namaz kılınan alana su attığı caminin camlarını kırıp, kayıplara karıştı. Güvenlik kamerasınca görüntülenen şüphelinin, yakalanması için çalışma başlatıldı.
DHA
Toplumda sağduyu, insan ve vicdan duygusu yok edilmeye çalışılıyor!
Toplumda sağduyu, insan ve vicdan duygusu yok edilmeye çalışılıyor!
Önce sözümona bir tarikat şeyhinin 12 yaşındaki kız çocuğuna taciz haberleri düştü gündeme bomba gibi! İnfial oluşturdu bu hâdise bütün toplumda -haklı olarak.Aslâ tasvip edilecek, geçiştirilecek bir olay değil bu. Mide bulandırıcı, iğrenç bir olay. Böyle tarikat lideri olmaz. Kınıyorum şiddetle. Bu tür kişiler en ağır şekilde cezalandırılmalıdır.OPERASYON YİYORUZ!Bu hâdise, bitmiş değil henüz. Sadece hikâye edilenden de ibaret değil. Dahası sadece hikâye edilenden ibaret olmadığını kanıtlamak i...
Cübbeli Ahmet: Tarikatlar Takibe Alınmalı
Gündem
Cübbeli Ahmet: Tarikatlar Takibe Alınmalı
CNN Türk'te Ahmet Hakan'ın moderatörlüğünde ekrana gelen Tarafsız Bölge programına kamuoyunda Cübbeli Ahmet olarak bilinen Ahmet Mahmut Ünlü konuk oldu. Bazı tarikatların dış güçlerle bağlantısının bulunduğunu söyleyen Cübbeli Ahmet, Amerika ile bağlantısı olanların ortada olduğunu ifade etti. Rusya ve Almanya ile bağlantılı olan tarikatların da bulunduğunu belirten Cübbeli Ahmet, istihbarat birimlerinin tarikatları takibe alması gerektiğini söyledi.
Yeni Şafak
Sahtekârları tarikat diye gösteren laikçi muhayyile
Sahtekârları tarikat diye gösteren laikçi muhayyile

Vulgarlaisizm, bu ülkenin en barbar ideolojisi. Çünkü kendisini hakikat görüyor, egemenlik kibriyle bakıyor ve modern olmanın havasıyla üstün sanıyor. Toplumuna, tarihine ve coğrafyasına yabancılaşan bir self-bilinci temsil ediyor. Bu topluma, kötü bir modernlik kopyacılığıyla bakıyor. O nedenle bilgili ama cahil, bilimsel sanıyor kendisini ama dogmatik. Her şeyi kopya ettiği kaba modernliği, vulgarlaisizmin (kaba laikçilik) üzerinden okuyor. Din karşıtı, toplum karşıtı ve tarih karşıtı bir zihin haline geliyor. Mesela bu toplumun, bu tarihin ve bu dinin 1923 yılında doğduğunu sanıyor. Gerisine karşı. Mustafa Kemal’i fetişist ve dogmatik bir varlığa çeviriyorlar. Bilim bilim diye bağırıp çağırmalarına rağmen self-kritikleri yok, çoğul bakışları yok, empati kurmaları yok. Tekçi, dogmatik ve kesin inançlılar. Bilim bunun kılıfı. O nedenle en fundamentalist insanlar bu kesimden çıkıyor. Bilgi ve modern görünümlü olmalarına rağmen bilgili cahiller, modern ilkeller. Bu vulgarlaisist bilinç, en son yine tarikat kılıflı sahtekar bir adamın yaptığı sapkınlıklar üzerinden kendisini dışa vurdu.

Tarikat kelimesi laikçilerin ruh dünyasında bir stigmadır, lekedir. Ötekiliğin bütün berbat anlamlarını bu kelimeye yüklüyorlar. FETÖ’ye bile tarikat diyorlar. Emniyetten aldıkları beş sahtekâr dosyaya “şehvetiye tarikatı” adını verdiler. İçeriğini bilimsel bir analizle okuduğunuzda, hiç birisi tarikat değil. Ne silsileleri var, ne de icazetleri. Hepsi de sahtekâr. Önemi yok bunların! Nasıl olsa bu laikçilerin tam da aradıkları şey bu. Çünkü bu sahtekârlar, alt bilinçlerindeki “uçkuruna düşkün şeyh” imgesiyle bütünleşiyorlar. Bu imgeye bayılıyorlar. Bu imgeye uygun düşen kişileri bulmak altın bulmaktan daha değerlidir onlar için. Bulmayınca da icat ediyorlar. 28 Şubat günlerinde Kalkancı’yı böyle icat ettiler. Uçkuruna düşkün şeyh imgesini icat etmek için kadın bile tuttular. Fadime Şahin budur. Fadime Şahin, Müslüm Gündüz’ün “uçkuruna düşkün şeyh” imgesinin somut örneği olması ve kamuoyunu yönlendirmek için servis edilen bir kadındır. Gırgır dergisi yıllarca bu imgeyi servis etti. Tek parti döneminin meşhur Ay Dede dergisinde bu karikatürlerden geçilmiyor. 1926 yılında siparişle Reşat Nuri Güntekin’e yazdırılan Yeşil Gece romanında bu imge üretilir. Bütün vulgarlaisist Türkiye tarihi, adeta bu dini imgeyle birleşir. Bu anlatıya dayanır.

Biz coğrafyasıyla, tarihiyle ve inancıyla barışık olan Müslümanların önüne sahtekâr adamları koyup tarikat ve tasavvuf üzerinden hesaba çekiyorlar. Kafalarındaki lekeye (stigma) göre bizim de tarikatlara ve sufiliğe bakmamızı istiyorlar. Cinsel sapkınlığın odağı dergâhlar ve tarikatlarmış gibi algı üretip bizden hesap soruyorlar. Coğrafyalarına, tarihlerine ve inançlarına yabancılaşan bu zihin, asırları içinde tutan onlarca tarikatı, geleneği, dergâhı bir ideolojiyle çiziyor. Bizim de onların çarpık zihinlerine ve yabancılaşan bilinçlerine katılmamızı bekliyorlar. Biz ne vulgarlaisistiz ne de bilincine yabancılaşmış kopyacı modernleriz.

Biz tarikat ve tasavvufa sapkın, sahtekâr ve hilekâr adamlar üzerinden bakmayız. Biz tarikat ve tasavvufa Ahmet Yesevi, Bahaattin Nakşibend, Abdülkadir Geylani, Mevlana Halidi Bağdadi, Mevlana Rumi, Yunus Emre, Niyazi Mısri, İbrahim Gülşeni, Akşemsettin, Hacı Bayram Veli ve Hacı Bektaş Veli üzerinden bakarız. Onların mirasıyla hemhal oluruz. Onların aydınlığıyla kalplerimiz aydınlanır. Onların modern çağa yansıyan ruhlarıyla serinlenir ve sükut buluruz. Milli Mücadeleye ruh veren Özbekler Tekkesi, Hatuniye Tekkesi ve Tacettin Dergâhı ile sufiliğe bakarız. Milli Mücadelenin içinden geçtiği, İstiklal Marşının içinde yazıldığı dergâhlardır bizim baktığımız. Zihnimiz bu dergâhlara akar. Zihnimiz Sami Ramazanoğlu, Mehmet Zahid Kotku, Emin Acar Efendi, Harputlu Sadi Baba gibi insanlara yönelir. Onların muhabbetine, onların hayatlarını hizmet ve imana adayan ruhlarına, onların bilge ve irfan nefeslerine koşarız.

Bir medeniyeti, bir kültürü, bir davayı bir sahtekarlar güruhuna indirgeyerek İslam’ı cinsel sapıklıkla özdeşleştirme peşinde olan düşünce ve çevrelere ancak acınır. Çünkü kendi varlığına yabancılaşan bilinç, asla huzur bulamaz. Cebelleşme, çatışma, iftira, yalan ve huzursuzluk içinde dolanıp durur. Vulgarlaisizm budur. Bilinciniz ne ise yöneldiğiniz ve gördüğünüz de odur.

Veyis Ateş niçin haklı?
Veyis Ateş niçin haklı?

Çok üzüldüm kadim dostum Veyis Ateş’in o beyanını görünce. Şöyle diyor: “E’ hadi ama; bekliyoruz. Hepinizin dergisi, vakfı, derneği, STK’sı var; onların da sosyal medya hesapları var, biliyoruz. Bi’şi söyleyin, bi’şi yazın, lanetleyin, ‘biz ondan, o mel’un bizden değil’ deyin. Size inananların yüzünü yere düşürmeyin; Diyanet’in yaptığı gibi; e’ hadi.”

Ne için kuruyor bu satırları Veyis? Şeyhlikle uzaktan yakından alakası olmayan, madrabaz, aşağılık ve en son çocuk tacizcisi olduğu da ortaya çıkan Fatih Nurullah pisliği için. Çağrı yaptığı yerler nereler peki? Temsil kabiliyeti olan dini yapılar. Gelenekli tarikatlar, modern cemaatler, koca hocalar vd.

Diyor ki yani: “Yahu tarikatlar, cemaatler, çevreler, oluşumlar. Ses verin. Şimdi değilse ne zaman? Bugün değilse hangi vakit?”

Ben de tekraren diyorum ki: Çok üzüldüm Veyis Ateş. Üzüldüm, çünkü haklı olmanın hiçbir işe yaramadığı bir yerden konuşmuşsun. Yani haklılığın hiçbir şeyin değişmesini sağlamayacak.

Şuradan başlayayım. Senin bu dediğini yapabilmeleri için önce bizim bu yapılarımızın, bu kurumlarımızın birlikte hareket edebilme kabiliyeti geliştirmeleri gerekir. Zaman zaman politik mekanizmaların ricasıyla “bir araya gelmiş gibi yapan” bu güzide kurumlarımız esasen bir araya gelme konusunda sınıfta kalırlar. “Herkes kendine…” fikriyle mücehhezdirler ne yazık ki. Yahu bizim iki hocamız bir araya gelse beşinci dakikadan itibaren “sakal boyu” konusunda ihtilafa düşerler. Nerede kaldı hayatiyet arz eden meselelerde tek blok olarak ses verme kabiliyeti?

Diyelim ki -olmaz da- olağanüstü güzel bir şey oldu ve bu kurumlarımız bir araya gelip ses çıkarma kararı aldılar. Alan temizliği yapma kararlılığı gösterdiler. Bizim kurumlarımızı öldürsen sevgili Veyis Ateş, bizim kurumlarımızı öldürsen, “bir isim etrafında” net bir açıklamaya ikna edemezsin. “Neme lazımcılık” mı diyelim adına? “Aşırı tedbir hastalığı” mı diyelim? “Aman bizi şahit yazmasınlar refleksi” mi diyelim?

Senin ne dediğini çok ama çok iyi anlıyorum Veyis. Yekpare bir biçimde güçlü bir ses vererek bu Fatih Nurullah denen neseb-i gayrı sahihin değil şeyhlikle, insanlıkla uzaktan yakından alakası olmadığını, Şeriat-ı garra-yı Muhammediyye’ye göre katlinin vacip olduğunu, üstelik bu madrabazın oturduğu postu cebren ve hile ile ele geçirdiğini, bir geleneğe, bir erkana, bir usule dayanmadığı için şeyh kabul edilemeyeceğini haykırsınlar istiyorsun. Bunu ben de bütün kalbimle istiyorum.

Bak samimiyetle bir şey söyleyeyim sana sevgili arkadaşım. Haydar Baş, Adnan Oktar, İskender Evrenesoğlu, Alpaslan Kuytul, Fatih Nurullah, Tuncer Çiftçi, Ahmet Hulusi, Fatih Öztürk vd. gibi isimler hakkında yazdığım her yazıdan sonra iki türlü şey geldi başıma. Birincisi o temsil kabiliyeti olan kurumlarımız tarafından “özelden aranıp” tebrik edildim. İkincisi haklarında yazdığım isimler hakkında mahkemeden tehdide kadar pek çok durumla karşı karşıya kaldım.

Bak mesela 2016 yılında yazmışım şu cümleleri: “Burada yapılması gereken şey aslında çok nettir. Bu sahtekârlar öyle ‘Toplumu eğitmemiz lazım.’ cümlesiyle baş edilebilecek gibi değiller. Toplumu elbette bu heriflerin üçkâğıtlarına karşı eğitmemiz gerekir. Ona sözüm yok. Ancak daha pratik mücadele yöntemi, insanların duygularını ve dinlerini sömüren bu insan müsveddelerinin kovuşturmaya uğratılmasıdır. Hesaplarını yargı önünde vermelerinin sağlanması ve bu tiplerin afişe edilmesidir. Yoksa daha çok kızımız, çok evladımız iskelelerde ‘Mehdi olduğuna inandıkları bir dananın zenginliğine zenginlik katması’ için heder olup gideceklerdir. Sesimizi çıkartmaz ve ‘bir şey olunca farkına varmaya’ devam edersek bir toplumsal kriz kapımıza gelip dayanacaktır. Üstelik öyle ekonomik krize falan da benzemeyecektir.”

İşte tam da “bir şey oldu” değil mi? Yukarıdaki alıntıya konu Tuncer Çiftçi madrabazı patlamadı ama Fatih Nurullah pisliği patladı. Çünkü sustuk ve üzerimize düşeni yapmadık.

Bak sana bir şey itiraf edeyim sevgili Veyis. Şimdiye kadar yazdığım isimlerin yanına Mustafa Özbağ’ı, Cemalnur Sargut’u, Ahmet Güntekin’i, Ebu Haris’i, Ahmet Yasin’i, Abdülkerim Kıbrısi’yi, Ahsen TV soytarılığını falan eklemek istiyorum aslında. Sonra diyorum ki kendi kendime: “Ulan oğlum İsmail. Âlemin enayisi sen misin? Koca koca hocalar, koca koca kurumlar, koca koca yapılar kamusal alanda bu isimler hakkında tek kelime etmeyip lal oluyorlarken sana mı kaldı bu işler?”

Anlayacağın sevgili Veyis; sosyal oryantasyonumuz parça pinçik olurken, Allah’ın dinini alıp-satan tüccarlar ortalığa doluşmuşken şöyle oluyor. “Alan temizliği” yapması gereken kurumlarımız, insanlarımız “neme lazımcılık” yapıyorlar. İçim yanıyor yanmasına ama günün sonunda “demek ki böylesine layığız” demekten başka bir şey de gelmiyor elimden.

Uçak uçağı düşürüyor yani her seferinde.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.