Milli İrade Platformu terörü kınadı
Gündem
Milli İrade Platformu terörü kınadı
Milli İrade Platformu'na üye 150 sivil toplum kuruluşu, ülke genelinde artan terör eylemleri ile şiddet ve provokasyonları kınadı. Platform adına hazırlanan ortak açıklamayı İlim Yayma Cemiyeti Genel Başkanı Yusuf Tülün okudu. Protestonun demokratik bir hak olduğunu vurgulayan Tülün, bu zor süreçte insanları sabır ve itidale davet ettiklerini ifade etti.
AA
Milletin 152 yıllık şefkatli eli: Türk Kızılay Çanakkale ruhunu yeniden canlanıyor
Hayat
Milletin 152 yıllık şefkatli eli: Türk Kızılay Çanakkale ruhunu yeniden canlanıyor
Çanakkale Zaferi'nde o günkü adıyla Osmanlı Hilal-i Ahmer Cemiyeti olarak çok önemli görevler üstlenen Türk Kızılay, 152 yıldır tüm coğrafyalarda milletin şefkatli eli oldu. Çanakkale Zaferi'nin 105. yılında bu büyük destanın yazıldığı topraklarda anlamlı bir imza atan Kızılay, Ağadere Mecruhin Hastanesi Şehitliği'nin bulunduğu alanı müzeye çevirerek 'İki Hilal, Tek İstikbal' isimli bir sergi gerçekleştirdi.
Yeni Şafak
İlk imam-hatip binasında kurulan hayallere ne oldu?
Ersin Çelik
İlk imam-hatip binasında kurulan hayallere ne oldu?
Korkut Özal, Nevzat Yalçıntaş, Münevver Ayaşlı, Vefa Poyraz, Sabahattin Zaim, Turgut Özal, Sabri Ülker ve daha birçok isim. Toplam 101 kişi. 1973 yılının mart ayında İlim Yayma Vakfı’nı kurmuşlar. Anılarında okudum. Hemen hepsinin ortak gayesi; manevi değerlerine bağlı nesiller yetiştirmek. Önce 1951’de İlim Yayma Cemiyeti kuruluyor. Yurdun dört bir yanında imam-hatip okulları açılıyor. Ardından 1960 ve 1971 darbeleri iniyor. Asker, cemiyetin mallarına el koymasın, milletin ilim irfan seferberli...
İbnülemin konağının hazin hikâyesi
İbnülemin konağının hazin hikâyesi
Yeni Şafak gazetesinin hanım yazarlarından Ayşe Olgun, olgun ve dolgun röportajlar yapıyor ve bunlar gazetenin Pazar ekinde yayımlanıyor.29 Aralık 2019 tarihli ilavede büyük bir merakla gözden geçirdiğim bir röportaj daha -hem de tam sayfa olarak- yayımlandı. Küllük Kahvesi’nin, nam-ı diğer Marmara Kıraathanesi’nin müdavimlerinden Reşad Şen Beyefendi’e yöneltilen sorulardan birini ve verilen kısa cevabını -müsaadenizle- aşağıya alıyorum. Ayşe Hanım’ın Muzaffer Efendi’nin Marmara Kıraathanesi’nde yaptığı sohbetlerle ilgili sorusuna Reşad Şen şöyle cevap veriyor:“Marmara Kıraathanesi’nin müdavimleri arasında Sahaflar Çarşısı’nın önemli ismi Şeyh Muzaffer Ozak’ı sayabiliriz. Muzaffer Hoca, akşam dokuz-on gibi geç bir saatte müridleriyle birlikte gelir sohbet ederdi. O sohbetler bazen sabah namazına kadar devam ederdi. Oradan Eyüp Sultan Camisi’ne namaza gidildiğini hatırlıyorum. Herkes onu dinliyordu, çünkü ağzından bal akıyordu. Muzaffer Hoca,her konuda üstad bir kimseydi. Aynı zamanda rahattınız, yanında sigara filan içebiliyordunuz. Keyifli sohbetleri, işte bundan dolayı daha çok kalabalık oluyordu. Mesela Dündar Taşer başka hocalardan pek hoşlanmazdı. Bundan dolayı ikisinin masası birbirine uzaktı. Bu durum üç-dört yıl sürdü. Sonra yakın dost oldular.”Reşad Şen, Ayşe Olgun’un, İstanbul İmam-Hatip Okulu’nun açılış törenini hatırlıyor musunuz? Bu törende kimler vardı, sorusunu da şöyle cevaplandırıyor:“Tabii ki, hatırlıyorum. 1959 veya 1960 yılı diye aklımda kalmış. Açılışa dönemin Başbakanı Adnan Menderes de katıldı ama bir konuşma yapmadı. Dönemin Milli Eğitim Bakanı Celal Yardımcı, ‘Başbakan’dan aldığım bir emirle bu okulu açıyorum’ demişti. İlginçtir ki, aynı bakan, Konya’da bir enstitünün açılışında da, ‘İmam-Hatiplere karşı panzehir olarak açıyorum’ demiştir.”Celal Yardımcı’nın İmam-Hatip Okulu konusunda hiç yardımcı olmadığını biliyordum ama bu kadar husumet beslediğini hiç duymamıştım. Bu şahsın, daha sonraki yıllarda, muhafazakâr camianın tek gazetesi olan Tercüman’da makaleler yayımladığını hatırlıyorum. İmam-Hatip Okullarının ilk defa açılmasında en büyük pay sahipleri Menderes, Tevfik İleri, Celal Ökten gibi isimlerdir. Prof. Dr. Cevat Akşit Hoca’nın hatıraları okunursa bu zevatın ne büyük bir gayret gösterdikleri anlaşılır.Ayşe Olgun, İlim Yayma Cemiyeti’ni hatırlatıp “Babıâli’nin meşhur simalarından İbnülemin Mahmud Kemal evini bu cemiyete bağışlamış değil mi?” diye bir soru daha yöneltiyor. Reşad Bey, bunu şöyle cevaplandırıyor:“İbnülemin, dev kütüphanesini İstanbul Üniversitesi’ne bağışladı. Evini ise, dindar gençlerin yurt olarak kullanmaları için vakfetti. İbnülemin Vakfı’nın Yönetim Kurulu’nda, Yapı Kredi Bankasının kurucularından Kâzım Taşkent, dönemin İstanbul Müftüsü, İlim Yayma Cemiyetinden de Nazif Çelebi gibi isimler vardı. Burada hatırlayamadığım birkaç kişi daha bulunuyordu.”Reşad Bey’in bu cevabını -müsaadenizle- biraz vuzuha kavuşturmak istiyorum.İbnülemin merhumun babasından intikal bu tarihi konak -maalesef- vasiyetine aykırı olarak yıktırılıp yerine işhanı yaptırıldı. Bu olay büyük tepki topladı. Mahmud Kemal Bey’in yeğeni Selma Hanım, 27 Şubat 1966 tarihli Yeni İstanbul gazetesine şöyle bir açıklama gönderdi:“Gazetenizin 24 Şubat 1966 tarihli nüshasında ‘İbnülemin Mahmud Kemal Tesisi törenle açılıyor’ başlığı altında intişar eden haberde: Merhum mütefekkir ve muharrir İbnülemin Mahmud Kemal İnal’ın İlim Yayma Cemiyeti’ne bağışladığı Mercan’daki büyük konağın yerine inşa olunan tesis yarın törenle hizmete açılacaktır’ denilmekte, bu tesisin üst katta bir konferans salonu ile bir kütüphane ihtiva ettiği ve 78 mağazalı bir işhanı olacağı ilave edilmektedir.Merhumun 23 Haziran 1944 tarihli vasiyetnamesine göre:* Konak İlim Yayma Cemiyeti’ne vakfedilmiştir.* Konak daima “İbnülemin Mahmud Kemal Yurdu” namı ile yadolunmak ve hali hazırı ile muhafaza edilmesi şartıyla İmam-Hatip Okulu talebesiyle müstehak üniversite talebesine yurt olarak tahsis edilmiştir.Vasiyetnameye göre konağa asla dokunulmaması icap ederken, nasıl ve ne sebeple yıktırıldığını bilmediğimiz bina yeni şekliyle dahi yine vasiyetnameye göre yukarıdaki maksadın dışında kullanılamaz.* Bir afet sebebiyle ortadan kalkması halinde dahi hâl-i sabıkına irca edilmesi vasiyetnamede ehemmiyetle kaydedilen konağın 78 mağazalı bir işhanı olarak yeniden inşa edilmesi, vasiyetnamenin tamamen ihlali mahiyetini almış, maksatla hiçbir münasebeti kalmamış ve bu suretle merhumun ruhu ta’zib edilmiştir.* Bu açık ihlalin sorumluları hakkında gerekli kanuni muameleye tevessül edilecektir. Mezkur haberin bu suretle tavzihini rica ederim.”Merhumun vasiyeti işte böyle ihlal edildiği gibi, adı geçen cemiyetin idarecileriyle vakfın yetkilileri de Hazretin hatırası konusunda gerekli gayreti göstermediler. Vefa’daki İlim Yayma Yurdu’nun kapısına, “İbnülemin Mahmud Kemal Yüksek Tahsil Talebe Yurdu” yazısını yazdırabilmek için, Vakıf Gureba Hastahanesi’nin eski başhekimi merhum Prof. Dr. Âsâf Ataseven’in ne zahmetler çektiğini ben de yakından biliyorum.
Sembollerin savaşı
Sembollerin savaşı
Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde, Arap cephesinde, Jön Türkler hareketinin direkt bir yansıması ve izdüşümü ortaya çıkmıştı: Fetât (Genç Araplar) Cemiyeti. İttihat ve Terakki Partisi iktidarının Arap coğrafyasına yönelik menfî siyasetinin oluşturduğu tepki ortamında Paris’te doğan hareket, Osmanlı sınırları içinde özerk bir Arap yönetiminin kurulmasını hedefliyordu.Video: Sembollerin savaşıKurucu kadroya göre, Araplar kendi iç işlerinde, yönetimde, eğitimde, adalet sisteminde ve ekonomide tamamen bağımsız olacak, ama dış işlerinde başkent İstanbul’a bağlılıklarını sürdürecekti. Birinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesinden hemen önce merkezini Beyrut’a, ardından da Şam’a taşıyan cemiyet, savaşın başlamasıyla birlikte hedefini “bağımsız ve birleşik bir Arap ülkesi” olarak güncelledi. Şerif Hüseyin ailesiyle de yakın temasa geçen cemiyet, çok geçmeden İngilizlerin kontrolü altına girdi. 1915’te cemiyet adına yayımlanan protokol, bütün üyelere ve sempatizanlara, İngiltere saflarında Osmanlı’ya karşı savaş çağrısında bulunuyordu.Fetât Cemiyeti’ni oluşturan milliyetçi Arap liderler, Arap coğrafyasının “Osmanlı boyunduruğundan” bağımsızlığını ve birliğini sembolize eden bir bayrak da tasarlamışlardı. Bayrağı oluşturan dört renk (beyaz, siyah, yeşil ve kırmızı), tarihten günümüze Arap ordularının kullandığı başlıca bayrakların renkleriydi. Tasarım yapılırken beyaz, siyah ve yeşilin üzerine iki adet kırmızı üçgen kondurulmuş, altına da Iraklı şair Safiyyuddîn el Hillî’nin kısa bir şiiri yerleştirilmişti.Bilahare Ürdün kralı olarak tahta çıkacak olan Şerif Hüseyin’in oğlu Emir Abdullah, sıkı irtibat içinde bulunduğu cemiyetin Şam’daki merkezini ziyareti sırasında bayrağı görerek, bir örneğini yanına aldı ve Mekke’deki babasına götürdü. İngiliz danışmanların yönlendirmesiyle bayrağın tasarımı yeniden ele alındı. Kırmızı üçgenlerden biri ve el Hillî’nin şiiri atıldı, çizgiler intizamlı hale getirildi. Evet, “Arap İsyanı”nın bayrağı burçlarda dalgalanmaya artık hazırdı.1916’da patlak veren ve nihayetinde Arap coğrafyasının Osmanlı İmparatorluğu’ndan kopuşuyla sonuçlanan “Büyük Arap İsyanı”nın bütün aşamalarında bu dört renkli bayrak ve tasarım kullanıldı. 1922’de görünürlüğü artırmak adına, bayraktaki renklerin sıralaması siyah, beyaz, yeşil olarak değiştirildi, kırmızı renk de üçgen halinde sol yana yerleştirildi. 1921’de kurulan Mâvera-i Ürdün Emirliği (1946’dan itibaren: Ürdün Hâşimî Krallığı) bu tasarımı resmî bayrağı haline getirdi. Daha sonra da çok sayıda Arap ülkesi dört rengin farklı kombinasyonlarını bayraklarında kullanır oldular. Günümüzde Ürdün’den başka Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt, Sudan, Irak, Suriye ve Libya’nın da bayrakları, “Arap milliyetçiliğinin renkleri” ile süslü.Filistin yönetimi de, Filistin Kurtuluş Örgütü’nün 1 Aralık 1964 tarihli kararından bu yana siyah-beyaz-yeşil-kırmızı renklerden oluşan bayrağı kullanıyor. Filistin bayrağı, Ürdün Hâşimî Krallığı’nın bayrağıyla tamamen aynı tasarıma sahip. Yalnızca, Ürdün’ünkinde, kırmızı üçgenin üzerinde bir yıldız bulunuyor.Bugün ABD ve Batı’nın Filistinlilere uyguladığı çifte standartı ve İsrail’in işgaline olan desteklerini protesto etmek için eline Filistin bayrağı alarak sokaklara dökülen kaç kişi, acaba bayrağın hikâyesinden haberdardır?“Tarihin ironisi” diyebileceğimiz bu durum, tersinden, İsrail’in bayrağı için de söz konusu. İlk kez 1800’lerin sonunda, Jacob Askowith adlı bir Amerikan Yahudisi tarafından tasarlanan ve 1891’de Boston’da kamuoyuna takdim edilen bayrak (iki mavi çizgi, ortasında altı köşeli “Davud Yıldızı”), altı yıl sonra düzenlenen Birinci Siyonist Kongre’de üyeler tarafından kabul edildi. Sonraki yıllarda küçük değişimler geçiren bayrak, nihayet, İsrail’in kuruluşundan birkaç ay sonra, 12 Kasım 1948’de yeni devletin resmî bayrağına dönüştü.İsrail’in kanlı geçmişi ve işgal siyaseti nedeniyle, hepimizin zihninde zulümle özdeşleşen bayrağın ortasındaki altı köşeli yıldız, -isminden de anlaşılacağı üzere- Hz. Davud ve oğlu Hz. Süleyman’ın resmî yazışmalarda ve mimarî eserlerde kullandıkları mühürleri aslında. İsrail, pek çok şey gibi, aslında İslâm’a ait olan bu muazzam sembolü de işgal ederek, Müslümanların yüreklerinden ve hafızalarından söküp almıştır. Eski İslâm imparatorluklarının göğüslerini gere gere kullandığı altı köşeli yıldız, şimdi bizim için yalnızca işgali ve barbarlığı çağrıştırmaktadır.Bugün İsrail bayrağını -gayet haklı gerekçelerle- yerde çiğneyen, yakıp yırtan, üzerine tüküren kaç Müslüman, acaba bu bayrağın “çalınmış bir İslâmî sembol” olduğunun farkındadır? İsrail bayrağına “lanetlenmiş bir paçavra” gözüyle bakanlar, acaba arka plandaki hikâyeden haberdar mıdır?Ortadoğu coğrafyası, sadece orduların ve siyasî fikirlerin değil, aynı zamanda sembollerin de savaştığı ve çatıştığı bir coğrafya. Sembollerin tarih içindeki dönüşümleri ve bugün bizim için ifade ettikleri birbirinden farklı anlamlar, aslında bizatihi Müslüman zihinlerdeki dönüşüme işaret ediyor. Yıllar geçtikçe oluşan devasa boşluğu ve hafıza kaybını telafi etmek, coğrafyamıza karşı vazifelerimizden biri, belki de birincisi.
Anadolu’nun görsel mirası
Hayat
Anadolu’nun görsel mirası
Türkler Anadolu'ya hakim olduklarında zengin bir resim sanatıyla karşılaşıyorlar. Mesela minyatürle bu şekilde tanışan eski Türkler bunu kendi inanç ve sanat anlayışlarıyla yeniden harmanlayarak eser veriyorlar.
Yeni Şafak
SP: AK Parti bizi etkilemez
Gündem
SP: AK Parti bizi etkilemez
Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Erzurum Milletvekili Lütfü Esengün, Adalet ve Kalkınma Partisi'nin kendi zihniyet ve düşünceleriyle ilgisi olmadığını belirterek "AKP'nin tabanımızdan oy alması mümkün değildir" dedi.
Yeni Şafak
AK Parti'li Aktay: Anayasa Mahkemesi iflas etti
Gündem
AK Parti'li Aktay: Anayasa Mahkemesi iflas etti
AK Parti Siirt Milletvekili Yasin Aktay, Anayasa Mahkemesi'nin Türkiye'de iflas ettiğini belirterek, mahkemenin Can Dündar ile ilgili vermiş olduğu kararla bir Anayasa Mahkemesi gibi değil, örgüt elemanı olduğunu kabul ettiğini savundu.
IHA

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.