Çocuğunuzu okuldan önce doktora götürün
Hayat
Çocuğunuzu okuldan önce doktora götürün
Okulların açılmasına kısa bir süre kala uzmanlar, okul öncesi ve ilkokul çağındaki çocukların mutlaka kulak-burun-boğaz muayenesinden geçmesi gerektiği, aksi durumlarda gizli hastalıkların çocukları başarısızlığa götürebileceği konusunda uyardı.
IHA
Çocuğunuza 'hadi' demeyin
Hayat
Çocuğunuza 'hadi' demeyin
Çocuğunuza sık sık söylediğiniz 'hadi' kelimesi başarısızlığa neden oluyor. Uzmanlar, ‘hadi’yi duymak çocukta yetersizlik, sürekli olarak geç kalma, başaramama güdüsü oluşturduğunu söyledi.
IHA
Çocuğunuzun başarısızlığının  sebebi bu olabilir
Hayat
Çocuğunuzun başarısızlığının sebebi bu olabilir
Çocuklarda ders başarısızlığı ya da dikkat dağınıklığının işitme kaybına bağlı olabileceği belirtildi.
IHA
Çocuklar için sağlıklı kahvaltı nasıl olmalı?
Özgün Haberler
Çocuklar için sağlıklı kahvaltı nasıl olmalı?
Günün en önemli öğünü olarak bildiğimiz kahvaltı, çocukların fiziksel ve mental gelişimi açısından oldukça önem taşıyor. Fakat bu kahvaltının hazır gıdalar değil, günlük protein ihtiyacını karşılayacak gıdalar olması gerekir. Peki çocuklar sabah kahvaltıda ne yemeli? Sağlıklı bir kahvaltı nasıl olmalı? Besleyici kahvaltı menüsünde neler olabilir? Çocuklar kaç öğün yemeli? İşte Uzman görüşüyle tüm detaylar.
Yeni Şafak
Alın size önemli bir başarısızlık sebebi daha
Alın size önemli bir başarısızlık sebebi daha
Duygu eğitimine sufi terminolojide ‘tezkiye-i nefs’ deniyor. Nefsi kötü huylarından arındırma demek. Kuranıkerim’den alınmış bir kavramdır bu. ‘Nefsini arındıran kurtulmuştur, onun huylarını birbirine karıştıran ise kaybetmiştir’ (Şems 9-10). Demek ki nefs, iyi ve kötü huyları birlikte barındıran bir cevher ve insan onun kötüsünü ayıklayıp arındırmakla imtihan ediliyor.Video: Alın size önemli bir başarısızlık sebebi dahaİşte insanı tökezleten, kaybettiren durumlardan biri de nefsinin kötü duygularını eğitemediği için varlığını ve başarısını kibri ve gururu sebebiyle kendinden bilmektir. Bu bir bakıma şirktir, ya da şirkin başlangıcıdır. Çünkü bu olup bitenlerde Allah’ın müdahalesini göremeyip onun yerine kendini, kendi bilgisini, aklını ve zekâsını koymak demektir. Yani böyle bir düşünce bunları Allah’a ortak kılma anlamına geldiği için bir nevi şirktir. Kibir kendini büyük görme demektir ve aslında küçüklükten kaynaklanır. Küçük insan bir şeylerle büyüklük taslayarak kendini büyük göstermeye çalışır.İnsan çok nankördür, biraz kazanmaya, ya da bir alanda yükselmeye başlayınca çoğu zaman arka plandaki gücü göremez ve sonucun kendi bilgisi ve üstün özellikleriyle oluştuğunu sanır. Oysa varsa bu özellikleri dahi ona veren Allah’tır ve elde ettiği sonuçta onların payı zannettiği kadar büyük olmayabilir.Âlimlerin Sultanı diye bilinen İzz b. Abdusselam meşhur Kevâid adlı kitabında der ki: “Bazıları elde ettikleri bir kısım isteklerinin sırf kendi güçleri, bilgileri ve başarıları ile olduğunu sanırlar da ziyan ederler ve elde ettiklerini de kaybederler. Böyleleri kendi hallerine bırakılır ve helak olup giderler… Oysa bir başarıyı kendine izafe eden kişi kayar ve sapar. Başarıları, onların yaratıcısına izafe edenler ise daha da çoğunu bulurlar. Nitekim Allah (cc) ‘Şükrederseniz kesin artırırım, ama nankörlük ederseniz bilesiniz ki, azabım çok çetindir’ (İbrahim, 7), ‘Biz şükredenleri mükâfatlandıracağız’, (Âli İmran, 145) buyurur” (s. 16).İnsanın nefsi ya da egosu onu dürter ve verenin de, daraltanın da, genişletenin de Allah olduğunu hissedemez hale gelir. Nefsini tanrılaştırır, Allah da onu bu tanrısı ile baş başa bırakır ve kaybeder.Bu duygunun en ilginç temsilcisi Karun’dur:Karun’a Allah sınırsız servet vermişti, ama o bununla böbürlenmeye başladı. Şımarmaması konusunda kendisini uyaranlar olmasına rağmen o bütün bu servetin kendi bilgi ve becerisiyle olduğu gururuna kapıldı ve servetiyle çalım satmaya başladı. Sonuçta Allah onu da servetini de yerin dibine batırdı. Dün onun yerinde olmak isteyenler bugün, vay be! Demek ki, Allah dilediğine rızkı daraltır, dilediğine genişletir demeye başladılar. (Kasas,76-82).Kuranıkerim, sonucu kendinden bilme duygusunun bir ziyan sebebi olduğunu benzer bir olayla daha anlatır:‘Kendisine iki güzel bahçe verilen, malına mülküne ve adamlarına güvenen kişi de böyle bir aldanmışlığın kurbanıdır. Onun gibi olmayan arkadaşı kendisini uyarır; her şey Allah’ın gücüyledir, onun iradesi dışında hiçbir şey olmaz diye inanmalı değil misin der. Ama serveti sebebiyle onun burnu havalardadır. Âdeta, bende bu servet varken sırtım yere gelmez, duygularını yaşar, arkadaşının öğütlerine aldırmaz. Sonra semavî afetler onun bahçelerinin altını üstüne getirir. Bu defa ellerini ovuşturur ve ah, keşke Allah’a şirk koşmasaydım diye yakınır, ama artık çok geç olmuştur… (Kehf, 32-42). Görüldüğü gibi burada da varlığı kendisinden bilme, bir bakıma kendisini Allah’ın fiiline ortak görme, yani şirk koşma olarak isimlendirilir. Allah’ın asla affetmeyeceği günahın şirk olduğunu hepimiz biliriz. Ne var ki, doğrudan ve açıkça şirk ile dolaylı şirk bazı sonuçlarda birbirinden ayrılabilir.Kısaca Allah’ın insana âdeta, yürü kulum demesi, mal-mülk, servetü sâman vermesi de bir imtihandır. Bu imtihanı kazanmış olmanın ilk şartı, olanın Allah’tan olduğunu bilmektir. Böyle olursa kazanmaya devam eder, nankörlük edenler için ise Allah’ın azabı çok çetindir. Genişleten de, daraltan da, veren de, alan da O’dur…İnsan bazen güya Allah’a inandığı halde, kazancını yine kendisinden sanabilir. ‘İnsanı denemek içi rabbi ona ikramda bulunsa, nimet üstüne nimet verse der ki, ben idim de rabbim bana bu ikramlarda bulundu. Ama yine onu denemek için rızkını daraltsa rabbim beni aşağıladı’ der (Fecr 15-16). Kazandığını kendisinden, kaybettiğini rabbinden bilir. İşte bu da şirk bulaşık bir imandır. Yanlış anlamalara meydan vermemek için burada bir noktaya dikkat çekmeliyiz. Allah kulun rızkını daraltırken ya da geniş tutarken yine sebeplere bağlı olarak böyle yapmaktadır ve bu sebeplerin kahir ekseriyeti insan tarafından oluşturulmaktadır. İradeli ve iradesiz yüzlerce sebep vardır ve sonuç sebeplerin toplamıdır.
Birikmiş bazı notlar
Birikmiş bazı notlar
Yemen IHH’dan Serkan Nergis Yemen’de yürüttüğü insani yardım çalışmalarından döndüğü gün geçenlerde yazdığım Yemen yazısıyla ilgili bana ulaştı ve şöyle dedi: “O kadar kriz bölgesine gittim. Bu kadar sıkıntının olduğu yer görmedim.”Video: Birikmiş bazı notlarDünyada neredeyse gidilmedik kriz bölgesi bırakmamış Serkan Nergis bu cümleyi kuruyorsa rahatlıkla şunu söyleyebiliriz: Yemen’de kötü değil, çok kötü değil, olağanüstü kötü bir kriz var.Yemen için insani yardım faaliyetlerine hız vermek çok ama çok önemli ancak bundan da önemlisi Yemen’de yürüyen aptal vesayet savaşının durdurulmasına yönelik bir inisiyatif alabilmek. Nasıl ve ne şekilde olabilir bilmiyorum ama Yemen için barışa yönelik adımların son derece ciddi ve acil şekilde atılması gerekiyor. Aksi takdirde insanlığımızdan utandığımız bir acı ile yüzleşmek zorunda kalacağız.PapağanBir papağanın boğazını sıkmasıyla gündeme gelen o akıl hastasını “daha da çılgın şeyler yapsın da izlenme oranımız artsın” diyerek gaza getiren saçma sapan televizyon düzenimizi sorgulayacak mıyız? Elbette hayır. Hatta bunu yapmak yerine bu tuhaf aptallık düzenini daha da sağlamlaştıracak yeni ekran formatları üretme yoluna gideceğiz. Sonra bir akıl hastası bu sefer bir hayvanı değil bir çocuğu, bir kadını, bir adamı öldürecek canlı yayında. Yetmeyecek “beni şu kadar insan izlerse canlı yayında intihar edeceğim” diyecek yeni akıl hastalarıyla karşılaşacağız. Bu tuhaf aptallık düzenini esaslı, kökten, en dipten kurutmazsak, aha da burada söylüyorum “başımıza taş yağacak” ve biz o yağan taşları da canlı yayında izleyeceğiz.Başörtülü anneCHP’nin İstanbul adayı Ekrem İmamoğlu’nun annesinin başörtülü olmasıyla ilgili bir derdim de, bir sıkıntım da yok. AK Parti’nin göstereceği adayın annesi başörtülü olmazsa bununla da ilgili bir derdim, bir sıkıntım olmaz. Dolayısıyla annesiyle fotoğrafını paylaştı diye İmamoğlu’na karşı olumlu-olumsuz herhangi bir tavır geliştirmiş değilim. Çünkü kimsenin annesine oy vermekle ilgilenmiyorum. Fotoğrafa gelen olumlu-olumsuz tepkileri de anlamıyorum böylelikle. Annesi ya da babası birine o anlamda avantaj sağlamaz. Pekala annesi “melek gibi” bir kadın olan biri zalimin teki de olabilir, annesi “seri katil” olan biri şahane bir insan da olabilir. Fakat tabii burada meselenin “başörtü üzerinden mesaj verme” olduğunu da görüyorum. Ve bundan artık hızla vazgeçilmesi gerektiğini düşünüyorum. Dolayısıyla başörtüsü üzerinden yürüyen bu siyasi goygoy dilini görmezden gelmeyi seçiyorum izninizle.Sunderland ‘till i die’“Bana başarısızlığın belgeselini yapabilir misin Abidin?” sorusuna “elimizde yapılmışı var iki gözüm” diye cevap veren bir belgesel “Suınderland ‘til i die.” Ve sadece “bir başarısızlık bu denli özenle anlatılabilir mi?” sorusuna verilen cevap olması bakımından bile önemli ama çok daha fazlası da var.İngiltere’nin Kuzey Denizi’ne bakan kıyısının işçi kenti Sunderland ile özdeşleşmiş Sunderland AFC’nin Premiere Lig’ten düştüğü sezon Championship’ten de düşmesini anlatıyor. Fakat ne anlatmak! İnsanların şehirlerine ve şehirlerinin sembolü olarak gördükleri kulüplerine karşı geliştirdikleri o tuhaf, derin ve çok tutkulu bağı izlemek aynı zamanda “modern insanın durumu” konulu bir kitap okumak gibi aynı zamanda. Modern insan için “aidiyet geliştirebilmek” ve “tutunmak” meselelerinin nasıl da kritik birer ihtiyaç olduğunu anlamanıza yarıyor belgesel. Tabii ki “başarı-yenilgi”, “kapitalizm-işçi sınıfı”, “nostalji-yenilik” gibi modern zıtlıkların da altı ustalıkla çiziliyor.2018’in büyük olayıVardır değil mi yılın sonuna yaklaşırken “geride bıraktığımız senenin en önemli olayı” sorusuna cevap aradığımız anlar. Cins Dergisi’nin Ocak 2019 sayısı için yaptığımız Cins oturumda ben de bunu sordum masanın etrafındaki arkadaşlara. Kimisi kişisel, kimisi toplumsal, kimisi felsefi cevaplar geldi tabii. Tabii ben de cevap verdim bu soruya: “Benim için 2018’in en önemli olayı Ketebe Yayınları’dır.”Çok kişisel bir şey söylediğimin farkında olarak söylüyorum bunu. Kitap yayıncılığında aktif görev almak benim açımdan yepyeni ve ufuk açıcı bir gelişim alanı oldu. Diyebilirim ki kitap yayıncılığının bildiğim bütün yayıncılık biçimlerinden farkı sizde yol açtığı kalıcılık duygusu. Belki 500, belki 1.000 yıl sonra bugün üretilen ve basılmasını sağladığınız bir kitabın biri için anlam ifade edebileceğini düşünmek başka, bambaşka bir tatmin alanı imiş.Ve tabii bir de kişisel olmayan tarafını söyleyeyim: Bana kalırsa başlı başına bir yayıncılık başarısıdır Ketebe Yayınları. Mart 2018 – Aralık 2018 arasında her biri birbirinden değerli 105 kitap yayınlamak ve bu kitapların en az yarısını da ekonomik kriz ortamında okurun hizmetine sunmak bence bir başarı öyküsünün konusudur.Allah izin verirse 2019 yılında da Ketebe Yayınları “okurunu çok memnun edecek” birinci sınıf bir yayıncılık yapmaya devam edecek. 2019’da yayınlayacağımız bazı kitaplar üzerinden rahatlıkla söyleyebilirim ki “sevgili okur, hikâyemiz asıl şimdi başlıyor.”
18 yıllık başarısızlık öyküsü
18 yıllık başarısızlık öyküsü
Bir lider düşünün 18 yıldır bir siyasi partinin genel başkanı. Partisi 18 yıl içinde yapılan her seçimden yenilgiyle çıkmış o parti için yenilgi adeta istikrar olmuş. Genel başkanı ise kendisine karşı çıkanları susturmuş, partiden tasfiye etmiş. Kimden mi bahsediyoruz? Devlet Bahçeli'den...
Diğer
Kuzey Kore'den başarısız füze denemesi
Dünya
Kuzey Kore'den başarısız füze denemesi
Kuzey Kore’nin orta menzilli Musudan füze denemesinin başarısızlıkla sonuçlandığı açıklandı. Füzenin ülkenin kurucusu Kim ıl-sung'un doğum gününde fırlatılması planlanıyordu.
IHA

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.