Geliyorum diyen felâket: Ülkelerini terk etmek isteyen kuşaklar!
Yusuf Kaplan
Geliyorum diyen felâket: Ülkelerini terk etmek isteyen kuşaklar!
“Coğrafya kaderdir” derken sadece bir tarihçi olarak değil, bir kültür ve siyaset felsefecisi olarak da konuşuyordu İbn Haldun. Coğrafya kaderdir, sözü geçerliliğini yitirmedi ama kısmen doğru artık. Çünkü “coğrafya’nın sonu”nu yaşıyoruz çağımızda -Paul Virilio’nun yerinde ifadesiyle. Sınırlar ortadan kalktı.Ekonomik sınırlar, kültürel sınırlar ve entelektüel sınırlar buharlaştı, siyasî sınırlarsa aşınmaya başladı.ZİHNÎ İŞGAL VE ÖZGÜRLÜK KÖLELİĞİCoğrafya, dünyaya açılma çabasının önünde aşılması...
Türkiye’nin direnci ve Sykes-Picot
Hayat
Türkiye’nin direnci ve Sykes-Picot
İngiltere ve Fransa için Sykes-Picot her zaman stratejik öneme sahip bir antlaşma olmuştur Bu anlaşmanın önündeki en büyük engeller, Türkiye’nin direnci ve bölge halklarının uyanışıdır.
Yeni Şafak
Tüm LYS soruları! LYS-3 sınav soruları cevap anahtarı!
Tüm LYS soruları! LYS-3 sınav soruları cevap anahtarı!
Bugün yapılan LYS-3 sınavı ile maraton sona erdi. LYS soruları cevap anahtarını haberimizdeki bağlantıya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Lisans Yerleştirme Sınavları'nın son oturumu edebiyat-coğrafya sınavı (LYS-3) yapıldı. Ölçme Seçme ve Yerleştirme Merkezince (ÖSYM) yapılan Lisans Yerleştirme Sınavı'nın (LYS) soruları cevapları resmi site üzerinden yayımlanacak.
Diğer
Akif Emre'nin
objektifinden İslam coğrafyası
Hayat
Akif Emre'nin objektifinden İslam coğrafyası
‘Yolculuk önümde açılan çizgisiz bir defterdir’ diyen gazeteci yazar Akif Emre, 10 yıldan fazla bir zamana yayılan yolculuk yazılarını topladığı “Çizgisiz Defter” de aynı zamanda bu coğrafyalarda çektiği çok sayıda fotoğrafı da eklemişti. Viyana’dan Patana’ya, Rumeli’den İran’a haritaların parçalandığı, sınırların yok olduğu coğrafyadan geçen bir seyyahın bu notları arasında daha önce hiç yayınlanmamış fotoğrafları da vardı. Gezdiği toprakları onun objektifinden gösteren her fotoğrafın bir de hikayesi var.
Yeni Şafak
Türkiye’nin sessiz gücü
Türkiye’nin sessiz gücü
Nasır Duveyle, Kuveyt’te milletvekilliği yapmış bir hukukçu. Türkiye ile Kuveyt’in, tıpkı Katar gibi yakınlaşmasını, Türkiye’nin Kuveyt’te askeri üs açmasını ve Prens Selman’ın Arap dünyasına büyük zarar verdiğini savunan mesajlar yayınladı.Video: Türkiye’nin sessiz gücüSosyal medya hesabından yaptığı bu açıklamalardan sonra, Suud ve BAE’nin sosyal medya trollerinin yoğun saldırısına uğradı. Ardından da ulusal medyada aleyhine kampanyalar yapıldı.Cemal Kaşıkçı ile Duveyle’nin bir olup, Suud’a saldırdığı yönünki yayınlarla üstü örtülü olarak tehdit de edildi. Ancak Duveyle geri adım atmadı, sözlerinden dönmedi ve Türkiye-Kuveyt yakınlaşmasını ısrarla sürdürdü.YAŞLI BİR ÇINARIN DİRENİŞİ93 yaşındaydı Yusuf Karadavi, İslam dünyasının en büyük alimlerinden biriydi. ‘Müslüman Alimler Birliği’ adıyla bir organizasyon kurdu. Dünya üzerinde binden fazla alim buraya üye oldu. Karadavi, Mısır’da Sisi’nin yaptığı darbeye karşı çıktı. Suriye’de Esed’i eleştirdi. Suud’un politikalarına karşı çıktı. Kudüs’ün bağımsızlığını savundu.Bir şey daha yaptı, her fırsatta Türkiye’nin İslam dünyasının lider ülkesi olduğunu söyledi. Suud’un Veliaht Prensi Selman, 93 yaşındaki Karadavi’yi ve onunla beraber onlarca alimi terörist ilan etti. Suud’daki Müslüman Alimler Birliği’ne üye olan alimleri de hapse attırdı.Haklarında tutuklama kararları çıkarılan Karadavi ve arkadaşları, ne söylediklerinden geri adım attılar, ne de Türkiye hakkındaki fikirlerini değiştirdiler. Yaşlı bir çınar gibi direndi Karadavi.Önceki gün Müslüman Alimler Birliği, son toplantısını İstanbul’da yaptı. Karadavi buradaki toplantıda şunları söyledi:“93 yaşındayım. Bu sizinle son toplantım. Sanırım bir daha görüşemeyeceğiz... Tarihte önemli rol oynayan Türkiye’nin yeniden İslam dünyasının yönetim merkezi olması için dua ediyoruz. Erdoğan gurur duyduğumuz liderimizdir...”Karadavi’yi son kez dinleyenler arasında ben de vardım. Salonda binden fazla ilim adamı, alim ve akademisyen vardı. Sanırım dünyanın 60 ülkesinden gelmişlerdi. Karadavi ne zaman Türkiye dese, ne zaman Erdoğan dese, hepsi heyecanla alkışlıyordu. SOKAK BİZİM DOSTUMUZDURFas’tan Endonezya’ya kadar olan İslam coğrafyasını dolaştım ve şunu gördüm: Sokak bizim dostumuzdur. Müslüman halkların gönlünde, tıpkı Nasır Duveyle gibi, Karadavi gibi Türkiye sevgisi vardır. Bu kimi zaman reel politiğin gereği olarak ama çoğu zaman kalpten gelen sevginin sonucu olarak böyledir.Türkiye’nin muhteşem bir sessiz gücü vardır İslam dünyasında. Sokaktaki insan, akademideki ilim adamları, aklı selim aydınlar, içten gelen bir duyguyla Türkiye’ye muhabbet duyarlar.Şunu gördüm ki, Müslüman ülkelerde rejimler, onu destekleyen medya ve bunları besleyen sermayenin Türkiye ile sorunu vardır. Türkiye bir türlü bu üçlü çeteyi aşamamıştır. Ama aştığı anda, o ülkelerde dev mitingler yapacak kadar büyük kitlelerin gönlündeki tek ülkedir. Hatırlayınız, Erdoğan Beyrut’ta, Kahire’de, Tunus’ta, Fas’ta meydan mitingleri yaptı. Bu mitingleri izleyen biri olarak söylüyorum, o halk kitleleri hala yaşıyor ve hala Türkiye’yi, Erdoğan’ı seviyor.ORTADOĞU KARIŞACAK, POZİYON ALALIM O zaman bizim de bu milletlerin sevgisine karşılık vermemiz gerekir. Yeniden bir arada yaşayabileceğimiz bir coğrafya hayali kurmalıyız. Herkesin egemenlik haklarına saygı duyan, bağımsızlığına karışmayan ama kaderlerini ve geleceklerini birleştirecek bir ütopya üretmeliyiz.ABD’nin İran’a başlattığı ağır ambargo sadece İran’ı değil, Ortadoğu’da birçok ülkeyi etkileyecek. İran’ın etkisinde olan Suriye, Irak, Yemen, Lübnan’da mevcut durum değişmek zorunda kalacak.Kaşıkçı cinayetinden sonra, Suud’daki rejim de böyle kalmayacaktır. Önünde sonunda, Ortadoğu’nun yeni Saddam’ı Prens Selman gidecektir. O zaman Suud’ın etkisinde olan Kuveyt, BAE, Bahreyn, Mısır, Ramallah yönetimi de bundan doğrudan etkilenecektir.Türkiye ortaya çıkacak boşluğu doldurmalı. Bunu emperyal bir tavırla değil, emperyalistleri dışlayacak bir stratejiyle yapmalı. Bu coğrafyada yaşayanlar, kendi kaderlerine kendileri karar verir. Bunu sessiz yığınlara anlatmak, Türkiye’nin sessiz gücünü kullanmak ve cehenneme çevrilmek istenen bu toprakları, tüm milletlerin ortak cennetine çevirmeliyiz. Bunu ancak bu coğrafyadaki milletler birlikte yapabilir.En büyük destekçimiz sokaktır. Türkiye sessiz gücünün farkına varmalı.
Müslümanlar pasif bir tüketici ve dünyadaki bilgi üretimini seyreden insanlar olmamalı
Müslümanlar pasif bir tüketici ve dünyadaki bilgi üretimini seyreden insanlar olmamalı
Artık insanların doğar doğmaz borçlandırılmasının bugünkü dünya düzeninin yeni kölelik anlayışı olduğundan eminiz. Zira mevcut küresel ekonomik sistem insanları sürekli borçlandırarak ayakta kalmaya çalışıyor.Video: Müslümanlar pasif bir tüketici ve dünyadaki bilgi üretimini seyreden insanlar olmamalıDünya nüfusunun yüzde 1’i gelirin yüzde 50’ini alırken, dünya nüfusunun yüzde 70’i zenginliğin sadece yüzde 3’üne sahipse bu düzen her zaman adalet duvarına çarpacaktır.Önümüzdeki 10 yılda çatışmalar kuzeydeki zenginlerle güneydeki fakirler arasında yaşanacak.‘3. Dünya Savaşı’nın fitili ateşlendi. Yaşanan ticaret savaşları bunun önemli bir göstergesi.***İstanbul İktisatçılar Derneği (İKDER) tarafından düzenlenen Uluslararası İslam ve Ekonomi Sempozyumu bu yıl 10. defa kapılarını araladı.Sempozyuma 12 ülkeden 500’den fazla akademisyen, bürokrat ve sivil toplum kuruluşu temsilcisi katıldı.İstanbul Üniversitesi Kongre ve Kültür Merkezi’nde başlayan zirve bu akşam sona erecek.21. Yüzyıl’da İslam Ekonomisi’ni Yeniden Düşünmek temalı 6 farklı oturumda konuşulanları özetleyelim;Dünyada yıllık reel ekonomi 20 trilyon dolarken finansal varlıkların değeri 250 trilyon dolara ulaştı.Hiç üretmeyen finansal faiz sistemi üretime ortak oldu.Şu anda savaşın galibi Amerika olduğu için dünya ticaretinin yüzde 65’i dolar üzerinden yapılıyor.Fakat dolar altın karşılığı olmayan bir kağıt parçası.Ekonomik krizlerin sebebi de bu.Bu yüzden de dünyada altına dayalı bir para birimi kurulması konuşulmaya başlandı.Bu aşamada İslam ekonomisi küresel sorunlara önemli bir çözüm modeli olarak çıkabilir.Hakkaniyete, adalete, paylaşımcılığa, üretime, kazancın helalliğine dönük insanlığın yeni bir ekonomik sistem arayışı mecburi hale geldi ve geçiyor.**Bugünkü dünya sisteminde gücü elinde bulunduranların tek güvencesi faiz.İslam dünyası uzun bir süredir teorik düşünceyi askıya aldığı için pratik sorunlarını da çözemiyor.Teoriyi ithal ederseniz pratiği de ithal etmek zorunda kalır ve bedelini ödersiniz.İslam faiz yerine üretmeyi ve paylaşmayı emreden bir inanç. Faiz toplum sağlığını tehdit ederken üretmek ve zekat vermek sosyal adaleti sağlıyor.İslam dünyasının en büyük sorunu az üretmek ve miskinlik etmek.Müslümanlar pasif birer tüketici ve dünyadaki bilgi üretimini seyreden insanlar olmamalı.İslam dünyası bugün akıl dışı kavgalarla tüm enerjisini boşa akıtıyor.**Dünyada güç merkezleri değişiyor ve değişmeye mahkum. 1980 yılında dünya gayri safi milli hasılasının yüzde 70’i gelişmiş ekonomilerdeydi.Bugün yüzde 50’ler civarında.Benzer biçimde üretim merkezleri de yavaş yavaş doğuya kaymaya başladı.Finans sektörünün temel fonksiyonu, toplumların refah düzeylerinin artırılmasında gerekli olan kaynakların oluşturulması ve atıl kaynakların ekonomiye kazandırılarak ekonomik faaliyet iş birliğinin artırılmasıdır.Ancak bugün mevcut küresel finansal sistem bu amacı paylaşmıyor.Küresel finansal krizin tetikleyici sebepleri arasında belki de en başında insanoğlunun ne pahasına olursa olsun kazanma hırsı ortaya çıkıyor ve bu hırs hiçbir ahlak, hukuk, vicdan gözetmiyor.**İslam ekonomisi insanın, yaşadığı çevrenin ve evrenin dengesini gözetir.Bu haliyle mutedil bir ekonomiyi ortaya koyar.İslam ekonomisi, sadece bankacılık ürünleriyle, sadece finans yöntemleriyle sınırlandırılamaz, sadece ürün ve söylemlere hapsedilemez.Eğer biz İslam ekonomisini, bunlarla sınırlandırırsak, sokaktaki Müslümana hitap etmekten alıkoymuş oluruz.İslam, nasıl 1408 sene evvel geldiğinde, sıradan bir insanın hayatına dahil olup çözüm üretmişse, aynı şekilde bizim de hayatımıza, iktisadi yaşantımıza çözüm üretir.Müslüman akademisyenler Müslümanların ekonomik sorunlarına cevap vermede başarılı olamazsa, sundukları çözümler de gerçek hayatta bir karşılık bulamaz.Bu da bizi son derece tehlikeli bir boşluğa doğru iteler.Daha da önemlisi küresel kapitalist sistemin içinde sıkışıp kalmamıza yol açar.**Bütün sorunların küreselleştiği bir yüzyılda çözümler de küresel olmak zorunda.Bir zihniyet değişikliği gerekiyor.İslam ekonomisini küresel sisteme yeniden reçete olarak sunacaksak bunun ilk adımı Müslümanların Müslümanlıklarını yenilemeleri olmalı.Neredeyse insan sayısınca kişiye özel İslam oluşturuldu.Bunu da bire indirmek gerekiyor.
Hayatta en hakîkî mürşit, “ezberlerdir”; ruhumuzu yok eden ç/ağdaş hurafeler!
Hayatta en hakîkî mürşit, “ezberlerdir”; ruhumuzu yok eden ç/ağdaş hurafeler!
Hakikati hem eğip bükmeden hem de insanları ürkütmeden söylemek o kadar zor ki!Nerede?Nerede olduğunu bile bilemeyen, hangi derelerde debelendiğini idrak edemeyen; çöle, yangın yerine dönen ama hiç bir şey olmamış, olmuyormuş gibi umursamadan yaşanılan yerlerde, fiilen yok hükmünde olan, kimliğini, yörüngesini ve ruhunu yitiren yok-ülkelerde, elbette!Video: Hayatta en hakîkî mürşit, “ezberlerdir”; ruhumuzu yok eden ç/ağdaş hurafeler!Ne kadar uzun, kıvrımlı, inişli çıkışlı, Deleuze’cü bir cümle oldu bu böyle!Daha doğrusu, ne kadar tedirgin edici, rahatsız edici, insanın kafasını iki elinin arasına alarak kara kara düşünmeye sürükleyici bir “tüm’ce” (!)...İyi de, vaziyet böyle.MEDENİYET BUHRANI NEDİR,BİLİR MİSİN, SEN?Bakın, bu toplum medeniyet buhranı yaşıyor iki asırdır...Medeniyet buhranı nedir, bilir misin, sen?Kişinin tepesindeki gökkubbenin kafasına çökmesidir... Kendine olan güvenini yitirmesi... Aşağılık kompleksine sürüklenmesi... Kendini inkâr’a yeltenmesi... Celladına âşık tasmalı bir çekirgeye dönüşmesi...Dayanamadı bu çileye bu ülkenin yürek çocuğu ve çöllere vurdu... Susuzluğunu giderecek bir vaha arayışına koyuldu...Yüzyıllarca kendisini yok eden Haçlıların çocukları, tarihin akışını değiştirecek bir konuma ulaşmışlardı: Çağı onlar şekillendiriyordu. Dünyaya onlar çeki düzen veriyordu... Bilimi, düşünceyi, sanatı ve dolayısıyla hayatı yalnızca onlar üretiyor, yalnızca onların tarlaları ürün veriyor, yalnızca onların ağaçları meyveye duruyordu...Yalnızca onlar insan katlediyordu kitleler hâlinde kimsenin gözünün yaşına bakmadan hem de, aynı zamanda.Burası, ayaklarımızı toprak demeden bastığımız bu yer, bu topraklar çoraklaşmıştı...Çoraklaşmıştı; çünkü coğrafya işgal altındaydı. Fizikī coğrafya değil yalnızca. Kültürel ve zihnî coğrafya işgal altındaydı asıl...Coğrafyanın çocukları yabancılaşmış ve ruhsuzlaşmıştı!Zihin, bana ait değildi.Perspektif bana ait değildi.Kavramlar bana, benim dünyama ait değildi.Bir yanlışlık vardı.Bir yerlerde büyük bir yanlışlık yapıldığı o kadar aşikârdı ki...ŞEZLONGUNUZA DÜŞERDİ, ÖLÜM...KİMSENİN UMURUNDA DEĞİLDİ, GÜLÜM!Bu ülkenin çocukları kendine olan güvenlerini yitirince, hem rotalarını, hem de yörüngelerini de yitirdiklerini hissediyor gibiydiler; ama sadece hissediyor gibiydiler...Çünkü hiçbir şeyin tadı yoktu, ruhu yoktu; hiçbir şey heyecan ve coşku vermiyordu.Kuru ve yavandı hayat: Hayat yoktu aslında yaşanacak... Yaşanmaya değer olacak... Hayata anlam katacak bir dünyası, ufku, umudu, koordinatları, anlam haritaları yoktu, yok olmuştu burasının: Bizim hapishanemizdi burası. Tımarhanemizdi artık!Şizofrendik hepimiz: Çift kişilikli kişiliksiz, kimliksiz, acıklı kişiler!Arabesk’le eurobesk arasında debelenip duran, sonra da bir haltmış gibi birbirine hönküren korunaksız kalelerinden...O yüzden birbirimizle boğuşup duruyorduk; duruyoruz da hâlâ!Ülkede cinayetler almış başını gidiyor: İnsanlar, birbirini, en sevdiklerini üstelik de, testereyle doğruyor, parçalara bölüyor, bir poşete koyup çöpe atıyor/du artık!Şiddetin şiddeti bundan yüksek, bundan daha ürpertici olabilir miydi?Şezlongunuza düşerdi ölüm... Kimsenin umurunda değildi, gülüm!İnsanın bedeninin parçalanıp sonra da torbaya doldurulup çöpe atılması, bu toplumun hapishaneye, tımarhaneye dönüştüğünün göstergesi değil de neydi ki?İnsanı aziz kılan, eşref-i mahlûkât bilen, İslâm medeniyetinin insan yeşerten muazzez gökkubbesi çökmüş, yerine, hiç bir şey ikame edilememişti.Bunu, yeni düzeni kuran adamların yetiştiricisi, Kadro hareketinin beyni, Şevket Süreyya Aydemir, aynen böyle söylemişti: “Her şeyi yıktık ama yerine hiçbir şey yapamadık.”Daha ne desindi ki!Büyük bir vakum oluşmuştu: Her şeyi yıkıcı bir anlamsızlık, hayatı çöle çevirici bir boşluk, ürpertici bir anlam karmaşası.Deizmin en münbit tarlasıydı burası.Bir adım sonrası ateizm olacaktı.Kaçınılmazdı bu.HAYATTA EN HAKÎKÎ MÜRŞİT, “EZBERLERDİR” PAŞAM!Hayatta en hakikî mürşit, “ezberlerdir”, paşam!Zihnimizi iğdiş eden, beynimizi felçleştiren, ruhumuzu çalan, bizi celladımıza âşık yapan, bu topraklara yabancılaştıran, mankurtlaştıran ayartıcı ezberler; bizi sadece ağlarına hapseden, ağlarına bağlayarak zihnen boğan, kendimize düşman yapan, bizi bizden uzaklaştıran ve ruhsuzlaştıran pozitivist ç/ağdaş hurafeler!Türkiye’nin en temel sorunu, eğitim sorunu.Eğitim sorununu çözmenin başlangıç yolu: Sömürgeci, mankurtlaştırıcı, çocuklarımızı hem ailelerine hem ülkelerine yabancılaştırıcı, şizofren, çift kişilikli, şiddete teşne, çağdaş hurafelerle beslenen tuhaf yaratıklara dönüştüren bu şiddet yüklü eğitim sistemini yıkmak!Çocuklarımızın ruhlarını çalıyorlar bayım, ruhlarını!Çocuklarımızın ufuklarını karartıyorlar, umutlarını söndürüyorlar ve cellatlarına âşık ediyorlar, yaşarken öldürüyorlar çocuklarımızı!Burası neresi?Sömürge ülkesi mi?-İyi de, biz sömürülmedik ki!Sen öyle zannet! Bedenimizi kurtardık ama ruhumuzu yok ettiler bizim, ruhumuzu!
İsraf ettiklerimiz
İsraf ettiklerimiz
Necdet Sakaoğlu’nun Osmanlı Coğrafyası isimli kıymetli eserini okuyorum. Sakaoğlu, bu kitabında, yirminci yüzyılın başındaki topraklarımızı ve idari taksimatı anlatıyor. Video: İsraf ettiklerimizTrabzon vilayetine gelince böyle bir bilgiyle karşılaştım: “Hamsi, vilayetin simgesi, bolluğuyla açlık tehlikesini ve yetersiz beslenmeyi önleyen besin kaynağıdır. Mevsiminde ağları dolduran hamsinin fazlası, kıyılarda kumlara yığılarak gübre olmak üzere tarlalara taşınır.” (Sayfa 203) Aradan yüz sene geçti. Bugün hamsi kıtlığından bahsediliyor.İsraf, tam mânâsıyla budur. Etkileri hemen kendini göstermez. Bir karşılık olarak geri dönmesi için biraz zamana ihtiyaç vardır.İsraf denilince, evvela maddiyatı ve onunla temin edilen şeyleri anlıyoruz.Tutumlu olmak dediğimiz vakit, akıllara ‘dikkatli harcama yapmak’ geliyor. Hâlbuki kararınca konuşmak ve ölçülü davranmak da tutumlu olmak bahsine dâhildir.İnsan israfı konusunda hayli cömert sayılırız. Bireysel düşünürsek, sonu yalnızlıkla biten bir hikâyedir bu. Çevresi kalabalık nice üstadın yahut siyasetçinin, yıllar sonra bir başına kalmasının esas nedeni budur. Devlet katındaki insan israfı ise telafisi imkânsız sonuçlara yol açabilir.Meziyet ve şahsiyet sahibi birçok ismin israf edildiğini, buna karşılık vasatların dayanışma içinde olduğunu üzülerek görüyoruz. Esersiz ilerliyorlar. Şunu da söylemiş olalım: Vasat, yeteneğin hasmıdır.İsraf çeşitleri çoktur. Güven israfı da bunlardan biridir. Bize itimat eden insanları hayal kırıklığına uğratmaya hakkımız yoktur. Hep birlikte yaşıyoruz: Güven duygusu, insanların arasından hızla çekiliyor. Birbirimizle dertleşemiyoruz. Psikologların bu denli rağbet görmesi, muhtemelen bu durumla ilgilidir.Emek israfı da hayli yaygın. Değer kıtlığı yaşadığımız neredeyse kesin. İlişki kurmak, emek vermenin önüne geçti. Liyakat? Ehliyet? Bir başkasının emeğini kolaylıkla ziyan edebiliyoruz. Bu dünyadaki en dokunaklı şeylerden ikisi, heba olmuş yetenek ve ziyan edilmiş emektir.Şahsiyetle tamamlanmış yeteneğe ve iyi niyetli emeğe kayıtsız kalamayız. Ahlâklı olmak bunu gerektirir.Vakit israfı da çok yapıyoruz. Vakit öldürmek, ömrümüzü gözden çıkarmak anlamına da gelir. Mesela bedavası olduğu için öylesine arayanlar var. Konusuz. Boş. Arayanın herhangi bir işi olmayabilir. Aranan müsait midir acaba?İsraf bahsini daha da açabiliriz. Seyahatlerimiz sırasında gözümüzden kaçmıyor. Birinci sınıf tarım arazileri sorumsuzca israf ediliyor. Hamsi örneğini hatırlatmak isterim. Toprak israfının neye karşılık geldiğini belki biz göremeyeceğiz. Fakat belli bir zaman sonra çocuklarımız ve torunlarımız mutlaka görecektir. Yukarıda saydığımız kötü alışkanlıkların kişisel hayatlara ve toplumsal yapımıza nasıl etki ettiğini ise zaten biliyoruz.Okunduğu üzere, maddi israflara hâlâ sıra gelmedi. Oysa belediyeleri ve o garip festivalleri yazmayı düşünüyorduk.Yazımız böyle bitsin: İnsan, insaftan gelir. İnsaflı olan, israftan uzak durur.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.