Ramazan özel sayfa
  • İFTARA KALAN SÜRE 00:00:00
Biz gelince onlar gidecekler: Batılılar, yüzyıllık hesaplarını Türkiye üzerinden yapıyorlar!
Biz gelince onlar gidecekler: Batılılar, yüzyıllık hesaplarını Türkiye üzerinden yapıyorlar!
ABD yönetimi ve kuklası BM, Türkiye'ye ve Rusya’ya “Libya’dan çıkın!” dedi! Yunanistan'la istikşafî görüşmeler başlayınca hem Almanya’dan hem ABD'den hem de BM'den “panik atak eseri” uyarılar geldiNe bu, peki?Şu: Batılılar, yüzyıllık stratejilerini Türkiye'yi durdurmak için geliştiriyorlar. İki yüzyıllık tarihe dönüp bakın, göreceksiniz bu yakıcı gerçeği. Türkiye, bin yıldır, eksen ülkeydi; bundan sonra da öyle olacak inşallah. Tek şartla: Yörüngemizi bulabilirsek...Bunun için de geleceğimizi in...
ABD içeriden kuşatıldı! Başkenti işgal altında. Çöküş durdurulamaz.
ABD içeriden kuşatıldı! Başkenti işgal altında. Çöküş durdurulamaz.
ABD’nin “iç tehdit”, “iç terör”, “dış müdahale” hatta “iç çatışma” söylemleri ile konuşulur hale gelmesi dünya için ne anlama geliyor?Kullanılan kavramlar, kurulan cümleler, yaşanan korku, yapılan hazırlık nasıl bir ABD, nasıl bir küresel güç düzenini haber veriyor?Bugüne kadar; ülkeler işgal eden, iç savaşlar çıkaran, etnik ve mezhep savaşlarını tahrik eden, “terörle mücadele” adı altında küresel ölçekte operasyonlar yürüten, darbelere ve lider suikastlarına imza atan, ordusunun büyük bölümünü ...
İngiliz hava yolu şirketi EasyJet çöküşte: Tarihinin en büyük kaybına uğradı
Ekonomi
İngiliz hava yolu şirketi EasyJet çöküşte: Tarihinin en büyük kaybına uğradı
Tüm dünyayı etkisi altına alan koronavirüs salgını hava yolu şirketlerini de olumsuz etkiledi. Pandemi nedeniyle zor günler geçiren İngiliz havayolu şirketi EasyJet, koronavirüs dönemi zararın bilançosunu açıklayarak, "25 yıllık tarihimizde ilk kez, 1.2 milyar sterlin zarara uğradık" dedi.
DHA
* Büyük sözler, büyük iddialar, büyük yükselişler ve çöküşler. * Sınırları zorlayanların, zihinleri zorlayanların, olağanüstülüklerin çağı. * İki şok: Güç, ‘ilk kez’ değişiyor. İnsanlık zihin kırılmasına ulaştı. * Beş yüz yıllık Batılı sömürge düzen kökünden sarsılıyor. * Siyasi ve jeopolitik akıl, güç sıçraması.. Türkiye, hiçbir yerde başarısız olmayacak..
* Büyük sözler, büyük iddialar, büyük yükselişler ve çöküşler. * Sınırları zorlayanların, zihinleri zorlayanların, olağanüstülüklerin çağı. * İki şok: Güç, ‘ilk kez’ değişiyor. İnsanlık zihin kırılmasına ulaştı. * Beş yüz yıllık Batılı sömürge düzen kökünden sarsılıyor. * Siyasi ve jeopolitik akıl, güç sıçraması.. Türkiye, hiçbir yerde başarısız olmayacak..

Büyük söz söylemek hep yadırganır. Ama bu çağ, insanlığın geldiği bugünkü durum, kurgu ile gerçeğin iç içe geçtiği bu zamanlar, “büyük iddiaların, büyük sözlerin çağı”dır.

Bilginin ve hızın bu kadar ilerlediği, fantastik görünen şeylerin gerçeğe dönüşebildiği bir zaman dilimi, son yüz yıl, iki yüz yılla değil, insanlık tarihinin bütünü esas alınarak düşünülebilir.

Bir yıl önce bütün bunlar fantastikti.

Bir yıl önce; COVID-19 olacak, insanlığı evlere kapatacak, şehirler boşalacak, hayat duracak, ekonomi duracak, birçok devlet bu krizle baş edemeyecek, ABD ve Avrupa gibi dünyanın güçlü ve zengin ülkeleri çaresiz kalacak, zengin ülkeler fakir ülkelerden yardım isteyecek, Afrika ülkeleri Batılıların ülkelerine girişini yasaklayacak, sokağa çıkma yasakları rutinleşecek, insanlar birbirinden kaçacak denseydi..

Dünya nüfusunun yüzde biri bile buna inanmazdı.

Bundan sonra neler olabileceğini elbette kimse bilmiyor. Sadece insanlığın yeni serüvenini anlamaya, o sarsıcı değişimi öngörmeye, ona göre hazırlık yapmaya çalışıyoruz.

Büyük dönüşümler, keskin dönüşler, hesaplaşmalar çağı.

Devletler de, milletler de, bireyler de bu çaba içinde. Bilseler de bilmeseler de, “bir şeyler olabileceği” sezgisiyle önlem almaya, hayatı diri tutmaya, gücü merkezileştirip olabilecek kaosun önüne geçmeye çalışıyor.

Artık bugün ve bugünden sonra dünya, iyi anlamda da kötü anlamda da büyük dönüşümlerin, olayların, gelişmelerin, keskin dönüşlerin, büyük hesaplaşmaların dünyası olacak.

Hiçbir şey, alıştığımız, tedrici, normal seyrinde gitmeyecek. Hayat ve değişim hiçbir zaman, eski hali gibi yavaş, sakin olmayacak.

Olağanüstülükler çağı: Büyük çöküşler, büyük yükselişler. Sınırları zorlayanlar, zihinleri zorlayanlar...

Büyük sürprizlere, büyük şoklara, büyük çöküşlere, büyük yükselişlere tanık olacağız.

Çünkü; mucizeler çağına, olağanüstülükler çağına girdik.

İnanç, bilgi, teknoloji, hız, imkân, yetenek, zihinleri zorlayan düşünceler belirleyici olacak.

Düşüncede, fikirde, yenilikte konfor dönemi, tembellik dönemi, rahatlık dönemi kapandı. Sınırları zorlayanlar, zihinleri zorlayanlar geleceği biçimlendirecek.

Kavramların ve geleneksel kanaatlerin sınırları aşıldı. Yeni cümleler kurulacak. Yeni metinler yazılacak. Yeni değerler üretilecek. Kadim insan bilgeliğinin, doğrularının üzerine yeni bilgiler inşa edilecek.

Sadece güçle değil, illüzyonla yönettiler. Ve biz zaafları gördük.

Korku duvarları aşıldı. Zihinlerimizdeki “güç” ve “imkân” kavramları değişti. Milletlerin gücü ve zayıflığı için yeni tamınlar üretiliyor ve üretilecek.

Gücüne erişilemez denilen ülkelerin zaaflarını, zayıflıklarını gördük. Ne kadar kırılgan olduklarını, güç kadar illüzyonla da dünyayı yönettiklerini gördük.

Sözünü ettiğimiz, tartışmaya çalıştığımız, konuşmaya davet ettiğimiz değişim, 20. yüzyılda, 19. yüzyılda tanık olduklarımız gibi değil. Bir tür fütürist, fantastik arayış da değil.

Yüzyılların birikimlerini kökünden sarsacak şeylerden söz ediyorum. Kuşakların değil milletlerin, ülkelerin, şehirlerin hafızası ile ölçülebilecek bir genişlikten söz ediyorum.

Coğrafi Keşiflerle başlayan siyasi tarih değişiyor şimdi.

“Coğrafi Keşifler” aldatmacası ile başlayan, “sömürgecilik” dönemi ile başlayan siyasi tarihin değişmesinden söz ediyorum. Belki beş yüz yıl sonra, küresel ölçekli güç kaymalarının oraya çıkaracağı sarsıntılardan söz ediyorum.

“Batı” dediğimiz, “Atlantik” dediğimiz güç haritasının dağılmasından, çökmesinden, “eski dünya”nın olağanüstü güç yükselişinden, bu durumun yüzlerce yıl sonra ilk kez oluyor olmasından söz ediyorum.

İki şok: Güç, ‘ilk kez’ değişiyor. Büyük zihin kırılmasına ulaştık.

Bu yüzden; tarih yapıcı milletler harekete geçti. İki şeyi gördüler.

Birincisi; Sömürgecilik dönemkinden bu yana güç ilk kez gerçek anlamda el değiştiriyor. Bu, birçok ülkenin çöküşünü, bazı ülkelerin yükselişini zorlayacak.

İkincisi; İnsanlık bilgi, teknoloji ve hız açısından büyük zihin kırılmasına yol açacak bir noktaya ulaştı.

Bu da; yeni ekonomi modelleri, yeni düşünce biçimleri, yeni finans sistemi, yeni siyasi kimlikler, yeni toplumsal değerler, yeni siyasi hareketler üretecek.

Artık bilgi hiçbir ülkenin imtiyaz alanında değil.

Çünkü artık, teknoloji ve bilgi kimsenin imtiyaz alanında değil. Batı’nın elinde olduğu kadar Doğu’nun da elinde. Savunma araçları, yapay zekâ, dijital dünya, ABD’de inşa edildiği kadar Çin’de, Güney Kore’de de inşa ediliyor.

Mesela Türkiye’nin ürettiği SİHA modellemeleri, savaş tarihini, yöntemlerini, kavramlarını değiştirebiliyor.

Bu yüzden hafızası olan milletler, devletler kendini korumaya almaya çalışıyor. Öncelikle savunma kalkanlarına güç veriyor. Sonra merkez iktidar alanını güçlendirecek köklü adımlar atıyor.

Türkiye; Akdeniz’de,

Libya’da, Suriye ve Irak’ta ne yapıyor!

Devlet-toplum ilişkilerini yeniden tanımlıyor, ona göre hazırlıklara girişiyor. Toplumsal dayanışmayı en üst düzeyde tutacak adımlar atıyor.

Türkiye’nin yakın çevresinde attığı güvenlik adımlarıyla, içerideki sistemik dönüşümler, savunma teknolojilerindeki büyük çıkışı bir bütündür ve bu hazırlıkla alakalıdır.

Suriye’de, Irak’ta, Akdeniz’de, Libya’da, dünyanın merkez güçleriyle kapışmayı göze alabilmesi, işte bu güç kaymalarının örneklerinden biridir. Bu yeni çağ, Türkiye’nin yükseliş çağıdır.

Duran, gerileyen, çöküşe geçen ve yükselen ülkeler.

Tükenen, zayıflayan, eriyen ülkeleri görmek zihinlerimizi darmadağın edecek. Ama yükselen yeni güçleri görmek bize yeni dünya görüşleri öğretecek.

Tükenmiş ülkeler: İngiltere, Fransa, İtalya, İspanya, Yunanistan, S. Arabistan, Mısır, Körfez ülkeleri..

Durgunlaşan, yavaşlayan, duran ve gerileyecek olan ülkeler: ABD, Japonya, Avrupa’nın geri kalan ülkeleri.

Yükselen ülkeler: Çin, Türkiye, Hindistan, Rusya, Almanya, Brezilya, Endonezya, Avustralya, Pakistan, Güney Kore.

Ne garip; Arap olmayan Müslüman ülkelerde ciddi bir güç yükselmesi izleniyor. Arap ülkeleri ise, güç biriktirme yerine yeniden eski vesayetçi ülkelerin kontrolü altına girerek güven bulmaya çalışıyor. Onların çöküşü de buradan olacak.

Siyasi ve jeopolitik akıl, güç sıçraması.. Türkiye, hiçbir yerde başarısız olmayacak..

İşte insanlık tarihinin en sarsıcı değişiminin izlenebileceği birkaç ülkeden biri Türkiye.

Siyasi ve jeopolitik akılla yürütülen bir güç sıçraması izliyoruz. Ama entelektüel anlamda da bu yükselişin altının doldurulması gerekiyor.

Herkesi bir adım, birkaç adım sonrasını konuşmaya, tartışmaya çağırıyorum. Şu bir gerçek; Türkiye ulaştığı, konumlandığı hiçbir yerden başarısızlıkla dönmeyecek.

“2229 yıl” ve hafıza.

Küresel güç kayması, yüzyılların değişimi bize böyle söylüyor. Değişimi kavrayabilmenin yolu Türkiye ile yürüyebilmektir. Adımların çok daha hızlanacağını göreceksiniz.

Milli Savunma Bakanlığı (MSB), Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nın (KKK) kuruluşunun “2229’uncu yıldönümünü” kutladı dün. İşte bugün, tarihi derinliği ve hafızası olan ülkelerin tamamı bunu yapıyor. Yeni güç haritasını bu ülkeler, bu milletler çizecek.

İstanbul Sözleşmesi’yle İstanbul’un fethinin intikamını almak istiyorlar!
İstanbul Sözleşmesi’yle İstanbul’un fethinin intikamını almak istiyorlar!

Yeni bir toplum tipi icat etmeye çalışıyorlar!

Eşcinsel sapkınlık biçimlerini eksene alan, aile kavramıyla dalga geçilen sapkın bir “aile” uydurmak, bunu gerçeğe dönüştürmek, yaygınlaştırmak ve bütün dünyaya dayatmak istiyorlar!

Böyle bir sapkınlığa tarih pek tanık olmadı.

SAPKIN GREK TOPLUMU TUZLA BUZ OLDU!

Tarihte özellikle dikkat çeken böyle bir uygulama antik Yunan toplumunda var: Sapkın eşcinsel ilişki biçimleri oldukça yaygın pagan Yunan toplumunda.

Bu toplum tipi, dünyaya toplum açısından aslâ model olamaz. Düşünsenize, felsefe tavan yapmış, sanat tavan yapmış; sanat da, spor da bir tür ibadet biçimi olarak işlev görmüş, o yüzden kutsanmış... Adına Büyük İskender denen Makedon kökenli eşcinsel kralın hükümranlığı döneminde Mısır’dan Hindistan’a kadar yayılmış bu imparatorluk!

Ama İskender’den sonra paldır kültür çökmüş, yerle bir olmuş.

Felsefe de bitmiş, sanat da. Sokrat’lar, Eflatun’lar, Aristo’lar çıkmamış bir daha!

Antik Yunan toplumunun ve kurumlarının bir anda tuzla buz olmasını, sapkın cinsel ilişkilere bağlıyor önemli düşünürler, araştırmacı insanlar. Lewis Mumford, bu konu üzerinde çokça kafa yoran, çağımızın cins kafalarından biri meselâ!

Greklerin topyekûn tarihten çekilişi Lût kavminin kaderini andırıyor!

Koskoca uygarlık, düşünce ve sanat geleneği bitiyor; devlet de, toplum da tarihten siliniyor!

SAPKIN BİR EŞCİNSEL TOPLUM TİPİ İCAT ETMEYE ÇALIŞIYORLAR!

Günümüzde sapkın eşcinsel ilişki biçimlerine dayalı bir toplum icat edilmeye çalışılıyor!

Bunun en önemli enstrümanlarından ya da hazırlayıcılarından biri lanet olası İstanbul Sözleşmesi.

Sapkın bir toplum modeli inşa etmeye çalışıyorlar ve bu konuda kilometre taşlarından biri olacak anlaşmanın adını İstanbul Sözleşmesi koyuyorlar!

Bu adamlar bizden İstanbul’un intikamını almak istiyorlar! Gelecekte kurmak istedikleri sapkın toplum modelini hayata geçirecek sürecin taşıyıcı aktörlerinden biri olan böyle bir sözleşmeye İstanbul Sözleşmesi diyerek, hem İstanbul’un savaşmadan ele geçirilmesi için hem de inşa edilecek sapkın toplum tipinin İstanbul üzerinden inşa edilmesini sağlamak için çırpınıp duruyor, bize inanılmaz bir şekilde meydan okuyor ve hakaret ediyorlar!

İSTANBUL‘UN FETHİNİN İNTİKAMINI ALMAK İSTİYORLAR!

Abartıyor muyum? Aslâ!

Halil İnalcık’ın İstanbul’un fethiyle ilgili bir sözünü hatırlıyorum: “Batılılar, İstanbul’un fethini aslâ unutamıyorlar!”

İstanbul Sözleşmesi’nin anlamına ilişkin yaptığım bu okumaları ve çıkardığım sonuçları hafife almamanızı öneririm.

Adamlar, hiçbir şeyi “laf olsun” diye yapmıyorlar! İstanbul’un fethini unutamayanların, bizden nasıl intikam alacaklarını ve bize nasıl meydan okuyacaklarını biz de unutmayalım. İstanbul Sözleşmesi’yle İstanbul’un fethinin intikamını almak istediklerini söyledim diye bana itiraz edecekler olabilir.

Bu kişilere şu kadarını söylemek kâfidir, sanırım: Velev ki, bu sözleşme böyle bir amaçla hazırlanmamış olsun diyelim; sonuçta, ailenin çökertilmesinde oynadığı kilit rolle bu işlevi, toplumu çökertme, Türkiye’yi durdurma işlevini yerine getirmiş oluyor, böylelikle bu kez dolaylı bir yolla toplumu çökerterek bizden intikam almış oluyorlar zaten!

İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’NİN FATURASI ÇOK AĞIR!

Şiddete, tecavüze maruz kalan, hunharca katledilen kadınların haklarını, İstanbul Sözleşmesi’nden başka bir sözleşmeyle garanti altına almak imkânsız mı? Böyle şey olur mu?

Oysa bu sözleşmenin faturası çok ağır oldu.

TBMM Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu son iki buçuk yılda tam 746 bin 336 erkeğin evden atıldığını açıkladı. Kanun kapmasında 2017’de 295 bin 618, 2018’de 358 bin 499, 2019’da Nisan ayına kadar ise 92 bin 219 erkek evinden atıldı.

Bu rakamlar şaka değil, gerçek! Ailenin nasıl çökmekte olduğunun ürpertici işaret fişekleri!

Ailenin çöktüğü bir toplum ayakta duramaz. Ailenin çöktüğü bir ülke, sağlam adımlarla geleceğe yürüyemez!

Toplum yapısı, dokusu, manevî değerleri, rinliğin yeşerttiği medeniyet birikimi güçlü olan toplumları hiç bir güç yıkamaz, hiç bir güç dize getiremez.

İstanbul Sözleşmesi hem toplumun altını oyan bir belâ hem de dünyada ailenin en güçlü olduğu bir toplumun dünyaya aile konusunda öncülük yapmasını imkânsızlaştıracak bir takoz işlevi görüyor!

Artık bu takozdan kurtulmanın zamanı çoktan geldi de, geçiyor bile!

Vesselâm.

Çöküş, çözülme ve çürüme
Çöküş, çözülme ve çürüme

“Türkiye’de entelektüel/moral önderlik kimde? 80 öncesi solun elindeydi, 80 sonrası İslami kesimlerin eline geçti. Bugün ise bu inisiyatif kimsede ve tam bir fikri çöküş, çözülme ve çürüme yaşanıyor maalesef.”

Video: Çöküş, çözülme ve çürüme


Bu cümleler bana değil, sol siyasetin en çok tanınan simalarından birine, Ufuk Uras’a ait ve üzerinde uzunca konuşulmayı hak ediyor doğrusu.

Entelektüel/moral üstünlük meselesinden başlayalım. Doğrudur. Memlekette 80 ihtilaline kadar sol çevreler entelektüel bakımdan üstünlüğü ellerinde bulundurmuşlardır. Önce ihtilalle birlikte aldıkları büyük hasar, ardından 80’li yıllarda esen “Özallı Türkiye” rüzgârına çabuk ayak uydurmaları, sonra Soyvetler’in dağılması ve Avrupa sosyalizminin “gereğinden yumuşak” ikliminin Türk solunda da hâkim iklim haline gelmesi gibi nedenlerle bu entelektüel/moral üstünlük ortadan kaybolmuştur.

80’li yıllar bir bakıma İslami söylemin de kendisine çok hızla alan açtığı yıllardır elbette. Kimilerinin niteliği tartışmaya açık da olsa hem çok canlı bir eser üretimi, hem çeviri hareketlenmesi, hem dergiler eliyle filizlenen düşünce ve kültür, hem “tartışma başlığı açma” konusundaki kabiliyet, hem toplumun diğer düşünce üreten kesimleriyle temas edebilme başarısı derken İslami kesim, düşüncenin ve fikrin ilerlemesine öncülük etmiştir o yıllarda. Kanaatimce bu durum, 28 Şubat sürecine kadar da böylece sürmüştür.

Antiemperyalist söylem geliştirmekten çevre sorunlarına değin uzun bir parkurda İslami kesimin dünyaya ve Türkiye’ye söyleyecek çokça sözünün olduğu yıllardı o yıllar. Faizsiz ekonomiden bir arada yaşama modeli önerilerine, sağcılık eleştirilerinden üçüncü dünya sorunlarına değin bir dünya “taze meselesi” vardı İslami kesimin.

28 Şubat süreci ne yaptı peki İslami kesime? Ne yaptığını elbette biliyoruz da, Ufuk Uras’ın önermesi üzerinden ne yaptığını araştırmak gerekiyor meseleyi, onu kastediyorum.

28 Şubat, doğrudan Türkiye’de İslami kesimin var olmasına ve var kalmasına yönelik bir tehdit olarak ortaya çıkınca “bu iş siyasetle olmaz” cümlesini sıklıkla kuranlar bile “ne pahasına olursa olsun iktidarı ele geçirmeliyiz” noktasına geldiler.

Şunu da unutmamak gerekir: Demokratik olarak, sandıkla geldikleri yerden zorbalıkla indirilmelerine rağmen şiddet ya da başka tercihlere sapmamış olmaları İslami kesimin hâlâ bir teklifinin olduğunu gösteriyordu.

Ne var ki tehdit “söylemsel” olarak büyüdükçe İslami kesim de kendine mahsus bir çıkar yol bulmayı zorunlu gördü. 28 Şubat sürecine kadar “düşünce ve eylem bakımından tavizsiz” olarak tanımlayabileceğimiz İslami kesim, bir noktadan sonra “gerekirse taviz de verilir, yeter ki varlığımız bir kez daha böylesi tehditlere maruz kalmasın” cümlesinde birleşti.

AK Parti’nin neredeyse elini kolunu sallaya sallaya iktidar olmasını biraz da burada, bu var oluş ve var kalış meselesinde aramak gerekir.

Eh, “politik bakımdan iktidar” olmayı çok seven ve hızla benimseyen İslami kesimin -ki AK Parti bu kesimden ibaret değildi elbette, bu diğer bir bahis- düşünce ve fikir üretimi azalarak bitme noktasına geldi.

Geldiğimiz pozisyonda bulduğumuz durum şudur. Kemalizm’de ve sağda zaten fikir olmaz, solda fikir kalmadı, İslami kesim de bütün birikimini bir çeşit “yancı hovardalıkla” harcıyor.

Bence Ufuk Uras’ın “fikri çöküş, çözülme ve çürüme” dediği meseleyi tam burada aramak lazım. Kendini lehte ya da aleyhte olmak üzere güncel politikaya hizalayan, sadece güncel politikanın dehlizleriyle ilgilenen toplumsal kesimlerden “çözülme ve çürüme” dışında bir beklentimiz olabilir mi?

Cesaretle söylemek gerekirse “solda ya da İslami kesimde” kendisine dair çokça umut beslediğimiz isimlerin tamamını yutmuş görünüyor an itibariyle güncel politikanın karanlık dehlizleri.

O dehlizlerden düşünceye bir yol olmadığını, politikadan düşünceye ulaşımın olmadığını, bunu böylece düşünmenin politikaya da büyük haksızlık olduğunu anladığımız bir an geldiğinde “umut var” demektir. Yoksa önümüz daha da karanlık.

Video tosuncuklarından da, Brüksel lahanalarından da, durmadan politik argüman üreterek konuşan saksılardan da bir yol olmaz velhasıl.

Stres hafızayı çökertiyor
Hayat
Stres hafızayı çökertiyor
Stres hafızaya zarar vererek bilişsel çöküşü hızlandırıyor. Uzmanlar, kanlarında stres göstergesi olan kortizol hormonu seviyesi yüksek katılımcıların, hafıza testlerinde daha başarısız olduğunu tespit etti.
AA
Genç sinemacılar
hazıra konmasın
Hayat
Genç sinemacılar hazıra konmasın
Milli sinemamızın önemli temsilcilerinden Mesut Uçakan’a sanat hayatının 40. yılı vesilesiyle bir saygı gecesi düzenledi. Uçakan, gecede genç sinemacılara seslendi: “İşin öncelikle çilesine talip olsunlar, hazıra konmasınlar.”
Yeni Şafak

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.