Ramazan özel sayfa
  • İFTARA KALAN SÜRE 00:00:00
Kısıtlamalı cumartesi gününde meydanlarda: Taksim turistlere kaldı
Gündem
Kısıtlamalı cumartesi gününde meydanlarda: Taksim turistlere kaldı
Çok yüksek riskli iller arasında olan İstanbul'da Cumartesi günü için sokağa çıkma kısıtlaması geri geldi. Eminönü Meydanı, Galata Köprüsü Sultanahmet Meydanı ve Ayasofya Meydanı'ndaki sakinlik havadan görüntülendi. Kısıtlama nedeniyle Taksim Meydanı ve İstiklal Caddesi turistlere kaldı.
DHA
Cumhurbaşkanı Erdoğan duyurdu: Cumartesi günü sokağa çıkma kısıtlaması geri geldi
Koronavirüs
Cumhurbaşkanı Erdoğan duyurdu: Cumartesi günü sokağa çıkma kısıtlaması geri geldi
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kabine Toplantısı'nın ardından açıklamalarda bulundu. Erdoğan, 'Kırmızı kategorideki illerde sadece pazar günü uygulanan sokağa çıkma sınırlaması artık cumartesi ve pazar günü olarak sürecektir' dedi.
Tvnet
Kontrollü cumartesi: Aylar sonra kısıtlamasız ilk hafta sonu
Koronavirüs
Kontrollü cumartesi: Aylar sonra kısıtlamasız ilk hafta sonu
Kontrollü normalleşme süreciyle aylar sonra ilk kez kısıtlamanın kalktığı cumartesi günü sokaklarda hareketlilik yaşandı. Yaklaşık 3.5 aydır hafta sonu evlerine kapanan İstanbullular da sabah saatlerinden itibaren kendilerini sokaklara attı. Trafik yoğunluğu yüzde 70’e yaklaştı.
Yeni Şafak
İstanbul'da üç ay sonra yasaksız ilk cumartesi günü sahillere akın ettiler
Gündem
İstanbul'da üç ay sonra yasaksız ilk cumartesi günü sahillere akın ettiler
Sokağa çıkma kısıtlamasının yaklaşık üç ay sonra kaldırıldığı ilk cumartesi gününde İstanbullular, sahillere akın etti. Kimi sahilde kahvaltı yaptı kimisi de yürüyüş yapıp, balık tuttu.
DHA
Reyting sonuçları cumartesi 13 Şubat 2021! Dünün reyting birincisi belli oldu? Gönül Dağı reyting sonuçları
Reyting sonuçları cumartesi 13 Şubat 2021! Dünün reyting birincisi belli oldu? Gönül Dağı reyting sonuçları
Dün yayınlanan TV dizisi ve programların reyting sonuçları merak ediliyor. Merak edilenlerin arasında TRT 1 ekranlarında yayınlanan Gönül Dağı dizisi de var. Reytingler, Total, AB ve 20+ABC1 olarak 3 çeşit ölçülür. Dünün reyting sonuçları şampiyonu belli oldu. İşte 13 Şubat 2021 Reyting Sonuçları Cumartesi hakkında detaylar.
Yeni Şafak
İstanbullular Cumartesi sabahına sisli bir havayla uyandı
Gündem
İstanbullular Cumartesi sabahına sisli bir havayla uyandı
İstanbullular Cumartesi gününe sisli bir havayla uyandı. Günün ilk saatlerinde etkili olan sis nedeniyle Avrupa yakasından Anadolu yakası kıyıları neredeyse görünemez hale geldi.
IHA
Suriye meselesinde nasıl anılmak istiyorsunuz?
Suriye meselesinde nasıl anılmak istiyorsunuz?

Cumartesi günü BM Genel Kurulu’nda bir konuşma yapan Suriye Dışişleri Bakanı Velid el Muallim, ABD ve Türkiye’nin Kuzey Suriye’deki varlığının illegal olduğunu ileri sürdü. “Bizim topraklarımızda izinsiz operasyon yapanlar işgalcidirler ve derhal topraklarımızı boşaltmalıdır” diyerek, ABD ve Türkiye’nin müşterek güvenli bölge oluşturma projesine karşı çıktı. Normal şartlarda makul görülecek bu tezi, yüzbinlerce insanın ölümünden ve milyonlarca insanın yer değiştirmesi veya ülke dışına çıkmasından sorumlu birilerinin söylemesini makul karşılamak mümkün mü?

Video: Suriye meselesinde nasıl anılmak istiyorsunuz?


El Muallim’in karın ağrısı belli. O söyleyebilir. Ama onunla aynı söylemi, bilir bilmez benimseyenlere ne demeli? Size önce 103 yıllık bir olayı hatırlatayım sonra da bu sorunun cevabını vereyim.

Birinci Dünya Savaşı yıllarında Suriye, Filistin ve Lübnan’ın askeri ve mülki idaresi Cemal Paşa’nın elindedir. Savaşın en kritik döneminde, yapılan bir baskında, Beyrut Fransız Konsolosluğundan çıkan bazı belgelerde; kimi Arap kanaat önderi, aktivist, edebiyatçı vs.nin Fransızlar ile ilişkisi ortaya çıkar. Belgede adı geçenlerin veya belge içeriklerine göre Suriye bölgesine Fransızların yerleşmesi için çalışanların bir kısmı tutuklanır. Cemal Paşa’nın kurdurduğu Âliye Divan-ı Harbi Örfisi’nde yargılanırlar. Sonuçta kimine vicahen kimine de gıyaben idam cezası verilir.

Cemal Paşa da, o tarihten sonra askeri başarı ve başarısızlıkları, İttihat ve Terakkî içindeki yerinden ziyade bu olay ile anılır. Burada bu hadisenin kritiğini yapmak niyetinde değilim. Zira bugüne kadar defalarca yapıldı. Kimi Cemal Paşa’yı fevri ve fazla tahkike gerek görmeden idam verdirmesinden dolayı haksız bulurken; kimileri de savaş ortasında nerede böyle bir casusluk ve kendi ülkesini hasım devlete peşkeş çekmeye kalkan olursa aynı muameleyi göreceği gerekçesi ile haklı bulmuştur.

İlginç olanı, bugüne kadar hem akademide ve hem de popüler anlatımda, Cemal Paşa hakkındaki iddiaların dönemin propaganda dilinin etkisinden uzaklaşamamış olmasıdır.

Beyrut Konsolosluğu’nda ortaya çıkan ihanet belgelerinden sonra Fransız matbuatı hemen kara propagandaya girişir. Mesela Paris’te yayımlanan Tan Gazetesi’nin 25 Haziran 1916 tarihli nüshasında; Suriye ve Lübnan ahalisinin tamamen yok edildiği; Cebel-i Lübnan ahalisinin abluka altına alındığı ve dini önderlerinin tutuklandığını yazarak, Cemal Paşa, dolayısıyla Osmanlı Devleti aleyhinde bir propaganda savaşı başlatır. Derhal diğer Fransız gazeteleri de bundan iktibasla yeni iddialar ortaya atarlar. İşte kısa bir süre önce Lübnan Cumhurbaşkanı’nın konuşmasında kullandığı cümlelerin altında yatan da Türkiye’de ve dışarıda Cemal Paşa aleyhinde olanların zihnini karıştıran da bu propaganda söylemidir.

Ancak o tarihte bu durumdan rahatsız olanlar da yok değildir. Cebel-i Lübnan Maruni Patriği, Antakya Rum Katolik ve Ortodoks Kiliseleri Patrikleri ile Kudüs Rum Ortodoks Patrikleri, 27 Eylül 1916 tarihinde Cemal Paşa’ya yazdıkları mektuplarında rahatsızlıklarını bildirip Fransa’nın yalanlarına cevap verirler.

Kilise ve mezheplerin önderleri, Fransa’nın Suriye ve Lübnan üzerinde nüfuz iddiası ile halkın, özellikle de Cebel-i Lübnan Marunilerinin Fransa’ya muhabbet besledikleri iddialarını sert ifadeler ile reddederler. Fransız basınında yer alıp siyasilerinin de dillendirdiği; Osmanlı hükümetinin, Cebel-i Lübnan ahalisini yok etmek için bazı tedbirlere başvurduğu iddialarına yüksek sesle cevap verirler. Ruhbanlar cevaplarında, Fransa’da Katolik kilisesinin çeşitli vasıtalar ile baskı altında tutulduğunu hatırlatırlar. Fransa’da dini ve mezhebi özgürlüğün olmadığını söyleyen Ruhbanlar, Osmanlı’ya olan bağlılıklarını ilan ederler. Kendilerinin böyle bir yapıya meyletmelerinin asla mümkün olamayacağını beyan ederek, imza ve mühürlerini taşıyan belgeleri neşredilmek üzere Cemal Paşaya gönderirler.

Bu metinler –elbette propaganda maksadıyla- aynı yıl İstanbul’da Fransız Matbuatına Cevap: Suriye ve Arz-ı Filistin Hakkında Fransa Matbuatının Yalanlarına Karşı Suriye’deki Ruesâ-yi Ruhaniyenin Tekzibnameleri adıyla yayınlanır.

Ruhbanların bağlılık beyanları, Osmanlı Devleti’nin Suriye ve Lübnan’da kalmasına yeterli olmadı. Ancak bunun müsebbibi ne doğrudan Osmanlı Devleti ve Cemal Paşa’nın politikaları ne de bölge Hristiyan ve Müslüman halklarının gevşeklikleri idi. Asıl mesele emperyalizmin ve emperyal devletlerin verdiği kararda idi. Nitekim bu yazışmalardan bir kaç ay önce, Nisan 1916’da imzalanan Sykes-Picot Anlaşmasıyla İngiliz ve Fransızlar, Suriye, Lübnan, Filistin ve Mezopotamya’yı kendi aralarında bölüşmüşlerdi. Başka bir ifade ile Paris’teki yayınlar yaklaşan işgalin sadece ayak sesleriydi.

Sonuç değişmedi ama Müslüman olan bazı isimler tarihe, devletine ihanet eden kişiler olarak geçerken; ruhbanlar da tarihe devletine olan bağlılıkları ile kaydedilmişlerdir.

Gelelim kıssadan hisseye: Suriye konusunda yapılan çığırtkanlıklar, konferanslar, kapalı kapılar ardındaki pazarlıklar Suriye’nin geleceğini adil bir şekilde belirlemekten hayli uzaktır. Artık bugün için önemli olan şey; milyonlarca insanın yer değiştirmek zorunda kaldığı ve bir milyona yakın insanın hayatını kaybettiği, yaralandığı veya sakat kaldığı bir hadisede; kimin tarihe nasıl geçeceğidir?

Cumartesi halkı
Cumartesi halkı

Birkaç gün önce bir vesileyle yeniden hatırlayınca dedim ki kendi kendime “uzun süredir bir fırsat bulup nakletmek istediğim bu kıssa için vakit bu pazarmış.”

Bu, odur.

Video: Cumartesi halkı


Denir ki Medyen şehrinin insanları, yani Davud peygamberin halkı, cumartesi günleri avlanmamak için Davud peygamberin kendisine söz vermişlerdi.

Yine denir ki başlangıçta Medyen halkının tamamı bu sözlerinde durdular. Fakat ne denilmiştir, “kaderin çarkı hikmet-i ilahi ile dönse gerek” denilmiştir ve de dosdoğru denilmiştir.

Hikmet-i ilahi kaderin çarkını bu defa şöyle çevirmiş: Haftanın diğer günleri gayetle az olan balıklar, cumartesi günleri suyun üzerinde oynaşmalarını çıplak gözle görecek kadar çoğalırlarmış.

Ahval böyle olunca insanın en büyük yoldan çıkarıcısı şeytan boş duracak değil ya. Bir vesvese salmış şehrin insanlarının içine. “Siz cumartesileri avlanmaktan değil, balık yemekten men edildiniz. Hem avlanmak yasak olsa bile ağlarınızı cuma gecesinden atar, pazar sabahı yasak bittiğinde de çekersiniz. Böylelikle bol bol nimetlenir, yasağı da delmemiş olursunuz.

Eh, insanın Allah’ı kandırma maceralarının da sonu gelmez, insanları Allah ile aldatmaya çalışmanın da…

Gel zaman git zaman Medyen halkının bazı insanları yasağı delmeye başlamışlar. Önce cuma gecesinden ağ atıp pazar sabahı toplayan balıkçılar, günden güne gevşetmişler bu tutumlarını. Cumartesi gündüzleri dahi balık avlamaya başlamışlar.

“Kul azacak ki bela rüzgârı gelecek” denilmiştir ve de gayetle doğru denilmiştir.

Şehirde tüm bunlar olurken bu avlanma işine karışmayan insanlar da kendi aralarında ikiye ayrılmışlar. İlk kısım, insanlara iyiliği emredip onları kötülükten alıkoymayı prensip edinmiş, erdemli ve az bir toplulukmuş. İkinci kısım ise “aman, bize ne” diyen ve sayıları daha fazla olan bir toplulukmuş. İlk kısmın insanları nasihatle, öğütle balıkçıları bu yaptıkları hareketten çevirmeye çabalamışlar. İkinci kısım ise “yahu, zaten helak olup gidecek bahtsız bir avcı topluluğu için yormayın kendinizi” demişler.

Ah bu insan ne değişik, ne gizemli varlıktır ki bidayetinden bu yana filozoflar, alimler, şairler, hekimler ve de hakimler bu insanın ne menem bir varlık olduğunu çözmeye çabalarlar da çözemezler. Amma ki bize sorulursa deriz ki “insanın helakı iki türlüdür ki biri haddi aşmakla, diğeri haddi aşana ses çıkarmamakla gelir meydana. İnsan hırsının ve çokluk arzusunun esiri olunca bela geldiği gibi, hırsına ve çokluk arzusuna yenilen bir topluluğa ses çıkarmayınca da gelir.”

Medyen’de hal böyleyken, iyiliği emredip kötülükten alıkoymaya çabalayan o az ve erdemli topluluk bakmış ki bu azgınlığın önüne geçebilmenin mümkünü kalmamıştır. Yapılacak tek şeyin “iyilik ile kötülük arasına bir sınır çekmek” olduğuna karar vermişler.

Bu erdemli topluluk, Medyen halkıyla aralarına set olacak bir duvar inşa etmişler. Böylelikle şehir “duvarın bu yanındakiler ile diğer yanındakiler” olarak da ikiye ayrılmış.

Ve duvar tamamlanınca, bela rüzgarı esmiş, peşine helak gelmiş.

Adı ve şanı yüce, her türlü hatadan ve eksikten noksan olan Allah, şöyle anlatıyor bu durumu: “Onlar, kendilerine yapılan ikazları unutunca, biz de kötülükten menedenleri kurtardık; zulmedenleri de yapmakta oldukları kötülüklerinden dolayı şiddetli bir azâb ile yakaladık. Kibirlenip de kendilerine yasak edilen şeylerden vazgeçmeyince, onlara: ‘Aşağılık maymunlar olun!’ dedik.”

Şol rivayet odur ki helak üç gün sürmüştür şehirde. “Maymuna çevrilenler üç gün kıvranmış, üçüncü günün sonunda da acılar içerisinde ölüp gitmişlerdir.”

Sorulursa derim ki, kendilerine kurtuluşun anahtarı verilenler insanları iyiliğe sevk edip onları kötülükten alı koymaya çalışanlardır. Haddi aşmaya sessiz kalmak da haddi aşmaktır.

Sorulursa derim ki “Medyen halkının maymuna dönmesinden kasıt aslında şudur yahut budur” diyerek kıssadaki hisseyi kaçıran adamların da vay halinedir.

Ve sorulursa derim ki “aslında ben ses çıkaracaktım ama şöyle oldu, böyle oldu” diyerek bin türlü mazeret bulup sonunda pişman olmanın fayda getirmeyeceği bir an gelirse çok yazıktır.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.