Sıkı bir ilk roman: Bitemeyen
Hayat
Sıkı bir ilk roman: Bitemeyen
Aysun Ellidokuzoğlu’nun ilk romanı Bitemeyen, Dergâh Yayınları tarafından okura sunuldu. Roman, Türk toplumunda geleneğin izlerinin tartışılabileceği en temel kurumlardan biri olan aileyi merkeze alıyor. Kaçış, ihanet, intihar, yalnızlık temalarına, olaylara incelikle dâhil edilebilmiş batı toplumlarının sesi eşlik ediyor. Bitemeyen, bitip tükenmeyecek birey-toplum çatışmasının romanı.
Yeni Şafak
Önce kalbime
bastırdım sonra alnıma götürdüm
Hayat
Önce kalbime bastırdım sonra alnıma götürdüm
İlk imzamı Üsküdar Kitap Fuarı’nda, ilk kez bir yazara kitap imzalatan arkadaşımın 10 yaşındaki yeğeni Büşra için imzaladım. İkimiz için de ilk olması hasebiyle çok özeldi.
Yeni Şafak
Otuz yıldır entrika çeviriyor: Küçük çocuğu taciz eden sapık sahte şeyh Fatih Nurullah hakkında yeni detaylar ortaya çıktı
Gündem
Otuz yıldır entrika çeviriyor: Küçük çocuğu taciz eden sapık sahte şeyh Fatih Nurullah hakkında yeni detaylar ortaya çıktı
12 yaşındaki çocuğu taciz ettiği için tutuklanan ‘Fatih Nurullah’ takma adlı ‘sahte şeyh’ Eyüp Fatih Şağban, 30 yıldır entrikalar çeviriyor. Uşşaki tarikatına giren Şağban, kısa süre sonra kendine ait dergah kurmak istedi. Kovulunca Uşşakilerin İnegöl koluna gitti. Ancak kapıdan çevrildi. Şağban son gittiği Çorum’da da gruplaşma çabasına girdi. Onu tanıyanlar, Şağban’ın etrafındakileri kandırmak için sahte icazet belgesi gösterdiğini Ankara, İstanbul, Çorum ve Sakarya’da milyonlarca liralık arazi ve binalara sahip olduğunu anlatıyor.
Yeni Şafak
Aşure günü: Şiirden tabloya bir Osmanlı geleneği olan aşurenin tarihsel hikayesinde kısa bir yolculuk
Hayat
Aşure günü: Şiirden tabloya bir Osmanlı geleneği olan aşurenin tarihsel hikayesinde kısa bir yolculuk
Bu topraklarda binlerce yıldır kaynayan aşure tencereleri yeniden ocaklarda yerini aldı. Farklı yörelerde farklı tariflerle yapılan aşure aynı duygu ve coşkuyla bu yıl da kaynamaya başladı. Osmanlı geleneğinde şiirden, sanata ilham veren aşurenin tarihsel hikayesine kısa bir yolculuk yaptık.
Yeni Şafak
Bir insanın dünyaya geldiği o an gibiydi
Hayat
Bir insanın dünyaya geldiği o an gibiydi
Kitabı hiç bilmediğim isimsiz bir hisle açtım. Bir açtım kitabı. Bir kapattım. Şiirleri okumadım. Uzun uzun seyrettim. Bir insanın dünyaya geldiği o an gibiydi. Senden bir parça. Ama sen değil.
Yeni Şafak
Sözde dergahla dolandırıcılık yapan kadın hakkında tüyler ürperten ifadeler: Kana batırıp vücudumuza dokunuyordu
Gündem
Sözde dergahla dolandırıcılık yapan kadın hakkında tüyler ürperten ifadeler: Kana batırıp vücudumuza dokunuyordu

Eskişehir'de, sözde ‘dergah’ adıyla kurulan çiftlik evinde, psikolojik rahatsızlığı olanları tedavi ettiğini öne sürerek 13 milyon lira dolandırdığı belirtilen tutuklu sanık Sibel Gönül (50), avukat oğlu Sadık Hamza Gönenli (25) ile tutuksuz 2 sanığın yargılanmasına devam edildi. Mahkemede mağdur sıfatıyla ifade verenler, Sibel Gönül’e kurban parası, yumurta parası, seans parası adı altında binlerce lira para ödediklerini belirterek şikayetçi olduklarını söyledi.

DHA
Duayla
Duayla

Derler ki Hacı Bektaş Veli’nin müritleri, her yıl ektikleri buğdayların domur domur domurlanıp başağa durmasını, başakların bire otuz, bire kırk vermesini kerametle açıklar olmuşlar. “Şeyh babamız teheccüd vakti varıp tarlalara geliyor da dualıyor ya, ondan böyle bereketli oluyor mübarek toprak. Baksanız ya, cümle etraf kıtlıktan kuraklıktan kavruluyor da bizim tarlalarımıza bir şey olmuyor” demeye durmuşlar.

Koca Veli, akşamlardan bir akşam ekmeğini yerken halifelerinden biri bu konuşulanları arz etmiş huzura. Gülümsemekle yetinmiş Bektaş Veli. Başını usul usul sallamakla yetinmiş. Halife kendi kendine demiş ki “Sultanımız sukutla yetindiğine göre bereketin sırrı duada olsa gerek.”

O yıl hasat yine göreni hayrete düşürecek kadar bereketli olmuş. Ta uzak diyarlardan dergâhın kapısına gelip “buğday” isteyenlere dahi yetmiş ekin. Hatta derler ki o sene gelenlerin arasında “Miskin Yunus” derler bir şaşkınca Türkmen balası da varmış. Hikayesi uzundur lakin biz azını anlatalım. Bu şaşkın Yunus, “himmet mi istersin buğday mı?” diye soran Koca Sultan’a “buğday isterim, anama söz verdim” demiş de başka bir şey dememiş. Sonradan sonraya pişman olmuş amma son pişmanlık kime ne fayda versin? Bektaş Veli “var git, senin himmetin bizden kesildi, Taptuk dergahına yüz sürsen gerektir” demiş.

Yaz geçip güz gelende tarlalardan sorumlu vekil huzura çıkıp “himmetinle toprağın karnını deşmeye hazırız sultanım. Üç gün deşer, dördüncü gün tarif ettiğin gibi otlarla börtüleri sereriz üzerine” diyesi olmuş.

Bektaş Veli, usul usul cevap vermiş: “Bu yıl toprağın karnını deşmen. Yere otlan börtü sermen. Biz duayla halledeceğiz. Müridân rahat ola. Vara dua edeler.”

Vekil, sevine sevine çıkmış huzurdan. Elde çapa hazır kıta bekleyen müridâna haber etmiş. Müridân dahi pek sevinmiş.

Eh, gelmiş ekim zamanı. Vekil “himmetinle tohumu toprağa salalım mı Sultanım?” demiş amma ki aldığı cevap değişmemiş: “Biz duayla halledeceğiz. Müridân rahat ola. Vara dua edeler.”

Müridân, bu habere de pek sevinmiş. Bektaş Veli’nin huyu değilmiş böyle etmek amma “vardır bunda da bir hayır, vardır Koca Veli’nin bir bildiği” demişler.

Bektaş Veli, adeti üzere her gece teheccüd deminde tarlalara gitmiş yine. Duasını etmiş.

Kış geçip bahar gelende, başakların domurlanmadığını gören vekil yine sormuş: “Sultanım, tarlalar geçen yıl bıraktığımız gibi duruptur. Bir emriniz var mı?” Cevap yine aynı olmuş: “Biz duayla halledeceğiz. Müridân rahat ola. Vara dua edeler.”

Bahar geçip yaz gelende Koca Sultan çağırmış müridânı. Toplanmış herkes. Demiş ki “hasattır kardeşler. Haydi orağını alan tarlalara buyura, işe koyula.”

Müridân, samanlıktan orağı-biçkiyi, helkeyi-çuvalı alıp var etmiş tarlaya. Amma ki vay hayıf. Tarlada buğday ne gezer? Kıraç mı kıraç bir koca toprak.

Bektaş Veli “haydi, biçin bakalım” buyurmuş. Buyurmuş amma ne var ki ne biçile. Müridândan biri dayanamayıp sormuş: “Neyi biçelim sultanım. Görüp durmaz mısın, buğday yok ki.” “Siz hele biçin bakalım” diye emir buyurmuş Bektaş Veli. Müridân da çaresiz, orakları havada sallamaya girişmişler.

Bu hal göreni hayrete düşürecek bir hal imiş ki onat düşün doğru fehmeyle. Cümle müridân havayı biçtikçe yere ne düşer imiş bakalım? Hey ki vay Rabbimizin hikmetinden sual olunmaz. Müridân havayı biçtikçe yere “hiçbir şey” düşer imiş ki düşünene büyük hikmettir.

Güneş batası olunca müridândan sözü dinlenir yaşlı biri demiş ki “hey Koca Sultan. Bize tarla biçtirirsin amma ne ektik ki ne biçelim?”

Hacı Bektaş Veli, şöyle bir yekinmiş. “Dua ektik ya yıl boyu” demiş.

“Yan yüreğim yan, gör ki neler var” denilmiştir ve de doğru denilmiştir. O saat akıllar gelmiş başlara da varıp kapanmışlar Koca Veli’nin eteğine. “Vay ki sen bilirsin Koca Veli, aman bize bir çare, yıl boyu aç kalırız” demişler. Bektaş Veli, Besmele çekip “insana elinin emeğinden gayrısı yoktur” ayetini okuyup “duanın iyisi tarlaya tohum ekmektir yarenler” demiş, “sen hangi tohumu ekersen Allah sana onun mislini verir.”

Ey okur. Sanma ki Koca Bektaş Veli, müridâna ders vermek için onları açlıkla imtihan etti. Öyle etse nerde kala “Koca”lık? Meğer gönüller sultanı Koca Veli, çoktan tamam etmiş hazırlığı da kilerleri doldurmuş buğdayla gizliden. “Dua ile mi doldurmuş kilerleri?” diye sorarsan sana deriz ki “elbette duayla, ya sen ne sandın?”

Dergah 30 yaşında: Okurlarına hoş bir sürpriz yaptı
Hayat
Dergah 30 yaşında: Okurlarına hoş bir sürpriz yaptı
Uzun soluklu edebiyat dergilerimizden biri olan Dergâh 30 yaşında. 30 yılı geride bırakan Dergah okurları için hoş bir sürpriz yaptı ve 30.yaş hediyesi olarak Mart 1990 tarihli ilk sayılarını derginin Mart sayısıyla birlikte hediye olarak verdi.
Yeni Şafak

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.