Türk SİHA'larına karşı Yunanistan'a büyük panik
Dünya
Türk SİHA'larına karşı Yunanistan'a büyük panik
Türkiye'nin Doğu Akdeniz'de SİHA görevlendirmeye başlamasının üzerinden henüz birkaç ay geçmişken Yunanistan'da büyük panik yaşanıyor. Atina hükümeti, drone satmaları için ABD ve İsrail ile masaya oturdu.
Yeni Şafak
Türkiye post kolonyal dönemi bitiriyor
Türkiye post kolonyal dönemi bitiriyor
Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de etkili bir siyaset üretemediğini söylemiş olsalardı bir ölçüde olumlu görülebilirdi. Hükümeti eleştirmek muhalefette olmanın gereği olarak kabul ediliyor, böyle bir gelenek var deyip geçebilirdik.Video: Türkiye post kolonyal dönemi bitiriyorFakat Doğu Akdeniz siyasetimizin Suriye’deki askerî ve siyasî varlığımızla karşılaştırılarak ele alınması, coğrafya merkezli bütün çabalarla ilgili fikrî bıkkınlık ve uzaklaşmaya yol açabilir. Türkiye uzunca bir zamandır yakın coğrafyamızın tamamını göz önünde bulundurarak siyaset üretmesine rağmen ısrarlı bir şekilde başka konuların gündemi dolduruyor olmasını önemsemek gerekir. Türkiye’de ortalama olarak iki kişiden biri yakın coğrafyamızda meydana gelen gelişmelere ve bunlar karşısında Türkiye’nin mücadelesine kendini kapatmış durumdadır. Bunun bilinçli bir tercih olduğu açıktır. Parti liderleri, siyasetçiler, yazarlar Türkiye’nin hayatî konularıyla ilgilenmiyor ve etkiledikleri kesimleri de başka yönlere sevk ediyorlar.Bahsettiğimiz sorunun ortaya çıkmasına sebep olan birçok faktörden bahsedebiliriz. Zaman zaman bu faktörlere değinmeye çalışıyoruz. Özellikle de gündemin kasıtlı olarak başka meselelerle meşgul edildiğini ve bunun da yabancılaşmaya yol açtığını ısrarlı bir şekilde vurguluyoruz. Fakat en azından bunun kadar önemli başka bir hususu daha öne çıkarmak gerekir. Dünya büyük bir değişim geçiriyor ve Türkiye’de birbirinden farklı kesimler bu değişimi görmek ve anlamak istemiyor. Özellikle eski kuşaklar, büyük değişimi göremedikleri için zaman içinde edindikleri alışkanlıklarına göre kendilerini konumlandırmaya çalışıyor. 15 Temmuz’dan önce FETÖ konusunu da bu bağlamda çözümlemeye çalıştık.Eski alışkanlıklarla İngiltere ve Amerika’nın belirli düzeyde de Fransa ve Almanya’nın çok güçlü oldukları zamanlardaki ilişki biçimlerini kastediyorum. FETÖ elebaşının Türkiye’yi ve Erdoğan’ı kastederek “İngiltere karşısında başarılı olmaları mümkün değil” dediği biliniyordu. Önce İngiltere sonra da Amerika bizim coğrafyamızda söz sahibiydi. Bazı örgütlü yapıların bağımlılık ilişkileri çerçevesinde kendilerine bir yaşam alanı inşa ettikleri dönemler yaşandı. Bireysel düşüncelerin de bağımlılık ilişkileri çevresinde şekillendiğini söyleyebiliriz. Fakat 1990’larla birlikte coğrafyamızla ilgili olarak I. Dünya Savaşı’ndan sonra oluşan statüko sarsıldı. Bağımlı yapıların Batı emperyalizminin devamı açısından en güçlü faaliyetleri yürüttüğü bu dönemde Türkiye, kendisi ve coğrafyası için kalıcı siyaset üretemedi. Amerika’nın rakipsiz kalması Türkiye’nin hareketsiz bırakılmasına yol açtı. Bu dönem FETÖ’nün yükselmesi de Amerika’nın rakipsiz kalmasının neticesidir. Amerika’nın işgal ettiği ülkelerde FETÖ’nün güçlü olması bağımlılık ilişkisinin önemini ve derecesini gösterir. Bağımlı yapılar güçlenirken Türkiye zayıflıyordu.Körfezin işgalinden tam yirmi beş yıl sonra 15 Temmuz’da FETÖ’nün başarısız olmasıyla Türkiye’nin ayağa kalkması arasında doğrudan bir ilişki vardır. Siyasetçiler, akademisyenler, gazeteciler, entelektüeller ve sivil toplum önderleri Türkiye’nin antiemperyalist mücadelesini görmezden geliyor. Başta söylemeye çalıştığımız da budur. Konunun başka yönlere çekilmesi ile kastettiğimiz de budur. FETÖ gibi bağımlı yapıların sıradan bir bakış açısıyla ele alınması doğru sonuçlara imkân vermeyecektir. Çok açık bir şekilde ifade edelim: Amerika ve İngiltere’ye sırtını dayayarak, Fransız hariciyesine güvenerek konum belirlemeye çalışmanın dönemi geçti. FETÖ başarısız oldu çünkü Amerika her istediğini yapamıyor.Bütün dünyayı kasıp kavuran büyük değişimden bahsettik. Türkiye bu değişimi en erken gören ülkelerdendir. Dershane tartışmalarının devlet aklı tarafından başlatılmasını ilk günden itibaren önemsedim. Erdoğan asırlık sorunlarla uğraşmaya başladığında Türkiye’ye olan inancım arttı. Bunu yaparsa yalnızca Türkiye yapardı. Post kolonyal dönemi sonlandırmak için harekete geçmek basit bir olay değildi. Bunun önemi ancak nesiller sonra anlaşılır. Devlet mekanizmasının ve bürokrasinin köklü bir değişime tabi tutulması gerekiyordu. Değişim arayışına en sert tepki bağımlı yapılardan geldi. Onlar da Türkiye’nin kararlılığını gördüler. Benzer tepkilerin devam etmesini de önemsemek gerekir.Türkiye, siyasî ve askerî varlığı ile Doğu Akdeniz’de Batı Avrupa emperyalizmine geçit vermediği hâlde bir parti başkanı “devlet nerede” diyorsa durup düşünmek gerekir. Bugün Türkiye bir fikirdir ve bu fikrin etki sahası yakın coğrafyamızla sınırlı değildir. Bu fikrin basit yazıklanmalara kurban edilemeyeceğini bilmemiz gerekir.
Doğu Akdeniz oldu bittiye mi getiriliyor?
Doğu Akdeniz oldu bittiye mi getiriliyor?
Doğu Akdeniz’de Türkiye, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC), İsrail, Mısır, Güney Kıbrıs Rum Kesimi (GKRY), Yunanistan ve uluslararası aktörlerin, yürüttüğü hidrokarbon keşif, sondaj ve transfer faaliyetleri, bölgede suların yeniden ısınmasına neden oluyor.Video: Doğu Akdeniz oldu bittiye mi getiriliyor?GKRY’nin Doğu Akdeniz’de tek başına ilan ettiği münhasır ekonomik bölgelerde hakkı olan Türkiye ve KKTC’nin, itirazlarda bulunarak bölgedeki etkin varlığını sürdürme arayışı içerisinde olması, önümüzdeki süreçte bölgede gerginliğin daha da artacağına işaret ediyor.Çünkü Doğu Akdeniz’de Türkiye ve GKRY arasında çakışan bölgeler olduğu gibi GKRY ve KKTC arasında da kıta sahanlığı konusunda çakışan bölgeler var. Bu çakışmaya rağmen GKRY’nin bunları görmezden gelerek arama çalışmalarında ruhsatlandırma için uluslararası firmalarla anlaşma yapması bölgede daha da karmaşık bir durumu ortaya çıkarmaktadır.Çünkü tartışmalı alanlarda çıkarılacak kaynaklardan elde edilecek gelirlerde hem Türkiye’nin hem de KKTC’nin hakkı var. Türkiye baştan beri Kıbrıs adasında bulunacak kaynaklar üzerinde her iki tarafın da eşit haklara sahip olduğunu savunuyor.Ancak hem GKRY hem de GKRY tarafından sağlanan ruhsatlandırma ile bölgede ortak gibi davranan ve doğalgaz arayışında olan enerji şirketleri, Türkiye’yi dışlayan ve ihmal eden farklı davranışlar sergilemekte.İşin ilginç tarafı da bu şirketlere sahip olan ülkeler zaten GKRY’yi tanıyan, Kıbrıs adasının tamamında GKRY’yi egemen gören ve dolayısıyla aldıkları lisansların uluslararası hukukta geçerliliği olduğuna inanan ABD, Fransa, İtalya ve Hollanda gibi ülkeler.DOĞU AKDENİZ’DE İLGİLİ İLGİSİZ HERKES VARGeçen hafta Hollanda’ dan Shell, ABD’den Noble Enerji ve İsrailli Delek şirketlerinden oluşan konsorsiyumun KKTC-GKRY arasındaki tartışmalı bölge üzerinde yeni bir anlaşma yaptığı biliniyor.Bu anlaşma ile yaklaşık 350 milyar metreküp doğalgaz rezervi olan Afrodit yatağının işletilme yolu açılarak, çıkarılacak doğalgazın boru hattıyla Mısır’a ve Mısır’dan da LNG olarak uluslararası piyasalara transferinin sağlanması planlanıyor. Bu bölge adına son derece kritik bir gelişme.Aslında Kıbrıs adasında hidrokarbon kaynakları konusundaki meselenin Türkiye, KKTC ve GKRY arasında var olduğu düşünülse de bölge ülkelerinin yanında enerji şirketleri vasıtasıyla ilgili ilgisiz birçok ülkenin de bölgedeki meseleye dahil olduğu görülüyor.Ayrıca Türkiye’nin bölgede kurulacak yeni denkleme dahil olmaması için yoğun çaba da harcıyorlar. Bir yandan çıkarılacak doğalgazın Mısır’a LNG yoluyla taşınması ve buradan da uluslararası piyasalara ulaşması arayışları devam ediyor. Diğer yandan İsrail, Yunanistan ve GKRY arasında Akdeniz’in altından Avrupa’ya gaz gönderecek East-Med adlı boru hattı projesi gündemde tutuluyor. Üstelik inşa edilmesi planlanan boru hattının teknik ve ekonomik olarak uygun olmadığı herkes tarafından bilindiği halde.Daha önce de Güney Kıbrıs Rum Kesimi, Yunanistan, İsrail, İtalya, Ürdün, Filistin ve Mısır’ın doğalgaz üretimi, tüketimi ve transferi konusunda Doğu Akdeniz Gaz Forumu adı altında bir araya gelerek Türkiye’yi ve KKTC’yi bu forumun içine almadıklarına ve bu noktada yoğun çaba harcadıklarına şahit olmuştuk.DOĞU AKDENİZ OLDU BİTTİYE GETİRİLİR Mİ?Peki Türkiye, Doğu Akdeniz’de oluşturulan oldu bitti durumunu kabul eder mi? Elbette hayır.Doğu Akdeniz ile hiçbir ilgisi olmayan birçok ülke bu bölgede adeta paydaş gibi yer alırken, Türkiye’nin bir oldubittiye müsaade etmeyeceği ortada.Aslında Doğu Akdeniz’de taraflar arasındaki çatışma ve işbirlikleri, bölgede kurulacak yeni ekonomik ve siyasi denklemin kiminle ve nasıl kurulacağının da işaretçisi.
Doğu Akdeniz’e yeni sondaj gemisi gidiyor
Doğu Akdeniz’e yeni sondaj gemisi gidiyor
Türkiye, Fatih sondaj gemisiyle Doğu Akdeniz’de başlattığı sondaj çalışmalarına şimdi de Yavuz sondaj gemisi ile varım diyor. Türkiye’nin bu hamlesiyle bölgede daha aktif rol alacağının sinyalleri gelirken aynı zamanda Doğu Akdeniz bölgesinde dışlama çabalarına da bir karşılık verdiği gayet açık bir durum.Video: Doğu Akdeniz’e yeni sondaj gemisi gidiyorTürkiye’nin yeni dönemde Doğu Akdeniz bölgesinde bulunan hidrokarbon kaynakları konusunda daha farklı bir yol izleyeceği oldukça net. Ancak Türkiye ve KKTC, bölgedeki ülkeler arasında yer almalarına rağmen Doğu Akdeniz’de aktörlerin Türkiye ve KKTC’yi sanki o bölgede yokmuş gibi bir politika benimsemeleri hiç de kabul edilebilir bir durum değil.Bunun yanında Doğu Akdeniz bölgesinde yer almayan ancak söz konusu enerji kaynakları olduğunda bölgede hem söz sahibi hem pay sahibi olmak istemeleri de kabul edilebilir bir durum değildir.Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de kıta sahanlığı olması ve KKTC tarafından verilen ruhsat nedeniyle KKTC’nin hidrokarbon rezervlerindeki haklarını koruması adına sondaj çalışmalarını hızlandırması, bölgede oluşacak yeni denklemin Türkiye olmadan kurulamayacağının da işaretidir.Ayrıca, Türkiye’nin sondaj çalışmalarının olumlu sonuçlanması, bölge enerji denkleminin yeniden dizayn edilmesinin yanında bölgede sondaj yapan uluslararası enerji şirketlerinin Türkiye algısının değişmesi açısından son derece önemlidir.DOĞU AKDENİZ’DE SONDAJDoğu Akdeniz sondaj çalışmaları sadece bugün yapılmıyor. Bu bölgede daha önce bölge aktörlerinin yaptıkları çalışmalar ile 1999 yılında İsrail, 2011 yılında GKRY ve 2015 yılında da Mısır hidrokarbon yatakları keşfettiklerini açıkladılar.Türkiye ve KKTC için Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon yatakları hayati derecede önemli. Türkiye tarafından başlatılan ve başlatılacak sondajlarla, Türkiye’nin söz konusu bölgenin önemli bir aktörü olarak hidrokarbon kaynakları yani doğalgaz ve petrol keşfetme konusunda ciddi bir başlangıç yaptığını söyleyebiliriz.Hep söylüyoruz bu bölgede Türkiye tarafından çıkarılacak doğalgaz sayesinde hem Türkiye kendi enerji ihtiyacını karşılayacak hem de mevcut tamamlanan ve devam edecek uluslararası projeler ile birlikte bu bölge kaynaklarının Türkiye üzerinden uluslararası piyasalara taşınmasının yolu açılacak.AB’NİN DOĞU AKDENİZ’DEKİ ROLÜTürkiye’nin 2 sondaj gemisiyle Doğu Akdeniz’de bulunması başta GKRY ve Yunanistan’ı rahatsız etmişe benziyor. Özellikle de AB üzerinden Türkiye’nin hem kendi kıta sahanlığında başlatacağı hem de KKTC’den aldığı ruhsatlarla KKTC kıta sahanlığında yapacağı sondajları engelleme konusunda bir çabası olduğu görülüyor.AB üzerinden Türkiye’yi tehdit etme konusundaki çabalar nasıl sonuçlanır ayrı bir şey ama AB’nin de Doğu Akdeniz’i yalnızca kendine üye ülkeler bakış açısıyla ya da kendi enerji arz güvenliği açısından değil en önemli politikalarından biri olan Komşuluk Politikası çerçevesinden değerlendirmesinde fayda var.AB zaten söz konusu politika ile kendisine sınırı bulunmayan yakın coğrafyasındaki ülkelerin ekonomik ve sosyal anlamda kalkınması adına çalışmalar yürütmektedir. Yani bu konuda oldukça da tecrübeli.Bu bağlamda AB, Doğu Akdeniz’de keşfedilen rezervlerde taraf olmaktan ziyade keşfedilen kaynakları adanın iki tarafı arasında nasıl paylaşılacağı konusunda daha çok çaba göstermelidir.Dolayısıyla KKTC’yi ve Türkiye’yi ihmal ederek bu iki ülkeyi Doğu Akdeniz’deki enerji denkleminden çıkaran ve maliyeti yüksek olan farklı senaryoların peşinde koşmak başta AB’nin arz güvenliğinin aleyhine bir durum oluşturacaktır.Bu açıdan AB’nin bölgede bütün tarafların menfaatine olacak bir denklem kurulmasına katkı sunması, tüm taraflar için -kazan kazan- olabilir.
Doğu Akdeniz’in ekonomi politiği ve enerji jeopolitiği
Doğu Akdeniz’in ekonomi politiği ve enerji jeopolitiği
Yazımın başlığını geçtiğimiz yıl benim de düzenleme komitesinde yer aldığım ve çok sayıda ülkeden akademisyen ve diplomatın katılımları ile Polis Akademisi Uluslararası Terörizm ve Güvenlik Araştırmaları Merkezi (UTGAM) tarafından düzenlenen “Doğu Akdeniz’den Basra’ya Krizler ve Düzen” başlıklı uluslararası sempozyumun rapor içeriğinden aldım. Polis Akademisi’nin raporu son dönemin en önemli konulardan birisi olan Doğu Akdeniz’deki gelişmelere ilişkin kapsamlı bilgiler içeriyor. Elbette içerik oldukça geniş ve detaylı. Burada hepsini ele almak mümkün değil. Ancak konunun ekonomi ve enerji boyutuna ilişkin tespitler sürecin anlaşılması açısından büyük önem arz ediyor.Video: Doğu Akdeniz’in ekonomi politiği ve enerji jeopolitiğiNEDEN BÖYLE?Çok sayıda farklı ülkeden katılım sağlayan onlarca akademisyen ve diplomatın ortak görüşü bölgede meydana gelen gelişmeleri;, zengin doğal kaynakların paylaşımı çerçevesindeçıkar çatışması ile Siyonist arayışlar ve mezhep temelli iktidar mücadeleleri anlamında ideolojik çatışmanın sonucu olduğu yönünde. Zira Doğu Akdeniz ile Basra arasındaki bu bölgenin insanlık tarihine yön veren pek çok medeniyete ve semavi dine sahiplik yapması, stratejik geçiş ve ticaret yollarını barındırması, bünyesinde ispatlanan ve tahmin edilen büyük enerji rezervleri ile önemini giderek daha fazla artırdığını görüyoruz.Öte yandan bölgede I. Dünya Savaşı sonrası kurulan düzenin ana aktörü olan büyük güçlerle ittifak halinde olan otoriter rejimlerin zamanla gücünü kaybetmesi veya kaybettirilmesi yüzünden ortaya çıkan yoğun çatışma ve kriz hali yeni bir düzen arayışını da gündeme getiriyor. Aslında bu sempozyum gerçekleştirildiği sırada Trump’ın damadı ve başdanışmanı Kusher’ın planı henüz gündemde yoktu. Ancak o günlerde sempozyum oturumlarını takip edenler için bu planın sürpriz olmadığı aşikar. Çünkü toplantıyı takip eden hemen herkesin ortak görüşü ABD’nin bölge için yeni bir planla çok kısa süre içinde ortaya çıkacağı yönündeydi.EKONOMİ VE ENERJİ BOYUTUDoğu Akdeniz’deki gerçek enerji rezervi miktarını tam olarak hiç kimse bilmiyor. Doğu Akdeniz açıklarında önemli rezervler olduğunu biliyoruz ancak bunların dünya enerji dengelerini değiştirecek miktarda olup olmadığı konusunda elimizde yeterli bir veri yok. Ancak bugüne kadar ispatlanan rezezrvlerin kime ait olduğu konusundaki tartışmalar hızla devam ediyor ve Doğu Akdeniz’e komşu olan ülkelerin bu konuda varması gereken mutabakatın henüz adı bile yok. Hatta Doğu Akdeniz’de münhasır ekonomik bölge anlaşmazlığı enerji güvenliği minvalinde kıyıdaş ülkeler ve bunlarla çalışan ya da çatışan büyük güçler arasında çoktan önemli bir kriz alanı haline gelmiş durumda.Bugün bölgedeki gelişmeleri sadece bölge ülkeleri değil diğer pek çok ülke de yakından takip etmekte ve hatta çoğu zaman doğrudan dahil olmaktadır. Örneğin bir dönem ekonomik ve diplomatik olarak oldukça zayıf hale gelen Rusya’nın bölgedeki sorunlar üzerinden yeniden küresel sahneye döndüğünü görüyoruz. Çin’in Kuşak ve Yol İnisiyatifi’nin geleceğinin bölgedeki gelişmelere bağlı olduğu aşikar. ABD’nin İsrail politikası ve Filistin’in durumu buradaki gelişmeler ışığında şekilleniyor. Öteden beri enerji ithalatçısı olan Avrupa kendisine yeni bir tedarik kanalı sağlayıp sağlayamayacağını görmek istiyor. Bugün Arap Baharı, Yemen Krizi, İran yaptırımları, Kıbrıs sorunu ve Mısır darbesi gibi gelişmeleri Doğu Akdeniz’in sahip olduğu jeopolitik ve jeoekonomik konumdan ayrı tartışmak imkansız.RAPORDA BAŞKA NELER VAR?Yazımın başında ifade ettiğim üzere rapor oldukça kapsamlı. Benim yukarıda çok kısa bir şekilde ifade ettiğim hususların dışında raporda; bölgesel düzenin geleceği, büyük güçlerin ve bölgesel aktörlerin Ortadoğu politikaları, bölgenin jeopolitiği ve vekalat savaşları, göç ve mülteciler konusu ve bölgedeki mezhepsel çatışmalar üzerinde kapsamlı analizler ve yol gösterici tespitler mevcut. Polis Akademisi Başkanı Prof. Dr. Yılmaz Çolak, UTGAM Müdürü Prof. Dr. Mehmet Şahin ve kıymetli meslektaşlarım Dr. Öğretim Üyeleri Buğra Sarı ve Murat Tınas tarafından hazırlanan rapor Polis Akademisi’nin internet sitesinde erişime açık durumda.
* Türkiye Libya’ya her an asker gönderebilir * Aynı cephe, aynı ittifak. Bu sefer Akdeniz’den Türkiye’ye saldırıyor.. * Bu iş, iç politika konusu değil, ucuz kelimeleri bırakın artık.. * BAE açık düşmanımızdır, ne gerekiyorsa yapılmalı..
* Türkiye Libya’ya her an asker gönderebilir * Aynı cephe, aynı ittifak. Bu sefer Akdeniz’den Türkiye’ye saldırıyor.. * Bu iş, iç politika konusu değil, ucuz kelimeleri bırakın artık.. * BAE açık düşmanımızdır, ne gerekiyorsa yapılmalı..
Libya’da çok acı bir paylaşım savaşı yaşanıyor. Kaddafi’yi devirenler, ikinci adımı atıyor, ülkeyi talan ediyor. BM’nin tanıdığı Ulusal Mutabakat Hükümeti’ne karşı ABD, İsrail, S. Arabistan, Mısır, Birleşik Arap Amirlikleri (BAE), Fransa ve son olarak Rusya’nın da katılmasıyla Libya’yı, petrolünü, doğalgazını paylaşmak için bir koalisyon, ortak cephe kuruldu.Hepsi; CIA’nın bizim coğrafyamız için yetiştirdiği terör baronlarından biri olan Hafter’in arkasında sıralandı. O, bir Truva Atı. Söz konusu büyük ittifak ve onlara bağlı şirketler için kullanılıp sonradan bir kenara atılacak isimlerden biri.LİBYA’NIN DEAŞ’I HAFTER. EN BÜYÜK TERÖR ÖRGÜTÜ..Olağanüstü bir askeri destekle, DEAŞ ve PKK’dan sonra coğrafyamızdaki en büyük terör örgütü haline getirildi. DEAŞ Suriye’de ne tür bir rol üstlenmişse Hafter de Libya’da aynı rolü üstlenmiş durumda. Şu an itibariyle coğrafyadaki en büyük terör örgütü durumunda.S. Arabistan’dan, BAE’den, Fransa’dan, ABD ve Rusya’dan her gün büyük oranda askeri mühimmat desteği alıyor. Mısır askerleri doğrudan savaşın içinde. Fransız özel kuvvetleri öyle. BAE bütün hava gücünü Libya’ya yığdı.Suriye’nin kuzeyinde, PKK ve DEAŞ üzerinden Türkiye’yi köşeye sıkıştırmaya çalışan, ardından da “Türkiye Cephesi” açmaya çalışan ülkeler, aynı cepheyi bu sefer Libya’da kurdu. PKK/YPG’ye sevkiyat nasıl yapılmışsa, Hafter’e de aynı şekilde sevkiyat yapılıyor. Bir Müslüman ülke daha, Mısır, BAE ve S. Arabistan eliyle mahvediliyor.AYNI CEPHE, AYNI İTTİFAK. BU SEFER AKDENİZ’DEN TÜRKİYE’Yİ ÇEVRELİYOR..Türkiye, Suriye’deki kuşatmayı Fırat Kalkanı, Afrin Müdahalesi ve Barış Pınarı Harekâtı ile yardı, projeyi işlemez hale getirdi. Terör koridoru, harita planı çöktü. Türkiye orada sadece PKK ve DEAŞ’la savaşmadı, S. Arabistan, BAE, Mısır bloku ile de savaşmak zorunda kaldı. İran sınırından Akdeniz’e uzatılan harita çöktü.Tam bu sırada, kuşatmanın bir ayağı da denizden yapılıyordu. Çevreleme, İran sınırından Akdeniz’e doğru uzatılıyordu. Doğu Akdeniz’den sıkıştırma, Akdeniz ve Ege’den çevrelemeye yönelik büyük bir cephe, ittifak oluşturuldu. ABD, İsrail, Yunanistan, Rum Kesimi, Fransa, Bazı AB üyeleri ile birlikte Suudi yönetimi, Mısır ve BAE yine birlikte, burada da Türkiye’nin karşısına dikildi.BAE, SUUD VE MISIR BÖLGENİN HER ALANINDA TÜRKİYE İLE SAVAŞIYORDoğu Akdeniz enerji kaynakları üzerine anlaşma üstüne anlaşma, ittifak üzerine ittifak yapılıyor, bu sefer de Akdeniz paylaşılıyordu. Suriye’nin kuzeyinde olduğu gibi, burada da bütün hedef Türkiye’yi çevrelemek, sıkıştırmak, dışarıda tutmak, boğmaktı. BAE, Suud ve Mısır, yine tetikçilik görevi üstlenmiş, İsrail ve Batı’nın gücünün arkasına sığınıp Türkiye ile savaşıyordu.Türkiye hiçbir şekilde geri adım atmadı. Direndi, meydan okudu.. Suriye’nin kuzeyinde olduğu gibi, saldırıya taarruzla cevap verdi. Sondaj gemilerini Akdeniz’e yönlendirdi, kendi haritasına göre çalışmalar başlattı. Donanmasını Akdeniz ve Ege’de hareketlendirdi. Bu durum, bazı şirketleri caydırdı, ürküttü. Bazı ülkelerin hesaplarını bozdu.LİBYA İLE ANLAŞMA: BİZ ZATEN KOMŞUYDUK! HEPSİ NASIL PANİKLEDİ..Ama Türkiye’nin en büyük darbesi Libya ile yaptığı Münhasır Ekonomik Bölge Anlaşması oldu. Kimse bunu beklemiyordu, karşıt ülkelerde büyük bir şok etkisine neden oldu. Herkes Batı’nın tanımladığı Akdeniz haritasına göre pozisyon alıyordu ama Türkiye ezber bozan bir harita ortaya koydu.Türkiye ve Libya denizden komşu oldu, iki ülkenin de yüzölçümü büyük oranda genişledi. Kafalarındaki Akdeniz planları darmadağın oldu. Buna hazırlıklı değillerdi. Panik halinde bir araya geldiler, hep bir ağızdan Türkiye’yi tehdit etmeye başladılar.LİBYA’YA ASKER, SAVUNMA KALKANINI ORADA KURMAKTIR.Türkiye-Libya anlaşması bununla da sınırlı değildi. İki ülke askeri işbirliği anlaşması da yaptı. Buna göre Libya istediği takdirde Türkiye bu ülkeye asker gönderecek, Libya ordusunu yetiştirecek ve silahlandırabilecekti.Cumhurbaşkanı Erdoğan, iki kez, “Libya isterse asker gönderebiliriz” açıklaması yaptı. Türkiye örtülü bir şekilde zaten Libya’da. Ama bu anlaşmayla, kara birlikleri, donanma, hava birlikleri açık bir şekilde Libya’ya sevk edilecek.Türkiye, kendisine yönelen büyük bir tehdidi Libya’da durdurmaya çalışıyor. Hem Libya’nın parçalanmasının önüne geçmek hem Türkiye’yi Akdeniz’de boğmaya yönelik planları boşa çıkarıp, savunma kalkanını orada kurmak istiyor. Bu, istekten ziyade bir zorunluluk. Suriye’nin kuzeyinde yaşadığımızın daha büyüğünü Akdeniz’de yapmalarına izin veremeyiz.NE YAPACAKTIK YANİ, TESLİM Mİ OLACAKTIK! TÜRKİYE BUNU YAPMADI, ASLA DA YAPMAYACAKİran sınırından Doğu Akdeniz’e, Ege’den Balkanlar’a kadar, Türkiye’nin etrafında kararlı, ince işlenmiş bir çevreleme haritası uygulanıyor. “Türkiye’yi durdurma, Anadolu’ya hapsetme, yeni yükseliş dönemini sona erdirme sonra da içeride boğma”ya dönük bir kâbus senaryosu bu.Tam bu sırada aynı cepheyi içeride de kurduklarını söylemeye gerek yok sanırım. Bu haldeyken bir ülke ne yapacaktı? Teslim mi olacaktı? ABD’nin, İsrail’in, Fransa’nın, Yunanistan’ın, BAE ve Mısır’ın dediğini mi yapacaktı? Türkiye böyle bir ülke mi? Yüzlerce yıllık siyasi tarihinde böyle bir şey var mı? Yok, olmadı, olmayacak.İÇ POLİTİKA MESELESİ DEĞİL, UCUZ KELİMELERİ BIRAKIN..Libya’da çatışmalar çok şiddetlendi. Bugün-yarın olağanüstü gelişmeler olabilir. Libya’da onların dediği olursa, Akdeniz ve Ege’de hareket alanımız kalmayabilir. Bizi boğarlar! Niyetleri de bu zaten. Bu, iç politika meselesi değil, coğrafya, tarih ve gelecek meselesidir. Kimse ucuz kelimelerle etki ajanlığına soyunmasın. Bu yüzden Türkiye bütün gücü ile Libya’da, Akdeniz’de olacaktır, olmak zorundadır. Asker göndermek, açıktan savaşa girmek dâhil!1911-12 Trablusgarp Savaşı’nda neden varsak bugün de o yüzden oradayız. Coğrafyanın her yerindeyiz ve her yerinde olacağız. Aksi takdirde bizi bu Anadolu’da yaşatmazlar. Bunu yüz yıl önce gördük. Dünya yeniden kurulurken haritalar yeniden çizilirken aynı senaryoyu bir kez daha yaşamayacağız. HER AN SEVKİYAT BAŞLAYABİLİR BAE AÇIK DÜŞMANDIR, NE GEREKİYORSA YAPILMALI..Birkaç gün içinde Libya’da önemli değişiklikler olabilir. Türkiye bu ülkeye her an ciddi askeri sevkiyata başlayabilir. Türk ordusu Libya’ya gitmesi gerekiyorsa gidecek. Kimsenin Türkiye’yi Ege’nin dar adalarının arasına sıkıştırmasına izin verilemez. Coğrafyadan yalıtamaz. Akdeniz’den kovamaz. Biz bu oyunu ezberledik artık.Ve BAE’nin her yerde, coğrafyanın her köşesinde, bilinen her alanda Türkiye’nin büyük düşmanı olduğu, kötülük abidesi olduğu not edilmeli. Bu ülkeye karşı bilinen bütün alanlarda mücadele başlatılmalı. Gereken neyse, yapılabilecek ne varsa yapmalı.
Tarafsız ol AB
Dünya
Tarafsız ol AB
Türkiye-Libya yetki anlaşması sonrası Yunanistan’ın yanında saf tutan AB’nin, uluslararası bir mahkeme gibi hareket edemeyeceği vurgulandı. İspanya-Fransa, Slovenya-Hırvatistan, Malta-İtalya örnekleri hatırlatılan AB’ye bundan önce olduğu gibi “tarafsız kalması” uyarısı yapıldı.
Yeni Şafak
Türkiye’yi dışlamak artık zor
Dünya
Türkiye’yi dışlamak artık zor
Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki haklarını korumak için yaptığı “denklem değiştirici hamleler” dünyanın en çok konuştuğu stratejik konulardan biri haline geldi. Son olarak ABD’nin Wall Street Journal gazetesi, bölgesel izalosyonu kıran Türkiye’yi artık Doğu Akdeniz’den dışlamanın çok zor olduğunu yazdı.
Yeni Şafak

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.