Bir şifa kaynağı olarak edebiyat
Hayat
Bir şifa kaynağı olarak edebiyat
Niçin yazarız ya da niçin okuruz? Bu sorular etrafında kaleme alınan denemelerden ortaya çıkan Edebiyatın İyileştirici Gücü adlı kitapta Ahmet Sarı özetle şunu söyler: Yazar ve okuru buluşturan ortak derttir, yaradır. Yazar kalemiyle o yarasını sarmaya çalışırken okur da okuyarak merhemini arar.
Yeni Şafak
Tatilcilerin yeni tercihi: Günlük iki bin TL'yi gözden çıkardılar
Ekonomi
Tatilcilerin yeni tercihi: Günlük iki bin TL'yi gözden çıkardılar
Koronavirüs salgını ile mücadele sonrası normalleşme takviminin belli olması ve havaların da ısınmasıyla birlikte uzun süredir rafa kaldırılan tatil planları yeninden masaya geldi. Turizmciler yeni sezon için haziran ayını işaret ederken, koronavirüsten kaynaklı bu yıl tercihini otelden yana kullanmak istemeyenler ise daha izole bir tatil için kiralık villa bakmaya başladı. Belli bölgelerde 15 Haziran sonrası için yer kalmaz iken, maksimum 8 kişi konaklamalı günlük fiyatlar ise 500 ile 2 bin TL arasında değişiyor. İşletmeciler arayanların özellikle ev ve havuz için dezenfekte işlemlerinin nasıl yapılacağını sorduğunu belirtiyor.
Yeni Şafak
Şimdi Türkiye’ye odaklanma zamanı
Şimdi Türkiye’ye odaklanma zamanı

İnsan olmanın sorumluluğu bütün hemcinslerimiz ile ilgilenmeyi, dünyanın herhangi bir yerinde var olan bir acıyı dindirebilecek imkana sahip isek onu paylaşmayı öngörüyor. Elbette insan olma bilincimiz bütün insanlık için ıstırap duymayı gerekli kılıyor. Buna rağmen son yazımı “Türkiye’ye odaklanma zamanı” diye bitirmiştim. Tıpkı, uçak yolculuklarında, ihtiyaç anında oksijen maskesini önce kendinize, sonra çocuğunuza takmanız gerektiği gibi.

Şimdi Türkiye zamanı.

Ortada dolaşan baykuşlara aldırmadan, yaşadığımız, daha doğrusu bizi yaşatan ülkemize karşı sorumluluğumuzu yerine getirme zamanı. Havasını suyunu teneffüs ettiğimiz, kaynaklarından istifade ettiğimiz, ama en önemlisi her işimizde, beşeri sermayesini kullandığımız, umutlarımızı yeşerttiğimiz ve hayallerimizi kurduğumuz Türkiye zamanı.

Adeta ilahi bir gazap gibi dünyanın üstüne çöken bu karabasandan sadece devletleri sorumlu tutmak ve onların çözüm üretebileceğini düşünmek yanlıştır. Zaten kısa zamanda bunun imkansızlığı da ortaya çıkmıştır. Kibir yarışına girerek, her türlü imkana sahip olduğunu iddia eden devletler, ülkeler bir bir acziyetlerini ilan edip Hakka ve halka dönmek zorunda kalmışlardır. Yaşanan süreç, insanlığın yüz yüze olduğu felaket, hiç kimseye bir üstünlük veya öncelik tanınmadığını; bütün mağruriyetlerine rağmen bir virüs karşısında herkesin mağlup olabileceğini ortaya koymuştur. Yıllarca “Er Ryan’ı Kurtarma” filmiyle, ne olursa olsun dardaki bir insanını kurtarabilir fikrini zihnimize kazıyanlar, şimdi 200 bin insan kaybıyla işin içinden çıkmayı büyük başarı olarak görüyorsa, varın gerisini siz hesap edin.

Sarsılmaz zannettiğimiz dünya düzeninin, muhkem görülen idare ve kurumların, üniversite ve araştırma merkezlerinin kısa zamanda iflas etmiş olması bundan sonra hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını göstermektedir. Ne olursa olsun, hayata tutunabilen, hayatta kalan insan, yine doğru ve yanlış sahip olduğu insani özellikleriyle kalacaktır. Ancak bu sefer, kin nefret, ihtiras gibi şeytanı hasletler Pandora’nın kutusuna girecektir. Fakat onları orada kapalı tutmak yine kolay olmayacaktır.

Bu yüzden şimdi topyekûn bir eğitim zamanıdır. Alışkanlıklarımızı, içimize sokulan nifak ve ayrıştırma, ötekileştirme hastalıklarımızı terk edip; arzularımızı, heveslerimizi, duygularımızı eğitme zamanıdır. Ülkemiz, milletimiz, çevremiz ve ailemiz için ortaya koyacağımız dayanışma bunun ilk adımıdır. Mutlaka herkesin yapabileceği bir şeyler vardır ve yapmaktadır. Ancak bunların organize edilip daha verimli olması için bir elden yürütülmesi elzemdir. Bunun için Sayın Cumhurbaşkanı’nın başlattığı “Biz Bize Yeteriz” kampanyasının önemi büyüktür ve desteklenmelidir.

Bugün vicdan sahibi, sorumluluk sahibi olanların günüdür.

Bugün, Türkiye’nin kaynaklarıyla sermeye biriktirenlerin günüdür.

Bugün, Türkiye’nin beşeri potansiyelinden istifade ederek iş kuranların günüdür.

Bugün, şirketlerin, odaların, mesleki birliklerin, sendikaların, STK’ların kendini gösterme günüdür.

Bugün, geleceğini bu ülkede görenlerin, atalarının hatıralarını yaşatmak isteyenlerin günüdür.

Bugün, insanlığını test etmek isteyenlerin günüdür.

Bugün, “rızıklarından infak etmeyi” düstûr edinenlerin günüdür.

Bugün Türkiye’yi ayakta tutarak insanlığın önünü açmak isteyenlerin günüdür.

Haydi Türkiyem, biz bize yettiğimizi gösterelim. İnsanımızı insanlık için yaşatma gayretlerine destek olalım.

Şimdi Türkiye’ye odaklanma zamanı.

Avrupa’nın derin kökleri
Avrupa’nın derin kökleri

Modern Avrupa’nın nasıl oluştuğu târihçiler arasında hâlâ tartışılan bir muammadır. Ama Avrupalının kendi kendisini nasıl algıladığı; yâni yerleşik öz algısı çok daha mühimdir. Kendilerini Grekoromen bir temel üzerine binâ edilmiş bir kültür dünyâsı olarak değerlendirmeyi bir alışkanlık hâline getirmişlerdir. Aslında bu bir bileşim değildir. Grekler, Sistem Okulunun târifine göre “mini sistemlerdir”. Aralarında siyâsal bir birlik kurabilmiş değillerdir. Hâlbuki Roma bir “imperiumdur”. Grek dünyâsı ile Roma dünyâsı arasında, meselâ teolojik boyutta olduğu üzere bâzı kültürel süreklilikler veyâ geçişler olsa da, bir bağ kurmak pek de mümkün değildir. Diğer taraftan her ikisi de, ilki bir mini sistem; diğeri ise bir imperium olarak antik birer oluşumdur. Yâni modernlik öncesi karakterdedir.

Başta Annales Okulu olmak üzere eleştirel bakış ise, modern Avrupa’nwın feodal kökleri olduğunu ileri sürer. Yâni modern Avrupa târihi Roma sonrası bir oluşumdur. Târihi mâhut kavimler göçü ile başlatılması gerekir. Yâni barbarik bir geçmişi vardır. Franklar, Cermenler, Ostrogotlar, Vizigotlar benzeri barbarik - pagan toplulukların bugünkü modern Avrupa uluslarının köklerini oluşturduğunu biliyoruz. Tabiî ki diğer otokton Avrupa topluluklarıyla harmanlanmışlardır. Ama otokton Avrupa halklarının da barbarlık ve paganlık açısından sonradan gelenlerle fazlaca bir farkı yoktur. Burada diğer güçlü bir kültürel girdi de, en nesnel karşılığıyla kullanarak ifâde edecek olursak “medenîleştirici” tarafıyla Katolik kiliseden gelmiştir. Hâsılı, modern Avrupa, paganlık ve Katoliklik etkileşimi temelinde bir kültürel yapı olarak tezâhür etmiştir. Bu oluşumu çevreleyen üretim tarzı ise Avrupa’ya özgü bir tarz olan feodalitedir. Feodalite, parçalanmış yapılarıyla antik mini sistemlere görünüşte benzemektedir. Ama mâhiyeti çok farklıdır. İlki bir “polis” kültürü iken, diğeri “kırsal” mâhiyettedir.

Bin sene süren feodal târih, modern Avrupa’nın zihniyetinde dışlanır. Bin senelik bir karanlık geçmiş olarak târif edilir. Haçlı Savaşları sonrasında başlayan bir bolluk ve zenginleşme evresi; Hümanizma, Rönesans-Reform, Akıl ve Bilim Çağı, Aydınlanma vb kültürel süreçlere bel vermiştir. Modern Avrupa zihniyeti, bu evreleri derin kökleriyle, yâni ilhâmını o “Yitik Cennet” veyâ “Altın Çağlar” olarak gördüğü Grekoromen geçmişiyle buluşmak olarak kutlar. Hâlbuki bu muhayyel bir kurgudur. Kendisini esasta var eden feodal geçmişidir.

Modern devlet, ulus ve sermâye birikimi modern Avrupa’nın maddî medeniyetine işâret eder. Feodal geçmişi, Avrupa’nın “aştığı”, “tasfiye ettiği” değil, dönüştürdüğü bir süreçtir. Feodalite ile modernliğin çatışmasını bu şekilde değerlendirmek gerekir. Modern Avrupa ulus-devletler, modern feodal kolektif yapıların siyâsal yorumlarıdır aslında. Ulus bir formasyon olarak elbette etnik bağların üzerine çıkar. Ama nihâi tahlilde vurguladığı etnikliktir. Dinden gelen ve etnikliği aşan “evrensellik” vurgusu ulusal dinamiklerle çatışır çatışmasına; ama nihâî tahlilde uzlaşır. Modern Avrupa üst kimliğinin, Hristiyanlık temelinde muhayyel bir Avrupa ethnos’unu deyimler hâle gelmesi de bu şekilde anlaşılmalıdır.

Modern ulus devletler esasta feodal kültürel köklere bağlılığı zorlar. Aktüel etnik mensubiyetlerin üzerine çıkması hasebiyle modern ulus-devletlere âidiyetler ve onu da aşan Avrupa ulusunu inşâ etme gayretleri bin sene sürmüş bir feodal târihin zihniyet örüntüsüyle ve birikimleriyle bizâtihî sorunludur. Özellikle kapitalist krizlerin yoğunlaştığı evrelerde bu sorunlar su yüzüne çıkar. 2000’li senelerde yaşananlar bu sorunların keskinleştiğine işâret ediyor. AB’nin bugün iki başat meselesi var: İlki Avrupalılık kimliğini aşındıran süreçler; diğeri de mevcut ulus-devletleri içeride çözen, feodal bağlara dayanan ayrılıkçılık hareketlerinin güçlenmesi. Modern Avrupa değerleriyle, feodal kökler çatışıyor. İlki olsa olsa iki yüz; diğeri ise, yedeğine kapitalist egoizmi almış bin senelik bir birikim. Hangisi baskın olur dersiniz?

Küresel işbölümündeki eşitsizlikler üzerinden dünya yeni bir “Kavimler göçü”nü yaşıyor. Pandora’nın kutusu açıldı. AB’nin sınırlarının başladığı yerde Türkiye barajın kapağını kaldırdı. Sayıları yüzbinleri aşan göçmenleri, insanlığı utandıran usullerle durdurmaya çalışıyor. Silâh kullanmaktan sakınmıyor; kadın çocuk dinlemiyorlar. Ama geçmiş olsun. Bunu durdurmak imkânsızdır. Tabiî âfetler ile târihsel-beşerî âfetler arasında bir fark var. İlki gelir geçer. Diğeri ise geldi mi, geçmez. Bir zamanlar Almanların ataları olan Cermenler, Fransızların ataları olan Franklar Avrupa’nın kapılarına nasıl dayandılarsa; Afganlılar, Pakistanlılar, Iraklılar, Suriyeliler de öyle dayandılar. Gelenlerin kaybedecekleri hiçbir şey yok. Onları durdurmaya çalışanların ise kaybedecek çok şeyleri var. Kaybedecek bir şeyleri olmayanların karşısında hiçbir duvar, set ayakta kalamaz.

3 ilde coronavirüs nedeniyle 30 bin rezervasyon iptal oldu
Ekonomi
3 ilde coronavirüs nedeniyle 30 bin rezervasyon iptal oldu
Her geçen gün ölü sayısının katlanarak arttığı koronavirüsü dünya turizmini de ciddi anlamda tehdit ediyor. Yıllık 250 milyar dolarlık turizm harcaması ile listenin zirvesinde yer alan Çinli turistler virüs nedeniyle evlerine kapanınca başta Asya Pasifik'te yer alan ülkeler olmak üzere Avrupa ve Amerika'da yüz binlerce otel rezervasyonu iptal edildi. Çin ile 1 milyon turist hedefi olan Türkiye'de ise ağırlık 3 ilde yer alıyor. Çarşamba günü Şubat ayı sonuna kadar uçuşların tamamen durdurulacağı ülkeden Türkiye'ye yapılan 30 binin üzerinde rezervasyon iptal edildi.
Yeni Şafak
Yunanistan Başbakanı Miçotakis'in ablası Bokayannis'ten hükümete uyarı: Aklınızı başınıza alın
Dünya
Yunanistan Başbakanı Miçotakis'in ablası Bokayannis'ten hükümete uyarı: Aklınızı başınıza alın
Yunanistan'ın Ege ve Akdeniz'de attığı hukuksuz adımlar sonucu gerilen Atina-Ankara ilişkilerini, Yunan eski Dışişleri Bakanı ve Yeni Demokrasi Partisi Girit Milletvekili Dora Bakoyanni değerlendirdi. Başbakan Kiriakos Miçotakis'in ablası olan Bokayanni, "Ne istiyorlar? Ateş etmemizi mi? Aklınızı başınıza alın" dedi.
Yeni Şafak
Zehir tacirlerinin 'deodorant' yöntemini polis çözdü: Ağırlığından şüphelenince ortaya çıktı
Gündem
Zehir tacirlerinin 'deodorant' yöntemini polis çözdü: Ağırlığından şüphelenince ortaya çıktı
Beşiktaş’ta motorize yunus ekipleri, şüphe üzerine durdukları lüks cipin içerisinde yaptığı aramada, normalinden fazla ağır olan deodorantın içerisindeki özel bölmeye gizlenmiş satışa hazır 41 adet toz kokain, 5 adet taş kokain ve 10 parça ekstazi maddesi ele geçirdi. Gözaltına alınan iki şüpheliden biri tutuklanarak cezaevine gönderildi.
IHA
Köpeğe deodorantla işkence yapıp videosunu paylaştı
Gündem
Köpeğe deodorantla işkence yapıp videosunu paylaştı
Ömer Serdar Dinç, 'Serdar_tkd' adlı sosyal medya hesabından bir köpek ve papağana yaptığı işkenceyi paylaştı. Vicdansız adam köpeğin gözüne deodorant sıktığı videoyu, 'Allahım neden bu kadar gerizekalılar' yazısıyla paylaştı.
Diğer

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.