Aslolan üsluptur
Aslolan üsluptur
Siyasilerin söylediklerinden çok üsluplarına dikkat edin… Siyasiler de kendi üsluplarına dikkat etmeliler… Çünkü üslup ile insanın ‘ruhsal tekâmülü’ arasındaki bağ doğrudandır. Kişinin olgunluk seviyesi hakkında çok şey söyler… ‘İyi’ bir şey, ‘kötülüklerin karanlığından geçmiş’ bir ses tonu ve kelimelerle, şeytani yüz ifadesiyle dile getirilemez. Tersine durumlar da ilginçtir… Seçilen kelimeler cahilce olsalar da kişinin özü, yani ruhsal tekâmülü çok üst düzeyde olabilir. Kamuoyunu bilemem; çünk...
Turna Kuşu avcıları: Din, düş ve modern evrimci bilinç
Turna Kuşu avcıları: Din, düş ve modern evrimci bilinç

Düşünce arayışı içinde olmak bir cesarettir. Buna saygımız var. Ancak bu arayışlar, “Turna Kuşu” gibi avcıları bekleyen yerlere de uğramadan edemezler! İşte orada ariflerin ve aşıkların ikazları önemli. “Gitme oraya, vururlar seni” der arif. Ama insanoğlu bu, aklına koyduğunu yapacak ve gidecek. O zaman avcılara da yem olmaktan kurtulamayacak! Bizim modern dönem aydın hikayemiz de bu. Hakikati bulma tecessüsü içinde olan çağdaş Müslüman entelektüelin kaderi. Modernitenin “çayırları” (paradigmaları) üzerinden uçarız. Yurtlarımızdaki çölleşmeden kaçarak firari bilinçlerle bu “çayırlarda” heyecana kapılırız. Gözlerimiz kamaşır, çayırlıkların göletlerine girip susuzluğumuzu gidermek, yüzmek ve neşelenmek isteriz.

Video: Turna Kuşu avcıları: Din, düş ve modern evrimci bilinç


Heyhat! Bizi bekleyen avcı ideolojiler var: Pozitivizm, post-modernizm, nihilizm, materyalizm. Marifet hem göletlerde yüzmek ve çayırlıklarda dolaşmak hem de bu avcıların şerrinden korunmak. Artık buralara inmeden uçup gitmenin yolu yok. Dücane Cündioğlu da bundan muaf değil. Otuz yıldır hakikat arayışına ve heyecanlarına tanıklık yaptığım bir entelektüel. Her arayışının durağında hakikati “buldum” diye sevinerek geride kalanları yakan bir tecessüs. Kalem dergisinde bütün geleneği hurafe, geleneğin önemini keşfettiğinde bütün hurafeleri hakikat ve Batı modernliğinin evrensel parıltılarıyla karşılaşınca bu defa modern düşünceyi kutsal ilan eder. Her hakikat keşfinde bütün öncekileri reddeder.

Şimdi büyük bir cesaret, heyecan, şevk içinde hakikat arayışında olan bir tecessüsün “din kutsaldır, ussal değildir”, “vahiy düştür”, “inanç gelişmemiş düşüncedir” gibi geç keşiflerini duyuyoruz. Temelde dine düş, bilime de akıl payı veren evrimci modernlik yaklaşımı. Pozitivizmin babası Renan’ın insanlığı bebeklik, çocukluk ve ergenlik şemasıyla açıklayarak dine de bebeklik aşamasını uygun görmesi bunun çarpıcı bir örneği. Evrimci modernliğe göre din, insanlığın daha ilk aşamasında düş ile gerçekliği ayırt edemediği dönemlerde varlık kazanan bir bilinç durumu. Bebeklik bilinci uyku ve uyanıklık arasıdır. Düşsel haldir. Dünyayı düşle yaşar. O nedenle hiçbir akıl ve hakikat durumu yok. 19. Yüzyıl antropolojisi ve ondan faydalanan sosyoloji de böyle bakar dine. İnsan varoluşunun bebeklik hali. Evrimsel basamağın ilkel, bebeksi ve düşşel aşaması. Aydınlanma buradan kurtuluştur, çıkıştır. Kant “Aydınlanma Nedir” makalesinde buna işaret eder: “Aydınlanma akıl ile ergin olmama halinden kurtulma cesaretini göstermektir”. Hazret de modern evrimci düşüncenin ergenliği yani düşselliği ve hamlığı akılla aşarak bizi aydınlattığını söyler. Hep aynı hikâyenin farklı dilleri ve versiyonları bunlar. Dinin düşselliği, ergin olmama hali, akıl öncesi durumu, evrimsel gelişmenin ilk basamağı. Yani insanlık doğuşunun bebeklik sayıklamaları!

Evrimci modernliğe göre mitoloji, dinin ilk doğası. Cündioğlu, bu anlatı içinde konuşmaya devam eder: Yaratılış İslam’da Adem ve Havva ile başlar ve kıyamet ile de biter. Oldukça düşsel bir anlatı. Boşluk var. Cündioğlu eksik anlatıyor. Daha doğrusu modern antropolojik bilincin ve mitolojinin içinde durarak anlatır ve bu nedenle bilinci de sadece buna göre görmeye yönelir (Husserl’in fenomenolojik yönelimsellik!). Çünkü yaratılış “anlatısı” modernitede de var. Evrim teorisi bir yaratılış anlatısıdır. Bilimsel açıdan baktığımızda Adem ve Havva anlatısından farksızdır. İkisi de inanç düzeyinde yer alır. Biz Müslüman inancını benimsediğimiz için (Müslüman dünya görüşünün bilinci içinde durarak varlığa yönelimsellik içinde olduğumuzdan) Adem ve Havva yaratılış “anlatısı”nı tercih ediyoruz.

Kur’an hem bu anlamsal anlatıya sahip (kutsal diyelim) hem de güneş, yıldızlar, gök, yer gibi fiziksel varlık dünyasından bahsederek yaratılışın maddi nesnel boyutuna dikkat çeker. Bu da ussaldır. Aslında varlığı kavramanın dili ve yöntemi çoğuldur vahiyde. Dücane Cündioğlu’nun yaptığı gibi düş ve us diyalektiğine dayanmaz. Hakikati kavramanın yolu çok olduğu gibi anlatmanın yolu da çoktur. Önemli olan ona yönelen bilincin açıklığıdır. Gadamer’in ifadesi ile “ufkun kaynaşması”.

Muhayyile renkli, kudretli, çeşitli, anlamlı ve insani varoluşa hitap eden bir boyut. Her zaman da önemli. Sekülerleşme ile beraber modernite onu dinden alarak sanata transfer ediyor. Bunu gözlemlerime dayanarak söylüyorum dese de Dücane beye ait bir saptama değil. İranlı filozof Abdülkerim Suruş’un vahyi düş olarak tanımlayan tezine şimdi Dücane Cündioğlu da eşlik ediyor. Üstelik hiçbir referans vermeden kendisi keşfetmiş gibi konuşuyor. “Din hem kutsal hem ussal” diye devam edeceğim.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.